21 Ekim 2018 Pazar Saat:
09:07

Kerbela'da Hz. Hüseyin'in Yardım Eli (II)

29-11-2016 10:58


 

    Peki bu davete kim Lebbeyk diyebilir? Bu çağrıya kim icabet edebilir? Onun davetine icabet edebilmenin bir şartı vardır. Ona Lebbeyk diyebilmenin bir koşulu vardır. Şartı, insanın diri bir kalbe sahip olmasıdır. Kalbi ölü olanlar Onun çağrısına Lebbeyk diyemezler. İmam'ın davetine ancak kalbi diri olanlar cevap verebilir. Kalp gözünün açık olması gerekiyor.

 

İmam Hüseyin'in (a.s) Recep ayının ilk gününde okunan ziyaretinde İmam Hüseyin'a (a.s) şöyle hitap ediyoruz:

 

            ''Sen yardım istediğinde bedenim ve lisanım cevap vermediyse, kalbin sana icabet etti...''[1]

 

            Demek ki en başta İmam'a kalbimizle bağlanmalıyız. Kalp İmam'a dönük olmalıdır. İmam Hüseyin (a.s) geniş rahmet kapısı olduğu doğrudur, ama buna rağmen bazı insanlar ona cevap veremezler. Kendileri rahmet kapısını kendi yüzlerine kapatmışlardır. Bir topu okyanusa atarsanız içerisine su girmez. Çünkü kapalıdır. Suyun içine sızması için bir kapı yoktur.

 

            İnsanlardan dört kesim İmam'ın yaydığı lütfe mazhar olamazlar:

 

            Birinci kesim:Dünya cazibeleri o kadar onları mest etmiştir ki artık İmam'ın cazibesi kalplerine girmez. Başka şey onları cezb etmiştir. Dünyevi bağlılıklar artık kalplerini kapatmıştır. İmam'a cevap verecek kalpleri yoktur. Kuran-ı Kerim'de şöyle yer almıştır:

 

            "Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır."[2]

 

            Bunun bariz örneği Ömer ibn-i Saad'tır. İmam Hüseyin (a.s) kendisiyle savaşmaktan vazgeçmesi için birkaç kez Ömer ibn-iSaad’la konuşma yapmıştır. Bu görüşmeler ufak tefek farklılıklarla çeşitli tarihi kaynaklarda nakledilmiştir. Bazı kaynakların belirttiğine göre İmam Hüseyin (a.s) Ömer ibn-iSaad’a şöyle buyurdu:

            “Benim kim olduğumu bildiğin halde benimle savaşmaktan Allah’tan korkmuyor musun? Bu topluluğu terk et ve benim yanıma gel. Bu şekilde Allah’ın dergahına yakınlaş.” Ömer ibn-i Saad şöyle dedi:

            “Evimi yıkmalarından korkuyorum.” İmam şöyle buyurdu:

            “Ben senin için bir ev temin ederim.” Ömer dedi ki:

            “Mallarımı elimden alırlar.” İmam Hüseyin (a.s) orayı terk ettiği esnada şöyle buyurdu:

            “Allah kısa bir sürede canını alsın ve kıyamet günü bağışlamasın. Irak buğdaylarından az miktarı dışında yemeyeceğini ümit ediyorum.”[3] Ömer dedi ki:

            “Buğday olmazsa, arpa yerim.”[4]

 

            Ömer ibn-i Saad'ın kalbi dünya sevgisiyle dolmuştu ve bu yüzden de İmam Hüseyin (a.s) nasihatlerini kabul edemedi. Sonunda da İbn-i Ziyad ona vaat ettiği Rey valiliğini vermedi ve Muhtar tarafından öldürüldü.  

 

            İkinci kesim: Basiretsiz, hak ve batılın yanında üçüncü bir cephenin olduğunu zanneden insanlar. Bunun Kerbela olayındaki en bariz örneği; Ubeydullah ibn-i Hurr-i Cufi'dir.

 

            İmam Hüseyin (a.s) Kûfe’ye ilerlerken menzillerin birinde bir çadır görüp kime ait olduğunu sordu. Yanındakiler: “Ubeydullah ibn-i Hürr-i Cu’fî’ye.” diye cevap verdiler.

 

            İmam Hüseyin (a.s), Haccac b. Mesruk-u Cu’fî’yi onun çadırına gönderdi. Ubeydullah: “İnna lillah ve inna ileyhi raciun. İmam Kûfe’ye vardığında şehirde olmak istemediğim için Kûfe’den ayrıldım. Allah’a andolsun, onunla yüz yüze gelmeyi veya onun beni görmesini istemedim.” dedi.

 

            Haccac dönüp durumu İmam’a anlattı. İmam Hüseyin yanında birkaç kişiyle onu görmeye gitti ve kendisinden yardım istedi; ama o mazeret bildirdi.

 

            İmam: “Sesimizi duymamak için buralardan uzaklaş; yoksa cezanı görürsün.” dedi.

 

            Ravi şöyle der: “Ubeydullah, İmam’ı gördüğünde saygı gösterip elini ayağını öptü.”

 

            İmam ona: “Hemşerilerin beni buralara davet etti.” deyince, o da: “Zaten halkı sizin aleyhinizde gördüğüm için Kûfe’den ayrıldım.” dedi...

 

            Daha sonra Hüseyin'e (a.s) yardım etmediğinden dolayı devamlı üzüntü duyuyordu.[5]

 

            O anda hakkın yada batılın yanında olmamak için kaçmak istedi. Ama bunun farkında değildi ki hak ve batılla işim yok diyerek bir köşeye çekilen birisi kesinlikle batıl cephesindedir. Çünkü ya hak cephesi ya da batıl cephesi vardır. Üçüncü bir cephe ve seçenek söz konusu değildir. Kim hak cephesinde değilse zaten batıl cephesindedir.  

 

            Üçüncü kesim:İmam'ın yanında olmak için şart koşan insanlar. Bazıları İmam Hüseyn'e (a.s) yardım etmek için şart koşarlar. Bunun da Kerbela'da bariz örneği Zahhak b. Abdullah Meşriki'dir. Şartı da şuydu: İmam yenilme merhalesine geldiğinde ve artık yardımının bir faydası olmadığını anladığı an Kerbela'yı terk edecekti. Nitekim öyle de oldu. İmam'ın çok az yareni kaldığında, Zahhak Meşriki kendi zayıf aklıyla gitme zamanının geldiğini düşünerek Kerbela'yı terk etti.[6] Halbuki şehadet vaktine yaklaştıkça İmam Hüseyin'in (a.s) çekiciliği çoğalıyordu. Ama o bu saadetten mahrum kaldı. İmam'a şart koşan kimse, doğaldır ki onun yanında kalamaz.

 

            Dördüncü kesim: Bazı insanlar İmam'a bağlıdırlar; Onun muhibbidirler. Ama başka helal bağlılıklarını İmam Hüseyin'e (a.s) olan bağlılıklarına tercih ederler, ondan öne geçirirler. Kerbela hadisesinde Tirimmah'ı buna örnek gösterebiliriz. O, bir Ehl-i Beyt dostu ve şairiydi. Ama kendisine göre daha önemli bağlılıkları vardı.

          

            Kufe’den gelen Tirimmah bin Adiyy, İmam Hüseyin’e, Kufe’de kalabalık bir topluluğun Kerbela’da kendileriyle savaşmak için hazırlandığı haberini verdi... Tirimmah, Kufe’den ailesi için getirdiği yiyeceği verip geri dönmek için kafileden ayrıldı. Fakat geri dönüş yolunda, Uzeyb mevkiinde İmam Hüseyin’in şehid olduğu haberini aldı ve kavminin yanına döndü.[7]

 

            Tirimmah bu şekilde en büyük saadetten mahrum kaldı. Evet başka şeyleri İmam'a tercih edersek böyle olur.

 

            Bu dört kesim İmam'ın davetine icabet edemezler. İmam'a ancak kalbi dünya sevgisiyle dolmayan, yardım etmek için şart koşmayan, basiretli ve başka şeyleri hatta caiz olsa bile İmam'a tercih etmeyenler icabet edebilirler. İşte bu özelliklere sahip olanların en başında Kerbela'da son nefeslerine kadar mücadele veren İmam'ın yarenleri gelir. İmam'dan başka bir şey zihinlerinde yoktu. Hatta cenneti bile düşünmüyorlardı. Onların cenneti İmam Hüseyin'di (a.s). Hedefleri İmam'ı razı etmekti.

 

            İmam Hüseyin, Aşura gecesi ashabına gecenin karanlığından istifade ederek şehirlerine ve evlerine gitmelerini istediğinde, Müslim bin Avsece şöyle dedi:

            "Allah'a yemin olsun senden ayrılmam, kılıç elimde olduğu sürece onlarla savaşacağım. Elimde silahım olmasa bile şehit olana kadar yerin taşlarıyla onlarla savaşırım."[8]

 

            Amr bin Kurza Ensari, savaş meydanına gitmeden önce, İmam Hüseyin (a.s)'a gelen kılıç ve ok darbelerine kendisini siper ediyordu. Son nefesinde de İmam'a: ''Ey Peygamberin torunu sözünde durdun mu?'' diyordu.[9] İmam Hüseyin (a.s) ashabının tek hedefi İmam'ı kendilerinden hoşnut kılmak ve Onun kurtuluş için sunduğu yardımı kabul ederek ebedi saadete ulaşmaktı.

 

            O zaman bu seçkin insanlar İmam Hüseyin (a.s) çağrısına Lebbeyk diyerek, Aşura günü inen özel rahmet ve lütuftan kurtuluşları için istifade ettiler. Günümüzde de dünyanın her bir köşesinde İmam Hüseyin (a.s) Lebbeyk nidaları yükselmekte ve O'nun ebedi saadete davetine icabet etmekteler. Mallarıyla canlarıyla bu yolda hareket etmekteler.  

 

            Halihazırda Erbain ziyareti İmam Hüseyin'in (a.s) uzattığı yardım eline sımsıkı sarılmak demektir. Erbain yürüyüşü Aşura gününde inen rahmetin coştuğu ve Ehl-i Beyt dostlarını yoğun olarak kapsadığı harekettir. Erbain ziyareti Mümin'in alametlerinden biri sayılmıştır.[10] Çünkü İmam'a olan bağlığını en bariz şekilde ortaya koyabileceği fırsatlardan biridir. Nasıl ki Erbain günü İmam Hüseyin'in (a.s) o mübarek kesik başı geri getirildi ve İmam'ın mübarek naaşına vasl edildiyse, Erbain ziyaretine gidenler kalplerini İmam Hüseyin'e (a.s) vasl ediyorlar ve Onun kurtuluş davetine Lebbeyk diyorlar.

 

            Allah bizleri İmam Hüseyin'den (a.s) ayırmasın, Onun kurtuluş çağrısına gerçek şekilde Lebbeyk diyenlerden eylesin ve O'nun vasıtasıyla yayılan ilahi lütuf ve rahmetten mahrum etmesin.

 

M. Taki Akbulak

20.11.2016



[1] Mefatih’ul-Cinan, s. 735

[2] Araf/179

[3] el-Futuh, İbn A’sam, c. 5, s. 92, 93

[4] Maktelu’l-Hüseyin, Harezmî, c. 1, s. 245

[5] Maktelu’l-Hüseyin, Harezmî, c. 1, s. 245

[6] Tarih-i Taberi, 3050-3051

[7] Kamil-i Ibn-i Esir, c. 4, s. 50

[8] Tarihi Kamili İbni Esir, c. 4, s. 58

[9] Kerbela Şehidi, s. 128 ve 129

[10] Nesaih, Ahmed Cenneti, s. 231

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !