09 Nisan 2020 Perşembe Saat:
15:40
14-11-2012
  

Kerbela Olayının Yaşanmasında Dini Tahrifatın Rolü

(Ben-i çmeyye) şeytana itaat etmeyi kabullenip Allah'a itaat etmeyen, yeryüzünde fesadı yayan, ilahi ahkâmın uygulanmasına engel olan ve de beytülmali yağmalayan kimselerdir."

Facebook da Paylaş

 

 



Yüce İslam Peygamberinin ölümünden Kerbela vakıasına kadar olan fasılada İslam toplumunda birçok kültürel değişimler ve tahrifat ortaya çıkmış idi. Bu tahrifatın çıkışı, gelişip güçlenmesi bir sızıntı şeklinde ve yavaş-yavaş gerçekleştiyse de çoğu din bilginlerine göre bu tahrifatın temelleri Peygamber'in ölümünden sonraki ilk yıllarda atılmıştı.

Buradaki tahrifattan maksat, sultanların ve siyaset adamlarının halkı bilinçsizleştirmek, kendi zulüm ve istibdatlarını tevil etmek amacıyla adet edindikleri saptırmalardır.

Bu tahrifatın çıkıp yayılmasında Ben-i çmeyye önemli bir rol oynadı ve İslam'a aykırı yöntemlerini gizlemek amacıyla kendilerine özgü tüzükleriyle tahrifattan yararlandılar. çmeyye oğulları, bütün şahsiyetlerini firavunluk özentisi ve cahiliyet özellikleri teşkil etmesi hasebiyle, kendilerini İslam'a tetabuk edemiyorlardı. Yezid'in başa geçişi, Ben-i çmeyye'nin İslam'a hiçbir değer vermediklerinin fakat çirkin çehrelerini gizlemek, kendi hâkimiyetlerini tevil etmek ve hükümetlerini halka kabullendirmek için İslam'ı alet edindiklerini açıkça gösteren tarihi olaylardan biriydi.

İmam Hüseyin (a.s) Ben-i çmeyye'yi şöyle tarif ediyor:

"Onlar (Ben-i çmeyye) şeytana itaat etmeyi kabullenip Allah'a itaat etmeyen, yeryüzünde fesadı yayan, ilahi ahkâmın uygulanmasına engel olan ve de beytülmali yağmalayan kimselerdir." [1]

şeytani ve müfsit planlarını yürütmek için, asil İslamî unsurları tahrif edip gayri meşru alanlarda kullanıyorlardı. Burada onların tahrifatına uğrayan ve Kerbela faciasının meydana gelmesinde önemli bir rol oynayan o unsurların bazı örneklerini, yine onların tarihî şahitlerine dayanarak açıklayacağız.

KERBELA VAKIASINA KARşI KÛFELİLERİN TUTUMU

Tarih kitaplarında ve de halk arasında bir atasözü olarak Kûfelilerin hilekâr ve hain oldukları, aralarında ahde vefanın çok az görüldüğü yaygındır. Biz de Kûfelilerin ruhsal karakterleri hakkında aceleci olduklarına ve karar vermede bu aceleciliklerinin daima kendilerine ve hükümdarlarına zarar verdiğine önceden değinmiştik. çabuk incinmeleri ve bunun yanında çabuk ikna olmaları aynı şekilde çabuk teslim olmaları, çabuk başkaldırmaları, isyan etmeleri bu halkın ruhlarına işlemiş, hâkim olmuştu. Burada Kûfelilerin Kerbela vakıası karşısındaki tutumu hakkında bir takım konuları sergilemeye çalışacağız:

Kûfe halkı, muhtelif yöneticiler döneminde teşekkülleri değişime uğramış çeşitli kabilelerden oluşan bir topluluk idi. Kabilelerin teşekkülünün değişmesi daima baştakilerin çıkarlarını içeren bir takım maslahatlara uygun olarak gerçekleştiriliyordu. Aynı zamanda baştakiler, kabile büyüklerinin ileri gelenlerinin durumunu mülahaza ediyorlardı. çünkü çoğu yerlerde onların şehrin valilerinden daha güçlü olduklarını kendileri de biliyorlardı.

şialar bu halkın bir kısmını teşkil ediyordu. Bazı kabileler şii olmakla meşhur idiyseler de hiçbir kabilenin yüzde yüz şii olduğu düşünülemezdi. Böylece şii kabileler, aralarında dağınık olduklarından, bir bütünlüğe sahip değildiler ve kabile kültürüne özgü vasıfların yanı sıra, Kûfelilik karakterleri de onlara hâkim olmuş idi.

O dönemdeki şiilerin sayısı pek de fazla değildi. Hucr b. Adiyy Kûfe mescidinde Ziyad'a muhalefet ettiğinde, mescittekilerin yarısının veya üçte birinin onu destekledikleri söylenir ama çoğu sadece siyasi konularda Ali'nin (a.s) evlatlarına eşlik ediyorlardı. Bu gibi kimselere siyasi şiilik, itikadi şiilikten daha çok yakışıyordu. Bu yüzden Emir-el-Mümininin (a.s) Kûfe'deki gerçek şiileri, sayı ve savaş aletleri bakımından pek de güçlü sayılmazlardı.

Kûfe halkının İmam Hüseyin'i (a.s) davet edip yardım etmedikleri bir yana, hatta onu öldürmek için doğrudan doğruya yardımlaşmada bulunduklarında şüphe yoktur. Aynı zamanda bunların kim olduğunu, kimlerin mektup yazdıklarını ve neden yardım etmediklerini araştırmamız yerinde olur.

çnce, şii düşünce tarzının sonraları Kûfe'de göz alıcı bir ilerleme kaydettiğini belirtmek gerek. Hatta Ben-i Abbas'ın hilafeti Ali (a.s) evlatlarından gasp etmeleri karşısında muhalefet ettiklerini ve bu yüzden Emevi sarayına bağlı tarihçi ve hadisçilerin Kûfe halkından nefret ettiklerinin yanı sıra, Ben-i Abbas sarayı âlimlerinin de Kûfelilere karşı böyle bir kin beslediklerini hatırlatmamız gereklidir. şia'ya yapılan zulmün boyutu sadece siyasi değildi; düşünce ve inanç açısından da satılmış fetva mercileri tarafından küfür ve İslam dışı olmak ile suçlanıyorlardı. Buna göre mütalaa ederken ve tarihî olayları naklederken, tarihçilerin şiiliğe karşı düşmanca ve nefret ederek olayları değerlendirdiklerine dikkat etmek gerek. Bu noktaya dikkat edilirse, bu tip tarihçilerin şia'yı vefasız göstermeye ve Kûfe'nin Hüseyin b. Ali'yi (a.s) himaye etmemesinin günahını şia'ya yüklemeye çalıştıkları kolayca anlaşılabilir. Oysa aşağıdaki açıklamalar, Kûfelilerin sahip oldukları karakter özelliklerinden dolayı Hüseyin'i (a.s) desteklemediklerine biraz olsun açıklık getirecek. Fakat Kûfelilerin üstün fedakârlık amaçları olsaydı, durumu bir yere kadar değiştirebilirlerdi. Bu husustaki görüşümüzün hulasası bundan ibarettir; şimdi bu görüşümüzü şahitlerle, delillerle ispatlamaya çalışacağız:

O koşullar altında bulunan Kûfe'yle ilgili şöyle bir portre çizilebilir. şam halkı için Yezid'i kabullenmek ne kadar kolaydıysa, Kûfe halkı için o kadar zor idi. Bu nedenle Yezid başa geçtiğinde Kûfe şiileri muhalefete başladılar. Kûfe halkının ekseriyeti de Yezid'in yerine oturabilecek uygun birine sahip olmadıklarından, Hüseyin b. Ali'nin (a.s) tarafına geçtiler. Bu doğrultuda şiiler tarafından davet başladığı zaman halkın avam kitlesine –genelde her milletin avam kitlesine- özgü samimiyet ve içtenlikle himaye ve desteklerini bildirdiler. Ayrıca kendi mevki ve makamlarını tehlikede gören veya halk kitlesinin ruhsal karakterlerinin tesiri altında kalan büyükler ve ileri gelenler dahi, kendilerini kıyamın gerçek taraftarları olarak gösterdiler. Neticede İmam Hüseyin'i (a.s) destekleme doğrultusunda Kûfe'de yalancı bir ortam meydana geldi; bilhassa yumuşak huylu ve iyi geçimli Numan b. Beşir gibi birinin Kûfe'nin valisi oluşu böyle bir fezanın yaratılmasında ve yayılmasında etkili oldu. Bu ortam İbn-i Ziyad Kûfe'nin hükümetini ele alıncaya kadar yayılmakta ve daha da kapsamlı olmakta idi.

İmam Hüseyin'in (a.s) "Bana mektup yazmaktaki asıl amaçları beni aldatmak ve Yezid'e yakınlaşmak idi."[2] sözünü nazara aldığımızda, Kûfe büyüklerinin O Hazreti davet ederek orada feci bir şekilde şehit etmek için böyle bir ortamı bilerek yarattıkları ihtimali de ortaya çıkıyor.

Bunlara rağmen bu ortamın büyük bir bölümü müspet idi. çyle ki Müslim bile Kûfe'nin durumunu görünce böyle yorumlamış ve buna dayanarak İmam Hüseyin'i (a.s) Kûfe'ye davet etmişti.

 

Devam edecek

 

tebyan


[1]- Ensab-ul Eşraf, c. 2, s. 171, İbn-i A'sem, c. 5, s. 144-145, Taberi, c. 4, s. 304.

[2]- Ensab-ul Eşraf, c: 2, s: 185/İbn-i A'sem, c: 5, sayfa: 169.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler