18 Eylül 2020 Cuma Saat:
13:58

Kadın Meselesi

12-09-2020 17:21


 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

Kadın meselesi esasında gerek geleneksel bazda gerekse modernizm altında tarih boyunca manşet hükmünü kaybetmeyen meselelerdendir. Bunu en genel ifadeyle gereklendirecek olursak, gerek Batı'da gerekse Doğu toplumlarında geleneğin patriyarkal zeminde inşa edilmiş olması ve toplumsal etiğin şekillenmesinde kadının bizzat baş figür olarak önümüze konulmasıdır.

 

Kadının burada toplumun ahlakiliğini inşa eden tek fail olarak konumlandırılması meselenin bugün de dâhil olmak üzere hasmane bir tutumla ele alınmasına sebebiyet vermektedir.


Konunun ehemmiyeti bugün bütün ideolojik söylem çerçeveleri haricinde kadının muhatabı olduğu konumun o ya da bu şekilde toplumun günah keçisi koltuğuna oturtulmasından ileri gelmektedir.


Meşruiyetini dini vecibelere atıfla inşa eden patriyarkal söylemin, bugün özelde kadının hicabı üzerine mütemadiyen söz hakkını kendinde buluyor olması esasen sorumlu kılındığı ahlâkî yükümlülüklere karşı kendini temize çekme gayretinin bir sonucudur.


Meselenin koptuğu nokta da burasıdır. Zira kadın toplumsal ahlâkın çöküşünün asli faili olarak nitelenirken ve üstüne üstlük bu hükmü verenlerin alabildiğine geleneksel ataerkil bir üsluba sarılıyor olması etiğin inşasında her iki cinsiyeti de bundan muaf kılmamaktadır.

 

Bugün bir kadının giyiminden yaşam tarzına değin dil uzatmayı kendine meslek edinmiş ağzı yağlı bir güruhun kalabalıklığı onları haklı çıkarmaya yetmeyecektir. Çünkü buradaki konfor alanı bahşeden yaygın söylemi besleyen, gelenek ve modernizm arasında bocalayan sarhoş zihniyettir.

 

Nihayetinde bugün kadının toplumsal alandaki varlığı bizzat kendi özüne aittir. Bu özü inşa edecek olan ve inançları dâhilinde bunu revize edecek olan da bizzat kendisidir.

 

Mesele okunmaya başlandığı ilk andan itibaren feminist yaftalarına maruz kalmaktadır; oysa özellikle Müslüman kimliğini taşıyanların bu klişe karalamalara başvurmaları içler acısıdır. Nitekim İslam Âdem ve Havva meselesini ele alırken diğer hak dinlerdeki gibi günahı Havva ve kızlarına yıkan bir din değildir. Üstünlüğü cinsiyet özeline atfetmediği gibi dini yükümlülük ve muhataplığı da sadece kadının ihya ettiği bir daire kılmamıştır. Elbette kadının ve erkeğin başta biyolojik olarak farklılıkları mevcuttur. Fakat bugün toplumsal etiğin inşasında, rol dağılımlarında ve kadının kamusal alanda maruz kaldığı ötekileştiriciliğin bununla ilgisi bulunmamaktadır. Burada kadının gelenekten beslenerek kırpılan dini vecibelerle alçaltılması yahut mütemadiyen tahrik eden konumun faili kılınmasının arka planı bizzat cahiliye adetleriyle kapitalist ahlak altında ezilmiş güruhun "tahakküm" kurma çabasıdır. Ne vakit elindeki tahakkümü kaybedeceğini hissetse ya geleneğe yahut dine koşmaktadır. Geleneğin inşası eleştiriye açık olması hasebiyle savunulmaya değer değildir. Bizim esas olarak vurgulamak istediğimiz dinin bu yağlı ağızların tahakküm aracı olmadığına işaret etmektir. Zulmün dini olmadığı gibi zalimlerin de yoktur. Tam olarak bu hususta gerek Müslüman gerekse başka bir dine mensup kadınlar üzerinde hudud çizmek -üstelik bunu gelenekle süsleyip dini kendileri için bir konfor alanı yaratarak yapmak- ahlâk kaygısı olan kimselerin işi değildir. Ahlâk, insaniyet dairesi içerisindeki herkesi kapsar ve neyin ahlâkî neyin olmadığı cinsiyetler üstü tartışılması gereken bir husustur.

 

İslâm Rahman'ın zâtınca adaletle hükmeden ve yükümlü kılan bir dindir. Bu minvalde avâmî üslubun ötesinde hakikatle mükellef bir tartışma yürütmek adaletin tesisi ve geleneğin yargılaması ötesinde bir görüş gerektirir. Aksi halde bireysel günahlarla İslâm’ın çarmıha gerilmesinin sorumlusu bir ümmet olarak anılacağız. Buna sebebiyet veren güruhların İslâm’ın kızı, falanın kızı filanın kızı diye parmak sallamaları güncel tartışmalara ve şiddetin görünür yüzüne çözüm sunamayan cahiliye aczinin ürünüdür. Bu duruş İslâm’a atfedilemeyecek bir seviyesizlikte seyrederken Dr. Şeriatî'nin bahsettiği Hz. Peygamber devrinde hicabın emredilme üslubuna dikkat çekmek isteriz. Nitekim Şeriatî’nin de belirttiği üzere hicap,“Ey kadınlar kendinizi namahremden koruyun! şeklinde gelmemiştir.”Aksine Peygamberin muhataplığı bu seviyenin üzerinde bizlere İslâmî bir perspektif çizmektedir: “Hayır!  İslamî tesettür: "Ey halk,  Ben benim. Sizin karşınızda, bu fikre, bu hizbe, bu hedefe, bu safa aidim. Ben sizin kurbanınız, oyuncağınız değilim, sizin şekil verdiğiniz bir şey değilim. Sizin alçıdan yapılmış mankeniniz değilim ki beni istediğiniz renge boyayasınız." demektedir.

 

Anlaşılacağı üzere hicap meselesi Müslümanlar için rehber tayin edilen peygamber tarafından dahi oldukça hassas sözlerle dile getirilmiştir. Maruz kaldıkları söylemler sebebiyle başta kadınlar olmak üzere erkeklerin de muhatabı olduğu İslâm dairesi kimsenin bir başkasını kendi ahlâkını temize çekmek için kurban edebileceği bir daire değildir. Bu hususta Rahman kullarını kendi amelleriyle yükümlü kılmış ve âlemin mâliki olarak yargı tasarrufunu kendi zâtında saklı tutmuştur.

 

 

 

  

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !