11 Aralık 2018 Salı Saat:
22:37

Kalk ve Yürü

26-01-2017 10:01


 

Kalk ve Yürü

(Öfke'ye Dair)

 

ظَفِرَ بِالشَّيْطانِ مَنْ غَلَبَ غَضَبَهُ

Öfkesini yenen Şeytan'ı da yener. (Nehcü'l Belaga)

 

Bir süre herkes birbirinin yüzüne baktı. Sonra civanmert bir yağız öne atıldı:

 

- Benim Ya Resulullah! dedi.

 

- Sen dur Ey Ali! ile cevap geldi Allah Resulü'nden.

 

Amr ibn-i Abduved, ağza alınmayacak ne kadar küfür varsa hepsini sarf ediyordu.

 

- Yok mu benim karşıma dikilecek bir yiğit?!

 

Yine Ali ve yine Hz. Nebi.

 

- Sen dur Ey Ali!

 

 Amr arsızlaştıkça arsızlaşıyor, Müşrikler de bu sahne karşısında mutluluktan kendilerinden geçiyorlardı.

 

Onca Müslüman yerinden dahi kıpırdamazken, Resul-i Kibriya da Hz. Ali'ye artık muharebe için gidebileceğini söylüyordu.

 

Uzun uzadıya bir hikayedir bu.

 

Ali, Amr ibn-i Abduved'den üç şey istemişti; ilki İslam'ı seçmesi, ikincisi Müşrik Ordusu saflarına geri dönmesi sonuncusu ise atından inip kendisi gibi piyade dövüşmesi.

 

Amr, atından inip savaşmayı yeğledi. Anlatılanlara göre de iner inmez, sağlam bir kılıç darbesiyle atının ayaklarını bedeninden ayırdı.

 

Harp başlamış ve o korkulası, uzun boylu, heybetli Arap Pehlivanı başına aldığı darbe ile yere yığılmıştı.

 

Ali, düşman erinin göğsüne çökmüş son vuruşu yapacak iken; Amr, tüm küstahlığı ile onun yüzüne tükürmüştü.

 

Tekrar ortalığı bir sessizlik kaplamış ve herkes Ali'yi bekliyordu.

 

Derken Hazret, o insan azmanının üzerinden kalkıp, yürümeye başlamıştı.

 

Bir müddet sonra da yarım kalan işini bitirmiş ve Müşrik Ordusu yitirdikleri pehlivanları ile aslında savaşı da kaybetmişti.

 

Aslında Emirü'l Müminin Ali burada iki büyük zafer kazanmıştı. İlki ve Amr'dan daha önemlisi kendi öfkesini, nefsini yenmesi bir diğeri ise nispeten daha küçük bir zafer olan o heybetli Arap pehlivanını alaşağı etmesi idi.

 

Nitekim Peygamber Efendimiz de bu sahne karşısında;

 

"Zerbetu'l Aliyyun,Yevmu'l Hendek; Afzal min ibadeti kulli ins ü cin" diye buyurarak Ali'nin Hendek Günü vurduğu darbenin alem içre ne kadar insan ve cin var ise hepsinin ibadetinden üstün olduğunu dillendirmişti.

 

Bu yaşanmış bir hikaye idi; ama öğüt alacaklar için birçok dersi içermekteydi.

 

Beden ve Ruh bir bütündür. Birbirlerinden ayrıldılar mı; biri toprak olur, bir diğeri ise varacağı yere doğru yola koyulur.

 

Seni fizyolojik olarak etkileyen her şey aklını ve ruhunu da etkiler. Psikolojik olanlar da bedenini.

 

Bedene katı enerji, akıl ve ruha da sıvı enerji derler; ikisi de aynı enerjidir aslında.

 

Alkol ve uyuşturucu alan bunu bedeni ile yapmıştır aslında ama bu onun hem psikolojisini hem de bedenini etkiler.

 

Oruç tutan kimse, gereğince buna riayet ederse; bedenle yapılmasına rağmen ruhunu da etkiler.

 

İşte öfke de böyle bir şeydir. Öfke psikolojiktir ama gözle görülür, kulakla duyulur ve hatta gizlense dahi hissedilir.

 

Farz edelim öfkeli ve sinirli birisi otobüste önünüzde oturmaktadır; onun halka halka yaydığı olumsuz enerjiyi hissetmemeniz imkan dışıdır. Halbuki ne siz onu tanırsınız, ne de o sizi. Ne onun öfkesi size vardır, ne de sizin ona. Ama o olumsuzluğu hisseder, istem dışı tedirgin olursunuz.

 

Japonya'da ta ilkokulda çocuklara öfke kontrolü için basit bir yöntem öğretilir. "Ne zaman öfke duyarsanız; bununla ilgili asla bir şey yapmayın. Sadece derin derin nefes alın" denir.

 

Deneyin ve göreceksiniz ki işe yarıyor.

 

Derin nefes almaya başlıyorsun ama öfke belli bir nefes ritmine ihtiyaç duymaktadır. Bu ritim olmadan öfkelenmek mümkün değildir. Öfkenin var olabilmesi için kesik kesik, kısmen de hızlı hızlı nefes almak icap eder.

 

Derin nefes alırsan öfkenin dışarı vurması imkansızlaşır.

 

Bilinçli bir şekilde nefes alıyorsan, öfke kendini ifade edemez. Öfkenin farklı bir nefes alma yöntemi vardır. Ama derin nefes alınca kızamazsın.

 

Öte yandan bu hareketinle aklın yer değiştirir. Kızdığında ve derin nefes almaya başladığında; aklın, öfke eyleminden nefes almaya kayar. Akıl başka bir şeye konsantre olmaya başlar. O zaman da öfkelenmen zorlaşır.

 

İşte bu yüzden Japonlar dünyadaki en kontrollü insanlardır.

 

Sanırım en kontrolsüzü de biz Müslümanlar...

 

Bu, çocukluktan gelen bir eğitimin sağlıklı bir meyvesidir.

 

Öfke fıtri bir şeydir. İnsan varsa öfke de mutlaka olacaktır ama kontrolü gerekmektedir.

 

Öfkeli bir insan o anda yediği bir meyveyi dahi canice yer. Eti, tavuğu ve balığı vahşice yer. İnanmazsanız öfkeli bir insanı takip edin; beti-benzi atmış, tebessüm ve çekiciliği yitip gitmiştir.

 

Şeytan artık ona her türlü yönlendirmeyi rahatlıkla yaptırabilir.

 

Öfkeli kimse yemek yerken aslında midesine zehir yollamaktadır. Çünkü bu gıdaları beden ve midesine nefretle sokmaktadır.

 

Etini yediğimiz hayvanların birçoğu da böyledir. Zehirler bizleri. Çünkü onlar öfke ile ölmüştür.

 

Mesela bir tavuk düşünün; 25-30 günde teknoloji ile hormonla büyümez büyütülür. Sonra daha hayatında gün yüzü dahi görmemişken kesimhaneye getirilir. Ayaklarından ters asılır, önce ıslatılır, elektroşoka maruz kalır, yarı baygın bir vaziyette ne Besmele, ne Kıble, ne de başka hiçbir dini ritüele riayet edilmeksizin başı canavarla kopartılır. Başı bedeninden ayrılmadan önce ne bir kap su ne de bir yem verilmiştir ona.

 

Peki, şimdi o hayvanın size saygıyla bedenini sunacağını mı düşünürsünüz?!

 

Kin ve nefret tüm bedenini kaplamıştır onun. Sinir ve öfke ile ölen bir hayvan tüm bedenine biyolojik birçok zehir bırakmıştır...

 

İşin özünde öfke kontrol edilmezse bedeni zehirler; miden yanar, başın ağrır, el ve ayakların titremeye başlar, gözlerin kararır, kalbin sıkışır, nefesin daralır ve ömrün kısalır.

 

Ama sen bunları şimdi okuduğun zaman bile eşine, çocuklarına, arkadaşlarına, devlet erkanına, komşuna, şoföre, esnafa bağırıp-çağıracak ve alıştığın gibi öfke kusmaya devam edeceksin.

 

O'nun öfkesinden O'na sığınırım.

 

Hintli bir bilge der ki; Eşine-dostuna öfkelendiğinde bunu sakın bastırma sadece kontrol et. Çık dışarı dolaş ya da al bir yastığı onu hırpala. Yastık sana asla cevap vermeyecektir. Sen de sana cevap vermeyen birisi olmadığı için yavaş yavaş sakinleşeceksin.

 

Öfkenin hem derinliği hem de süresi yönünden sınırlandırılması gerektiğini söyler Francis Bacon.

 

Hz. Nebi ne de güzel buyurmuştur:

 

"En kuvvetli pehlivan öfkesini yenendir."

 

Seneca güzel söyler:

 

"Öfke, çöken bir yapıya benzer, nereye düşse orayı da yıkar."

 

Öfkeye dair o kadar söylenecek söz vardır ki; günler boyu dillendirilebilecek bir konudur bu.

 

Mesela öfkenin nedenleri; Yine Francis Bacon şöyle der:

 

Öfkenin temellerinden birisi aşırı derecede alıngan olmaktır, çünkü içerlemeyen bir kimse öfkelenmez; sinirli, güçsüz, darılgan kimseler sık sık öfkelenirler.

 

İkincisi, gücendirici bir davranıştan insan bir küçümsenme halini sezer ve bu da onu sinirlendirir.

 

Son olarak da; bir kimsenin onurunu zedelenmiş hissetmesi öfkesini azdırır.

 

Öfkeyi zararla kapamamak için de bir takım şeylere riayet edilmesi lazım gelir; mesela, karşındakine batacak acı sözler söylememek.

 

Tut dilini...

 

Sonra insan öfke halinde gizli şeyleri açığa vurmaktan da kaçınmalıdır.

 

Bakın Hz. Ali bu konuda ne buyurur:

 

"Öfke, sahibini belaya düşürür, ayıplarını ortaya çıkarır."

 

Hatta sözlerinden birisi de:

 

"Öfke gizli kinleri tahrik eder." şeklindedir.

 

Siz siz olun öfkeden kaçının; zira başı delilik, sonu ise pişmanlıktır.

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !