18 Temmuz 2018 Çarşamba Saat:
19:14

Kerbela'da Hz. Hüseyin'in Yardım Eli (I)

21-11-2016 10:19


 

 

            Rivayetlerimizde şöyle aktarılmıştır: Hz. İbrahim Kabe'yi kurduktan sonra Allah-u Teala İbrahim'e (a.s) insanları Hacc'a davet etmesini istemiş. İbrahim  de (a.s) sesinin nereye yetişeceğini sormuş. Allah-u Teala da senden çağırmak benden de sesini insanlara yetiştirmek diye buyurmuş. Bunun üzerine İbrahim (a.s) Makam'ın üstüne çıkmış ve insanları çağırmış. Her yerden hatta erkeklerin sülbünde ve kadınların rahminde olanlar bile cevap vermişler.[1]

 

            Bu hadisten anlaşılan şu ki İbrahim'in (a.s) çağrısı sadece o zamana ve küçük bir şehir olan Mekke'ye mahsus değildi. Kıyamete kadar herkesi kapsamaktadır.

 

            İmam Hüseyin de (a.s) H. 61'de Muharrem ayının 10. günü Kerbela'da insanlara çağrıda bulundu: ''Bize yardım edecek yok mu?''

 

            İmam Hüseyin'in (a.s) bu çağrısı bütün tarih boyu kıyamete kadar sürecektir. Recep ayının ilk gününde okunan İmam Hüseyin'in (a.s) ziyaretinde şunlar yer alıyor: ''Allah sana salavat göndersin kendi ilminde olanların sayısı kadar. Lebbeyk ey Allah'ın davetçisi!''[2]

 

            Lebbeyk diyorsak demek ki bizi de bu çağrı içine alıyor. Burada çok önemli bir konuya değinmek istiyorum; İmam'ın daveti zahirde yardım dilemek olarak anlaşılsa da gerçekte İmam (a.s), insanlara yardım etmek istiyor. İnsanların elinden tutmak istiyor. Onun yardım istemesi Allah'ın yardım ve borç istemesi gibidir. Allah'ın yardım ve borç talebinde bulunması Allah'ın aciz, muhtaç ve fakir olduğundan dolayı değildir. Allah Teala şöyle buyuruyor:

 

"Kimdir o ki Allah'a güzel bir sûrette borç versin…"[3]

 

            Burada kullanılan dil, rahmet dilidir, acıma dilidir. İnsanlar, mallarını infak ederek bereket bulsun, malları temizlensin ve kemale ersinler. Çünkü Allah mutlak zengindir ve Kuran'da Yüceler Yücesinin kendisi şöyle buyuruyor:

 

            ''Ey insanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve övülmeye layık olan ancak O'dur. Allah, müstağnidir ve sizsiniz yoksullar.''[4]

 

            Allah Teala başka bir ayette şöyle buyuruyor:

 

            "Ey inananlar! Siz yardım ederseniz Allah'a, o da yardım eder size…"[5]

 

            Allah zahirde yardım istese de gerçekte yardım etmek istiyor. Zira Allah'ın yardıma ihtiyacı yoktur. O, bu yolla insanlara doğru yolu göstermek istiyor; insanları hidayet etmek istiyor.

 

            İmam Ali (a.s) bu konuyu Nehcü'l Belağa'da şöyle açıklamıştır:

 

            "Allah sizden, zilletten dolayı yardım, azlıktan dolayı borç istemez. Göklerde ve yerde O'nun orduları olduğu, güçlü ve hikmet sahibi bulunduğu halde sizden yardım istemektedir. Göklerin ve yerin hazineleri O'nun olduğu ve Gani ve Hamid bulunduğu halde sizden borç istemiştir. Böylece Allah "Hanginiz daha güzel amel işleyecek diye sizi imtihan etmeyi istemiştir."[6]

 

            İmam Hüseyin'in (a.s) Kerbela'da yardım talebinde bulunması da işte bu açıdandır. Çünkü onun gerçekte yardıma ihtiyacı yoktu ve yerin göğün orduları Allah'ın velisinin emrindedir.

 

            Bu gerçeği Biharu'l Envar'da aktarılan bir hadiste de görebiliriz: Abbasi halifesi olan Mütevekkil, askeri gücüne dayanarak muhaliflerini korkutmak istiyordu. Böyle bir düşünceye sahip olduğundan dolayı, bir ara, doksan bine ulaşan ordusunun fertlerine, at torbalarını kırmızı toprakla doldurup geniş bir çölde onları üst üstte dökmelerini emretti. Askerler, Mütevekkil’in emrini yerine getirdiklerinde üst üste dökülmüş yığınla topraklardan büyük bir dağ oluştu. Mütevekkil tepenin üzerine çıkıp İmam Hadi'yi (a.s) kendi yanına çağırarak: “Ordumu görmen için seni buraya çağırdım!” dedi. Üstelik Mütevekkil, ordusuna, savaş elbiselerini giyip silahla donanmalarını da emretmişti.
Mütevekkil’in bu hareketten amacı, inkılapçıları (hükümet aleyhine ayaklanmak isteyenleri), özellikle Mütevekkil’in aleyhine kıyam emri verebilecek güce sahip olan İmam Hadi'yi (a.s) tehdit etmekti. İmam Hadi (a.s) Mütevekkil’in bu hareketten amacının ne olduğunu bildiğinden dolayı ona şöyle buyurdu: “Acaba sen de benim ordumu görmek istiyor musun?” Mütevekkil: “Evet” dedi. 
İmam (a.s) bu esnada bir dua okudu; aniden yerle gök ve doğuyla batı arası silahlı meleklerle dolup taştı. Mütevekkil bu durumu görünce düşüp bayıldı.[7]

            Demek ki İmam'ın (a.s) yardım istemesi acizliğinden değil, bilakis insanlara dünya imtihanında yardım etmek, onları kurtarmak istemesindendir.

 

            Hadislerde, Cin ve Meleklerin Kerbela'da İmam Hüseyin'e (a.s) yardım etmek istedikleri ancak İmam'ın (a.s) böyle bir durumun planda olmadığını ve hüccetin insanlara tamamlanması gerektiğini söyleyerek geri çevirdiği beyan edilmiştir.[8] Tarih boyunca insanların bu Aşura olayı ile sınanması lazımdı.

 

            Esasen İmam'ın  Cinlere ve Meleklere ihtiyacı yoktur. İmam, irade ederse yeryüzü insanları içine çeker. Ziyaret-i Camia'da şöyle okuyoruz:

 

            'Her şey sizin için ram olmuştur.''[9]Yani Allah'tan başka her şey Masum İmamların (a.s) emrindedir.

 

            Nitekim İmam Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde, Süfyani, İmam Mehdi'nin (a.f) ordusuyla savaşmaları için Mekke’ye doğru bir ordu gönderecektir. Gönderdiği ordu, Beyda bölgesine ulaşınca yerin içine gömülecektir.[10] Aynı şey, İmam Hüseyin (a.s) isteseydi Kerbela'da da gerçekleşebilirdi.

 

            Acaba böyle özelliklere sahip olan bir İmam'ın yardıma ihtiyacı mı var? Tabi ki de yok. O sadece yardım etmek için çağırıyor. Masum İmamlar (a.s) elimizden tutmazsa halimiz haraptır.

 

            İmamlar (a.s) niye insanların ellerinden tutup yardım etmek istiyorlar? Çünkü bizler iyi amellerimizin hepsini bir araya toplasak gene de Allah'a yaklaşmak için yeterli değildir. Yol uzundur. İmamların teveccühü olamazsa hem bu dünyada hem de ahirette işimiz zordur. Ebu Hamza Sumali duasındaAllah'a şöyle arz ediyoruz:

 

            ''Ey lütuf sahibi! Ben, azabından kurutulmak için amellerime değil, senin bize olan lütuf ve ihsanına güveniyorum.''

 

            Günahlarımızı hiç hesap etmeden, iyi sandığımız amellerimizin toplamı, İmam Ali'in (a.s) küçük bir ameliyle kıyaslanabilir mi acaba? İyi amellerimizden bile tevbe etmemiz gerekir. Bu kusurlu amellerimize nasıl güvenebiliriz. Amellerimize ümitsiz değiliz ama itimadımız amellerimize değil, bilakis Allah'ın lütfüne ve kereminedir. Allah'a yakınlaşmak için kesinlikle O'nun fazlına ve inayetine ihtiyacımız vardır. O'nun özel fazlı ve keremi olmadan saadete giden o uzun yolu kat etmemiz imkansızdır. Allah'ın özel lütfü, keremi ve rahmeti nerede gelir? O'nun lütfünün ve kereminin bol bol indiği yer, İmam Hüseyin'in (a.s) Kerbela'sıdır. Aşura gününde Allah'ın özel rahmet ve lütfünün kapıları sonuna kadar açıldı. Çünkü İmam Hüseyin o gün o büyük imtihanda ve musibette sabrıyla en büyük ibadeti yerine getirdi.

  

            Tarihte bunun birçok örnekleri vardır. Usul-u Kafi'de yer alan bir rivayette Yusuf'un (a.s) o ayrılık imtihanlarında sabrettiğinden dolayı Allah bir ümmete rahmet etmiştir.[11] Mesela Mısır halkından kıtlık kaldırılmış ve insanlara ve beldelere bereket gelmiş.

 

            İmam Hüseyin (a.s), o büyük musibete katlanmakla Allah'ın geniş rahmet kapısı oldu. Aşura Günü dünyaya inen rahmetin merkezi İmam Hüseyin'dir. Ama daha sonraları her kim, her toplum ve her meclis İmam Hüseyin'in (a.s) Aşurası ile irtibat kurarsa o rahmetten nasibini alacaktır. O rahmet ona, o topluma ya da o meclise de gelecek. Orada inen rahmet, kıyamete kadar devam edecek ve etkisini gösterecek. Kisâ Hadisi'nde de buna benzer bir rahmetle nasiplenme örneği vardır. Kisâ olayı tarihte bir defa gerçekleşmiş ve Tathir ayeti inmiş, ama her kim o olayı anarsa Allah'ın özel rahmetine mazhar olacak. Peygamber Efendimizin (s.a.a) Ehl-i Beyt'ini abanın altında toplama hadisesini anlatan hadisin sonunda şöyle yer alır:

 

            Bu sırada Ali: “Ya Resulallah! Bizim bu abanın altında oturmamızın Allah katındaki fazileti nedir?” diye sordu.

 

            Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Beni hak olarak peygamberlikle gönderen ve insanların kurtarıcısı olarak beni risaleti için seçen Allah’a andolsun ki, bizim bu haberimiz (böylece kisânın altında toplanmamızla ilgili olay), yeryüzünde içerisinde Şiilerimizden ve dostlarımızdan bir topluluğun bulunduğu herhangi bir toplantıda söylenecek olursa, onlar dağılıncaya kadar mutlaka onlara rahmet iner ve melekler onların etrafını sarar ve onlara Allah’tan bağış dilerler.”[12]

 

            Aba altında toplanma anı ve Peygamber Efendimiz (a.s), rahmetin iniş merkezidir. Ama o olay nerede anılırsa orda bulunan Ehl-i Beyt dostları o rahmetten nasibini alırlar.

 

            Aşura Günü ve İmam Hüseyin de (a.s) Allah'ın özel lütfünün ve rahmetinin nazil olduğu merkezdir. Ama isteyen o rahmetten nasiplenebilir. Hüseyin (a.s) hidayet meşalesi ve kurtuluş gemisidir. Hüseyin (a.s) insanları çağırdığında ve onlardan yardım istediğinde gerçekte onları kurtarmak istiyor ve Allah'ın rahmetine kavuşturmak istiyor. İlahi lütufların bizi de kapsamasını istiyor.



[1] Tefsir-i Kummi, c.2, s.83

[2] Mefatih’ul-Cinan, s. 735

[3] Bakara/245

[4] Fatir/15, Muhammed/38

[5] Muhammed/ 7

[6] Hud/7, Hutbe, 183

[7] Bihar’ul-Envar, c. 50, s. 144

[8] Bihar’ul-Envar, c. 44, s. 330

[9] Mefatih’ul-Cinan, s. 906

[10] Gaybet-i Numani, bab.14, h.67, s.289

[11] Usul-u Kafi, c. 4, s. 273

[12] Mefatih’ul-Cinan, s. 1271

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !