20 Ağustos 2019 Salı Saat:
19:35
20-07-2018
  

Kaza ve Kader Nedir

Kesin olmayan şartlı takdiratın değişmesi, rivayet literatüründe beda olarak adlandırılmıştır...

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Ayetullah Muhammed Taki Misbah Yezdi



"Kader" kelimesinin Arapçadaki anlamı "miktar"; "takdir" de bir şeyi "ölçmek, tartmak, değerlendirmek ve belli bir ölçüde yapmaktır". "Kaza" kelimesi de işi bitirmek, sonuçlandırmak ve (bir nevi itibari/sözleşmeli anlamda sonuçlandırmak demek olan) yargıda bulunup hüküm vermek demektir. Bazen bu iki terim, eşanlamda ve "alınyazısı" şeklinde kullanılır.


"Takdir-i ilâhî" ise şu demektir: Yüce Allah her şey için belli bir nicel ve nitel sınır ve çerçeve, belli bir zaman ve mekân tayin etmiştir ve bunlar tedricî şekilde bazı faktörlerle şartların etkisinde gerçekleşir.


"İlâhî Kaza"da şu demektir: Bir olay veya fenomenin meydana gelmesi için gerekli vesile, şartlar ve ortamın oluşup tamamlanmasından sonra onun meydana getirilmesi ve kesin sonuca ulaştırılması.


Bu tarife göre takdir merhalesi kaza merhalesinden önce olup, tedricî merhalelerden geçmektedir; muhtemel, normal ve mümkün merhalelerden müteşekkildir ve bazı şartlarla vesilelerin değişmesiyle değişir. Meselâ ceninin nutfe, alaka ve muzğa gibi merhaleleri geride bırakıp tam bir cenine dönüşmesi onun takdir edilen türlü merhaleleridir ve belli zaman ve mekân şartlarını da içeren bir takdirdir bu. Bu merhalelerden birinde ceninin düşmesi onun takdirinde değişiklik sayılır. Ama "kaza" merhalesi kesin ve değişmezdir, zira gerekli bütün şartlar ve ortamın oluştuğu ve sonucun artık kaçınılmaz olduğu merhaledir:


"…Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse yalnızca ona "ol!" der, o da oluverir." [1]


Ama daha önce de belirttiğimiz gibi bazen kazayla kader eşanlamlı olarak kullanılır, işte bu yüzdendir ki kaza da kesin ve kesin olmayan şeklinde ikiye ayrılmıştır ve rivayetlerle dualarda kazanın değişebileceği (kaderin değişebileceği kastedilerek) belirtilmekte, anne-babaya iyilikte bulunmanın, sadakanın ve duanın, kazayı değiştirebileceği vurgulanmaktadır.


İlmî ve Aynî Kaza ve Kader


Allah'ın takdir ve kazası kimi zaman da Yüce Allah'ın olay ve nesnelerin oluşum ve vukuuyla ilgili öncüller, vasıta, ortam ve şartlarla bunların kesin vukuuyla ilgili ilmi anlamında da kullanılmış ve buna "ilmî kaza ve kader" denilmiştir. Kimi zaman da fenomenlerin tedrici seyrinin ve onların aynî tahakkukunun (bilfiil gerçekleşmesinin) Yüce Allah'a mal edilmesi anlamında kullanılır ve buna da "aynî kaza ve kader" denilir.


Ayet ve rivayetlerden anlaşıldığı kadarıyla fenomenlerin dış tahakkuklarına tam vakıf olma şeklinde Yüce Allah'ın bütün fenomenleri bilmesi ve onlarla ilgili ilmi "Levh-i Mahfuz" adlı yüce ve pek değerli bir mahlûkta yansımaktadır; Yüce Allah'ın izniyle onunla bağlantı kurabilen biri geçmiş ve gelecekteki bütün olayları bilebilir, bundan daha aşağı (derece ve seviyede de) levhler vardır ki olayları eksik ve şartlı olarak yansıtmaktadır, bunlara ulaşabilen biri de meşrut ve değişebilir olan sınırlı bilgileri elde edebilmektedir. Şu ayet-i kerime belki de söz konusu iki tür kader hakkındadır:
Allah dilediğini ortadan kaldırır ve bırakır. Ana kitap O'nun katındadır. [2]


Kesin olmayan "şartlı" takdiratın değişmesi, rivayet literatüründe "beda" olarak adlandırılmıştır.


İlmî kaza ve kadere inanmak, Allah'ın ezelî ilmi hakkında anlattıklarımızdan daha fazla sorun yaratacak değildir; cebriye veya kadercilik anlayışına sahip olanların ortaya attığı şüpheyi bir önceki dersimizde açıklamış ve tutarsızlığını gözler önüne sermiştik.


Aynî kaza ve kadere inanma olayına gelince: Bilhassa kesin kadere inanma olayının çok daha çetrefilli bir sorunu vardır; daha önce tevhit bahsimizde bağımsızlık etkisinden söz ederken bu konuya açıklık getirmiş idiysek de, burada da kısaca değinmemizin yararlı olacağını sanıyoruz:


Kaza-Kaderin İnsanın İradesiyle İlgisi


Allah'ın aynî kaza ve kaderine inanmanın; bütün fenomenlerin var olmalarından, hatta varlıkları için gerekli ortamın hazırlanmasından gelişip olgunlaşmalarına ve nihayet son bulmalarına kadar her an ve her lâhza Yüce Allah'ın hekîmane tedbiri altında bulunduklarına, ilk hazırlık evresinden varlıklarının son demine kadar Allah'ın iradesine bağlı bulunduklarına inanmayı gerektirdiğini daha önce izah etmiştik.[3]


Başka bir deyişle; her varlığın var oluşu Yüce Allah'ın tekvini takdiri ve O'nun iznine bağlı olduğu ve O'nun izni olmaksızın hiçbir şeyin varlık âlemine ayak basması mümkün olmadığı gibi, her şeyin meydana gelmesi de Yüce Allah'ın takdir ve kazasına bağlıdır ve bu takdir ve kaza olmaksızın hiçbir varlık kendine has biçim ve hadde kavuşamaz ve ulaşması gereken sona ulaşamaz. Bu bağımlılık ve istinatların açıklanması aslında etkide bağımsızlık açısından bir nevi tevhidin tedrici öğretimi sayılır ki bu da tevhidin en üst derecelerinden olup daha önce de belirttiğimiz gibi insanların kendilerini yetiştirmelerinde fevkalâde önemli rolü bulunmaktadır.


Fenomenlerin Yüce Allah'ın izni ve takdirine bağlı olduğunu idrak etmek, onların kesin son ve akıbetlerinin de Yüce Allah'ın kazasına bağlı olduğunu idrak etmekten daha kolaydır, bu nedenle de bu konu üzerinde daha fazla kafa yorulmuş, tartışmalara girilmiştir. Zira böyle bir inançla, insanın kendi kaderini belirlemede özgür iradeye sahip olduğu inancını bir araya getirebilmek çok zordur aslında. Bu nedenledir ki insanların bütün davranışlarının Yüce Allah'ın kazası çerçevesinde cereyan ettiğine inanan bazı kelamcılar (Eş'ariyye) kadercilik ve cebriyeye yöneldiler; cebriye ve bu batıl inancın getirebileceği vahim sonuçların kabul edilemez olduğunu gören bir başka kelamcı grup da (Mutezile) insanın özgür iradesiyle işlediği amellerin ilâhi kazanın şümulüne girdiğini büsbütün inkâr yoluna gittiler ve her iki grup da ayet ve rivayetleri kendi görüşleri doğrultusunda yorumlayıp tevilde bulundular. Kelam kitaplarıyla cebr ve tefviz konularının işlendiği özel kaynak eserlerde bunları tafsilatıyla görmek mümkündür.


Problemin püf noktası şu soruda yatıyor aslında: Eğer insanın davranışları tam olarak kendi elinde ve kendi özgür iradesiyle gerçekleşiyorsa onları Allah'ın irade ve kazasına bağlamak ne demektir? Eğer insanın davranışları Allah'ın takdiri ve O'nun kazasına bağlıysa, bu durumda onları insanın özgür iradesi ve tercih hakkıyla nasıl açıklayabiliriz?


Bu soruya doğru cevap verebilmek ve insanın davranışlarını hem kendi özgür iradesine, hem de Yüce Allah'ın iradesine ve O'nun kazasına bağlama (istinat etmek) olayını açıklayabilmek için öncelikle bir sonucu birkaç nedene bağlama ve birkaç etkene istinat etmenin türlerini izah etmemiz gerekmektedir, böylece insanın özgür iradesiyle işlediği fiilleri hem ona, hem Allah'a isnat etmenin hangi türe girdiği kolaylıkla anlaşılabilecektir.


Birçok Nedenin Etki Türleri


Bir olayda birden fazla faktörün etkili olması birkaç şekilde mümkün olabilir:


1- Birkaç faktör birlikte ve aynı zamanda etki eder; mesela tohum, su, ısı, toprak vb. gibi birden fazla faktör bir araya gelerek tohumun yeşermesine ve bitkinin oluşmasına neden olurlar.


2- Birden fazla faktör, sırayla ve art arda etkide bulunur, her biri yeri ve zamanı geldiğinde kendi rolünü oynar ve etki bırakır; mesela birden fazla motor sırayla ve art arda çalışarak uçağı harekete geçirir.


3- Etkiler yekdiğerinden etkileşim [zincirleme etki] yoluyla olur, mesela birden fazla topun birbirine çarpması veya zincirleme kazalardaki etkileşim bu türdendir. İnsanın iradesinin eline etki etmesi, bu etkiyle elin kalem tutup yazması ve kalemin de etkisiyle yazının oluşması da böyledir. Oluşan fenomenin ömrü bu etkenlerin sayısına bölünüp her biri bu etkenlerden birinin neticesi olarak kabul edilebilir.


4- Her biri yekdiğerinin uzantısında var olan faktörlerin sırayla etkisi… Bu ihtimalde, faktörlerden her birinin varlığı da diğerinin varlığıyla mümkün ve ona bağlıdır. Daha önceki ihtimalde, mesela kalemin varlığı elin varlığına bağlı değildi, elin varlığı da insanın iradesinin varlığıyla mümkün bir fenomen değildi.


Bütün bu alternatiflerde bir fenomenin oluşmasında birden fazla faktör ve etkenin bir arada var olması mümkün, hatta bazen şarttır; insanın özgür iradesiyle işlediği fiillerinde kendi iradesiyle Yüce Allah'ın iradesinin etkisi de işte bu son türdeki etki çeşididir; zira insanın varlığı ve iradesi Yüce Allah'ın iradesine bağlı ve bağımlıdır.


İki etkenin aynı sonuçta bulunmasının mümkün olmadığı tek durum "varlık bahşedici" veya yekdiğerinin boylamında değil, enleminde ve birinin yerine diğeri ikame edilecek şekilde bir arada bulunması mümkün olmayan mesela iki ayrı irade sahibinden aynı iradenin baş göstermesi veya iki aynı bütünün iki tam nedenler bütününe dayanması durumudur.


Buraya kadar anlatılanlar, insanın özgür iradesiyle işlediği fiillerin Yüce Allah'a isnat edilmesinin, bu fiillerin insanın kendisine isnat edilmesiyle çelişmediğini, çünkü bu istinatların yekdiğerinin boylamında cereyan edip birbiriyle çatışmadığını ve kesişmediğini göstermiş oldu.


Başka bir deyişle: Bir fiilin onu işleyen insana isnat edilmesi belli bir satıh ve düzeyde, onun varlığının yüce Allah'a isnadı ise daha ileri ve daha üst düzeyde bir isnattır ve bu düzeyde hem bizzat insanın varlığı, hem fiilini gerçekleştirdiği maddenin varlığı ve hem de bu arada kullandığı vesile ve araçların varlığı… hepsi yüce Allah'a bağlıdır ve ancak O'nunla vardır.


O hâlde insan iradesinin "tam ve noksansız nedenin son halkası ve parçası" olarak kendi fiilleri üzerindeki etkisinin, bu tam nedenin bütün parçalarının Yüce Allah'a istinat edilmesiyle bağdaşmayan bir tarafı yoktur. Kâinat, insan ve insanın bütün varlığına hükmeden ve bütün bunları elinde tutan güç Yüce Allah'tır, daima yarattıklarına varlık bahşeder, onları yeniden yaratır, yenilenmelerini sağlar, hiçbir varlık hiçbir durum, zaman ve mekân O'ndan müstağni ve bağımsız değildir. Binaenaleyh insanın özgür iradesiyle işlediği fiiller de Yüce Allah'tan müstağni olarak işlenmemiştir ve O'nun iradesinin dışında değildir ve bunların bütün sınırları, sıfatları ve özellikleri de ilâhî kaza ve takdire bağımlıdır, bu nedenle de salt insanın veya salt Yüce Allah'ın iradesine isnat edilmesi gerektiği söylenemez. Zira bu iki irade birbirinin enleminde ve yekdiğeriyle toplanamaz değildir ve işlerin tahakkukundaki etkileri de "biri diğerinin yerine ikame edilecek tarzda" değildir. Bilakis, insanın bütün varlığı gibi iradesi de Yüce Allah'ın iradesine bağımlıdır ve insanın iradesinin gerçekleşmesi için Yüce Allah'ın irade buyurması zaruridir:


Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz… [4]


 Kaza ve Kadere İnanmanın Etkileri


Yüce Allah'ın kaza ve kaderine inanmak, O'nu tanıma yolunda pek üstün bir mertebe olup insanın aklî tekâmülüne yol açmanın yanı sıra, pratikte de birçok olumlu etkileri olan bir inançtır. Daha önce bu etkilerden bazılarını hatırlatmıştık, konumuz gereğince burada bunlardan birkaçını daha açıklamamız faydalı olacaktır:


Bütün olayların Yüce Allah'ın hikmete dayalı iradesinden kaynaklandığına ve her şeyin O'nun takdirine ve kazasına bağlı bulunduğuna inanan bir insan, beklenmedik acı olaylar karşısında kendisini kaybetmez, dehşete kapılmaz ve sürekli yakınıp durmaz. Bilakis, bu tür zor olayların da kâinata hâkim olan hikmetli sistemin bir parçası olup kesinlikle nice maslahat ve hikmetler çerçevesinde vuku bulduğunu bildiğinden bunlara kucak açar ve sabır, tevekkül, rıza ve teslimiyet gibi ulvî melekelerini güçlendirip geliştirir.


Yine ilâhî takdir ve kazaya inanan bir insan hayattaki mutluluk ve sevinçlere de aldanmaz, bunlara bel bağlamaz, bunlarla gurura kapılıp kendisini kaybetmez, Yüce Allah'ın verdiği nimetleri diğer insanlara karşı büyüklenme ve kibir vesilesi etmez. Kur'ân-ı Kerim, Allah'ın takdirine teslim olmanın insana kazandırdığı bu değerli hasletleri açıklarken şöyle buyurur:


Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılı olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size Allah'ın verdikleri dolayısıyla sevinip şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. [5]


Burada şu noktanın altını önemle çiziyorum: Kaza ve kader meselesiyle bağımsız etki açısından tevhit konusu yanlış algılanmamalı ve sonuçta bu inancın tembellik, gevşeklik, zillet, zulme boyun eğme ve sorumluluktan kaçınma gibi haslet ve davranışlara yol açmasına izin verilmemeli ve insanın ebedî mutluluk veya mutsuzluğunun kesinlikle kendi elinde ve kendi davranış ve amellerine bağlı bulunduğu bilinmelidir:


…İnsanın nefsinin kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir… [6]


Şüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur. [7]

 

Kaynaklar
[1]- Âl-i İmrân, 47 ve şu ayetlere de bk: Bakara, 117; Meryem, 35; Mümin, 68.
[2]- Ra'd, 39.
[3]- Allah'ın iradesiyle kazasının birbirine tatbiki Âl-i İmrân, Suresi'nin 47. ayetinin Yasin, Suresi'nin 82. ayetine tatbikinden aydınlığa kavuşmaktadır. "O'nun işi, bir şeyi(n olmasını) istedi mi ona, sadece "ol!" demektir; hemen oluverir."
[4]- Tekvir, 29.
[5]- Hadid, 22 ve 23.
[6]- Bakara, son ayet.
[7]- Necm, 39.

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler