20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
08:01
05-06-2015
  

İslâm'da Aile Teşkili

Denklik alandaki en önemli ve en temel kriter 'insanlıkta denklik'tir...

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Dr. Rıza Ramazani



Bir Müslüman, İslâm'ın aile ile ilgili yasalarını, buyruklarını ve görüşlerini öğrenmelidir. Bu yasalara tam anlamıyla uymak ve buyruklara bağlı kalmak, aileye ve Müslümanların toplumuna huzur ve mutluluk kazandıracaktır. İnsan gerçeğinin bütün boyutlarını göz özünde bulunduran mukaddes İslâm dini, aile yaşamıyla ilgili en küçük konuları bile öncelik ve zaruretler sırasına göre şeffaf ve uygulanabilir bir şekilde açıklamıştır. İslâm dini açısından aile teşkil etme alanındaki en önemli konu, ölçü ve kriterlerin gözetilmesidir. Bu kriterlere uygun davranmak, aileyi tehdit eden ifrat ve tefrit gibi büyük bir tehlikeyi ortadan kaldıracak veya asgariye indirecek ve daha büyük sorunların ortaya çıkmasına engel olacaktır.


Aile Teşkilinde Ölçü ve Kriterlerin Önemi


Aileyi oluşturan ana öğeler kadın ve erkek olduğuna göre, onların aile teşkili ölçülerini tanımaları birinci derecede önemlidir. Kilit noktaları gözetmek, körü körüne taklitten sakınmak ve kriterlere uygun hareket etmek, ideal ve sağlıklı bir aile teşkilinin olmazsa olmaz koşullarıdır.


Aile kurmak isteyen kadın ve erkek, yeni bir ortama girmek üzere olduklarının ve bu yeni ortamda kendileri için yeni sorumluluklar belirlendiğinin bilincinde olmalıdırlar. Bundan dolayı da bu ortamı iyice tanımalı, hem kendi ve hem de karşı tarafın görev ve haklarının neler olduğunu öğrenmeli ve buna uygun olarak eş seçimine gitmelidir.


Bu aşamaların tümünde kıstas ve ölçütlerin varlığı kaçınılmazdır ve bu ölçülerin gözetilmesi durumunda, hayatın sonraki adımları rahatlıkla atılacaktır. Ailelerde var olan pek çok sorunlar, düzensizlikler ve düzgüsüzlükler, bu ölçülerin gözetilmemesinden kaynaklanır.


İslâm Dini Açısından Eş Seçiminin Ölçüleri


Hak ve Sorumlulukları Öğrenmek


Birbirleriyle evlenme düşüncesinde olan kadın ve erkek, evlenmekle birlikte doğal olarak birbirleri üzerinde karşılıklı haklar doğacağını, bu hakların doğru olarak taraflarca tanınması ve layıkıyla yerine getirilmesi gerektiğini bilmelidirler. Tarafların her biri şunu bilmelidir ki, her görev karşısında bir hak ve her hak karşısında da bir görev doğar. Eşlerden her birinin değeri de bu görev, sorumluluk ve yükümlülükleri yerine getirmekle orantılıdır.


Bu doğrultuda her kadın ve erkek, kiminle ömür boyu sürecek bir evlilik ilişkisi kuracağına ve kutsal bir anlaşma yapacağına azami derecede dikkat etmelidir. Bu, kolaylıkla ve umursamazlıkla yanından geçilecek bir konu değildir. Eşler, bu konuyu her yanı ve boyutuyla incelemeli, tecrübeli ve ehil insanlarla danışmalı ve bunun sonrasında karar vermelidirler.


Dinî ve aklî ölçüler; evlilik öncesi konuşma, görücü olarak gitme, mihr belirleme, çeyiz hazırlama, nikâh merasimi ve gerdek gecesi gibi her aşamada göz önünde bulundurulmalıdır. Sağlıklı bir aile kurmak isteyen insan, bu önemli ve büyük sorumluluğu deruhte etmeğe değecek ölçülerin peşinde olmalı; aldatıcı, göstermelik, içeriksiz ve değersiz ayrıntılardan sakınmalıdır. İnsan, düşünce ufkunu genişletecek, yaşam çerçevesini belirleyecek ve hayatın büyük sorumluluğunu göğüsleyecek kriterlere önem vermelidir. Yüz güzelliği, zenginlik ve kariyer, kalıcı ölçüler değildir ve bunlara gönül bağlamak, tarafların hayatını mahvedebilecektir.


Ne yazık ki bazıları zenginlik, güzellik, cinselliğin tatmini gibi konuları insanın her şeyi olarak tanımlamış ve insanın kemalini deri renginde, zenginlikte, lüks hayatta özetlemiştir. Oysaki ortak hayatın hakikat ve gerçeği, geçici ve sanısal dünya ölçülerinin ötesindedir.


Bu gibi konularda asıl olması gereken şey, insanın gerçek özünü tanımasıdır. Eğer insan, sanısal özden uzaklaşıp varlıksal gerçeklerini tanıyabilse, kesinlikle öz gerçeğine ulaşacak ve hayatının kalıcı değerlerine temel olacak ölçüler elde edebilecektir. Bu yüce ölçülere kurulu olan bir hayat, elbette ki kalıcı ve sarsılmaz olacak, dünyevi sorunlar tufanından da etkilenmeyecektir.


Ölçülerde Denklik


Ölçüler alanında dikkat edilmesi gereken asıl ve hatta ölçülerin de temeli olabilecek nokta, "ölçüler arasında denklik ve benzeşme"dir. Ölçülerde denklik konusuna yeterince önem verilmemesi durumunda, aile düzeninin sağlamlığı tehdit altında olacaktır. Bundan ötürü İslâm dini, aile teşkilinin her aşamasında denklik konusuna vurgu yapmış, kadın ve erkek arasında ortak yönlerin şekillenmesinde gerekli hatırlatmalarda bulunmuş ve bunlarla birlikte tarafların bedensel ve duygusal gereksinimlerinin, kalıcı bir sevgiye bağlı olduğuna da dikkat çekmiştir.


Kur'ân-ı Kerim ve hadisler, kriterlerde benzeşme ve denklik konusuna önemle eğilmiştir. Bahsi geçen denkliklerin ehemmiyet bakımından ilk sırada olanları şöyledir:


İnsanlıkta denklik


Kadın ve erkek, öncelikle insanlığı alanında ortak bir görüşe sahip olmalıdırlar. Her ikisi, kadın ve erkeğin insan olduğunu, insanlıkla ve insan kerametiyle ilgili olan her şeyin kendilerini ilgilendirdiğini peşinen kabullenmelidirler. Üzülerek belirtmek gerekir ki bazı kesim veya şahıslar, erkeği insan olarak kabul ederken, kadını insan ile hayvan arası bir varlık veya erkeğin kölesi olarak görürler. Ayet ve hadisler, bu yakıştırmayı asla kabul etmemiş ve hatta bunu kadının şahsiyet ve kerametine yapılan affedilemez bir hakaret olarak görmüştür. Kur'ân-ı Kerim bu hususta şöyle buyurmuştur:


"Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının." [1]


İnsan, hayat ortağını seçmede olanca dikkati göstermeli ve makul ölçüler uyarınca hareket etmelidir. Gerçekte eş seçimi ile ilgili ölçüler aile teşkilinin temelini oluşturur. Bu alanda insanın hata ve yanlışı, birçok ruhsal ve psikolojik sorunlara neden olmakla birlikte, uzun bir süre zihin ve düşünce atmosferini etkileyebilecek ve hatta bundan dolayı ömür boyu pişmanlık duymasına neden olabilecektir.


Denklik alandaki en önemli ve en temel kriter 'insanlıkta denklik'tir. Mutlu, huzurlu olarak bir arada yaşamak isteyen kadın ve erkek, birbirlerinin insanlıklarına ve insanlık değerlerine özellikle saygı göstermeli, bu alanda ortak hareket etmelidirler. İnsanî keramet, bu ilkenin gözetilmesi sayesinde ortak hayatta gerçek konumunu bulacak ve gelişimini sürdürecektir.


İmanda denklik


Aile kurmak düşüncesinde olan kız ve erkek, "insanlıkta denklik" konusu dışında başka denkliklere de önem vermelidirler ve bunlardan biri de "imanda denklik" konusudur.


İnsanlık eğilimi gibi yüce Allah'a eğilim de her insanın yaratılışsal ve doğal gerçeklerindendir. Bu yaratılışsal eğilime olumlu yanıt vererek yüce Allah'a iman eden kimse, bu eğilimini içinde bastıran ve Allah'a iman etmeyen kimse ile uyumlu olamaz.


İmanlı bir insanın kâfir ve inkârcı biriyle ortak yaşam kurabilmesi mümkün değildir. İman dayanağından tamamen yoksun olup Allah'a ve ahirete inanmayan biri, varlığı iman hâkimiyetinde olan biriyle nasıl evlenebilir ve sağlıklı bir aile kurabilir? Mümin ile kâfir arasında birlik ve birliktelik sağlanamaz. İslâm dini de böyle bir evliliğe razı olmamış ve bunu yasaklamıştır. Kur'ân-ı Kerim bu hususta şöyle buyurmuştur:


"İman etmedikçe müşrik kadınlarla evlenmeyin. Beğenseniz bile, müşrik bir kadından, imanlı bir cariye kesinlikle daha iyidir. İman etmedikçe müşrik erkekleri de (kızlarınızla) evlendirmeyin. Beğenseniz bile, müşrik bir kişiden inanmış bir köle kesinlikle daha iyidir." [2]


Bu nedenle İslâm dini, bütün âlemi madde olarak algılayan ve varlığın yaratıcısı olan Allah'a inanmayan materyalist biriyle evliliği mutlak surette yasaklamıştır. Böyle bir evlilik, tarafların hiçbirinin hayrına ve yararına olmayacaktır. Çünkü onların inanç ve düşünce farklılıkları, aralarında hiçbir ortak yön bırakmayacaktır. Ortak yaşamdaki bu uzaklık, tarafların uzlaşı ve amaçlara doğru hareket atmosferini ortadan kaldıracaktır. Çünkü tarafların her birinin amaçları farklıdır ve onların her biri kendi amacına doğru hareket etmeye çalışacaktır.


Kısacası İslâm dini, iman denkliğinden yoksun olan tarafların evliliğine kesinlikle karşıdır. Şunu da belirtmeliyiz ki iman ile kastedilen şey, yüce Allah'a, peygamberlere ve ahirete iman etmektir. Yani İslâm dini, bir şekilde Allah'a inanan, fakat peygamberlere ve ahirete inanmayan insanlarla evliliği de doğru kabul etmemektedir. Çünkü peygamberlere ve ahirete inanmaksızın Allah'a inanmak, yapıcılık ve olgunlukla sonuçlanmayacaktır. Yani böyle bir inanca sahip olan insan ile tam anlamıyla inançlı insan arasında "imanda denklik" söz konusu değildir ve onların hayatında uzlaşı ve uyum olmayacaktır.

 

Kaynaklar


[1]- Nisâ, 1
[2]- Bakara, 221

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler