17 Ekim 2018 Çarşamba Saat:
19:17
29-09-2018
  

Kerbelâ’nın En Küçük Şehîdi

Kerbelâ hadisesi, Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’in şehâdeti ile sonuçlanan, İslâm tarihinin en trajik vak’alarından biridir.

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Uğur YİĞİZ 1

Kerbelâ’nın En Küçük Şehîdi Alî Asgar İçin Yazılmış Bir Mersiye

 

Kerbelâ Vak’ası Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’in ve yanında bulunan yetmiş iki kişinin şehit edilmesi ile sonuçlanan hazin bir olaydır. Yüzyıllar boyunca İslâm tarihinde derin bir acı olarak kalmıştır. Bu hadise zamanla edebî ürünlerin de bir konusu olmuştur. Bu eserlerin çokluğu ve anlatımının belirli bir düzen içerisinde sıralanması sebebiyle, başlı başına bir tür olarak kabul edilmiştir.

 

Osmanlı-Türk edebiyatında Kerbelâ ve Hz. Hüseyin’in şehâdeti hakkında yazılan eserlere “Maktel” veya “Maktel-i Hüseyn” adı verilmiştir. Kerbelâ hadisesi daha önceleri “tarih, ahbâr, ensâb gibi kitaplarda bir bölüm hâlinde yer alırken daha sonra “maktel-i Hüseyin” adı verilen müstakil kitaplar” hâlini almıştır.

 

Kerbelâ Vak’ası, Araplar ve Acemler tarafından eserlerde konu edilmesinden sonra Türkler arasında da ilgi görmüş ve ilk müstakil eserler XIV. yüzyılda yazılmaya başlanmıştır. Şâzî’nin Dâstân-ı Maktel-i Hüseyn’i konu ile ilgili kaleme alınan ilk eser olarak kabul edilir. Bu eserden sonra Türk şâirleri tarafından Maktel-i Hüseyn türünde birçok eser verilmiştir. Bunlardan en önemlileri Yahyâ bin Bahşî’nin Maktel-i Hüseyn’i, Bekâyî Kâtib-zâde Dârendevî’nin Maktel-i Hüseyn ve Maktel-i Şühedâ’sı, Kemterî İbrahim’in Maktel-i İmâm Hüseyn, Lâmiî Çelebi’nin Maktel-i İmâm Hüseyn’i, Yûsuf Meddah’ın Maktel-i Hüseyn’i ve Fuzûlî’nin Hadîkatü’s-Süedâ’sıdır.

 

Aşağıdaki çalışmada Hz. Alî Asgar’ın (Medine 680 - Kerbela 680) şehâdeti’nin anlatıldığı bölümün müellifine dair herhangi bir bilgi verilmemiştir; ayrıca müstensihin adı ve eserin yazılış tarihi ile ilgili bilgi yoktur. Muallim Feyzî’nin de bir eserinin olması ve şâirin 1842-1910 yılları arasında yaşadığı bilindiğinden, eserin XIX. yüzyılın sonlarında veya XX. yüzyılın başlarında istinsah edildiği söylenebilir.

 

Bütün bu tarihi bilgiler ışığında Alî-yi Asgar’ın gerçekte yaşayıp, Kerbelâ’da şehit olduğuna dair kesin kanıtlar yoktur. Kerbelâ hadisesinin derin acısı ile bu tür rivâyetlerin ortaya çıkmış olması mümkündür.

 

Edebî metinlerde bilhassa Maktel-i Hüseyn türünde yazılmış olan şiirlerde, Alî-yi Asgar’ın şehâdeti birkaç beyit ile de olsa yer almıştır. Fuzûlî, Hadîkadu’s-Su’adâ adlı eserinde Alî-yi Asgar’ın şehadetinden önce onun aç ve susuz kaldığını yazmıştır. Bu durumun Hz. Hüseyin’e bildirilmesinden sonra Alî-yi Asgar’ı eline aldığı ve düşman askerlerine dönerek şöyle dediği geçmektedir:

 

Ey zâlimler dutalım ki ben günâhkârım.

Ayâ tıfl-ı bî–günâha niçün bir katre su vermezsiniz?” (Fuzûlî, 1995: 497).

 

Fuzûlî, eserin devamında düşman askerlerinin, komutanları Ubeydullah bin Ziyâd’ın emri ile su vermeyeceklerini belirtmiştir. Bu sırada Hz. Hüseyin’in geri dönmeye çalışırken, Huzeyme-i Kahilî adlı birinin okuyla Alî-yi Asgar’ın şehâdet şerbetini içtiğini söyler.

 

Fuzûlî, Alî-yi Asgar’ın şehâdetiyle Kerbelâ’da şehit olanların sayısının yetmiş ikiye ulaştığını rivâyet eder. Oldukça müteessir olan Hz. Hüseyin’in şu şiiri okuduğunu nakletmiştir.

 

Derdâ ki dâr-ı dehrde bir yâr kalmadı

Bir yâr-i gam-güsâr ü vefâdar kalmadı

Dâm-ı belâdan ehl-i vefâ buldılar necât

Bir benden özge zâr u giriftâr kalmadı (Fuzûlî, 1995: 497-498)

 

Müellif esere Arapça bir rivâyet ile giriş yapar ve hemen akabinde mealini verir.

 

“…Allah Teâlâ Hazret-i Musa’ya vaka-i Kerbela’yı bildirdi ki küçüklerini susuzluk helak eder ve büyükleri susuzlukdan ķurutmuşdır. Anlar yardım taleb iderler amma kimse nusret itmez ve penāh olmaz. İmdi her kim anlar içün aġlar ise veya aġladır ise veyā aġlar gibi olsa anlara cehennem haramdır…”

 

Eserin sebeb-i telif kısmı olarak da ele alınabilecek bu kısımda, asıl gayenin Kerbelâ Vak’asında yaşanılanları anlatmak ve okuyucuya duygusal bir metin sunmak olduğu sonucu çıkarılabilir.

 

Hz. Hüseyin’in Feryâdı ve Alî-yi Asgar’ın Lisân-ı Hâl ile Konuşması:

 

Bu bölümde, Hz. Hüseyin’in Kerbelâ çölünde yalnız kaldığı ve yardım istediği anlatılır. Babasının sesini duyan Alî-yi Asgar, “zebân-ı hâl” ile manzûm olarak babasına teselli vermeye çalışır.

 

Beyitlerden anlaşıldığına göre Alî-yi Asgar’dan önce Hz. Hüseyin’in diğer oğlu Alî Ekber şehit olmuştur.

 

Ali Ekber öldise ölmedi Asgar

Ki yardım itmege gelürem ey baba lebbeyk

Aman beni uzak itme Ali Ekber’den

Dilim hemişe disün Şah-ı Kerbela lebbeyk

 

 

Hz. Hüseyin’in Alî-yi Asgar’ı Kucaklayıp Şehrbânû’ya Götürmesi:

 

Alî-yi Asgar’ın lisân-ı hâl ile söylediklerinden sonra Ehl-i Beyt’in ağladığı ve hüzne gark olduğu anlatılır. Hz. Hüseyin, Alî-yi Asgar’ı annesi Şehrbânû’ya götürüp gönlünden geçenleri beyit yoluyla aktarır. Bu beyitlerde, Alî-yi Asgar’ı Hak yolunda fedâ ettiğini, Allah’ın bu kurbânı kabul etmesini diler.

 

Hz. Hüseyin’in Kûfe ve Şam Ehline Seslenmesi:

 

Hz. Hüseyin “alçak gürûh”a, bütün ehlinin öldürüldüğünü söyleyerek, Alî-yi Asgar için merhamet ister. Hz. Hüseyin, Alî Ekber ve Abbâs’ı öldürdüklerini ve Alî-yi Asgar’ın elinde kaldığını şu beyitler ile dile döker:

 

Ki gürūh-ı deni nâr-ı perverimdir bu

Dudakları kuruyan gonce-i terimdir bu

 

Visal bezmine kundagı gül destesidir

Ki zib-i mülakat daverimdir bu

 

Ali-yi Ekber ü Abbas mihr ü mahım idi

Elimde kalmadı bu bir yıldız Asgar’ımdır bu

 

Tutam elimde kıyametde bir kıyamet idem

Ki mahşer itmege mahşerde mahşerimdir bu

 

Alup elime gidem çün huzur-ı Sultan’a

Şefaat itmege mahşerde yâr-ı yaverimdir bu

 

Dudakları kurudı meşk-i Abbas gibi

Mahşerde su virmege cam-ı Kevserimdir bu

 

Bu beyitleri dile getirdikten sonra yine, Şam ve Kûfe ehline seslenerek kendi katlinin helâl olmadığını söyler. Her ne kadar kendisinin öldürülmesinin caiz olmadığını belirtse de yine de Alî-yi Asgar’a neden su vermediklerini sorar. Akabinde tekrar durumu beyitlerle anlatır. Kendisine revâ görülen bu hâlden kurtulmak için öldürülmesini ister:

Tiz öldürün beni ta kurtulam bu mihnetden

Alimin yanına gitmezem hacaletden

 

Deyin ki Şimr’e yeter bana bu kadar zillet

Beni öldürecek gelsün eylesün rahat

 

Hz. Hüseyin’in Çağrılarına Olumsuz Cevap Verilmesi:

 

Hz. Hüseyin’in özellikle oğlu Alî-yi Asgar için yaptığı çağrılar sonuçsuz kalır. Düşman askerlerinden biri, şöyle cevap verir:

 

Ne kadar su diseniz virmezüz cevab size

Zeban-ı hadeng-i bürrândır cevab viren size

 

İsteklerin sonuçsuz kalmasından sonra Hz. Hüseyin, ümidini kesip, şöyle der:

 

İmam Hüseyn ümidi kesüp kaldı Asgar susuz

Su olmayınca çeküp ah ü nale-i can-sūz

 

Şerer-i ahımlan olup berk gibi âlem-gir

O taş yüreklilere ah itmedi tesir

 

Alî-yi Asgar’ın Şehid Edilmesi:

 

Hermele adlı bir melun asker, Ömer bin Sa’d’dan izin alarak, Hz. Hüseyin’in oğlunu öldürmek istediğini belirtir. Ömer bin Sa’d, Hermele’ye izin verir. Yezîd’den alınacak altın bir nişan karşılığında, Alî-yi Asgar’ı öldüreceğini söyler. İsteği kabul edildikten sonra, Hz. Hüseyin’in kucağında bulunan Alî-yi Asgar’ı boğazından bir ok ile vurur:

 

Kabul idüp okı atdı Hüseyn belin egdi

Ki togrı varup o tıflın bogazını deldi

 

Bogazının bir tarafından bir taraf ok geçdi

Görür ki sandı kafesden kuş uçdı

Ki virdi Asgar o demde Huda’sına canı

Birbirine karışdı ogul baba kanı

 

Ol kadar basdı gögsine kuzısın canı

Ki çıkdı elleri üstünde Asgar’ın canı

 

Alî-yi Asgar’ın şehâdetinden sonra, Hz. Hüseyin babası Hz. Alî’nin kabrinin bulunduğu Necef tarafına dönüp, medet ister ve ağıt yakar:

 

Didi müşkilde kaldım yetiş imdada Ya Ali!

Kimsem yokdır senden özge bize dade Ya Ali!

Gör ki Asgar’ım kucagımda virdi can

Kimler tayanur bu mihnete dünyada Ya Ali!

 

Hz. Hüseyin, babasına yakardıktan sonra, Alî-yi Asgar’ın cansız bedenini eline alıp Allah’a münâcât eder. İki oğlunu da kurbân verdiğini, Alî-yi Asgar’ın cenazesinin elinde kaldığını, yalnız başına Kerbelâ çöllerinde bulunduğunu arz eder. Kabilesi olan Ben-î Hâşim’in yanında bulunmadığını ve bu yüzden yardım edecek kimsenin olmadığını dile getirir. Yanında iki kız kardeşinin bulunmasından dolayı, oldukça elem duymakta olduğunu da söyler. Aklına Alî-yi Asgar’ın annesi Şehrbânû geldiğinde ise, onun bu duruma çok fazla üzüleceğini düşünür.

 

Ümmü Gülsüm’ün Feryâdı:

 

Hz. Hüseyin’in kız kardeşi olan Ümmü Gülsüm, Alî-yi Asgar’ın cansız bedenini gördüğünde, Kerbelâ’nın onlara belâ getirdiğini söyler. Daha sonra, Şehrbânû’nun oğlunu çağırdığını ve sürekli ağladığını belirtir.

 

Gâh oglını çagırır gâh seyyid karındaşını

Gâh Asgar’ına bakar gâh döker gözyaşını

 

Ümmü Gülsüm’ün ağıtından sonra, Hz. Hüseyin kardeşleri olan Zeynep ve Ümmü Gülsüm’e seslenerek, Alî-yi Asgar’ın şehâdet şerbetini içtiğini söyler.

 

İki karındaş olun yeniden kara mi’cer

Ki içdi cam-ı şehadet Ali-yi Asgar

 

Hz. Hüseyin ile Kardeşi Hz. Zeyneb’in Söyleşmeleri:

 

Hz. Hüseyin’in Alî-yi Asgar’ın cenâzesini çadıra getirdiği esnâda, kardeşi Hz. Zeynep ile konuşur. Hz. Hüseyin, Hz. Zeyneb’in kanlı ellerini görmesi üzerine durumu anlatır. Alî-yi Asgar’ın yaralarını bağlamalarını ricâ eder ve annesine götürülmesini ister. Anasını yalnız başına koymamalarını çünkü kendisine zarar verebileceğini belirtir. Hz. Zeyneb, Alî-yi Asgar’ın vücûdundan akan kanları temizlemekle geçmeyeceğini ve kanın kırmızılığı ile cihânı yakacağını ayrıca Fırat Nehri’ne karışsa bütün suyu bulandıracağını söyler.

 

Bogazının yarası hiç deva ile bitmez

Bu kan gögi boyayıp yumak ile gitmez

 

Ne kan kırmızı oddır cihanı yandıracak

Fırat’a düşse suyı bulandıracak

 

Alî-yi Asgar’ın kanlı bedenini alan Hz. Zeyneb, Asgar’ı annesi Şehrbânû’ya götürür. Annesine teselli verip, kendisine zarar vermemesini söyler. Şehrbânû’nun yüzü sararır ve elini göğsüne koyar.

 

İşitdi anası bu sözi rengi def’a kaçdı

Bir elin gögsüne koydı bir elin açdı

 

Ogul kucagıma gel döşüme süd geldi

Cigerlerim tutuşup süd yerine od geldi

 

Şehrbânû’nun Ağıt Yakması:

 

Alî-yi Asgar’ın cenâzesini çadırda bulunan kadınlar ortalarına alarak matem halkası oluştururlar. Alî-yi Asgar’ın annesi, Şehrbânû, oğlu için ağıt yakar.

 

Ah anasına doyamayan

Anasın bi-kes koyan

Aç gözini bir uyan

Ah Ali-yi Asgar’ım

 

Sinecigim taglayam

Hande degin aglayam

Yarecigin baglayam

Ah Ali-yi Asgar’ım

Ana şefaat eyleye

Kim ki sana aglaya

Ah idüben söyleye

Ah Ali-yi Asgar’ım

 

Sonuç

 

İslâm tarihini derinden etkileyen Kerbelâ hadisesi, Türk edebiyatı alanına da nüfuz etmiş ve şâirler bu konu ile ilgili eserler vermeye çalışmışlardır. Kerbelâ Vak’ası, Maktel-i Hüseyn adında belli başlı bir türün oluşmasını da sağlamıştır. Değerlendirdiğimiz eserde de Kerbelâ hadisesine bağlı olarak yaşanan bir vak’a anlatılmıştır. Bu türde yazılmış olan diğer eserlerin aksine sadece Hz. Hüseyin’in oğlu Alî-yi Asgar’ın şehâdeti anlatılmıştır. Estetik kaygının çok önemsenmediği bu eserde, ahenk duygu yoğunluğu ile sağlanmaya çalışılmıştır.

 

Eser, girişte belirtildiği üzere okuyucuyu ağlatmak ve Kerbelâ’nın acısını hissettirmek için yazılmıştır.

 

Çalışmamız, katalog kayıtlarına Feyzî adına kaydedilmiş olmasına rağmen incelemeler sonucu Kerbelâ hadisesinin anlatıldığı bir mecmûa olduğu belirlenmiştir. Eserin tamamında çalışılan eser dışında, Arapça bazı mersiyeler, Sâfî Baba’nın yazdığı bir mersiye ve Muallim Feyzî’nin bir mersiyesi bulunmaktadır. Çalıştığımız bölümün müellifi ise belli değildir.

 

Eserin müellifi belli olmasa da, genel muhtevanın Kerbelâ Vak’ası olması ve katillere lanet okumanın oldukça sık yapılması, müellifin Bektaşî-Alevî geleneğine ait bir şâir olduğu izlenimini uyandırmaktadır. Sâfî Baba’nın mersiyesinin Aşûre ayinlerinde okunması ve Muallim Feyzî’nin Şiî olduğuna dair bilgiler bu eserin yazarının da Bektaşî-Alevî gelenekten geldiğini düşündürmektedir.

 

Çalıştığımız bu eser, Kerbelâ hadisesi çerçevesinde yapılacak araştırmalar için faydalı olacaktır. Konu bakımından sadece Alî-yi Asgar’ın işlenmesi açısından diğer araştırmalara ışık tutacağı kanaatindeyiz.

 

-----------------------

 

1- Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Öğrencisi

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler