21 Ekim 2018 Pazar Saat:
09:16

İslami Eğitim/Terbiye

17-02-2017 09:56


 

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

Eğitim, herhangi bir şeyi kademe kademe olmak suretiyle kemaline eriştirmektir.

 

Eğitim ile ilgili olarak Kur'an'da yüze yakın yerde geçen "Rab" kelimesi, Allah'ın bir sıfatıdır ve eğitici/yetiştirici manasına gelir.

 

"Rab" kelimesinin bulunduğu ayetlerden birinin manası şöyledir:


"Âlemlerin Rabbi (eğiticisi/yetiştiricisi) olan Allah'a hamd olsun."[1]

 

Bir ayette şöyle yer almıştır.

 

"…Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!"[2]  

 

İslâm dini, insan eğitimine son derece önem vermiştir.Kur'an ve sünnet çerçevesinde yetişen ve ona göre hareket eden insan, meleklerden daha üstün olan bir makama yükselmiş kabul edilir. İslâm terbiyesinden mahrum olan, nefsine, şehevi duygularına ve maddi menfaatlerine göre hareket edenler de, hayvanlardan daha aşağı olan bir dereceye düşmüş olurlar. Onun için ilk peygamber Âdem’den (a.s) son peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.a) kadar, bütün peygamberlerin ana gayesi, insanları tevhit inancı ile yetiştirmektir.

 

Bu, daima insanları iyi ve güzel şeylere götürür. Hedef, insanları iyi ve faydalı olan şeylerle eğitip yetiştirmektir.

 

Eğitime bu derece önem veren İslam dini, insanların ruhunun, aklının ve cisminin eğitim ve terbiyesi için, birçok emir ve yasaklar koymuştur. İslâm’ın koyduğu eğitim kurallarına uygun hareket eden insanlar, dünya ve ahirette huzur ve saadete ererler.

 

 

İslamî Eğitimin Özellikleri

 

1- Fıtrata uygun oluşu:

 

İnsanda doğuştan bir takım yetenekler ve özellikler vardır. İslami eğitimde bu yaratılış özellikleri dikkate alınır ve insanın bu fıtrî kabiliyetleri filizlendirilmeye ve olgunlaştırılmaya çalışılır.

 

"O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult."[3]

 

Her eğitim ve öğretimden önce insanın tabiatında ve yaradılışında dine, Allah’a ve tevhit inancına karşı yeşertilip geliştirilmesi mümkün olan bir eğilim vardır.

 

İmam Ali (a.s) bu bağlamda şöyle buyurmuştur:

 

"Tevhit (Allah’ı bir bilme) inancı, fıtrattır (insanın fıtratıyla uyum içindedir)."[4]

 

Bu ilahi fıtrat, hedefinden sapabilir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.a) bir hadisinde bu konuya şöyle değinmiştir:

 

"Her çocuk ilahî fıtrat üzerine doğar. Ama anne babası onu Yahudi veya Hıristiyan kılar."

 

İnsanları yetiştirmek için Peygamberler ve masum İmamlar tarafından ulaşan bütün dini öğreti ve emirler, aynı tevhit inancı gibi insanın fıtratında ve zatında yatmaktadır. 

 

Bu ilahi fıtrat üzerinde kalmak için filizlenmesine ortam hazırlamak lazımdır.

 

2- Eğitilenin merkez konumunda oluşu:

 

Fıtrî kabiliyetlerin gelişmesinde, eğitilenin çaba göstermesi şarttır. Bu husus Kuran’da şöyle yer almıştır:

 

"Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir."[5]

 

 Eğiten, sadece ortamı hazırlar ve asıl görev, eğitilenin boynundadır.

 

3- Eğitimin tek yönlü olmayışı:

 

Gerçi yetiştirme işleminde, eğitilen kimse merkez konumundadır ama Kuran’ı Kerim, Allah’ın insanların eğitimindeki rolüne şu şekilde değinmiştir:

 

"…Allah dilediğini temizler…"[6]

 

"…onları temizleyen, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur…"[7]

 

Eğitimin ve yetiştirmenin bazen eğiticiye ve bazen de eğitilene bağlanması, eğitimin tek yönlü olmadığı hakikatini yansıtmaktadır.

 

Peygamberler, nasihatle insanı fıtrat yoluna yönlendirirler ve bu da eğitilenin ciddi bir şekilde çaba göstermesiyle çelişmemektedir. Nasihat, hem içten ve hem de dıştan gerçekleşir. İçten gelen nasihat, insanın kendisini kontrol etmesidir. Dıştan gelen nasihat de insanları eğitme amacıyla gönderilen peygamberlerdir. Böylece bu sonuca varıyoruz ki, İslami eğitim ve öğretim sisteminde eğitim işi tamamıyla eğitmenin boynuna yüklenmez.    

 

Eğitimde Dinin Rolü

 

1- Uyandırmak

 

Peygamberlerin eğitim yöntemlerinde birinci adım, insanları gafletten uyandırmak ve onları ilahi fıtrata doğru yönlendirmektir.

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor:

 

"Allah… insanlardan fıtri sözlerini tutmalarını istemek, insanlara unuttukları nimetini hatırlatmak… için kesintisiz olarak nebiler gönderdi."[8]

Peygamberler, insanları gafletten uyandırarak kendilerini tanımaya ve kendilerini bulmaya davet ederek Allah’a ulaşmalarını sağlıyorlardı.

 

2- Tezkiye

 

Peygamberlerin görevlerinden biri de, insanları tezkiye etmektir. Allah’u Teâlâ, Kuran’ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

 

"…onları temizleyen… bir peygamber gönderen O'dur…"[9]

 

Peygamber Efendimiz (s.a.a) de tezkiyeyi büyük cihat olarak tanıtmıştır.[10]

 

3- Kitap ve hikmeti öğretmek

 

Tezkiyeden ve ahlak eğitiminden sonra kitap ve hikmet öğretimi gelir.

 

"…onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur…"[11]

 

Dini Eğitim Metodu

 

Yüce dinimiz, insanları eğitirken, en güzel metotları uygulamıştır.

 

İslam, yukarıda belirtilen üç konunun gerçekleşmesi için aşağıda değinilecek olan şu yöntemlerden yararlanır:

 

1- Örnek insanlar tanıtmak

 

Örnek insanlar göstermek, en önemli ve basit eğitim metotlarından biridir. İnsan, örnek aldığı şahsın izinden gitmeye ve onun gibi olmaya çalışır. Bu metot, insanın örnek almaya zaten eğilimli olmasından dolayı çok etkilidir. Açıktır ki örnek gösterilen şahıs ne kadar mükemmel olursa, etkisi de o kadar çok olacaktır. Din, her yönden mükemmel örnekler tanıtarak eğitim işlemini kolaylaştırmıştır. Kuran’ı Kerim, Peygamberimizi (s.a.a) güzel örnek olarak göstermiştir.[12]

 

2- Öğütve tezekkür

 

Eğitimin büyük hedeflerine yol kat etmede insana yardımcı olacak metotlardan bir diğeri de tezekkür yöntemidir. İnsan, hayvani mertebenin karanlıklarına battığından ve dünya zincirlerine bağlandığından dolayı kendisini ve Rabbini unutur. Bundan kurtulması için, bazı şeylerin ona hatırlatılması gerekir. Bu görevi de ancak din yerine getirebilir.

 

Kuran’ı Kerim ve Peygamber (s.a.a), öğüt vericidir. 

 

"Bu bir öğüttür…"[13]

 

"Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir."[14]

 

"O halde (Resulüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin."[15]

 

Peygamberler, Allah’ı insanlara hatırlatmaktaydılar. Bu hedef uğrunda Allah’ın hükümlerini insanlara bildiriyorlardı. Örneğin Kuran’ı Kerim namazın hikmetini Allah’ı yâd etmek olarak beyan ediyor.  

 

"…beni anmak için namaz kıl."[16]

 

Nasihat, kalbi yumuşatır ve duyguları harekete geçirir. Nasihat, insanın kalbine hitap eder ve bildiklerine amel etmeye teşvik eder. Hiç kimse gerçek vaizlerin vaazlarından ihtiyaçsız değildir. Çünkü nasihatte olan fayda, “duymakta” ve “bilmekte” yoktur. Nasihat eden de dediklerine amel eden birisi olmalıdır. Kalpten çıkan söz, kalbe oturur. Peygamberler ve İmamlar bu özellikteydiler.

 

3- İbadet

 

Semavi dinler ve özellikle de İslam dini, namaz, oruç, hac vs. gibi amellerle imanı geliştirmek ve insani değerleri toplumun bireylerine kazandırmak peşindedir. Zira dini ibadetleri yerine getirmek, dini inançları canlı tutar ve pekiştirir ve ayrıca insanın kendisini nefsi istekleri karşında kontrol etmesini sağlar. Bu konuda Kuran’ı Kerim, şöyle buyurmuştur:

 

"Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki, böylece korunmuş olursunuz."[17]

 

Bu ayette ibadetin gayesi, insanın kendisini günahlar karşısında koruması ve takvalı olması olarak açıklanmıştır.

 

Dini ibadetler, aynı zamanda bir tür Allah’ı anmak ve zikir etmektir. Allah’ı anmak da eğitim yolunda hareket etmeyi kolaylaştırır, çünkü ahlaki bozukluk ve toplumsal problemlere neden olan sebeplerden birisi, gaflet ve unutmaktır.

 

 

4- Allah’ın dostlarına karşı sevgi beslemek

 

Eğitim/terbiye yöntemlerinden birisi de irfan ve seyr-u suluk erlerinin önerdikleri sevgi ve muhabbet yoludur. Onlar şuna inanırlar ki, iyilere sevgi beslemek otomatik olarak kötü erdemleri dışarı döker. İlahi dinler, insanların sevgi göstermeleri ve onlardan etkilenerek kendilerini yetiştirmeleri için bazı insanları topluma tanıtmıştır. Şüphesiz sevgi ve muhabbet, insanı sevilene benzemeye ve onun gibi olmaya yönlendirir. Sevgi, sevgiliden sevene uzanan ve sevgilinin özelliklerini sevene aktaran bir ağdır.

 

5- Mükâfat ve ceza

 

 Mükâfat veya ceza verme, iyi veya kötü amelden sonra amelin azalması ya da çoğalması için uygulanan davranışları kontrol etme yöntemidir. İlahi dinlerde, sevap ve azap kanunu ve peygamberlerin bunları haber vermeleri, dini takip edenler üzerinde has bir etki bırakır. Cennet, cehennem, müjde ve tehdit ayetleri bir nevi insanları teşvik ederek ya da korkutarak davranışlarını değiştirmelerini, saadet yolunda hareket etmelerini ve güzel erdemlere bürünmelerini sağlar. Bir takım has cezalandırma yöntemi içeren İslam’ın ceza hukuku da hukuki yönü yanında eğitim metodu açısından da dikkate şayandır. Zira insanı, suçu tekrar işlemesinden alıkoyar.

 

İnsanları yetiştirmede Peygamberlerin uyguladığı metotlardan birisi de müjde verme ve korkutmadır. Kuran’ı Kerim’de altmış defadan çok müjde manasına gelen “beşaret” kelimesinin türevleri ve yüz yirmi defadan çok da uyarı/korku manasına gelen “nezr” kelimesinin türevleri kullanılmıştır.    

 

Allah’ın kitabında “uyarmak/korkutmak” kelimesinin daha çok kullanılması, onun insanların ruhlarında daha fazla etki bıraktığının bir göstergesidir. İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

 

"Her kim Allah’ın kendisini gördüğünü, sözlerini duyduğunu ve yaptığı iyi ve kötü amellerinden haberi olduğunu bilirse, bu onu kötü amellerden alıkoyar…"[18]

 



[1]Fatiha, 1

[2]İsra, 24

[3]Rum, 30

[4]Nehcu’l-Belağa, hutbe 110

[5]Şems, 9

[6]Nisa, 49

[7]Cuma, 2

[8]Nehcu’l-Belağa, hutbe 1

[9]Cuma, 2

[10]Biharu’l-Envar, c. 19, s. 182

[11]Cuma, 2

[12]Ahzab, 21

[13]Müzzemmil, 19

[14]Yunus, 57

[15]Ğaşiye, 21

[16]Taha, 14

[17]Bakara, 21

[18]Kâfi, c.1, s.70

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !