12 Ağustos 2020 Çarşamba Saat:
03:43
12-12-2013
  

Kerbela'nın Ardından: 2. bölüm (Röportaj)

İmam Hüseyin`in (a.s) Davası Geçmişte mi kaldı?

Facebook da Paylaş




 

Matem merasimlerine değinmek istiyorum. Bazı çevrelerce dile getirilen, "olay geçmişte kalmış, şimdi dillendirmek ümmetin arasında bir ayrıştırmaya neden olur" gibi açıklamalar var. Sizce de bu tarihi olayı taze tutmak İslam dünyasında bir ayrıştırmaya neden oluyor mu?
 
şimdi şunu açıkça söyleyeyim. Bütün Müslümanlar sünnisiyle, şiisiyle, alevisiyle geçmişte âlimler olsun, bugün müşterek akıllar olsun hepsi Ehl-i beyttendirler. Yani ümmeti ikiye bölsek ehli beytin safında yer alırlar. Bu safta şialar, sunniler, aleviler olur. Karşısında yer alanlar ise, haricilerdir. Bu günün tabiriyle vahhabilerdir. Hatta vahabilerin büyük bir kesimi yine Ehl-i beytin saffında yer alanlardır. Ancak kısmî olarak radikal, dini siyasallaştıran, haricilerin etkisinde kalan havaric çizgisinde kalanlardır. Delillerim nedir? Delilim Kuran'da olduğu gibi Ehl-i beyt sevgisi var onlarda.

 

Camilerine isim veriyorlar, Kuran'a iman ediyorlar. Ehl-i beyti tertemiz görüyorlar. Ali, Hasan Hüseyin isimleri evlatlarına veriyorlar. Daha doğrusu peygamberin bir sakalı şerifi diye bir tüyünü, bir kılını asırlardır muhafaza eden, altın sandıklarda gizleyen ve aşkla muhabbetle getirip insanlara sunuyorlar. Ehl-i sünnetin peygamberin eti etinden, kanı kanından olan Hüseyin'i kenara atması mümkün değildir. Fakat ben burda halkı suçlamıyorum. Ehlisünneti de ikiye bölüyorum. Bir ehlisünnet var, bir de cehli sünnet var. Gerçek ehlisünnet olanlar gerçek şialar ehlisünnettir. Bunlar Hanefilerdir, şafiilerdir, Hambelilerdir, malikilerdir. Bide cehlisünnet var. Bunlar emevi sünneti ile nebevi sünneti birbirine karıştırmışlar. Cehlisünnet, Kerbela'yı çarpıtan, konuyu başka boyutlara taşıyan, Nuh'un vakası, Âdem'in tövbesi kabul edilmesi, İdris'in göğe çıkması, Musa'nın denizi geçmesi gibi uyduruk şeyler icad edenlerdir.

 

Bunlar işte olayı akraba ziyareti, aşure tatlısı gibi son derece alakası olmayan şeylerle konuyu saptırmışlar. Maalesef cehlisünnet emevi sünnetini nebevi sünetin yerine koymuşlardır. Burada halkın bir suçu yoktur, kalbinde maraz olan mutasıf ulemanın suçu vardır. Bir de siyasetin suçu var. Hadi Emevi siyaseti, efendim geçmişte Abbasi siyaseti vardı. Onların korkusu vardı, onları şiddet ve cinayetleri vardı. Bugün dünyada Emevi yok, Abbasi saltanatı yok. Kılıcı yok, şiddeti yok, parası yok, dirhemi yok. Alacakları haraçları, dağıtacakları hazineleri yok. Neyin korkusu var, kimlerden çekiniyorlar? Yapılanlar kime karşı ve ne için yapılıyor? Muaviye yok ki ödüllendirsin, Yezit yok ki para versin, baskı uygulasın. Sevap boyutu da yok ki dersin kıyamet gününde bunun karşılığını alırlar. Onlar zannediyorlar ki Muaviye ve Yezit'in Allah katında öyle bir değeri var ki, onlara şefaat edeceklerini sanıyorlar. Allah katında bunları hiçbir değeri yoktur ve kendilerine de hayırları yoktur.

 

Peki, sebep nedir? Sebep kalbi marazlıktır, bu kap hastalığıdır. Yani bir millete karşı, kuranı kerimin ifade ettiği üzere, “bir kavme olan öfkeniz sizi adaletten uzaklaştırmasın. Takvaya en yakın olan adalettir, o halde adil olun” diyor. Bir konuma bir kesime eğer bir düşmanlığınız, bir kininiz varsa, o da tarihte olmuşsa, bir kıskançlığınız, bir husumetiniz olmuşsa da adaleti ve doğruyu tercih etmeniz gerekmez mi?  Ben burada bir hususun altını daha çizmek istiyorum. Denilebilir ki, peki bu kadar kitap ve kaynaklar var, âlimler var, bunlar niçin uyandırmıyorlar? Doğruyu kavramalarına vesile olmuyorlar… şu kadarını arz edeyim ki bir aydın için, bir âlim ve araştırmacı için veriler ne kadar doğru olursa olsun, bilgiler ne kadar doğru sunulursa sunulsun. Eğer algıda bir problem varsa anlayışta bir eğrilik varsa, bir kasıt varsa, anlayışın, eğrilin, algının yanlışlığı, doğru verilerden, bilgilerden doğru sonuç çıkaracak vesile bulamaz. Kimi insanlar o saydığım nedenlerden neticeye gidemezler. Yanlış idrak etme hastalığı vardır. Yoksa kaynaklarda sorun yoktur.

 

Onun için hazreti Hüseyin'in musibetini hatırlamak-hatırlatmak, matemini, yasını tutmanın suçmuş gibi gösterilmesi, bir hataymış gibi sunulması, bir kesimin buna tepki vermesi, Allah korusun ihtilafa vesile olacakmış gibi addedilmesi, bırakalım tarihte kalsın denilmesi, bütün bunların altında yatan iki tane temel faktör vardır. Biri dediğim gibi kalbinde maraz, kin, nefret ve taassup hastalığı vardır. ikincisi ise yanlış algı ve yanlış anlayış. Veriler doğru verilse bile doğru algılaması mümkün değildir. Peki, biz bunu tarihe bıraksak ne olur? Bakınız, sosyologların güzel bir tespiti var; tarih felsefecileri derler ki insan denilen bu yaratık doğal olarak fıtri olarak kimliğini uluşturmak için, şahsiyetini bulmak için tarihi bilgiye ihtiyacı var.  Herkes geçmişini öğrenmeye çalışır. Herkes geçmişine bakarak kimliğini bulur. Bu fıtri, tabii, olağan bir şeydir. Cenabı Allah böyle yaratmıştır.

 

şimdi bir milletin tarihinde eğer duruşuyla, doğruluğuyla, dürüstlüğüyle, adaletiyle, merhametiyle hedefi uğrunda, davası uğrunda inancı uğrunda, destanıyla yazmış olduğu kahramanlık, göstermiş olduğu sadakatle, vefa ile ilgili biri varsa o millet mutlaka kendi kimliğini kişiliğini bu değerler üzerinde tesis edecektir.  Eğer Hz. Hüseyin'i biz tarihte unutursak, kitapların arasına saklasak Allah aşkına Hüseyin'in dışında biri kalksın bana desin ki Hüseynin dışında başka alternatifler vardır, başka isimler vardır, bu tür hadiseler vardır, olaylar vardır. Biz Hüseyin'i o çağda bırakalım, bu boşluğu bu isim ve olaylarla dolduralım, diyecek bir örnek gösterebilirler mi? Bir alternatif bulabilirler mi? Yine tarihte ders almak için, ibret çıkarmak için milletine ihanet edenlerin, makamlarını kötüye kullananların Allah'a ve resulüne vermiş oldukları sözden dönüş yapanların sonlarının ne olduğunu ne tür çirkin yüzler sergilediğini, onlar kötü şeyler olduğunu kuran bunlardan bahseder miydi? 

 

Kuran nerdeyse üçte biri tarihtir. Niçin üçte biri tarihtir, insan geçmişine bakıp ibret alsın ve kimliğini bulsun diye. Müspet veya menfi ibretler alacaklar. Peki, Yezit'i unutturmaya çalışsak, yezitten daha büyük ihanet eden, hain, zalim ve melun birini icat edebilecek miyiz ki o bize ibretlik vesilesi olsun? Ondan dolayı biz onu unutturmayacağız, hatırlamak-hatırlatmak sünnetullahtır. Sünetullah bize bunu emrediyor. Bir diğer konu ise bu gibi merasimlerde ağlama ile ilgilidir. Diyorlar ki, ağlıyorlar, bin dört yüz yıl önce yaşanan bir olay için yas tutuyorlar ve bugüne taşıyorlar. Peygamber, öldü yas tutmuyorlar, halifeler ve sahabeler öldü-öldürüldü ağlamıyorlar, nedir bu Kerbela ve Hüseyin için ağlama? Melankolide karşısındakinin acısını paylaşmaktır. Varlıklar içerisinde bir tek insana aittir. İnsanlar dışında hiçbir varlık karşısındakinin acısını paylaşamaz. Ve bu bir erdemliktir. Karşıdakinin acısını taşımak bir daha böyle bir acıya engel olmak içindir. Düşünün Amerika'da milyonlarca Kızılderili'nin kimlikleriyle birlikte asimile ettiler. Biz bu zulmün karşısında acı duyuyoruz ve hala o zulüm bu konu insan hakları mahkemesinde bir suç olarak kabul görülüyor. Kaldı ki bizi peygamberimizin evlatları böyle bir acıya maruz kalacak ve biz bu acıyı taze tutmayacağız da ne yapacağız. Dolayısıyla şia'nın böyle bir acıyı taze tutması ve çağlara taşıması son derece yerinde bir eylemdir. O günü anmak ve anlamak için ağlama, yas tutma merasimleri başkaları tarafından çarptırılması hakkaniyete aykırıdır. Bu acıyı hissetmek onun davasını sürdürmeye yöneliktir. Nitekim bugün bu yolu izzetli bir duruşla sergileyenler var.

 

Lübnan'da Hizbullah, İran ve diğer bölgelerde Hüseyni bir duruşla çağın yezitlerine nice yenilgiler tattırmışlardır. İnsan hakları için, mazlumlar için, dökülen gözyaşları için kıyam eden Hüseyin'iler, böyle bir kültürle insanlık alemi için gözyaşı döküyorlar ve mazlumların umudu haline gelmişlerdir. Gerektiğinde onlar için bütün varlıklarını feda etmeye hazır olduklarını da ortaya koymuşlardır. Allah da onlara yardım ediyor. şimdi biz bu ağlayanları mı suçlamalıyız? Melankoli dediğimiz bu duygudan yoksun olanları, robotlaşmış olanları, hissiyatlarını, hassasiyetlerini kaybedenleri mi suçlamalıyız? Yani biz o ağlamayanları, o acıyı taşıyamayanları karşımıza alıp sormalıyız; sen ne yaptın da Allah'ın sana bahşettiği bu duyguları bastırıp yok ediyorsun ve insanlık için gözyaşı dökmüyorsun? Ne yaptın da insanlığını yok ettiniz?
 
İmam Hüseyin ve Kerbela olayını ele alırken,  aynı acıları bugün tüm İslam coğrafyasında yaşandığını görüyoruz. Bugün o tarihi olayı günümüze uyarladığımızda nasıl bir Hüseyin ve mücadele alanları ne olacaktı?
 
şimdi Hüseyin olmak, illa Ali'nin oğlu, Fatıma'nın yavrusu, Peygamberin torunu olmayı gerektirmiyor. Allah'a hamdolsun İslam âleminde birçok yerde davasına sahip çıkan isimler olmuştur. Olmaya da devam edecektir. Bence Hüseyin'i olan insanın Yezit'i vardır. çnce Yezit'i, Yezit zihniyetini tanımadan evvel önce Hüseyin'i tanımak lazım ve Hüseyni olmak lazım. Eğer dünya hayatında bir davan varsa, güzelliği, çirkinliği birbirinden ayıracak duyguya sahipsen. Sonra Yezit ve yezitliği tanıyabilirsin. İşte o zaman onlarla mücadele edebilirsin. Eğer bunu zamanınıza tatbik etmek istiyorsak Kerbela'yı çok iyi okumamız lazım.

 

İmam Hüseyin'i çok iyi anlamamız gerekiyor. İmam Hüseyin'i bize her yönüyle öğreten bir isim ise, ideolojik anlamda ve kıyamıyla örneklik sergilemiş biri, Allah ruhunu şad eylesin. İran İslam inkılabını gerçekleştiren İmam Humeyni olmuştur. çünkü Humeyni'nin üstlenmiş olduğu misyon, koyduğu mücadele ile ortaya olmuştur. Allah'ın Resulüne karşı Ebu Süfyan, İmam Ali'ye karşı Ebu Süfyan'ın oğlu Muaviye, İmam Hüseyin'in karşısında Muaviye'nin oğlu Yezit vardı. İmam Humeyni'ye karşı ise çağın yeziti batılı emperyalistlerdir, Siyonistler ve diğer rejimlerdir.

Peki, imamların ve peygamberlerin davaları neyin üzerine kurulmuştu? Peygamberler davalarını Hakkın- hakkaniyet üzerine kurmuştu. Hak ve hakkaniyet üzerine davasını tesis eden kılavuzun korkması, çekinmesi, endişeye kapılması, umutsuzluğa düşmesi mümkün değildir. Peygamberler, imamlar imametini nübüvveti korku üzerine tesis etmezler, tek başına kalsalar da. Musa'ya (a.s) baktığımızda tekti. Yanında bir tek kardeşi Harun vardı.  çnünde ise koskoca firavun vardı, saltanat vardı, ordular vardı. Ama bunlar nübüvvetini, risaletini korku üzerine tesis etmedikleri için, Allah'a dayandıkları için dünyanın en büyük gücü Allah'ın gücü Karşısında bir karınca kadar bile olamadı. İmam Hüseyin'in (a.s) durumuna baktığımızda aynı şeyleri görebiliyoruz. Resulullah'ın durumu da böyleydi. Mekke'de iken büyük bir gücün karşısına dikilmişti. Ama onun yanında sadece bir Hatice vardı, bir Ali vardı, karşısında ise koca bir ordu ve güç vardı. Kerbela'da ise İmam'ın karşısında on binler varken, o yetmiş iki kişiyle sırtını rabbine dayıyordu.

 

Dönüp baktığımızda bunlar davalarını hakkın ve hakkaniyetin üzerine kurduklarını görüyoruz.  Ve yezit bence bir kişinin ve kabilenin adı değildir. İmam Ali sıffîn'da Muaviye karşı savaşmıyordu. Batılın karşısında savaşıyordu. Kerbela'da İmam Hüseyin Yezit'in karşısında savaşmıyordu. Hak ve batıl mücadelesinde hakkı yıkmak isteyen zihniyetlere karşı savaşıyorlardı. Onlar bu zihniyetle savaşıyorlardı. Yeryüzünde korku saltanatı, haram ve zulme dayalı bir hâkimiyet karşısında hakkı inşa etmenin önemini fark etmek gerekiyor. Mazlumların hakkını gasp edenlere, haktan uzak ve tamamen küfür ve şirk üzere olan bir sistem ve zihniyete karşı mücadele edildiğinde Hüseyin'i anlamış olacağız. Ve kesinlikle böyle bir duruşa ihtiyaç vardır. Bence bu zamanın Yezit'i Amerika'dır, İsrail'dir, batılı emperyalistleridir ve onların uzantılarıdır. Zamanımızın Hüseyinleri ise, Allah onun ömrünü bereketli kılsın velayeti fakihtir. Onun yolunda ve ona bağlı olan Seyyid Hasan Nasrallah'tır, Irak'ta birkaç isimlerdir. İslam dünyasında nerede olursa olsun velayete bağlı âlim ve müminlerdir. Hüseyni olduktan sonra, onun Yezit'i de olacaktır. Bunlar olduktan sonra siz istemezseniz de onlar sizi zorla savaşa sokacaklardır.
 
Günümüzün gençleri ve bazı kesimler tarafından ne yazık ki idrak edilmeyen bir olaydır Kerbela. Yüz yıllardır canlı tutulan ve merasimlerle anılan Kerbela faciası ve İmam'ın tevhid mücadelesi bir “efsane” olarak algılanıyor. Dolayısıyla gençliğin burada çok ciddi bir sorunu var. Olaya bu açıdan baktığımızda genç nesillere tavsiyeniz nelerdir?
 
Kuran-ı kerime baktığımızda efsanelerle uğraşmak şeytanilerin işi olduğunu görüyoruz.  Hayallerle uğraşıp, hakikatleri görmezden gelmesi, kendi iç dünyasında bir karakter oluşturması onu Kuran'i bir yaşamdan uzaklaştırır. Dünya hayal evi değildir, Sınav dünyasıdır ve hakikatlerin evidir. Her peygamberin ümmetine sorulacak. Musa'nın ümmetine senin firavunun kim? Hazreti Muhammed'in ümmetine senin Ebu Süfya'nın kim. Peygamberlerin yolunda gidenlere de sorulacak. İmam Ali'nin yolunda gidenlere senin muaviyen kim? İmam Hüseyin'in takipçilerine senin Yezit'in kim? Diye sorulacak. Her Musa'nın bir firavunu vardır. Her Muhammed'in bir Ebu Süfyan'ı olacak. çzelikle Hakkı üstün tutmak için her şeyini Allah'a adayan İmam Hüseyin'in hesabı bizlere sorulacaktır.

 

Bulunduğumuz çağlarda sizin Yezidiniz kim diye sorulacak. Hangi bedeller ödedin diye hesaba çekilecek. Mümin olan bir insanın hayallerden uzak durması ve hakikatle yüzleşmesi gerekir. Dünyada her zaman dilimi içerisinde doğru ile eğriliğin sahnelendiğini görmek mümkündür. Böyle olmazsa dünya evinin sınav dünyası olmazdı. Onların yaptığı şey Allah'ın rızasına uygun olan şeylerdi. Allah zalimlerin zulmünden razı değildir. Yezit'in yaptıklarından razı değildir, küfründen, şirkinden, saltanatından, zinasından, hıyanetinden, cinayetlerinden razı değildir. Allah'ın razı olmadığı bu tablo karşısında sessiz kalanlardan da Allah razı olmaz. Hazreti Hüseyin'in uygulamış olduğu adaletinden, merhametinden, ibadetinden, sergilemiş olduğu şecaatinden, bilgisinden ve kıyamından Allah razıydı. Biz buna dikkat etmeliyiz.

 

Resulullah'ın üzerinden Allah bize müşrikleri tanıttı. İmam Ali üzerinden bizler münafıkları tanıdık. İmam Hüseyin üzerinden münafıklarla birlikte zalimlerini tanıdık. Her zaman diliminde hak ve batıl mücadelesini görmekteyiz. İmam Caferi Sadık'ın (a.s) dediği gibi, “her yer Kerbela, her gün aşura” sözü bugün dünyanın her yerinde devam eden zulüm ve gözyaşları ile buna tanıklık ediyoruz. İnsanlara zulmediliyor, hakları gasp ediliyor ve her türlü acı sergileniyor.

Dolayısıyla “her yer Kerbela ve her gün aşura'dır. Bu nedenlere gençlere tavsiyem Kerbela kıyamını iyi okusunlar, araştırsınlar. Kerbela mektebini mutlaka okumalılardır.  Efsanelerle hakikat bulunmaz, hakkın yanında haklının yanında olmaları tavsiye ediyorum.


Röportaj: Aydın Altay

 

7sabah.com

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler