16 Ocak 2018 Salı Saat:
19:28

Kerbela'ya Değil Kendine Ağla!

03-12-2014 11:25


 


 

Şehit Dr. Çamran ince elemiş sık dokumuş ve şöyle yazmıştı; "İmam Hüseyin (a.s) kıyamının en değerli gecesinde ashabını yanına toplayıp şöyle buyuruyordu: "Eğer aranızda boynunda başkasının hakkı olup buraya gelen varsa, geride başkasının hakkına girmiş birisi varsa dönsün gitsin! Burası onun yeri değildir." İmam (a.s) burada tüm insanlığa sesleniyordu: "Kerbela'da şehit olmak da başkasının hakkını yemenin günahının önünü alamaz. Şimdi gerçekten şaşıyorum, İmam (a.s) için gözyaşı dökmekle cennete gireceğine inanan şu boynunda başkasının hakları olan insanlara."


Bizler, Kerbela'da yaşananları eksiltmeden ve eklemeden aktarmalıyız. Yoksa kar edeceğimiz yerde zarar ederiz. Zaten Üstat Murtaza Mutahhari de bunu bizlere şöyle izah etmektedir: "Bugün Hüseyin için yas tutuyoruz ama Kerbela'da kılıç ve oklara hedef olan Hüseyin ibn-i Ali için değil. Yalan-yanlış bizlerin önüne sunulan Hüseyin için." Üstat sözlerine şöyle devam ediyor: "Maalesef bizler o mukaddes insanları, o temiz senetli tarih kaynaklarını hikâyecilerin eline bırakmışız. Onlar da bizlere mitolojik kahramanlar sunmuşlar."
    

Daha sonra üstat Mutahhari, Hacı Mirza-i Nuri'nin sözlerini tasvip ederek konuyla ilgili şöyle demektedir: "Vallahi Hacı'nın sözleri yerden göğe kadar doğrudur. Aşura ve Kerbela ile ilgili anlatılan yalan ve yanlış şeyler o dereceye ulaştı ki; bizim İmam Hüseyin için ağlamamız gerekir. Bu bizim yaptığımız musibetlere, tahriflere, bozgunculuğa ağlamamız gerekir."


Mutahhari burada sorumlu olarak da alim ve mersiye okuyanları görmemektedir. O, asıl sorumlunun halk olduğunu ve bu tür tahriflerin ortaya çıkmasının da en büyük etkeninin toplum olduğunu söylemektedir: "İslam'ın şartı olan İyiliği emredip, kötülükten sakındırmak yalnızca âlimlere ve ilim ehline mi mahsustur? Madem bu herkes için farzdır öyleyse neden minberde ya da başka yerlerde duyduğunuz yalanlara itiraz edip, orayı terk etmiyorsunuz? Siz sorumlusunuz. Siz bu hale getirdiniz. İlla ve illa Hüseyni meclislerin Kerbela olması gerekmiyor, gözyaşı dökülmesi gerekmiyor. Baktın-gördün minberde anlatılanda yalan var itiraz et, emr-i bi'l ma'ruf ve nehy-i ani'l münkerde bulun. Hatta terk et orayı."
    

Alim veya mersiyehan, cemaati ağlatmak için doğrunun üzerine ekliyor da ekliyor çünkü biliyor minberde her şeyi eksiksiz yalın haliyle anlatsa halkın çoğu o ateşi, o hamasiliği kendisinde bulamayacak. Sonuç ortada uzadıkça uzayan, eklemeler yapılan destanlar.


Cemaatin, "Ya Hu şu falan hoca da ne güzel ağlatıyor kardeşim!" dediğini duymayan yoktur. "Beh beh ne yahşı sesi vardı!" diyerek işi rekabet ortamına sokan hocalar mı cemaat mi?


Şehit Mutahhari yine şöyle devam ediyor: "Sizler, İmam Hüseyin (as) Kerbela'ya neden geldi onu anlayın. Düşüncelerinizi yükseltin, algınızı arttırın. Kerbela'da parçalanan bedenler size bir şey kazandırmaz. Onların neden katledildiğini anladığınızda Hüseyin ibn-i Ali ile aynı safta yer almış olursunuz."
    

Acaba burada Üstat şunu mu demek istiyordu: "Halkın hoşuna giden Kerbela'da yaşanan facia idi, İmam'ın anlattıkları değil."


Bugün Kerbela'da ne oldu diye sorduğumuzda aşağı-yukarı alacağımız cevap şu olacaktır: "Hanedan-i Resulü (s.a.a) kılıçtan geçirdiler, başlarını kestiler, zulmettiler, zincire vurdular, avare eylediler." Ama el-insaf birisi çıkıp da dese ya: "Ali oğlu Hüseyin (as) Kerbela'ya geldi çünkü Muhammedi dini cehaletten kurtarmak için..."


Tarih sayfalarında 13-14 asırlık bir mazisi olan her hangi büyük-küçük fark etmez bir olay "Kerbela" gibi elimize sağlam ve detaylı gelmemiştir. Ama buna rağmen kutsal olan İmam Hüseyin'i, o masum ve pak evlad-ı Resulü daha mukaddes kılmak ya da daha da kullanmak için tekrar tekrar musibetler yaşatıyoruz.


Hz. Hüseyin zaten mukaddestir dahası gerekmez. Biz böyle yapınca özünde Hz. Nebi Muhammed Mustafa'nın (s.a.a) yüreğini dağlıyoruz, Seyyidetu'n-Nisa el-âlemin Hz. Fatıma'nın defalarca canını yakıyoruz, Aliyye'l Murtaza'nın sabrını zorluyoruz, Eimme-yi Athar'ın ve bil husus Hz. Mehdi'nin canını sıkıyoruz. Biz ne yapıyoruz!?
    

Ağlamak ve ağlatmak İmam Hüseyin'in hedefi bu değildi. "İnnel'insâne lefî husr" (Vallahi insan gerçekten, ziyandadır, hüsrandadır.) Ağlayacaksan kendi haline ağla ey İnsan!


Düşmanı kötüleyerek İmam'ı yüceltemezsin. Düşman zaten kötü. Onlar Allah'ın yeryüzündeki halifesinin karşısına geçmekle ne denli kötü ve zalim olduklarını gösterdiler. Olayları her defasından dramatize etmenin bir manası ve faydası yoktur.
 

Su uyur düşman uyumaz sözü ne de yerinde bir tabirdir. Tarih boyunca vuku bulan belki de en heybetli ve gurur verici direniştir Kerbela'da yaşananlar. Ama düşman boş durmuyor. "Ben ceddim Muhammed'in (saa) dinini ihya etmek için, namazı ayakta tutmak için, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak için kıyam ettim!" diyen İmam Hüseyin'in hedefini ellerinden geldiğince saptırmaya, âlem-i İslam'ı bundan uzak tutmaya çalışmaktadırlar.
 

Hüseyni kıyamı bir "Kasap" gözüyle değerlendirmeye çalışmaktalar. Kan akıtılmalı, can yakılmalı, gözler karartılmalıdır. Ama namaz? Emr-i bi'l ma'ruf ve nehy-i ani'l münker? Muhammedi bakış? Alevi adalet? Fatimi merhamet? Hasani kazavet?...
 

Düşman ne vakit uyudu ki?


Bizdik o hab-i gaflette olanlar.

 

Farklı isim ve renklerde (Hindular vb.) Londra'da ateş üzerinde yürüyenler, Toronto'da rengârenk atları sokaklarda kovalayanlar, ağıt yakarken tamtam çalarcasına yeri tokatlayanlar, zincir ve yetmiyormuş gibi ucuna jilet-kama takıp kendini parçalayanlar ve niceleri...


Merhum Ahund Horasani ne güzel buyuruyor: "Onlar ki yeni mersiye ve ağıt dinleme peşindeler gitsinler gerçek Kerbela'yı, anlatılmayan Kerbela'yı dinlesinler."


Bir de kendimize hadisler ile kılıf hazırlamışız: "Hüseyin (as) için gözyaşı döken cennete girer" Kim dedi size bu rivayet zayıftır diye? Değildir. Belki de gelmiş en sağlam hadislerden birisidir ama içeriğini keyfine göre anlayan yine bizleriz. Biz kendimizi İmam Hüseyin ile sigortalamak istiyoruz. O bir sigorta şirketi biz de müşterileriyiz. Bu düşünce Hristiyan inancının içimize sokulmuş ve Şiileşmiş halidir. Çünkü bu işimize geliyor. Biz her türlü ayıbı işleyelim, yaptıklarımız ne kitaba ne de sünnete uysun. Ne Allah Resulü bizden razı olsun ne de İmamlar ama bir gözyaşı bizi cennete götürsün. Allah sana gani gani rahmet etsin Ey Çamran!
 

"Hüseyin (as) için gözyaşı döken cennete girer" sözünü bir de şöyle al bakalım, artık ağlaya biliyor musun?

 

Eğer sen İmam Hüseyin için gözyaşı döktüysen artık cennet sana vaciptir ama dinin direği namazı boşlamayacaksın, İlahi emirleri yerine getireceksin, gıybet etmeyeceksin, yalan söylemeyeceksin, hırsızlık yapmayacaksın, iyiliği emredip, kötülükten sakındıracaksın... İşte sana Cennet hem de ağlanacak en güzel insana ağladığın için ak-pak bir şekilde girilecek bir Cennet.
 

Yine Akif ile bitirmeliyiz sanırım;


"Kurt uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi,
Saldırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi:
Lâkin aşk olsun ki aldırmaz da otlarmış eşek,
Sanki tavşanmış gelen, yâhud kılıksız köstebek!
Kâr sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı...
Hasmı, derken, çullanmış yutmadan son lokmayı!"

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
  • Hikaye   03-12-2014 13:49

    Bana sorsam bazen kendime ağlarım, bazen Fatımanın kuzusuna, bazen Hz Muhammed'in gözbebeğine... Ama en çok kendime ağlıyorum sanırım Neden mi? Çünkü Hüseyn'in benim için kıyam edilmiş iken, ben yüzyıllar sonra İslam'ı onun sayesinde doğru-düzgün, hakkıyla öğrenmiş iken yinede Hak yol üzere olamıyorum... Onun hürmetine Allah bizi hidayet etsin.