05 Aralık 2020 Cumartesi Saat:
09:48
25-10-2014
  

Kerbela'yı Onlardan Dinleyelim!

Ey insanlar, ben Mekke ve Minâ'nın oğluyum. Ben Zemzem ve Safa'nın oğluyum...

Facebook da Paylaş


 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Hz. Zeynelâbidin'in (a.s) Şam'da Okuduğu Hutbe

 

"Ey insanlar, bize altı şey ihsan edilmiş ve yedi şey sebebiyle de üstün kılınmışız. Bize ilim, hilim, cömertlik, fesahat, cesaret ve müminlerin kalbinde (bize karşı) bir sevgi verilmiştir.

Üstünlük sebebimiz ise şunlardır: Allah'ın seçkin Peygamberi Muhammed (s.a.a) bizdendir. Doğru sözlü kimse (Ali) de bizdendir, Cafer-i Tayyar bizdendir. Allah ve Resulünün arslanı (Hamza) bizdendir. Cennet gençlerinin efendisi olan bu ümmetin (Peygamberinin) iki torunu da bizdendir. Hakeza Deccal'ı öldürecek olan Mehdi de bizdendir.

Ey insanlar, beni tanıyan tanıyor, tanımayanlara da hasep ve nesebimi açıklıyorum.

Ey insanlar, ben Mekke ve Minâ'nın oğluyum. Ben Zemzem ve Safa'nın oğluyum.

Ben Hacer'ül-Esved'i ridasıyla yerine bırakan kimsenin oğluyum.

Ben izar ve ridasına bürünen en hayırlı kimsenin oğluyum. Ben tavaf ve sa'y eden, hacca gidip telbiye söyleyen en hayırlı kimsenin oğluyum.

Ben Burak'a bindirilen ve Cibril'in Sidret'ül-Müntehâ'ya götürdüğü kimsenin oğluyum. Öyle ki, yakınlığı iki yay kadar oldu veya daha da yakınlaştı.

Ben gök melekleriyle namaz kılan kimsenin oğluyum.

Ben Celil olan Allah'ın vahyettiği her şeyi, kendisine vahyettiği kimsenin oğluyum.

Ben Bedir ve Huneyn'de Resulullah'ın yanında yer alıp savaşan ve bir an olsun Allah'ı inkâr etmeyen kimsenin oğluyum. Ben müminlerin sâlihinin, nebilerin varisinin, Müslümanların rehberinin, mücahidlerin nurunun, Nâkisin (Cemel Savaşı), Kâsitin (Sıffin Savaşı) ve Mârikin (Nehrevan haricileri) ile savaşıp onları öldürenin ve hizipleri (Hendek savaşında İslam ve Müslümanları yok etme amacıyla bir araya toplanan müşrikleri) dağıtan kimsenin oğluyum. Ben, bütün Müslümanların en cesur ve yiğidinin oğluyum. O Hasan ve Hüseyin'in babası Ali b. Ebu Talip'tir.

Ben kadınların efendisi Fâtımat'üz Zehra'nın oğluyum. Ben Hatice-i Kübrâ'nın oğluyum.

Ben kanına boyanan kimsenin oğluyum. Ben Kerbelâ kurbanının oğluyum. Ben kendisi için cinlerin karanlıklarda ağladığı ve kuşların gökte ağıt yaktığı kimsenin oğluyum."

 


Hz. Zeynelâbidin'in (a.s) Medine Halkına Yaptığı Konuşma



"Hamd alemlerin rabbi, ceza gününün sahibi, tüm mahlukatı yaratan Allah'a mahsustur. Öyle bir Allah ki (vücudî mertebe açısından) mahlukatından uzaklaştı da göklerin en üstünü (kemal yüceliklerini) istila etti. (Varlığa kayyumiyet açısından da) mahlukatına yaklaştı da fısıldaşmalara  bile şahit oldu.

Allah'a büyük işler, olaylar, acı facialar, yakıcı dertler, büyük tatsızlıklar ve can çıkartıcı musibetler karşısında hamd-u senâda bulunuyorum.

Ey insanlar, hamd olsun Allah'a ki, bizleri İslam'ı savunmak yolunda büyük belalara duçar kıldı. İmam Hüseyin ve ehlibeyti şehadete ulaştılar. Kadın ve kızları esir edildiler. Onun başını mızrağın başına geçirerek şehir şehir gezdirdiler. Bu, tarihte eşi olmayan acı bir olaydır.

Ey insanlar, hanginiz İmam Hüseyin'in (a.s) şehadetinden sonra sevinecek, mutlu olacaksınız? Hangi kalp onun için mahzun olmayacak? Hangi göz ona ağlamayacak? Halbuki onun şehadetine yedi kat gök, dalgalı denizler, tüm yeryüzü, ağaçlar, denizlerdeki balıklar, Allah'ın mukarreb melekleri ve tüm gök sakinleri ağladılar.

Ey insanlar, bizlere Müslüman olmayan esirler gibi davrandılar. Halbuki hiçbir suçumuz da yoktu. Bize geçmişlerimizden hiç birine davranılmadığı bir şekilde davrandılar. Allah'a andolsun ki, eğer Peygamber bizi sevmeleri yerine düşmanlık etmelerini tavsiye etseydi, bizlere bundan daha kötüsünü yapmazlardı."

Daha sonra İmam "İnna lillah ve inna ileyhi raciun" ayetini okuyarak şöyle buyurdu: "Biz bu acı ve büyük musibet karşısında Allah'tan yardım diliyoruz. Zira O aziz ve intikam alıcıdır."



Fatıma Binti Hüseyin'in Kufe'de Okuduğu Hutbe



"Hamd ediyorum Allah'a, kum ve çakıl taneleri adedince, yerden arşa kadar olan şeylerin ağırlığınca. O'na hamd ve iman ediyorum ve tevekkülüm O'nadır. Allah'ın birliğine ve şeriki olmadığına şehadet ediyorum. Şehadet ediyorum ki Muhammed (s) O'nun kul ve Peygamberidir ve onun evlatları suçsuz oldukları halde Fırat kenarında öldürüldü, başları kesildi. Allah'ım, sana yalan isnadından ve iftira etmekten sana sığınırım. Peygamberine 'Vasin Ali b. Ebu Talib için halktan biat al' buyurduğunun hilafına bir şey söylemekten sana sığınırım.

 

Dün O'nun oğlunu Kerbela'da, dilde Müslüman ve kalpte kafir olan bir topluluk öldürdü. O'na yönelen zulümleri, canlarını vererek defetmeleri gereken insanlar bunu yapmadılar. Eyvahlar olsun onlara ve büyüklerine. Nitekim sen yüce menkıbeleri ve pak tabiatıyla, mezkur maarif ve meşhud menakibiyle kendi yanına aldın O'nu. Allah'ım, hiçbir yericinin yermesi O'nu senin ubudiyet ve kulluğundan alıkoymadı. Sen O'nu çocukluğunda İslam'a yönelttin ve büyüdüğünde de menkıbelerini methettin. O hep senin yolunda ve Peygamberinin hoşnutluğu için ümmeti nasihat etti ve (zamanı geldiğinde de) O'nun ruhunu kabzettin. O, dünyaya itina etmedi ve ahirete rağbet gösterdi. Senin yolunda düşmanlarınla savaştı, cihad etti. Sen ondan razı olup seçkin kıldın ve doğru yola hidayet ettin.

 

Ey Küfe halkı, ey hile ve düzen ehli! Allah bizi sizinle ve sizi de biz Ehlibeyt'le imtihan etti. Bizim karşılaştığımız belayı güzel kıldı, ilim ve idrakını bizde karar kıldı. Biz ilim, idrak ve hikmetinin mahzeniyiz, yeryüzünde Allah'ın hüccetiyiz; şehirlerinde ve kulları arasında Allah kendi lütfuyla bize ikramda bulundu ve peygamberi Muhammed ile de bizi yarattıklarının bir çoğundan açık bir şekilde üstün kıldı. Siz ise bizi yalanladınız, tekfir ettiniz. Bizimle savaşmayı helal saydınız, mallarımızı yağmalamayı câiz gördünüz. Türkistan ve Kâbul esirlerine gösterdiğiniz muameleyi bize gösterdiniz. Dün de ceddimizi öldürmüştünüz. Biz Ehlibeyt'in kanı kılıçlarınızdan halen damlamaktadır. Allah'a iftira ettiniz ve yaptığınız hile ile gözleriniz parladı ve kalpleriniz ferahladı. Ancak Allah hileleri en güzel şekilde bozandır. Kanımızı akıttığınızdan ve mallarımızı yağmaladığınızdan dolayı sevinmeyin. Çünkü bu müsibetler daha  önceden Allah'ın kitabında yazılmıştı. "Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah'ın) verdikleri dolayısıyla sevinip şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez." (Hadid-23)

 

Ey Küfe ehli, eyvahlar olsun size! Şimdi Allah'ın çok yakında gökten inecek lanet ve azabını bekleyedurun. Yaptığınız işlerden dolayı azap edileceksiniz. Birilerinizi diğerlerine müptela ederek intikamını alacaktır. Bizim hakkımızda yapmış olduğunuz zulümlerden dolayı da kıyamet günü cehennemin elim azabında ebediyen kalacaksınız. Bilmiş olun Allah'ın laneti zalimler kavminin üzerinedir.

 

Eyvahlar olsun size, ey Küfe halkı! Bilir misiniz hangi elle bize ok atıp kılıç salladınız, hangi nefesle bizimle savaştınız ve bizimle savaşmak için hangi ayakla geldiniz? And olsun Allah'a, kalpleriniz kasavete bürünmüş, yüreğiniz katılaşmış, kalpleriniz ilimden nasibini almamış, göz ve kulaklarınız görmez ve duymaz olmuş.

 

Ey Küfe ehli, şeytan sizi aldatmış, doğru yoldan saptırmış ve gözlerinizin önüne cehalet perdesi çekmiştir ve siz artık hidayet olmazsınız. Kahrolasınız, ey Küfe ehli! Resulullah'ın (s) hangi kanının sizin boynunuzda olduğunu biliyor musunuz? Onu sizden isteyecektir. Kardeşi Ali b. Ebi Talib'e (a), evlatlarına ve ıtretine yapmış olduğunuz düşmanlıkların hesabını soracaktır sizden. Oysa ki bazılarınız bu cinayetle iftihar ederek diyorsunuz: "Ali'yi ve evlatlarını Hint kılıçlarıyla ve mızraklarla biz öldürdük, Türk esirleri gibi esir aldık kadınlarını ve öyle bir tosladık ki meydanın dışına attık." Allah'ın her türlü pislikten arındırdığı insanları öldürmekle iftihar edenler, ağızlarınız taşla ve toprakla dolsun.

 

Ey habis, öfkenle patlayasın! Baban nasıl yerinde oturduysa, sen de öyle otur. Şüphesiz herkes yaptıklarına ve önceden gönderdiklerine sahiptir.

 

Vay olsun size! Allah'ın bizi üstün kıldığı şeye haset mi ediyorsunuz?

 

"Bu Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah büyük fazl sahibidir." (Hadid-21)

 

"Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur." (Nur- 40)"

 

Hz. Zeyneb'in (s.a) Şam'da Okuduğu Hutbe

 

"Allah'a hamd-ü sena ve Resulüne salat-u selamdan sonra şu ayeti okudu: "Sonra kötülük yapanların uğradıkları son, Allah'ın ayetlerini yalanlamaları dolayısıyla çok kötü oldu!"

"Ey Yezid, esir olarak şehir şehir dolaştırılmakla bu geniş yeryüzünü ve bu fezayı bize dar ettiğini, bizi Allah katında hor ve zelil, kendini de yücelttiğini ve bu olayların da senin yüce makamından olduğunu mu sanırsın ki böyle övünüp seviniyorsun? Dünyayı abat ettiğin, şenlendirdiğin için çok mu mutlusun? Her şeyin istediğin gibi gerçekleşmesine ve saltanatı ele geçirmene çok mu seviniyorsun? Yavaş ol, yavaş ol! Allah'ın "O küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi, sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar; biz onlara, ancak günahları daha da artsın diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılayıcı bir azap vardır." buyurduğunu unuttun mu yoksa?

Ey (Mekke fethi sonrasında Peygamber tarafından) azat edilenlerin oğlu, kendi kadın ve cariyelerini perde altında tutup Resulullah'ın kızlarını açık yüzlerle ve örtüsüz bir hâlde düşmanlarının yanında şehir şehir dolaştırman ve her konakta oranın sakinlerine teşhir etmen, yabancıya ve aşinaya bu himayesiz esirleri göstermen insaf ve adalet midir? Soylu ve necip insanların ciğerini ağzına alıp emen, sonra da dışarı atan ve şehitlerin kanıyla beslenen (Hz. Hamza'nın ciğerini çiğneyen Yezid'in büyük annesi Hind'e işareten) birinden nasıl merhamet beklenebilir? Her zaman itiraz, husumet ve kinle bize bakan biri, elinden gelen her türlü kötülüğü neden yapmasın? Şimdi de bu yaptığıyla sanki günah işlememiş gibi, sarhoş ve mağrur bir hâlde, cennet gençlerinin efendisi Eba Abdullah'ın dişlerine çubukla vuruyor ve pervasızca "Bedir savaşında ölen büyüklerim, keşke burada olsalardı da bu durumu görerek çığlıklar atıp 'ellerin dert görmesin ey Yezid' deselerdi diyorsun.

Evet niye söylemeyesin ve niye bu şiiri okumayasın ki? Sen Muhammed (s.a.a) evlatlarının kanına buladın ellerini ve yeryüzünün yıldızları olan Abdulmuttalip oğullarını katlettin. Fakat sen bununla kendi ölüm ve bedbahtlığına zemin hazırladın. Şimdi de duyuyorlarmış gibi kendi kavminin büyüklerine sesleniyorsun. Ne var ki çok geçmeden sende onlara katılacak ve "keşke ellerim kırılsaydı ve dilim lal olsaydı da bunları söylemeseydim." diyeceksin.

Ey güçlü Allah'ım! Bize zulmedenlerden intikamımızı ve hakkımızı al ve gazabının ateşinde onları yak!

Ey Yezid! Sen bu yaptıklarınla ancak kendi derini yüzdün ve kendi etini parçaladın. Çok çekmeyecek; Peygamber evlatlarının kanını dökmek ve Ehlibeytine saygısızlıkta bulunmakla yüklendiğin bu vebalin altında Peygamberin huzuruna çıkacaksın. O gün Allah onları bir araya toplayacak ve haklarını alacaktır. "Allah yolunda ölenleri sakın ölüler sanmayın. Hayır onlar Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar."

Allah'ın hükmedici, Muhammed'in (s.a.a) davacı ve Cebrail'in de ona yardımcı olacağı gün senin için yeterlidir. Seni bu makama getirerek Müslümanların sırtına bindirenler, zalimler arasında ne de kötü bir bedel seçtiklerini çok yakında anlayacaklar. Hangimizin daha bedbaht olduğunu bilecekler.

Sen konuşulmayacak kadar değersiz birisin. Ama bu durum seninle konuşmaya (bizi) mecbur etmiştir. Seni kınamak ve zemmetmekse benim gözümde değerli ve büyük bir iştir. Fakat gözler ağlıyor ve sineler de gam ateşiyle yanıyor. Ah, Allah ordusunun şeytan ordusunun eliyle öldürülmesi ne ilginçtir! Bizim kanımız bu ellerden akıyor ve etlerimiz ise ağızlarında çiğneniyor. O tayyib ve pak bedenler yer üstünde kalmıştır...

Ey Yezid! Eğer bugün galip gelerek, bunu ganimet biliyorsan, yarın yaptıklarından başka bir şey göremeyeceğin gün bunun hesabını vereceksin. Allah kullarına zulmetmez. Biz de şikayetimizi ona yöneltiyoruz. Çünkü O'dur sığınağımız.

Ey Yezid! Kendi işinle meşgul ol, istediğin şekilde düzen kur, hile yap ve çalış. Ancak Allah'a and olsun ki bizim adımızı silemeyecek, vahyimizi söndüremeyecek ve öldüremeyeceksin. Alnındaki bu lekeyi de silemeyeceksin. Çünkü aklın alil, yaşayacağın günler az ve kalildir. Münadi, "Allah'ın lâneti zalimlerin üzerine olsun" diye seslendiğinde, o gün bu topluluğun dağılmış olacaktır.

Allah'a hamd olsun ki başlangıcımızı saadet ve mağfiret, sonumuzu da şehadet ve rahmet kıldı. Allah'tan istiyoruz ki nimetini, şehitlerimize tamamlasın; mükâfatlarını artırsın ve bizleri de salih haleflerden kılsın. Çünkü o, bağışlayandır; şefkatlidir. Allah bize yeter; ne de güzel vekildir O."

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler