30 Mart 2020 Pazartesi Saat:
12:52
16-09-2018
  

Kerbela Şehitlerine Ağlamak

Ben ölümden korkmam. Beni ölümle mi korkutuyorsunuz? Merhaba Allah yolunda ölmeye...

Facebook da Paylaş

 

 
 
 
Ehlader Araştırma Bölümü
 
Musa Güneş
 
"Ben sizi Allah'ın Kitabına ve Resulü'nün sünnetine çağırıyorum. Gerçekten sünnet öldürülmüşve bidat diriltilmiştir." Hz. Hüseyin (a.s)
 
Kerbela vakası üzerinden her ne kadar 15 asıra yakın bir süre geçmişse de, yeni meydana gelmiş bir olay gibi, müminlerin hatta insanlık aleminin kalbinde halen etkiler yaratmaktadır. Bunun sırrını, şehitler serveri Hz. Hüseyin'in (a.s) kıyamının taşıdığı evrensel ve ender özelliklerinde, asırlar boyunca eskimeyen bir ilahî mesaj ve keskin hüccet oluşunda aramak gerekir.
 
Eğer Peygamber'in (s.a.a) gözünün nuru, Fatıma'nın (s.a) kalbinin meyvesi ve cennet gençlerinin efendisi, hak ve masum imam olan Hz. Hüseyin'in (a.s) şanlı kıyamı olmasaydı, Resulullah'ın (s.a.a) gece gündüz demeden sarfetmiş olduğu çabaları sonucu yeşeren hakikî Tevhid ağacı, İslam adına hüküm süren bir facirin, yani Yezid ibn-i Muaviye'nin eliyle kökten kurutulacaktı.
 
O dönemin şartları altında, Resulullah'ın (s.a.a) gerçek halifesi ve hak imam olan Hz. Hüseyin'in (a.s), Yezid gibi zalim ve fâcir birisine bi'at etmesi ve onu Resul-i Ekrem'in (s.a.a) itaati farz olan halifesi olarak kabul etmesi, hiç şüphesiz Ehl-i Beyt'in konumunun sarsılmasına, hak ve hakikatın temellerinin yıkılmasına ve İslam'ın tamamen çökmesine sebep olacaktı. Ama ilahî iradenin mazharı olan Hz. Hüseyin (a.s), kendisini ve evlatlarını bu yolda feda ederek ümmetin gaflet uykusundan uyanmasına ve nifak hizbinin gerçek çehresinin tanınmasına sebep oldu. 
 
Evet, İslam'ın ve müslümanların ebedî maslahatını gözeten İmam Hüseyin (a.s), bi'attan kaçınmakla kıyamını başlatmaya karar vererek izzetle öldürülmeyi, zilletle yaşamaya tercih etti. O, insanlara özgürlük, yiğitlik, gayret, aşk ve sevgi dersi verdi; onlara alçalmak yerine, kılıçların gölgesinde kanlı ölümle şerefi korumayı, hakkı muhafaza etmeği öğretti ve şu anlamda mesajlar verdi:
 
"Ey Allah'ım! Sen biliyorsun ki, bizim kıyamımız saltanat için yarışmak ve dünya malından bir şeyler elde etmek için değildir. Bizim kıyamımız; senin dininin gerçek nişanelerini ortaya koymak, beldelerinde ıslahat yapmak, mazlum kullarını kurtarmak ve senin farzlarınla, sünnet ahkamına amel edilmesi için yapılan bir harekettir.
 
Allah'ım, senin sevgi ve itaatin uğrunda yetmiş bin defa öldürülüp, sonra diriltilmeye hazırım; yeter ki benim ölümümle senin şeriatin korunsun, emirlerin ihya edilsin ve dinin ayakta dursun. Ben, senin kelimenin yücelmesi için yolunda cihad etmeye, şeriatini aziz kılmaya ve dinine yardım etmeye daha evlâyım.
 
Andolsun ki, gerçek imam (önder) Allah'ın kitabıyla amel eden, adalete sarılan, hakka boyun eğen ve kendisini sadece Allah'a adayan kimsedir.
 
Ey insanlar! Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
 
"Her kim Allah'ın haramını helal bilen, ahdini bozan, Resulünün sünnetine muhalif olan, Allah'ın kulları arasında günah ve haksızlık yapan zalim bir yönetici görür, ameli veya sözüyle ona karşı çıkmazsa, Allahu Teâla böyle bir adamı da o zalimi sokacağı yere (cehenneme) sokar. Ey insanlar bilin ki , bunlar (Beni çmeyye) Allah'a ibadet edecekleri yerde şeytana kulluk ettiler. Fesadı yayıp, ilahî sınırları aştılar. Allah'ın haramını helal, helalini de haram kıldılar. Ben müslüman toplumu hidayet etmeye ve onlara önderlik yapmaya, ceddimin dinini değiştiren fasidlerden daha layığım. Halk zillet ve utanç dolu bir hayat sürdürmektedir. Hak üzere amel edilmediğini ve batıldan kaçınılmadığını görmüyor musunuz? İşte böyle bir durumda mümin, Allah'ına kavuşmayı istemelidir. Ben böyle bir ortamda ölümü saadet biliyorum, zalimlerle yaşamayı ise alçaklık.
 
İzzet yolunda ölmek, ebedî bir hayattır, zilletle yaşamak ise ölümden başka bir şey değildir. Hakkı diriltme ve izzetli hayata ulaşma yolunda ölmek, bana çok kolaydır. Ben ölümden korkmuyorum. Beni ölümle mi korkutuyorsunuz?
 
Merhaba Allah yolunda ölmeye...
 
Şu rezil oğlu rezil, haramzade oğlu haramzade bana, kılıçla (ölümle) zillet arasında seçenekli olduğumu haber verdi. 
 
Hüseyin nerede, zillet nerede? Hüseyin zillete tahammül eder mi?!
 
Allah ve Peygamber, bizim için zilleti beğenmez. Dünyadaki bütün müminlerin hiçbiri Hüseyin'lerin zillete boyun eğmesini sevmezler. İzzete ulaşma ve hakkı diriltme yolunda ölmek ebedî bir hayattır, zilletle yaşamak ise, ölümden başka bir şey değildir. 
 
Ben azgınlık, fesad ve zulüm etmek için bu harekete başlamadım. Ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, marufu (iyiliği) emir, münkeri ise nehyetmek (kötülükten kaçındırmak), ceddim Resulullah (s.a.a) ve babam Ali'nin (a.s) yolunu ihya etmek için kıyam ettim.
 
Gerdanlık kızların boynuna yakıştığı gibi, ölüm de insanoğluna yakışır. Yakup, Yusuf'u görmeği arzu ettiği gibi, ben de atalarımı görmeyi arzu ediyorum. Bana, varacağım bir katligâh tayin edilmiştir.
 
Allah'ın kaza kalemiyle yazılmış olan böyle bir günden  kurtuluş yoktur. Allah'ın rızası biz Ehlibeyt'in rızasıdır; verdiği belalara karşı sabrederiz ve O, gerçek sabredenlerin mükafatını verecektir bizlere.
 
Allah'ım! Her gam ve kederde sığınağım, her sıkıntı ve zorlukta ümidim ve her musibette güvendiğim sensin. Nice gam ve musibetleri sana şikayet ettim, başkalarından ümidimi kesip, sana yöneldim ve sen o gamla üzüntüyü giderdin. Her nimetin sahibi ve her dileğin nihayeti de sensin...”
 
Görüldüğü gibi Hz. Hüseyin (a.s), ceddi Resulullah'a (s.a.a) uyarak zillete boğun eğmedi ve her asıra örnek olan tarihî kıyamını başlattı; olayların akışı da İmam Hüseyin'in (a.s) aldığı kararın isabetli ve yerinde olduğunu gösterdi. çünkü İmam Hüseyin'in (a.s) o şekildeki şehadeti, Ehlibeyt'in mazlumiyeti ile hakkaniyetini temsil etmiş ve şehadetinden sonra on iki yıl boyunca kıyamlara ve ayaklanmalara neden olmuş, İmam Hüseyin'in (a.s) hayatında kimsenin müracaat etmediği ev, beşinci ve altıncı imamların (İmam Muhammed Bakır ve Cafer Sadık) zamanlarında nisbeten oluşan emniyet ortamı sonucu, şiilerin İslam topraklarının dört bir yanından akın yaptığı merkez haline gelmişti.
 
Ondan sonra şiilerin sayısı günden güne çoğaldı, hakkaniyet ve nuraniyetleri dünyanın her yerinde parlamaya başladı. Zira İmam Hüseyin'in kıyamı, kendisinin şehadeti, ama mektebinin korunmasıyla sonuçlanan ve akide uğruna yapılan bir hareketti. Bu mektep takipçilerinin, tarih boyu zalimlerin bunca zulüm ve baskılarına rağmen kendi varlıklarını sürdürmelerinin sırrını da, direniş için böyle güçlü bir manevi faktöre ve fedakârlığa sahip olmalarında aramak gerekir.
 
Bütün bunlar İmam Hüseyin'in (a.s) kahramanlık, fedakârlık ve şehadetinin semeresiydi.
 
İmam Hüseyin (a.s) hayattayken halkın kendisine müracaat durumu, şehadetinden sonra on dört asır boyunca müşahede edilen ve her geçen yıl daha bir genişleyip, derinleşen durumla (Ehlibeyt Mektebine olan ilgiyle) mukayese edilirse, Hz. Hüseyin'in (a.s) verdiği kararın ve başlattığı kıyamın ne denli isabetli olduğunu açıklığa kavuşturacaktır.
 
Hz. İmam Hüseyin'in (a.s) kıyamı, hem önceki dönemlerde gerçekleştirilen olaylara ışık tutarak İslamî hilafetin, Yezid gibilerinin saltanatına dönüştürülmesinden sorumlu olanları tanıttı ve hem de kendinden sonra kıyamete kadar gelecek olan ümmetlere kurtuluş gemisi, hidayet ve nur çerağı oldu. Nitekim bu kıyamı, önderinin şahsiyetiyle tanıyan ve ona yapılan zulümlere dayanamayıp, onunla manevi bir bağ kuran ve böylece düşmanlarına karşı kalbinde nefret taşıyan bir insan, hakkı tanımak için büyük mesafeler katetmiş sayılır. Bunun yanısıra benimsediği gerçekleri savunmak için cihad ve fedakârlık ruhuyla donanmış olur. 
 
İnsanlık tarihinin en canlı ve en heyecanlı cesaret ve yiğitliklerine örnek olan Hüseynî kıyamın önemi, sadece her yıl milyonlarca insanın en güçlü ve hırçın duygu dalgalarını kendi etrafında harekete geçirmesi ve her merasimden daha aktif ve etkili merasimler sergilemesi değil, İmam Hüseyin (a.s) kıyamının en önemli boyutunun tertemiz dinî, insani ve kitlesel duygular olması ve bundan başka da bir etken ve amilin olmamasıdır.
 
Bu yüce ve tarihî kıyamı anma münasebetiyle gerçekleştirilen görkemli merasim ve gösterilerin, hiç bir mukaddime ve tebliğ faaliyetlerine ihtiyacı olmadığı gibi, bu kıyamın anısına tertiplenen merasimler, her yıl bir önceki yıldan daha canlı, daha aktif ve daha çoşkulu bir şekilde önemle gerçekleştirilmektedir. İşte bu yüzden de, bu kıyamın özel bir yeri olup, gerçekleşen bütün kıyamlar arasında herhangi bir benzerine rastlanılmamaktadır.
 
Bilindiği gibi şia aleminin, Ehl-i Beyt imamlarının özellikle de Hz. Hüseyin'in (a.s) anısını ihya etmeğe çalışması kuşku götürmez bir gerçektir. Ancak bu anma törenleri, köksüz bir hissi davranışın ifadesi değil, geçmişte çmeyye oğulları, şimdi ise Amerikancı İslam savunucuları tarafından sunulan saptırılmış İslam anlayışı karşısında, Resulullah'ın (s.a.a) getirdiği Hakiki İslam'ın savunulması yolundaki ilahî haykırış ve kıyamın unutulmaması içindir. Bu yüzden Hüseynî kıyamı anmak, sürekli olarak ümmetin gafletten çıkmasına vesile olmuş ve onların zalim halifeler ve hükümdarlar tarafından gerçekleştirilen, İslam'ı saptırma amaçlı çaba ve desiselerine karşı sergiledikleri direniş ve mücadelede itici bir güç olmuştur. İşte bunun içindir ki Ehlibeyt imamları, ashabına Hz. Hüseyin'in (a.s) yasını anmayı emretmiş, kendileri de bizzat amel ve sözlerinde buna özel bir itina göstermişlerdir. Fakat bu arada İslam düşmanları, müslümanların birlik ve beraberliğine karşı olan yabancı güçler tarafından, bazı
sorular ortaya atılmıştır. Amaçları, şiî müslümanları bid'at olan bir işe girişmek, İslam ve Sünnet-i Nebeviyye'de mevcut olmayan, hatta bundan nehyedilen bir işi yapmakla suçlamak ve bu vesileyle birtakım saf müslümanların zihinlerini bulandırmaktır. 
 
Nitekim bazı gafil müslümanlar ve her sözü körü körüne kabul eden cahil insanlar da böyle bir şeyin meşru olup olmadığı hakkında şüpheye düşmüşlerdir. İslam'ı Ehlibeyt (a.s) kanalıyla öğrenmeyenler, Hz. Hüseyin'e (a.s) yas merasimi düzenlemeyi bir bid'at sayabilir, hatta Beni çmeyye'ye uyarak Hz. Hüseyin'in şehadet gününü bayram olarak kabul edebilirler, böylece Hz. Resulullah'ı (s.a.a) ve Fatıma-tüz Zehra'yı rencide edip, Ehlibeyt'e yapılan cinayetlere ortak olabilirler. Nitekim, Hz. İmam Zeyn-ul Abidin'in (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
 
"And olsun Allah'a, eğer Resulullah (s.a.a) biz Ehlibeyt hakkında yaptığı (bunca iyi) tavsiyeler yerine, bizimle savaşılmasını bile emretseydi, bu yaptıkları cinayetlerden fazlasını yapamazlardı..."
 
Ama Resul-i Ekrem'in (s.a.a) tavsiyelerine uyup, Kur'an ve Ehlibeyt'e sarılanlar, bize ulaşan binlerce hadis gereğince Resulullah'ın (s.a.a) sünnetine uyarak, her yıl Hz. Hüseyin'in (a.s) şehadet yıl dönümünde yas merasimleri tertipleyip, o İmam'a yapılan zulümlere ağlarlar. Böylece amel ve fikir açısından Peygamber-i Ekrem'e (s.a.a) ve Ehl-i Beyt'ine (a.s) bağlı olduklarını ve düşmanlarından berâat ettiklerini bildirirler.
 
Hem şia Hem de Ehli Sünnet hadislerinde Hz. Hüseyin'in (a.s) kıyam ve şehadetinin, İslam'da ve Resulullah'ın (s.a.a) yanında özel bir yeri olduğu, o hazretin şehadetine ağlamanın, yas merasimleri tertiplemenin, kendisinin ve yarenlerinin karşılaştığı musibetlerin hatıratını zinde tutarak, unutmamaya çalışmanın, tamamen Allah'ın rıza gösterdiği bir iş olduğu ve öncelikle Hak Teâla'nın bunu teşvik ettiği, daha sonra da pratiğe geçirilerek, Nebevî bir sünnet haline geldiği ve bu sünnetin Ehlibeyt imamları (a.s) tarafından da aynen takip edildiği vurgulanmıştır.
 
 
çte yandan bütün bunlar henüz bu büyük musibetler meydana gelmediği bir zamanda vurgulanmıştır ki o musibetleri, Resulullah (s.a.a) ve Ehlibeyt'i (a.s) kendi gözleriyle görselerdi acaba nasıl davranırlardı? Bunun tasavvuru bile insana oldukça güç geliyor ve insan ağlamadan edemiyor.
 
Hüseyin'e yerler ağlar, gökler ağlar
Betül-ü Murtaza, Peygamber ağlar. 
 
Evet, Resulullah (s.a.a) ve Ehlibeyt'i, İmam Hüseyin'in (a.s) haklılık ve mazlumiyetini, Kerbela olayının gerçek mahiyetini ve bu kıyamı canlı tutmada müslümanların üzerine ne gibi görevler düştüğünü açıklamışlardır. İmam Hüseyin (a.s) ve yarenlerinin mazlumiyet ve şehadeti alemlerin mülk ve melekutunu etkilemiş ve tüm varlık alemi o mazlum şehitlere, özellikle de İmam Hüseyin'e (a.s) yas tutmuş ve göz yaşları dökmüşlerdir. Bununla birlikte, müslümanlık iddiasında bulunan kimselerin bu acı olay karşısında lakayd davranmaları nasıl düşünülebilir?
 
İşte Kerbela kıyamını, Hüseyin'i (a.s) ve Kerbela şehitlerini anmak, tüm yüce değerleri, hak ve hakikatı anmak demektir.
 
Bir Hüseyin (a.s) ki, her an zulme kıyam etmede.
 
Bir Hüseyin ki, her an zulme uğrayanlara güç ve kuvvet vermede.
 
Bir Hüseyin ki, her an zulme karşı durmada, her an hakkı izhar etmede.
 
Bir Hüseyin ki, şehadetinden sonra yüzyıllar geçtiği halde, sevenlerinin gönüllerinde.
 
Bir Hüseyin ki, anıldıkça şehid olmada; şehadet aşkını öğretmede.
 
Bu yüzden Aziz Peygamberimiz (s.a.a) ve tahir imamlarımız, İmam Hüseyin'in (a.s) adını ve Kerbela şehitlerinin kahramanca hatırasını canlı tutmanın, en değerli ibadetlerden biri olduğunu vurgulamışlardır. Zira İmam Hüseyin'in (a.s) şehadeti olayının anılması, kalp temizliğinin ve itikadın yeniden yüce bir dereceye vardırılması demektir ki, ibadetin ta kendisidir ve Kerbela kahramanının musibet vakıasını tekrarlamak gaflette bululanları uyandırmaya sebep olduğundan, saadetin yüce bir derecesidir.
 
Her ne kadar Kerbela vak'asını anlatan dil, elem şimşeğinden bir can yakıcı alevse ve Kerbela şehitlerinin hâlini yazan melâl dağıtıcı kalem, keder yayından fırlayan gönül delici bir ok ise de, o can yakıcı alev dile gelince, muhabbet erbabının sinesinden başka, harlayıp yalın bir halde gelecek ateş ocağı bulamaz ve gönül delici ok havada uçunca, vefa sahiplerinden başka gönüllerde nişane bırakmaz.
 
Burada, İmam Hüseyin'in (a.s) insanlık alemine hitap eden ve o şehitler serverinin son sözlerinden olan bu şiiri ve buyruğuyla sözümüze son veriyoruz:
 
Eğer bu dünya malı, bazılarının nazarında değerli sayılıyorsa, Allah'ın mükâfat dünyası daha yüce ve değerlidir.
 
Eğer dünya malı ve serveti bir gün ondan ayrılmak için toplanmışsa, İnsanın böyle bir servet için cimrilik yapmaması gerekir.
 
Eğer rızıklar takdir edilmiş bölünmüşse, İnsanın servet elde etmekte, ihtirasının az olması daha iyidir.
 
Eğer bedenler ölüm için yaratılmışsa, İnsanın Allah yolunda öldürülmesi daha üstündür.”
 
“Ey Muhammed (s.a.a) hanedanı, Allah'ın selamı üzerinize olsun; ben en yakın zamanda aranızdan ayrılacağım.”
 
Ve selam olsun hidayete varanlara; sözü duyup da güzeline uyanlara.
 
 
 
 
 
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler