26 Ocak 2021 Salı Saat:
10:21
19-06-2012
  

Kerbela'nın Dudakları

Kerbela bir rivayettir. Anlatıcısı, anlatının kendisidir. Ne sana gerek var ne bana

Facebook da Paylaş

 

 
 
 
 
1-Kerbela olayına bir kere şöyle bakılabilir: Yaklaşık bin dört yüz sene öncesinde Arap Yarımadası'nda, Kureyş kabilesinden Kusay'ın oğlu Abdümünaf'ın oğulları Haşim ile Abdüşems arasında Kâbe'nin yönetiminde söz sahibi olmayı da içere azı olaylar üzerine derin anlaşmazlıklar baş gösterir. Haşim'in oğlu Abdulmuttalib'dir, Abduşems'in oğlu ise Ümeyye. Tarihte Ümeyye oğulları (beni Ümeyye) ve Haşim oğulları (beni Haşim) olarak bilinen iki amcaoğlu sülalesi arasındaki çatışma, eklenen her yeni olayla derinleşir. Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah soyundan torunu Muhammed, İslam dinini ilan eder. Ümeyye'nin oğlu Harb soyundan gelen Ebusüfyan İslam'a boyun eğmez. Öyle ki Uhud ve Hendek savaşlarında İslam peygamberine karşı kılıç çeker ve Müslüman kanı döker. Ebusüfyan'ın oğlu Muaviye ki aynı zamanda Emevi hilafetini başlatan Şam kentinin valisidir. Muhammed Peygamber'in erkek çocukları doğar, yaşamaz ve ölürler. İslam'a ilk inanan kadından, ayni eşi Hatice'den olan kızı Fatime'yi, amcasının oğlu Ali'yle evlendirir. Erkek çocuğu yaşamadığı için cahiliye Arap insanının kınamaları ve hor görüp küçümsemeleri Muhammed Peygamberi çok üzmüştür. Öyle ki sonunda 3 ayetli bir vahiy iner: "Biz sana Kevser bağışladık, Rabbine salat kıl ve nahret . Hiç kuşku yok ki soysuz olan senin düşmanındır." Böylece sonsuz hayır ve bereket olarak ve de cennetin kutsal ırmağı Kevser olarak tanımlanan Fatime, Ali ile evlendikten sonra sonsuz bereket sülalesi dünyaya gelir. Bunlardan ilki Hasan'dır ve sonrasında Hüseyin. Muhammed, Ali, Fatime, Hasan ve Hüseyin, Al-i aba olarak bilinen Muhammed Peygamberin abası altında topladığı kutsal kişilerdir.  Ali, Küfe şehrini hilafet kenti olarak seçmiştir. O, Ebusüfyan'ın oğlu Muaviye'nin emriyle bin Mülcem tarafından Küfe camiinde sabah namazında secdeden kalkarken arkadan kafasına indirilen kılıç darbesiyle öldürülür.
 
Muaviye 20 yıl hüküm sürer. Özet: Ebu Süfyan, Muhammed peygambere karşı kılıç oynatmıştır. Ebu Süfyan'ın oğlu Muaviye, Muhammed Peygamberin amcasının oğlu, damadı ve bir takım rivayetlere göre Veda Haccı dönüşünde yaptığı son hutbesinde "Kim ki ben onun mevlasıysam Ali onun mevlasıdır," diyerek halife seçilen Ali'nin katilidir.  
 
Muaviye, Ali'yi öldürdükten sonra namaz hutbelerinde Ali ve onun sülalesine sövmenin İslam'ın bir gereği olduğunu emreder, bu emir yerine gelir ve on yıllarca Fadime ve Ali'nin sülalesine her namazda sövülür ve sövenler bununla övünür! Muaviye ölünce oğlu Yezid halife olur. Ali'nin oğlu Hüseyin onun hilafetine boyun eğmez. Küfe ehlinin davetiyle Medine'den Küfe kentine doğru yol alırken, yolda Kerbela Çölü'nde Yezid'in ordusuyla karşılaşır. Yetmiş iki kişilik bir grup ve aile fertleri Muhammed Peygamber'in sahabelerinden oluşan Hüseyin'in ordusu, on binlerle sayılan orduyla karşılaşır. Hüseyin, Muharrem'in onuncu gününde öldürülür. Küfe'nin valisi bin Ziyad'ın komutanı Şimr bin Zil Cevşen'in eliyle başı kesilir, süngüye takılır. Muhammed Peygamber'in sülalesinden gelen bütün kadınlar tutsak edilir ve Şam'a getirilir.
 
2-Kerbela olayını bir de şöyle okumak mümkün: Politik erki elinde tutan ve bu egemenliğin bütün avantajlarını kendi sülalesi arasında paylaşan, rakipleri ortadan kaldırmak için tanrı adını ve dini inancı sonuna kadar kendi çıkarları doğrultusunda kullanan Emeviler hanedanının ikinci halifesi Yezid, tarihte eşine az rastlanır bir acımasızlıkla Kerbela çölü'nde gence, yaşlıya, çocuğa bakmadan herkesi kılıçtan geçirerek iradesini Ortaya koymuştur. Buna karşın, dini erkin en yücesinin en yakını olan karşı düşüncenin lideri, kendi "Yaşam inançtır ve bu inanç yolunda mücadeledir" ifadesine sadık kalarak, zulme boyun eğmektense ölümü yeğlemiş ve bu yolda bütün kardeşleri, oğulları, yoldaşlarını yitirmiş ve kendi canını da bu yola koymuş ve başı süngülere oturtulmuştur. Bu tarihi olay, 1400 senedir konuşulur.
 
3-Kerbela olayını bir başka türlü de okumak mümkün. Kerbela bir rivayettir. Anlatıcısı anlatının kendisidir. Bir metin var ki karşımızda kendi kendini anlatmakta. Ne sana gerek var ne bana. Anlatıcısı o rivayetin içinde ölen ve ölümleriyle yeniden bize dönen ve çepeçevre duran insanlardır. Bin dört yüz senedir milyarlarca insanın gözlerinden durmadan akan gözyaşının rivayetidir. Rivayet, rö'yet (görme) ile birlikte olan anlatıdır. Bu nedenle diyorum Kerbela Hikâye değil! Sen de gördün onu çünkü ben de… biz hepimiz rö'yet ettik; ne zamanki tanrı adıyla meydana ayak basan ve ileri çıkan şekavet ehlinin kurşunu kalbimizi deldi, ne zaman ki Tanrı adıyla insanlarımız mazlum düşürüldü, ne zaman ki inananlar onlar tarafından kandırıldı ve urgan geçti boyunlarımızdan, ellerimiz kollarımız bağlandı, kelepçelendi ve canımız alındı, biz Kerbela'yı gördük ve anlattık. Bu rivayet sürecek. 
 
"Şehit düşmüş şah-ı merdan, ah Hüseynim, vah Hüseynim!" 
 
Muhammed peygamber namaza durmuştu. Torunu çevresinde dönenip duruyordu. Çocuktu. Peygamber secdeye eğildiğinde çocuk dedesinin sırtına çıktı. Rivayettir. Rivayettir. Dinle! Secde uzadı. Uzadı. Ta ki çocuk indi. Peygamber secdeden kalktı. Namazı bittikten sonra aldı torununu kucağına… Rivayettir! Hep öptüğü gibi Hüseyin'in gırtlağından öptü. Gözleri yaş doluydu peygamberin. O biliyordu hicretin 61.nci yılında bir acımasızlığın hançeri bu gırtlağın üzerinden kayacak ve akan kan en mazlum düşürülmüşlüğün tarihini yazacak. Rivayettir. Rivayettir. Rivayet! Bu, gözyaşının rivayetidir. Peygamberin gözyaşlarının rivayetidir. Ali'nin mescitte başına kılıç indiğinde, "Ant olsun Kabe'nin tanrısına bahtiyar oldum," haykırışının rivayetidir, bir matemin rivayeti... Bu İbrahim'in İsmail'i kurban etmeyip de kendi sülalesinden Hüseyin'in kendini tanrının dininin bayraktarı sanan zalimlerce başı kesilerek kurban edilişinin matemidir!
 
Bu, Yahya peygamberin kesilen kollarının matemidir. Bu Esma-i Hamse'nin matemidir. Bu İsa'nın omuzlarında haç sürüklerken bildiği o öğlen vaktinin acısına döktüğü gözyaşının matemidir. Bu, ne zaman oğlu Hüseyin'i görse Ali'nin akan gözyaşlarının matemidir. "Ah Sakine ağlama! Benden sonra senin gözyaşların hep akacak!" Rivayettir! Rivayettir! Zeynep, kardeşinin paralanmış başsız bedenin yanında diz çöktü. Şimdi o gözyaşların ağıtıdır bu rivayet! Kerbela'nın sakkası, Haşimilerin ay yüzlü Abbası'ının çadırlara su getirirken düşmanın oklarıyla delinen su tulumuna bakarken kırılan kalbinin matemidir! Ali'nin Ümmü Benin'den doğma en büyüğü Abbas olan dört oğlunun toprağa düşüşlerinin matemidir! Muhammed Peygamber'e benzeyen Hüseyin'in oğlu Ali Ekber'in, on dokuz yaşındaki Kasım'ın, on bir yaşındaki Hasan'ın, öteki oğlu Abdullah'ın matemidir! Altı aylık Ali Asger'in gırtlağına ok saplanışının matemidir. Bu rivayet, insan var oldukça zulme karşı duran, direnen Hüseyin'in yalnız kalışının ve "aman susuzluktan, aman yardımsızlıktan" deyip bağrının yanışının matemidir! Rivayettir.
 
Yetmiş iki kişilik ordunun komutanı Hüseyin'e mektuplar geliyor Küfe'den Medine'ye. Amcasının oğlu Müslüm, bu mektupları onaylıyor. Küfe ki, babası Ali'nin hilafet sürdüğü şehirdir. O şehir ki, geceleri bütün İslam topraklarının hükümranı Ali'nin, bir gölge gibi sırtına ekmek ve erzak çulunu alıp dul ve yetimlerin kapılarına Bırakıp gittiği şehirdir. O halife ki kardeşi Akil beytülmalden payından fazlasını istediğinde ateşi koymuştu kör kardeşinin önüne. Alırken eli yanmış ve bağırmıştı Akil: "Sen ne biçim kardeşsin! Kör kardeşine fazladan bir lokma vermezsin!"  Ali'nin yanıtını duymuştu Akil: "Sen Ali'nin ateşine dayanamadın ben Allah'ın ateşine nasıl dayanırım?" İşte Küfe ehli mektuplar yağdırır: "Hüseyin, gel Küfe'ye! Biz Yezid'e değil sana biat edeceğiz" diye. Mektuplara yanıt olarak yola koyulur Hüseyin. Bunu duyan Yezid, bin Ziyad adlı komutanını Küfe'ye vali olarak gönderir. Bin Ziyad, Ali ve Hüseyin yanlılarını kılıçtan geçirir. Haber Hüseyin'e ulaşır. Yolda herkesi camiye toplar… Rivayettir. Rivayettir. Der: "…!.... bilin ki yarın hepimiz öleceğiz. Şimdi! Dönmek isteyen varsa dönsün. Gitmek isteyen varsa gitsin." Caminin mumları söndürülür. Yeniden aydınlandığında kimse kalmamıştır. Hüseyin çocukları, kardeşleri ve birkaç yol yoldaşı.
 
Toplam 72 kişi! Sabah bu 72 kişinin komutanı atına biner ve Kerbela çölünde, bin Ziyad komutasındaki Yezid'in ordusuyla karşılaşır. 72 kişi nedir ki! Kuşatılır. Fırat kıyısında. Komutan çadır kurdurur. Çadırlarda kadınlar, çocuklar ve hasta oğlu Zeynelabidin! Kız kardeşi Zeynep çadırların işleriyle uğraşmakta. Hüseyin, kardeşi Abbas'ı ordunun komutanı, sakası ve bayraktarı yapar. Atının üzerinde Yezid'in ordusuna karşı konuşur. Onlara, "Nasıl olur Muhammed peygamberin torununa karşı dururlar?", diye sorar. O torun ki, peygamberin dudakları öpmüş gırtlağını. "Açın yolu, Neyneva'ya gidelim. Küfür hükümeti sizin olsun", der. Ancak, on binlerce askerden oluşan ordunun başında bulunan 5 komutandan üçü, "hayır," der. Bunların biri de Şimr'dir.
 
Hüseyin çadırlara döner. Durumu anlatır:  "Amma sonra! Bizim önümüze çıkan işler işte bu gördüklerinizdir. Durum öyle değişmiştir ki çirkinlikler açıkta ve iyilikler ve erdemler bizim çevremizden sökün etmiştir. İnsanlığın erdeminden bir kabın dibindeki birkaç damlaya benzer bir şey kalmamıştır. İnsanlar utanç verici ve rezil bir yaşam sürdürmekteler ki ne haklı davranmaktalar ne batıldan yüz çevirmedeler. Böylesi utanç verici bir ortamda, inanan ve erdem sahibi bir insana fedakârlık, canından geçmek ve rabbinin didarına koşmak yaraşır. Ben böylesi zillet dolu ortamda ölümü saadet ve mutluk bilirim ve bu zalimlerle yaşamayı ise acı bir nikbetten başka bir şey bilmem. Bu insanlar, dünyanın köleleridir ve din onların ağızlarında lagalugadır…!"
 
Tarih 2 muharrem 680 M.S. Yeniden ordulara karşı ateşli bir söylev verir. Onları Allah'ın ve Muhammed Peygamber'in yoluna davet eder. Yezid'in ordusu çalkalanmaya başlar. Bu kez öyle bir ateşli konuşma yapar ki bin Ziyad'ın komutanlarından Hür, Hüseyin'in saflarına katılır. Diğerleri de Hüseyin'le savaşmaktan vazgeçer kaygısıyla Ömer bin Saad bin Vaggas, ilk oku Hüseyin'e fırlatır. Ok isabet eder. Söz biter, savaş başlar! İlk, Hür savaşa koyulur. Teke tek. Çok kâfiri kılıçtan geçirir. Sonunda Kerbela'nın kızgın kumlarına düşer ve şehit olur. Ardından Ali'nin sahabelerinden 75 yaşındaki Habib bin Mazahir ve diğerleri… Yezid'in ordusu çok kayıplar verir, ancak 72 kişilik ordu da giderek küçülür, sayıları daha azalır.
 
Muharrem ayının dokuzuncu günü (Tasua)'ydı. Yezid'in ordusu tarafından kuşatılan çadırlarda su kalmamıştı. Saka Abbas atına bindi. Fırat'a doğru yöneldi.
 
Küfiyan gördü Fırat üste susuz sakka geliyor,
bir kuru su tulumuyla yola koyulmuş pervasız geliyor!
 
Abbas, yolu kapatanları kılıç darbeleriyle devirdikten sonra coşkun akan Fırat Nehri'ne vardı. Atından indi. Dizleri üzerine çöktü. Serin duru suyu avuçladı. Avuçlarını, susuzluktan kurumuş, çatlamış dudaklarına yanaştırdı. O an ne gördü, kim bilir! Belki altı aylık Ali Asger'in yüzünü gördü, belki dört yaşındaki Rukiye'nin gözyaşlarını gördü, belki de babası Ali'nin ve peygamberin yüzünü gördü… bilinmez. Avuçladığı suyu Fırat Nehri'ne geri serpti. Deri su tulumunu doldurdu. Ayağa kalktı. Atına bindi. Hurmalıklardan çadırlara doğru dörtnala gelmeye başladı. O an! İşte o an oldu. Hurmalıklar ardında saklanan Yezid'in askerleri, ki kendilerini Müslüman hem de en has Müslüman olarak biliyor ve tanıtıyorlardı, ağaçların ardından çıkarak Abbas'ın yolunu kestiler.
 
Kesti eşrar-ı deni su yolunu,
Susuz sakanın almışlar sağını solunu,
Düşürdüler hem sağ hem sol kolunu,
Nasıl kan ağlamaz taş bugün,
Kesilmiş yetmiş iki baş bugün!
 
HAŞİM HÜSREVŞAHİ
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler