17 Ekim 2017 Salı Saat:
03:45

Kerbela'yı Nasıl Anlamalıyız?

02-10-2017 10:35


 

 

 

بسم الله الرحمن الرحيم

 

Şehadet imzası kanla atılan, hakikati ve Rabbi arayanlara önder, âşıklara kılavuz, mazlumlara sığınak, zalimlere uyarı mesajı, kısacası ölümsüzlük destanı KERBELA.

 

Rabbimize sonsuz şükürler olsun ki; bizi bu çağda İmam Hüseyin ve Kerbela vakası ile tanıştırdı. Rabbimizden dileğimiz ve temennimiz şu ki; son nefesimizi verirken, Peygamberimizin biricik torunu ve diğer Kerbela şehitleri gibi kendi yolunda can verebilmeyi arzulayan herkese nasip etmesidir.

 

İmam Hüseyin hayatı boyunca tek hedef üzere hareket etti, O da ceddi Rasulullah’ın, babası İmam Ali’nin hedefinden farklı bir hedef değildi. İmam Hüseyin bir konuşmasında hedefini şöyle açıklayarak düşmanın iftiralarının ve yalanlarının önünü şu şekilde kesiyor:

 

«انّى لَمْ اخْرُجْ اشِراً وَ لا بَطِراً وَ لا مُفْسِداً وَ لا ظالِماً، وَ انَّما خَرَجْتُ لِطَلَبِ الْاصْلاحِ فى امَّةِ جَدّى»

“Ben makam hırsına kapılıp, azgınlık ve fesat çıkarıp, zulüm etmek için kıyam etmedim. Ben ceddim ümmetini ıslah etmek için kıyam ettim.” 

 

İmam Hüseyin Kerbela sahnesinde düşman ordusuna yaptığı bir konuşmasında da dinin ihyası için nasıl davranılacağını insanlığa şu şekilde açıklıyor:

 

“Ceddim Rasulullah’ın dini benim kanımla ayakta kalacaksa eğer; ey kılıçlar gelin, alın beni, parçalayın bedenimi!”

 

Evet dinin ihyası ve nasıl olacağı konusunu İmam Hüseyin iki cümle ile özetlemiştir. İmam bu kısa cümleyle hak dini, her ne pahasına olursa olsun koruyacağını açıkça ilan ediyor, aynı zamanda canını vereceği bu yolun ne kadar değerli ve yüce bir konuma sahip olduğunu yanındakilere, düşmana ve mesajının ulaştığı her kesime açıkça ilan ediyor ve böylece muhatap aldığı her kesime ilahi hücceti tamamlamış oluyor.

 

Acaba bizler  İmam Hüseyin tarafından verilen bu mesajı ne derece anladık ve yaşantımızla İmam Hüseyin’in ceddi, Rasulullah’ın dinini ne kadar ayakta tutuyor ona sahip çıkıyoruz?!

               

Şimdiye kadar ağıtlarını yakıp, yasını tuttuğumuz Kerbela'yı gerçek mana da tanıyor muyuz?

 

Kerbela'yı ve kahramanlarını örnek şahsiyetler olarak anlatıyoruz ama kendimiz ne ölçüde o mübarek şahsiyetleri örnek alıyoruz?

 

Bizler de o zamanda Kerbela'da olsaydık acaba yetmiş iki şehidin isimleri arasında bizim ismimizde olur muydu?

 

O zamanda yaşayan İslam ümmeti içerisinde bizim gibi İmam Hüseyin’in yanında olmayı ve o yolda şehit düşmeyi arzulayanlar yok muydu?

 

Niçin düşman ordusu kalabalık ve İmam Hüseyin’in ordusu az idi?

 

Hüseyinciyim demekle, Hüseyin’in safında savaş meydanına yürümek aynı şey mi?

 

Bizim İmam Hüseyin’den beklentimiz nedir? İmam Hüseyin’in bizden beklentisi nedir?

 

Kerbela hadisesi yeninden meydana gelse tavrımız ne olur.

 

Ve, ve, ve… buna benzer yığınlarca soru!!!

 

Yukarıdaki soruları cevaplamadan önce İmam Hüseyin’in ve Kerbela hadisesinin muhatapları hakkında kısa bilgi edinelim ki kendimizle yapacağımız kıyaslamalar yerinde olsun.

 

İmamın Yanında yer alanların durumu:

 

İmamın yanında yer alanların içinde İmamın Ehl-i Beyti, yakın dostları ve sonradan katılanlar bulunuyordu, bunlar belli bir oranda nelerle karşılaşacaklarını ve başlarına neler gelebileceğini önceden kestiriyorlardı; çünkü İmam Hüseyin'e (a.s) Medine’de yapılan tehdit ve diretmelerden tüm yakınlarının haberleri vardı. Bu nedenle de hepsi nasıl bir yola çıktıklarını ve düşmanın kim olduğunu çok iyi biliyorlardı. İmamın kardeşleri, yeğenleri, dostları hepside şehadet arzusu çeken kimselerdi ve ilk fırsatta da bunu değerlendirdiler, özellikle de İmam’ın ashabı ki; kendi aralarında şöyle konuşuyorlardı:

 

“Bizler yaşadığımız müddetçe izin vermeyelim Haşimi Kabilesi'nin gençleri savaş meydanına gitsinler ve ruhlarını Rabbul Âlemine teslim etsinler.” Önce biz düşmanla savaşalım bizi geçtikten sonra Haşimilere ulaşsınlar. İmamın vefalı dostlarının sadakati her alanda kendini göstermiştir. Her biri savaş meydanına giderken farklı sözlerle İmam’ın yanında olduklarını ve ölene kadarda onu yalnız bırakmayacaklarını söylemişlerdir.

 

Aşura akşamı düşman ordusu savaş naralarıyla Hz.Hüseyin’in (a.s) çadırlarını sarınca, İmam (a.s) kardeşi Hz. Ebulfazl’ı görevlendirerek ona şöyle buyurdu:

 

“Ey kardeşim dön ve onlara savaşı yarına kadar erteleyip bu gece bize mühlet vermeleri için ikna et ki; bu geceyi namaz ve dua ile geçirip istiğfar edelim. Çünkü Rabbim biliyor ki ben namaz kılmayı, Kur’an okumayı ve çok dua ve istiğfar etmeyi seviyorum.”

 

Evet, İmam ve yanında bulunanlar o gece ölüme korku ve endişe içinde değil ibadet ve dualarla hazırlandılar. Bunların yaşantılarında dua ve ibadetin yeri olmasaydı o geceyi bu şekilde geçirmez ve geçiremezlerdi de. Savaş meydanında ki kahramanlıkların ön hazırlığı da bu idi ve fertleri bir bir şehadete taşıdı. Ehl-i Beyt ailesi gibi İmam’ın yanındaki sahabeleri de Allah aşığı, Rasul ve İmam bağlılarındandı ve bağlılıklarını farklı sözlerle şu şekilde beyan ediyorlar:

 

İmam Hüseyin’in (a.s) yarenlerinden Züheyr b. İbn-i Kayn, “Hz.Hüseyin’in (a.s) “Ben sizi serbest bırakıyorum gidebilirsiniz” sözüne karşı şu cevabı vermiştir: “Ey Hüseyin, Allah’a and olsun ben isterim ki bin defada olsa öldürülüp dirileyim ve bu vesile ile Allah(c.c) senden ve Ehl-i Beytinden olan şu gençlerden ölümü uzaklaştırsın.

 

Aynı söze karşılık olarak İmam’ın bir diğer sahabesi olan Müslim İbn-i Avsec şöyle buyurmuştur:

 

“Vallahi, eğer öldürüleceğimi sonra diriltilip tekrar öldürüleceğimi, sonra yakılıp savrulacağımı ve bu işin yetmiş defa tekrarlanacağını bilsem dahi yine de son nefesime kadar senden ayrılmam, oysaki bu bir ölümdür, ama ardından büyük ve sonsuz bir keramet ve saadete kavuşacağım.”

 

Bizler de eğer normal yaşantımızda dua ve ibadete yer vermiyorsak bu grubun safında yer almamız biraz zor olacaktır.!!!    

 

Karşısına geçip düşman safında yer alanların durumu:

 

Bu gurubu da bir kaç bölüme ayırabiliriz.

 

a) Bilinçli bir şekilde İmam’ı öldürmeye gelenler.

 

Bunlar İmamı, konumunu ve Müslümanların onlara verdiği değeri çok iyi bilen yezit ve emri altında bulunan vali ve komutanlarıdır. Bu şahıslar İmam’a karşı olan tavırlarını net bir şekilde ortaya koydular ama bu niyetlerini avam halktan gizlediler, hedeflerine ulaşmak içinde her türlü zulmü yapabilecek bir yapıya sahip idiler ve nitekim yapabilecekleri en büyük zulmü de yaptılar.

 

Şu günümüzde birçok İslam ülkesinin başındaki yöneticiler aynı vasıf ve özellikleri taşımaktadırlar.

 

b) Düşmanın kim olduğunu bilmeyen cahil grup.

 

Bu grup düşmanın kim olduğuna önem vermeyen maddi çıkarları için savaşan ve kendisini bulunduğu hükümete hizmete sunan, hak batıl davası gütmeyen kesimdir. Amirleri tarafından yönetilirler ve kahramanlık peşindedirler.

 

Günümüzde bu gurubu devlet dairelerinde ve diğer iş ortamlarında çalışıp maaşını alıp yeme içme ve eğlenme peşinde olan,  günün siyaseti ve siyasetçileri kendisini fazla ilgilendirmeyen dünyaperest insanlar oluşturmaktadır.

 

c) Akıl ve iradelerini kabile reislerinin eline teslim etmiş, olayları sorgulamayan, sadece emredilenleri yapan zavallı grup.

 

İmam Hüseyin’in karşısına çıkan grubun çoğunluğunu bunlar teşkil etmekteydiler ve kendi yetilerini kullanmayan kime karşı ve ne uğruna savaştığını düşünmeyen kabilesiyle övünüp kibirlenen kabile reislerinin ve büyüklerinin komutası altında hareket eden sıradan ve basit insanlar.

 

Günümüzde bu grubu, cemaatlerin ve partilerin peşine takılan sloganik hayat yaşayan kimseler olarak görmekteyiz.

 

İmamın çağrısı kendilerine ulaşmasına rağmen olaya kayıtsız kalanların durumu:

 

Bunlardan kimileri lanetlik Yezid’in korkusundan İmamın safına katılmadı, kimileri normal kurulu düzenlerinden ve dünyalıklarından ayrılmamak için, kimileri Allahtan uzak bir yaşantıya sahip oldukları ve cihat ruhunu yitirdikleri, kimileri olayın ehemmiyetini idrak edemediklerinden, kimileride İmam Hüseyin’i sahiplenmedikleri için İmama destek vermediler. Bu tür insanlar  tıpkı İmam Ali ve İmam Hasan zamanında olduğu gibi her zaman olmuştur. İmam Ali bu tür insanlar için şöyle buyuruyor:

 

“Onlar ne batıla yardımcı oldular ne de hakkın yanında oldular. Oysaki onların vazifesi hakka yardımcı olmaktı bu görevlerini yerine getirmediklerinden dolayı Allah’u Teâlâ onları cezalandıracak.”

 

Günümüzde de İslami konular hususunda hakkı savunması gerekirken kenara çekilip hiçbir şeye karışmayan maddi, manevi ve cismi destek verebilecekken kenarda duranlar da Allah katında sorumludurlar.

 

İmamın kıyamından sonra mesajın ulaştığı tüm kesimlerin durumu:     

           

Bu grubu da ikiye ayırmak mümkün; İlk grup Kerbela olayı zamanında yaşayan, ikinci gurup ise olayın zamanını yaşamayıp sonraki yıllarda ve asırlarda yaşamış ve Kerbela olayından haberdar olmuş kişiler. Bizler şu anki konumumuz ve yaşadığımız zaman itibari ile bu safta yer alıyoruz fakat önceki üç gurup içerisindeki kişilerden de ayrı olmayıp herkes özel yaşantısına göre bu üç guruptan birine de dâhil olabilir.

 

Bu kısa açıklamalardan sonra bizim için önemli ve uhrevi yapımıza şekil verecek konu, biz Kerbela'dan ne anlıyoruz, yukarıda saydığımız grubun bizler hangi özelliklerini taşıyoruz, Teorikteki düşünce yapımızla pratikteki amellerimiz ne derece uyum sağlıyor, Kerbela olayı yeniden meydana gelse bu rahat yaşantımızı bırakıp da İmamın safına geçip şehadeti seçer miyiz ve buna benzer soruları çoğaltabiliriz.

 

Artık samimane bir şekilde kendimizi sorgulamalıyız ve hak divanında sorguya çekiliyormuş gibi hareket etmeli ve yaşantımızdaki bozuklukları düzeltmeliyiz. İnsan yapı itibari ile her zaman iyilerin yanında olur, iyi bir karakter rolünü sever, yani kimse bir filim senaryosu içinde kötü adam rolünü kendisine yakıştırmaz; ama bu duygu anlıktır ve filmin dışına fazla taşınmaz.

 

Kerbela hadisesinde de kendimizi Ebul Fazl-i Abbas’ın, Ali Ekber’in, Kasım’ın, Züheyr’in, Habib ibn-i Mezahir’in, Hz. Zeyneb’in ve diğer Kerbela kahramanlarının yerine koyarız ve bütün kinimizle düşmana saldırırız. Fakat gönlün istemesi yeterli değil, sıcacık evimizde, kurulu iş düzenimizde, günahlarla dolu bu yaşantımızda rahatça İmamın safına kendimizi yakıştırıyoruz ama yukarıda saydığımız kahramanların fedakâr yapıları bizde olmadan nasıl İmam’ın safında yer alırız? Onlardaki ibadet aşkı bizde ne derece de? Bizi Kerbela sahnesine taşıyacak imana sahip miyiz? Değil isek imanımızın güçlenmesi için ne gibi çalışmalar yapıyoruz?

 

Kerbela’da İmam Hüseyin’e katılanlar ile katılmayanların en büyük farkı iman ve amel meselesiydi ve kazanan kaybeden burada belli oldu. Bir kimse eğer iman ettiği şeyleri amelen yaşamaz ise kurumuş ağaç yaprağına benzer, hafif bir rüzgâr da savrulur ve nereye nasıl düşeceği de belli olmaz. Kerbela kahramanların en büyük özelliği; hayatları boyunca günahlardan uzak durmaları, farzları eksiksiz yerine getirmeleri, sünnetlere çok önem vermeleri ve yine mekruhlardan uzak durmalarıydı. Eğer bizlerinde hayatı bu şekilde ise hiç korkmamıza gerek yok bu gün Kerbela hadisesi yeniden meydana gelse kesinlikle İmamın safında oluruz. Yok, eğer değil isek sizler kendi nefislerinizi benden daha iyi tanıdığınız için, kendinize yalan söylemeden ve kendinizi kandırmadan konumunuzu daha rahat belirleyebilirsiniz. Zaman çok hızlı geçiyor, bu günün işleri için zamanında hareket ettik, ettik! Yoksa bir daha elimize fırsat geçmeyebilir ve İmam Hüseyin’e yardım etmeyen ve sonradan pişman olan “Tevvabinlerin” tövbesi gibi tövbe ederiz ama kabul olup olmayacağı meçhul olur ve hüsranla sonuçlanan bir akıbete duçar oluruz.

 

Rabbim tüm Müslümanları İmam Hüseyin’i hakkıyla tanıyanlardan ve mesajını doğru algılayanlardan karar kılsın. Özlenen Vahdet zamanını yakalamak ümidiyle Tüm Müslüman kardeşlerimi emaneti asla zayi etmeyen yüce Rabbimize emanet ediyorum.  

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
  • Baycan   03-10-2017 11:44

    Biz de malesef eleştirdiğimiz tarikatlar gibi sloganlarla yaşıyoruz,amelle ve öz muhammedi ıslama göre değil.Bu yüzden olsa gerek ki Mevlamız hala gelmiyor.