01 Ekim 2020 Perşembe Saat:
21:13

Kapitalizm'e Karşı Safları Sıklaştıralım

03-06-2020 13:42


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Katı olan her şey buharlaşıp havaya karışıyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor…” diyor Marx Komünist Manifesto’da ve devam ediyor “sonunda insanlar kendi hayatlarının gerçek koşullarıyla ve diğer insanlarla ilişkileriyle yüzleşmeye zorlanıyorlar.”

 

Materyalist yığınlar üzerine temellendirilen modern dünyayla bir nevi yüzleşmemize önayak olan bu cümleler bugün içerisinde bulunduğumuz buhranı anlamamızda farklı bir perspektif sunuyor biz Müslümanlara. Zira Doğu toplumlarının uzun zamandır mücadele verdiği kapitalist dünya sistemi, ahlâk çizgilerini silikleştirmiş ve salt materyalist bir varoluş felsefesi çizerek günümüzde mücadelenin saflarının da silikleşmesi tehlikesini beraberinde getirmiştir.

 

Bahsi geçen mücadeleyi açmamız icabet ederse bunu en temelde hak ile batıl olanın mücadelesi üzerinden okumak mümkündür. Bugün Müslüman toplumlar, sistemle bağdaşık tüketmek üzerine kurulu toplumlar haline gelmiştir. Aidiyetleri, inançları günden güne kan kaybına uğramış ve “Müslüman kimliği” raflardaki ürünlerin yerini almıştır. Bu eleştirilerle yüzleşemeyecek kadar akışa kapılmış durumdayız ne yazık ki; zira toplumun en alt kesiminden en üst kesimine değin çoğunluklu olarak etiketler üzerinden bir kimlik yaratılma yoluna gidilmiştir.

 

Kim yalnız dünya hayatını ve onun zinetini isterse, biz onlara yaptıklarının karşılığını orada tastamam öderiz. Orada onlar bir eksikliğe uğratılmazlar.” Hûd/15

 

Ayette belirtildiği üzere nitekim bir yoksunluk da bulunmamakta bu hususta, zira Allah herkese talep ettiği minvalde nimetleriyle karşılık vermekte ve bugün içerisinde bulunduğumuz kimlik mücadelesi de bu çerçevede yerini almaktadır. Toplum içerisinde statü olarak edineceğimiz konumların prestijini yakamızda taşıdığımız kibrin vesilesi kılmış, üzerimize geçirdiğimiz kumaş parçalarını ve etiketleri kendimizi sunacağımız bir fabrikasyon ürünle eşdeğer hale getirmiş ve güzele dair olan inancımız tamamiyle dünyevî çizgilerle süslenmiştir.

 

Esasında kapitalizmin başlangıçta düşleyemeyeceği bir rüyayı ona sunmuş ve varlığımızı dahi maddeler üzerinden tanımlar bir hale gelmiş bulunmaktayız. Buraya kadar her ne kadar ekonomik temelli görünse de mücadeleyi kaybettiğimiz nokta Müslümanlar olarak, kimliğimize olan inancımızı yitirmemizdir. Çünkü ahlâki olarak kaygılarımız gelenek düzeyine indirgenmiş ve esasen İslam’ın bizim için bir inanç sisteminden çok daha ötesini vaadeden bir yaşam tarzı kapsayıcılığını göz ardı etmiş bulunmaktayız. İnsan olmaklığımızın ilkelerini ve kimliğimizi sistemin çarklarıyla uzlaşmak uğruna işgale açık hale getirmiş ve bizlere bahşedilen varoluşumuza yabancılaşmış durumdayız.

 

Bunu somutlaştırmak gerekirse bugün Müslüman toplumların ahvaline şöyle başımızı çevirip bakmamız kâfi gelecektir. “Başımızı çevirmemiz” diyorum zira meydanlarda atılan sloganların ötesinde bir teklif bu, bakarak değil dokunarak başlamaktan bahsediyoruz esasında. Bugün Müslüman kimliği üzerinde koğuşlanan her erkek ve kadının vahyin muhatabı olduğunu ve bu muhataplığın bizzat yaratılış gayesi ile birebir okunması gerektiğini hatırlaması gerekir. Sistemin saç ayaklarını oluşturan kapitalizmin icadını bizzat omuzlayan Batı sömürgeciliği ve emperyalizminin yol arkadaşı değil, bizzat hak ile sorumlu kılınmışlar olarak mücadelecisi olmamız gereken Müslüman kimliğimizi birbirimize yeniden hatırlatmak zorundayız. Zira İslâm, insan olmaklığı zahir olan dünyevilikle pekiştirmez bunun yanında materyalist bir bakışla üstünlüğü mülkiyete de atfetmez. Dillerimize pelesenk olup da kalbimize cereyan ettiremediğimiz ayet-i kerimede geçtiği üzere;

 

Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdar olandır.” Hucurat/13

 

Üstünlüğü ahlâk çerçevesinden tanımlayan ve takva ile somut kılan vahyin muhatapları olarak birbirimizden sorumlu kılınmış ve mevcut düzene karşı millet-kabile ayrımı gözetmeksizin -ki bunu bugün çok daha detaylandırabiliriz mezhep, toplumsal cinsiyet, sınıf vs.- Müslümanlık ile bir üst kimliğin mücadelesinde bir safta gözetilmişizdir. Muhakkak daha etraflıca ele alınması gereken bu mesele, Müslümanlar için bugün hayatî önem arz etmektedir. Zira bu var olan düzenin çarklarını kırmada devrimci Müslümanlığın bir gereği olmakla birlikte her çağa bir cevabı şüphesiz içinde barındıran İslâm’ın da asli gayesidir.

 

 

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !