09 Nisan 2020 Perşembe Saat:
17:39
18-11-2013
  

Kerbela'yı Tanıyoruz

Takvâ yok oluyordu o gün, çoğalıyordu servet...

Facebook da Paylaş


 

Kerbelâ bir rüzgar mıydı acaba, hızlıca esip geçen?
Zehirli bir hançer miydi, yüce Resul'ün sırtına inen?
Acı bir olay mıydı yoksa, sadece vah deyip geçilen?
Bir gözyaşı yağmuru muydu, meleklerin gözünden düşen?

Bir tevhid meş'alesiydi o, Hz. Âdem'in yaktığı
Hakkın gür sesiydi, isyan bayrağı, İbrâhim'in diktiği
Nemrut mancınığı idi o, İbrahim'i ateşe atan
Gül bahçesi oldu sonra, içinde Nebevî güller biten

Takvâ yok oluyordu o gün, çoğalıyordu servet
Zengin baş tacıydı, yoksula kalmıştı çile mihnet
Aziz Peygamber'in diktiği fidan, soluyor, kuruyordu
Kimseden çıt yok; her kes refah rahatlık arıyordu

Bir Hüseyin vardı ortada, kahrından ölüyordu
Aziz İslam'a yapılanlar, bağrını deliyordu
Can pazarı, âşkın meydanıydı, bunu biliyordu
Nuh'un gemisi olmuştu Kerbelâ, oraya geliyordu

İki merkez vardı o gün, biri Medine, biri Kerbelâ
Birinde suskunluk, rahatlık, birinde kan ve belâ
Biri Zemzem içerken, biri yanıyordu çöllerde
Birinde cihad, birinde hep nutuk vardı dillerde

Yüz bin kişiye hitap etmişti Peygamber, son senesinde
Yetmiş iki can kalmıştı sadece, Hüseyn'in çevresinde
Ne vardı, ne oluyordu böyle, anlı şanlı Sahabe'ye
Böyle mi olurdu yoksa, yalnız kaldığında Peygamber'e

Bir yanda Yezit vardı, diğer yanda Resul'ün göz bebeği
Fırat'ın suyu kesik, eriyordu bebeklerin ciğeri
Yıkılıyordu Kerbelâ'da Nebî evinin direkleri
Neylersin o şanlı ümmeti, çökerse Peygamber'in evi

Kerbelâ geçti diyorlar, niçin ağlıyorsunuz her sene?
"Her gün Âşûrâ'dır, her yer Kerbelâ", iyi bak Filistin'e
çnceki gün Bosna'ydı, dün Kosova, sıra geldi çeçen'e
Başına neler gelir, bir gör, uymak istersen Hüseyin'e

Kemal Can

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler