18 Ağustos 2018 Cumartesi Saat:
09:57
01-01-2018
  

Kendini Tanıma ve Yetiştirme

Kaybettiği eşyayı bulmak için çalıştığı halde, kaybettiği kendi (insanî) nefsini bulmak için çaba harcamayan kimseye şaşarım.

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

Üstad İbrahim Emini

 

İnsan tek gerçeğe sahip olsa da, çeşitli boyutları olan bir varlıktır. İnsanın varlığı idraksiz ve şuursuz toprak maddesinden başlamış ve soyut melekûtî bir cevhere ulaşmıştır:

 

"Ki O, yarattığı her şeyi ne güzel yapan ve insanı yaratmaya da bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden (sülaleden) basbayağı bir sudan yapmıştır. Sonra da onu düzeltip belli bir biçime soktu ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, göz ve gönüller var etti. Ne kadar da az şükretmektesiniz!"[1]

 

Kur'ân'ın buyurduğu gibi insan, varlığın çeşitli derecelerine ve boyutlarına sahiptir. Bir taraftan tabiî bir cismin özelliklerine sahipken, diğer taraftan bitkisel (gelişen ve eğitilen) bir varlıktır. Bir başka yönüyle ise hayvandır ve onda bulunan özellikleri taşır. Sonuç olarak, kendisinde bulunan birtakım özelliklerden dolayı da insan olur.

 

Binaenaleyh, insan, varlığında birtakım aşamaları ve dereceleri barındıran bir hakikattir. "Benim ağırlığım ve benim şeklim" derken, cismanî aşamalarından haber vermekte,"Be-nim yemeğim, benim büyümem ve benim gelişmem" derken, sahip olduğu bitkisel (gelişebilen) cismin derecesini ifade etmektedir. "Benim hareketim, benim şehvetim ve benim öfkem" derken, kendi hayvanî boyutunu anlatmaktadır. "Benim düşüncem, benim fikrim ve benim aklım" dediğinde ise, yüce insanlık boyutunu anlatmaktadır.

 

Demek ki, insanın çeşitli "ben"leri ve "benlik"leri vardır: Cismî ben, nebâtî (eğitilen ve gelişen) ben, hayvanî ben ve insanî ben... Ancak ona asaletini veren, insanî benliğidir. İnsanı insan yapan ve diğerlerinden üstün kılan şey onun, soyut ve mücerret olan melekutî ruhudur.

 

"Andolsun, biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine (sülâle ve rahme) yerleştirdik. Sonra o su damlasını bir alaka (embriyon) olarak yarattık; ardından o alakı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası (cenin), daha sonra et parçasından kemik yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratılışla (soyut melekûtî ruhu üfleyerek) o-nu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir!"[2]

 

Allah-u Teâlâ: "Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir!"kelamını insanın yaratılışı hakkında buyurmuştur. İşte bu melekûtî ruh vasıtasıyla insan öyle yüce bir makama ulaşır ki, yüce Allah meleklere: "Ona (Âdem'e) bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üflediğimde, hemen ona secde e-derek kapanın."[3]emrini veriyor.

 

Eğer insana yücelik verilmişse ve Allah-u Teâlâ onun hakkında: "Andolsun, biz Âdemoğlunu yücelttik, onları kara-da ve denizde (çeşitli araçlarla) taşıdık, temiz-güzel şeylerden rızıklandırdık ve yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık."[4]buyuruyorsa, bu onun söz konusu melekûtî boyutu içindir.

 

Eğer insan kendini yetiştirmek istiyorsa, hayvanî veya cismî boyutunu değil, insanî boyutunu yetiştirmeli ve ıslah etmelidir. Peygamberlerin hedefi de insana, kendini yetiştir-mesi ve insanî boyutunu ıslah etmesi için yol göstermektir. Peygamberler, insanlara: "Kendinizi, yani insanî yönünüzü unutmayın, eğer insanî yönünüzü hayvanî istek ve eğilimlere feda edecek olursanız zarar etmiş olursunuz." diye buyurmaktadırlar.

 

Kur'ân-ı Kerim'de de: "De ki: Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini (insanî benliklerini), hem de yakınlarını hüsrana uğratanlardır. Haberiniz olsun; bu, apaçık hüsranın ta kendisidir."[5]diye buyrulmaktadır.

 

Hayatın hayvanî boyutundan başka bir şey düşünmeyen kimseler, gerçekten insanî kişiliklerini kaybettikleri hâlde onu aramamaktadırlar.

 

Müminlerin Emiri İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor:

 

Kaybettiği eşyayı bulmak için çalıştığı hâlde, kaybettiği kendi (insanî) nefsini bulmak için çaba harcamayan kimseye şaşarım.[6]

 

İnsanın dünyada, insanî ve gerçek kişiliğini kaybetmesinden daha kötü ve daha acı bir hüsran yoktur. Öyle insanların elinde hayvanî bir yaşam tarzından başka bir şey kalmamıştır.

 

İnsanî Ruh ve Hayvanî Nefis

 

İnsanın nefsi hakkındaki ayet ve rivayetler iki kısma ayrılmaktadır:

 

1- Bunlardan bir kısmında nefsi, rububî âlemden (Allah tarafından) gelen; bütün insanî değerlerin, faziletlerin kaynağı olan kıymetli ve asaletli melekûtî bir cevher olarak nitelendirip, insanlara onu korumaları, güçlendirmeleri, ıslah et-meleri ve böylesine değerli bir cevheri kaybetmemeye özen göstermeleri, aksi durumda zarar edenlerin kendileri olacağı tavsiye edilmiştir.

 

"(Ey Muhammed!) Sana ruhtan sorarlar. De ki: "Ruh Rabbimin emrindendir, size ilimden pek az bir şey verilmiştir."[7]

 

Bu ayet-i kerimede ruh, madde âleminden yüksek olan, emir (soyut) âleminden bir varlık olarak nitelendirilmiştir.

 

Şimdi İmam Ali'nin (a.s) nefis hakkındaki buyruklarından birkaçını naklediyoruz:

 

Nefis, kıymetli bir cevherdir; onu koruyanı yüce bir makama ulaştırır ve onu korumakta kusur edeniyse alçaklığa sürükler.[8]

 

Nefsinin kadrini bilen kimse, geçici ve fani olacak işleri yaparak onu alçaklığa sürüklemez.[9]

 

Her kim kendi nefsinin değerini anlarsa, onu şeh-vetin alçaklığından ve batıl arzulardan korur.[10]

 

Nefsi iyi ve şerefli olan kimse şefkatli olur.[11]

 

Nefsi asaletli ve şerefli olan kimse, nefsi sorguya çekilmenin zilletinden arındırır.[12]

 

Birçok örneği olan bu ayet ve rivayetlerden, insan nefsinin, korunması ve ıslahı için çalışılması gereken çok kıymetli bir cevher olduğu anlaşılmaktadır.

 

2- İkinci kısımda ise, insan nefsini, savaşılması ve ezilmesi gereken; aksi takdirde, insanın şekavet ve bedbahtlığına sebep olacak bir bela; insanların düşmanı, kötülüklerin kaynağı olan bir varlık olarak tanıtan ayet ve rivayetler yer almaktadır.

 

Örneğin Kur'ân-ı Kerim şöyle buyuruyor:

 

"Kim de Rabbinin makamından korkar ve nefsi de heva (istek ve duygular)dan sakındırırsa, artık şüphesiz cennet, (onun için) bir barınma yeridir."[13]

 

Kur'ân-ı Kerim Hz. Yusuf'tan (a.s) şöyle naklediyor:

 

"(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, Rabbimin kendisini esirgediği dışında, var gücüyle kötülüğü emredendir."[14]

 

Hz. Peygamber (s.a.a) de şöyle buyurmuştur:

 

Senin en büyük düşmanın, her iki tarafında yer alan (bütün vücudunu kaplayan) nefsindir.[15]

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor:

 

Nefis devamlı kötülüğü emreder. Kendisini emin bilene ihanet eder, kendisine güveneni helake sürükler ve kendisinden memnun olanı en kötü duruma düşürür.[16]

 

Yine İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

 

Nefse güvenmek, şeytanın en sağlam fırsatlarındandır.[17]

 

İmam Seccad (a.s) şöyle buyuruyor:

 

İlâhî! Devamlı kötülükleri emreden, hızla günaha ve hataya koşan, günah işlemeye ilgi duyan, kendini senin gazabının karşısına geçiren ve beni felaket yollarına sürükleyen nefsi sana şikâyet ediyorum.[18]

 

Birçok örneği olan bu gibi ayet ve rivayetlerden nefsin, cihat ve çabayla devre dışı bırakılması gereken ve kötülüklerin kaynağı olan belalı bir varlık olduğu anlaşılmaktadır.

 

Bazıları, bu iki kısım rivayetlerin birbiriyle çeliştiğini sa-nabilir veya biri iyiliklerin kaynağı olan insanî nefis ve diğeri kötülüklerin kaynağı olan hayvanî nefis olmak üzere insanın iki nefse sahip olduğunu zannedebilirler. Ancak her iki zan da yanlıştır.

 

Çünkü ayet ve rivayetler birbirleriyle çelişmemektedir; ayrıca, muhtelif ilimlerle de tespit edildiğine göre insan sadece tek bir hakikattir. Bir tek nefse sahip olup, insanîliği ve hayvanîliği birbirinden ayrı değildir. Ancak insan nefsinin i-ki boyutu ve iki mertebesi vardır. Aşağı mertebede salt hayvan olup bütün hayvanî sıfatları ve özellikleri taşır. Yukarı mertebede ise bir insan olup melekût âleminden gelen ilâhî nefestir.

 

Dolaysıyla: "Nefis bütün iyilik ve faziletlerin kaynağı olan kıymetli ve asaletli bir varlıktır. Onu eğitmek ve ıslah etmek için çalışın." düsturunda, onun yüksek mertebesine i-şaret edilmiştir. "Nefis senin düşmanındır, ona itimat etme. Aksi takdirde seni helâke sürükler; onu dizginlemeye çalış." buyruğuyla da, onun alçak mertebesine, yani hayvanî merte-besine işaret edilmiştir.

 

Nitekim "Kendi nefsini kuvvetlendir, terbiye et." denildiğinde, insanî mertebe kastedilmiştir; "Nefsin başını ez ve onu dize getir." denildiğinde ise, onun alçak -hayvanî- mertebesi kastedilmiştir.

 

Bu iki "ben" veya varlığın iki mertebesi arasında sürekli bir cidal ve çelişme, çatışma vardır. Hayvanî "ben" sürekli o-larak istek ve eğilimlerini tatmin etmekle kendini meşgul et-meye ve insanî nefsin tekâmül edip Allah'a doğru yükselmesine engel olmaya çalışır ve kendi isteklerine boyun eğmesi için insanı kendi emri altına almak ister. Aksine, insanî "ben" veya insan varlığının yüksek mertebesi, sürekli insanî kemallerin yüksek merhalelerini kat etmek, Allah'a yakınlık ve kurb makamına ulaşmak ister. Bu makama varmak için de hayvanî eğilim ve güdüleri kontrol edip dizginleyerek onları kendi hizmetine almaya çalışır.

 

Bu savaş, ikisinden biri diğerine galip gelinceye kadar devam eder durur. İnsanî ve melekûtî "ben" galip gelecek olursa, insanî değerler canlanarak insanı Allah'a yakınlığın (kurbun) yüce makamına yükseltir. Hayvanî "ben" galip gelecek olursa, insan aklını perişan eder ve insanı dalalet vadisine sürükler.

 

Bu yüzden peygamberler, bu kutlu ve hayatî savaşta insana yardımcı olmak için gelmişlerdir.



[1]- Secde, 7-9

[2]- Mü'minûn, 12-14

[3]- Hicr, 29

[4]- İsrâ, 70

[5]- Zümer, 15

[6]- Gureru'l-Hikem, s.498

[7]- İsrâ, 85

[8]- Gureru'l-Hikem, s.226

[9]- Gureru'l-Hikem, s.669

[10]- Gureru'l-Hikem, s.710

[11]- Gureru'l-Hikem, s.638

[12]- Gureru'l-Hikem, s.669

[13]- Nâziât, 40-41

[14]- Yûsuf, 53

[15]- Biharu'l-Envar, c.70, s.64

[16]- Gureru'l-Hikem, s.226

[17]- Gureru'l-Hikem, s.54

[18]- Mefatihu'l-Cinan, Şikâyet Edenlerin Münacatı

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler