17 Ekim 2017 Salı Saat:
03:44
06-10-2017
  

Kûfe'ye Hareket ve Şehadet

Ferazdak veciz bir şekilde: “Gönülleri seninle ancak silahları Emevîlerle beraberdir.” dedi.

Facebook da Paylaş

     

      Ehlader Araştırma Bölümü

 

            Kûfe’ye görevli olarak gelen Müslim ibn-i Akîl’in burada İmam Hüseyin’e 18.000 kişinin biatını aldığını ve bunu bir mektupla kendisine bildirdiğini, mektubunda bir an önce Kûfe’ye gelmesini yazdığı bilinen bir konudur.

           

            Hz. Hüseyin, Müslim tarafından kendisine gönderilen bu haberlerden hemen sonra adı geçen şehre gitmeye karar verdi ve hazırlanmaya başladı. Bu kararından haberdar olan dostları Ömer bin Abdurrahman bin Hâris, Abdullah bin Abbas, İbn-i Ömer, Ahnef bin Kays, Abdullah bin Mutî’, Yahya bin Said bin el-As ve kardeşi Muhammed bin Hanefiye’nin ısrarla Kûfe’ye gitmemesini Mekke’de kalmasını öğütlemelerine rağmen, bunu dikkate almayarak, Zilhicce ayının üçüncü günü buraya hareket etti.

           

            Yolda ünlü şair Ferezdak ile karşılaşan Hz. Hüseyin ona Kûfelilerin durumunu sorunca Ferazdak gayet veciz bir şekilde:

           

            “Gönülleri seninle ancak silahları Emevîlerle beraberdir.” diyerek halkın vaziyetini izah etti ve nazikçe Mekke’ye dönmesini tavsiye etti. Hz. Hüseyin -Muhammedi dinin Yezid gibi birisinin eliyle idare edilip zail olmasına izin vermeyeceği için- kararından vazgeçmeyerek yoluna devam etti. Hâcir’e vardığında Kûfelilere hitaben yazdığı mektubu Kays bin Mushir es-Saydaî’ye vererek, Müslim ibn-i Akîl’in göndermiş olduğu mektubun kendisine ulaştığını ve Kûfe’ye gelmekte olduğunu haber verdi, işlerine sıkıca sarılmalarını tavsiye etti. Ancak bu mektup Hz. Hüseyin’in taraftarlarına ulaşmadı. Zira, Kays, Ubeydullah bin Ziyâd tarafından Kûfe’nin giriş ve çıkışlarını kontrol altına almak için görevlendirilen Husayn bin Numeyr tarafından yakalanarak Kûfe’ye gönderilmiştir. Vali tarafından Daru’l İmare’nin tepesine çıkarılan Kays’tan Hz. Hüseyin’i lanetlemesi istenmiş, bunu yapmayıp Ubeydullah bin Ziyâd ile babasını lanetleyince aşağıya atılarak öldürülmüştür.

 

            Öte yandan Kûfe’ye gelmekte olan Hz. Hüseyin, es-Sa’lebiye denilen yere ulaştığında Müslim ibn-i Akîl’in Ubeydullah bin Ziyad tarafından yakalandığını ve şehit edildiğini, Emevîlerin Kûfe’de kontrolü ele geçirdiklerini öğrendi. Hz. Hüseyin, Kûfe’ye doğru yoluna devam etti. Zübale denilen yere geldiğinde Müslim ibn-i Akîl’e elçi olarak gönderdiği Abdullah bin Yaktur’un da öldürüldüğünü öğrendi. Bu haberi alınca durumun hiç de iç açıcı olmadığını anladı ve kendisiyle beraber bulunan dostlarına:

           

            “Ey insanlar! Taraftarlarımız bizi aldatmış bulunmaktadırlar. Müslim ibn-i Akil, Hanî, Kays bin Mushir ve Abdullah bin Yaktur öldürülmüşlerdir. Dönmek isteyenler dönebilirler.” diyerek, onların dönmesini istemiş, kendisi ise yoluna devam etmiştir.

           

            Bu konuşmanın ardından yakınlarının dışında, etrafındakilerin çoğunun kendisini terk ettiği kaydedilmektedir. Yolda Hz. Hüseyin ile karşılaşan ve onun Hz. Peygamberin torunu olduğunu öğrenen herkes geri dönmesini istemiş ancak o, bunlardan hiç birinin sözüne kulak asmayıp yoluna devam etmiştir.

           

            Öte taraftan Müslim ibn-i Akil ve Hânî’yi öldüren Ubeydullah bin Ziyâd, Kûfe’den Hz. Hüseyin’e destek amacıyla gidebilecek olanları engellemek ve onun tarafından Kûfe’ye gönderilebilecek olan elçilerin şehre girişine mani olmak için Husayn bin Numeyr komutasında 4000 kişilik kuvveti Kadisiye’ye gönderdi. Hac ve Umre amacı dışında Mekke yönüne gidecek herkesin engellenmesini emretti. Hatta bununla yetinmeyerek başta Basra olmak üzere Suriye, Medine’ye giden yolların tamamını kontrol altına almıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Hz. Hüseyin’in Kûfe’ye gönderdiği elçisi bu görevliler tarafından yakalanmıştır. Böylece Kûfe dış dünyadan tamamen koparıldığı için Hz. Hüseyin’e katılmak için gitmek isteyenlerin hiç biri buna yeltenmeye cesaret edememiştir.

           

            Bununla da yetinmeyen Ubeydullah bin Ziyâd, Hz. Hüseyin’in yolda durdurulması ve şehre yaklaştırılmaması için de Hürr bin Yezîd et-Temîmî komutasında 1000 kişilik bir kuvvet görevlendirdi. Kûfe’den gönderilen Hürr bin Yezîd et-Temîmî komutasındaki bu ordu Hz. Hüseyin’in önünü keserek daha fazla ilerlemelerine izin vermemiştir. Ubeydullah tarafından gönderilen Hürr’ün, Hz. Hüseyin ile savaşmaktan daha çok, onu Yezîd’e biat ettirerek sorunu çözme düşüncesinde olduğu anlaşılmaktadır. Fakat Hz. Hüseyin, biat etmemekte kararlı olduğu için onun bu teklifini hiçbir şekilde kabul etmemiştir. Hürr’ün namaz vakitlerinde ordusuyla beraber Hz. Hüseyin’in arkasında saf tutması onu korumaya çalıştığı şeklinde mütalaa edilmiştir.

           

            Öte taraftan Hürr’ün gelişi Hz. Hüseyin’in Kûfe’ye kesinlikle ulaşamayacağını anlamasına neden olmuş ve geri dönmeye karar vermiştir. Nitekim Hürr ve askerlerine burada yaptığı konuşmada:

           

            “Allah’tan korkunuz ve hakkı ehli için tanıyınız (hakkı ehline veriniz/hilafeti bana veriniz). Eğer siz gelişimizi beğenmiyor ve hakkımızı tanımıyorsanız, bu mektuplarınızda ifade ettiğiniz ve elçilerinizin dile getirdikleri görüşler değildir. Onu değiştirdiniz. Öyleyse (müsaade edin) geldiğimiz yere dönelim.” diyerek Kûfelilerin isteği üzerine burada bulunduklarını, dolayısıyla Mekke’ye dönmelerine izin verilmesini istemiştir. Kûfeliler ile Hz. Hüseyin arasındaki yazışmaları bilmeyen Hürr bu mektuplardan haberi olmadığını söyleyince Hz. Hüseyin Kûfelilerin kendilerine gönderdiği mektupları ortaya döktü. Mektupları görüp, durumu anlayan Hürr vallahi biz bu mektupları gönderen adamlar değiliz diyerek yemin etmiş olmasına rağmen, Hz. Hüseyin’in Kûfe’ye girmesine müsaade etmediği gibi, Mekke’ye dönmesine de izin vermeyip, Ubeydullah bin Ziyâd’ın emirleri doğrultusunda hareket etme kararı aldı. Hz. Hüseyin, Hürr ve arkadaşlarına yaptığı konuşmada Kûfe’ye geliş amaçlarını ortaya koymakla kalmamış, onları gerçekleri görmeye davet etmiş ve şöyle demiştir:

           

            “Bu insanlar (Ümeyye oğullar) Şeytan’a itaat etmeyi gerekli görüp, Rahman’a itaat etmeyi terkettiler. Fesadı/fitneyi ortaya çıkarıp, hududullahı ta’til ettiler (Allah’ın hadlerini uygulamadılar). Helalı haram, haramı helal kıldılar. Ben, benim dışımdakilerden daha çok hilafete layığım. Mektuplarınız ve elçileriniz bana geldi (beni siz çağırdınız) bana biatınız tamamlanmışsa doğruluğunuzu ispatlayınız.” dedikten sonra kendisinden önce babası ve kardeşi (Hasan’a) yaptıklarından dolayı onları kınadı ve gitmelerine müsaade edilmesini istedi.

           

            Onlar böyle beklerken Kûfe tarafından dört kişi gelmiştir. Bunlar Hz. Hüseyin’in dostlarından olan Nâfi’ bin Hilâl el-Muradî, Amr bin Hâlid is-Seydavî, Mevlası Sa’d ile Mücemi’ bin Abdullah el-Âizî idiler. Gelen bu şahısların Hz. Hüseyin’in yanına girmelerine izin verilmediyse de Hz. Hüseyin’in ricası üzerine müsaade edilmiştir. Hz. Hüseyin bunlara Kûfe’nin durumunu sorunca:

           

            “Eşrâfın rüşveti artırıldı, keseleri dolduruldu...” denilerek Ubeydullah bin Ziyâd’ın Kûfelileri satın aldığı, onlardan ümit kesilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

           

            Öte taraftan Hürr’ün Hz. Hüseyin’i cezalandırmayacağını anlayan Ubeydullah bin Ziyâd, bunun üzerine Ömer bin Sa’d bin Ebî Vakkâs’ı dört bin kişilik bir kuvvetin başında Hz. Hüseyin’in üzerine gönderdi. Ömer bin Sa’d, Hz. Hüseyin’e uygulanmakta olan kuşatmayı daha da daralttı. Gelen bu yeni kuvvetler Hürr’ün kuvvetlerine hiç benzemiyordu. Çünkü Hürr, kendisine verilen görevi yerine getirme düşüncesinde olmakla beraber Hz. Hüseyin’e karşı saygısızlık da yapmıyor, onu incitmemeye çalışıyordu. Yeni kuvvetlerin ise Hz. Hüseyin hiç umurlarında değildi. Onlar Hz. Hüseyin’i bertaraf etmekle elde edecekleri nimetlerin peşinde idiler. Zira gelir gelmez onun direnişini kırmak için Fırat nehrinden içme suyu almasını engellediler. Hz. Hüseyin Kûfe’ye giremeyeceğine kesin kani olunca, Ubeydullah bin Ziyad’ın kuvvetleriyle anlaşma zemini aramaya başladı ve kendilerine şu önerilerde bulundu:

 

            1. Geldiği yere geri dönmesine müsaade edilmesi

            2. Şam’a Halife Yezid’e giderek onunla görüşmesine izin verilmesi

            3. Türkistan’a yapılması düşünülen fetihlere bir nefer olarak katılmasına müsaade edilmesi

           

            Hz. Hüseyin’in bu istekleri Ömer bin Sa’d tarafından Ubeydullah’a iletildi. Ancak Ubeydullah bu önerilerden hiç birini kabul etmedi ve Hz. Hüseyin’in hiçbir şart ileri sürmeden kendisine itaat ettirilip Yezid’e biat etmesinin sağlanmasını, aksi takdirde öldürülmesini emretti. Ubeydullah bin Ziyad ve Ömer bin Sa’d tarafından takınılan bu sert ve acımasız tutum, Emevî taraftarlarını dahi rahatsız etmiştir. Nitekim bu hadiseden hemen sonra Ubeydullah’ın ordusunun ikinci adamı olan Hürr bin Yezîd er-Riyahi, Hz. Hüseyin’e katılarak onunla birlikte eski arkadaşlarına karşı savaşmış, bu savaşta da öldürülmüştür. Hz. Hüseyin’e katıldıktan sonra Kûfeliler’e yaptığı konuşmada:

           

            “Onu size gelmesi için davet ettiniz ve size gelince onu (düşmanlarına) teslim ettiniz ve elinizde esir gibi oldu. Onu, kadınlarını ve arkadaşlarını, Yahudi, Hristiyan ve Mecusilerin, Sevâd domuzlarının ve köpeklerinin bile rahat bir şekilde içtikleri Fırat nehrinin suyundan mahrum ettiniz. Soyu hakkında Muhammed’e muhalefet etmeniz ne kötüdür. Eğer müminler iseniz, Muhammed’in peygamberliğini tasdik ediyor ve Kıyamete inanıyorsanız, bu adamın Allah’ın toprağında gezmesine müsaade ediniz.” diyen Hürr, hem Ömer bin Sa’d’ın acımasız tavrını hem de Kûfelilerin vefasız tutumunu eleştirmiştir.

           

            Netice itibarıyla Yezid ibn-i Muaviye’ye biat etmeye zorlanan Hz. Hüseyin, bunu kabul etmeyince hicri 61 yılında Ubeydullah bin Ziyâd tarafından gönderilen Ömer bin Sa’d komutasındaki ordu tarafından, beraberindeki yetmiş iki kişi ile birlikte acımasızca şehit edilmiştir. Bu hadise esnasında kendisine mektuplar yazarak onu Kûfe’ye davet eden Şebes bin Rib’î gibi bazı şahısların Emevî ordusunun kanat komutanları olarak görev yapmış olmaları manidardır.

           

            Rey valiliği vadiyle Hz. Hüseyin ve beraberindekileri şehid eden Ömer bin Sa’d ise Yezid tarafından bu göreve getirilmemiş; yerine Müslim bin Ukbe atanmıştır. Gerekçe olarak ise Hz. Hüseyin ve beraberindekileri şehid etmiş olması gösterilmiştir. Dolayısıyla uğruna bu kadar canın heba edildiği valilik umudu da yok olmuştur. Yezid’in Ömer’i Rey valiliğinden almasının nedeni özelde Kûfe’de, genelde ise İslâm âleminin hemen hemen her yerinde gelişmiş olan muhalefetin susturulması olduğu sanılmaktadır.

           

            Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi Kûfe’de Emevîlerin durumlarını sağlamlaştıramamış, aksine daha da kötüleştirmiştir. Zira bundan sonra Kûfe’de çıkan her hadisenin temelinde Hz. Hüseyin’in şehadeti yatacaktır.

           

            Şehit edilen Hz. Hüseyin’in ve diğer arkadaşlarının başları, Havelî bin Yezid el-Esbâhî ile Humeyd bin Müslim tarafından Kûfe’ye Ubeydullah bin Ziyâd’a getirildi. Kûfe’ye gece vakti geldiklerinden Hz. Hüseyin ve diğerlerinin başları Havalî tarafından kendi evine götürüldü, o gece onun evinde kaldı. Sabahleyin bu başlar Ubeydullah bin Ziyâd’a getirildiğinde, valinin elinde bulunan bir değnek ile Hz. Hüseyin’in dudaklarına vurduğu, Zeyd bin Ebî’l-Erkâm’ın Ziyâd’dan değneğini çekmesini istediği ve Allah’a yemin ederek Resulullah’ı bu dudakları öperken gördüğünü söyleyip ağladığı, Ubeydullah’ın da ona:

           

            “Hay Allah seni ağlatsın! Allah’a yemin ederim, şayet yaşlı olmamış olsaydın senin boynunu uçururdum.” dediği rivayet edilmektedir.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler