18 Ağustos 2019 Pazar Saat:
11:00
27-03-2019
  

Kibir...

Kibir sahiplerine cehennem yok mudur?

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Seyyid Kasım ERDEM

 

Sözlükte “büyüklük” anlamına gelen kibir, tevazunun karşıtı olarak kişinin kendini üstün görmesi ve bu duygularıyla başkalarına karşı aşağılayıcı davranışlarda bulunmasına ve büyüklük taslamasına denir. Kur’ân ve Sünnet’te yerilen kibir, insanda bulunmaması gereken bir huydur.

 

Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerim’de A’râf Suresi’nin 146. ayetinde şöyle buyuruyor: Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları (kibirlenenleri) ayetlerimden uzak düşüreceğim.” Ayete biraz dikkat edilirse, kibir sahiplerini Allah kendisinden uzaklaştırıyor ve yeriyor.

 

Yine Zümer Suresi’nin 60. ayetinde, “Kibir sahiplerine cehennem yok mudur?” buyurarak kibirli insanın cehennem ehlinden olduğunu vurgulamıştır.

 

Kur’ân, bizlere kibirli kişilerden bazı örnekler sunuyor. Örneğin; İblis’in, Âdemoğlunun üstünlüğünü kabul etmediğini, bunun sonucunda da Allah’ın onu cezalandırdığını; Firavun’un, Hz. Musa’nın davetini kabul etmediğini, kendisini tanrı olarak tanıttığını, bunun sonucunda da Allah’ın onu suda boğarak cezalandırdığını veya Hud kavminin, kibirlerinden dolayı Hz. Hud’a boyun eğmediklerini, kendilerinden daha güçsüz olanları ezdikleri ve Allah’ın emrini kabul etmedikleri dolayısıyla şiddetli rüzgârlarla helâk olduklarını Kur’ân bize anlatıyor.

 

Bu örneklerden anlıyoruz ki kibir, kötü bir davranıştır ve Kur’ân bizlere kibirlenmeyi yasaklamıştır. Sadece Kur’ân değil, birçok hadiste de kibir yerilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.a) bir hadis-i şerifinde kibir hakkında şöyle buyuruyor: “Kalbinde hardal tanesi kadar kibir olan biri cennete giremeyecek.”

 

Kibirlilik, bir kalp hastalığı ve bir kalp kirliliğidir. Cennet ise, temiz bir yerdir ve kirliliği kabullenmez. Manevî kire bulaşmış olanlar o temiz yere giremezler. Kibir de bir manevî kirlilik olduğu için o temiz yer olan cennete kibirliler giremez.

 

Kibirli insanın Allah katında hiçbir zaman değeri yoktur. Büyüklenme sıfatı yalnız Allah’a aittir. Allah’ın dışındaki her şey küçüktür ve yok olmaya mahkûmdur. Bundan dolayıdır ki, Resulullah (s.a.a) kibirli insanın kıyametteki durumunu anlatırken şöyle buyuruyor: “Kibirli insan kıyamet gününde karınca şeklinde meşhur olup, insanların ayaklarının altında ezilecektir, çünkü onun Allah katında değeri yoktur.”

 

Kıyamet günü hak ile batıl ortaya çıkacaktır ve her şeyin gerçek yüzü belli olacaktır. Herkesin gerçek değeri bilinecektir. Bu dünyada çok değerli insanlar yaşamıştır, ama insanlar onun değerinin farkına varamamışlardır. Ve öyle değersiz insanlar da bu dünyada kibirlenmişlerdir ki onların gerçek değeri kıyamet günü belli olacaktır. Kibirli insan bu dünyada o kadar böbürlenip başkalarını küçük görmüştür ki, Allah kıyamet gününde onun gerçek kimliğini, gerçek değerini ona gösterecektir. Kibirlinin gerçek değeri, Allah katında karınca kadardır.

 

İnsanoğlu Neden Kibirlenir?

 

Kibrin nedeni, insanın kendisini tanımamasıdır. İnsan kendisine “Sen kimsin?” sorusunu sorduktan sonra kendisinden gerçek cevapları alabiliyorsa, işte o insan kendisini tanımıştır. Kibirli insan bulunduğu konumu bilmiyor. Olması gereken yerde değil de kendisini çok yücelerde görüyor. Hâlbuki onun yeri orası değil. Örneğin; birisi kendisini halkın amiri, başı sanıyor ve ona göre de davranıyor, halktan saygı bekliyor, halkın sorunlarını kendisinin çözeceğine inanıyor vb. gibi birçok tuhaf davranış sergiliyor. Ama o kimdir? O, sıradan bir halktır. Ama nefsi ona kendisinin büyük ve önemli biri olduğuna inandırmış. Yani o insan konumunu kaybetmiştir.

 

Hatırlıyorum da öğrencilik yıllarımda Kum’da akıl hastası biri vardı, öğlen vakitlerinde dört yolda durup trafik polisliği yapıyordu. Evet, o kendisinin konumunu bilmiyordu, kendisini trafik polisi sanıyordu; çünkü kendisini tanımıyordu. Bir insan kendisinden uzaklaşmış ve kendisinin kim ve ne olduğunu tespit etmemişse, o insan farklı davranır. Bu da kibirliliktir.

 

Tam burada yeri gelmişken Resulullah’tan (s.a.a) bir olay anlatayım:

 

Bir gün Resulullah yolda giderken halkın, birinin başına toplandıklarını görür. Oradakilere, “Halk neden orada toplanmış?” diye sorar. Ashaptan biri, “Ya Resulullah, orada bir deli var, insanlar o delinin hareketlerine gülüyorlar.” dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a), “O bir hastadır; asıl deli, yol yürürken böbürlenerek omuzlarını sallayan (yani kibirlenen), günah işlediği hâlde Allah’tan cennet uman ve şerrinden korkulup iyilik umulmayandır.” buyurdu.

 

Bu hadisten de anlaşıldığı gibi, kibirli insan deli konumunda tasavvur ediliyor. Gerçek de bu değil mi? Deli kimdir? Kendisini tanımayan, yerini konumunu bilmeyen, kendisini bulunduğu konumdan daha farklı yerde gören şahıstır. Trafik polisliği yapan akıl hastası gibi. Kibirli insan da kendisini bulunduğu konumdan daha farklı bir konumda görür ise, Resulullah’ın (s.a.a) buyurduğu gibi o da delidir. Belki de asıl deli odur.

 

Bazen insanı çevresi kibirli yapar. Örneğin; çevresindeki insanlar ona, onda olmayan meziyet ve özellikler yüklerler. Sen öylesin, sen böylesin, senin kolunu bu hususta bükecek yoktur gibi. O insan da yavaş yavaş kendisinde olmayan o özellikleri kendisine inandırmaya başlıyor. Bir müddet sonra bir de bakıyorsun ki kibir sahibi olmuş. Tabii bazen kendisi bile kibirli olduğunun farkında olmuyor. Bazen de çevre değil de insanın kendi nefsi kendisine kendisinde olmayan özellikleri varmış gibi telkin ediyor. Her iki hâlde de insan kendisini kaybetmiştir ve konumunun farkında değildir.

 

Kibir’in Dereceleri

 

Kibrin üç derecesi vardır: Birinci derece: Şahsın kalbinde kibir vardır, yani kibir ağacı şahsın kalbine kök salmış, dallanıp budaklanmıştır. Bu şahıs içindeki kibrini dışarıya vurarak hareketleriyle büyüklüğünü belli eder ve başkalarından onun büyüklüğünü tasdik etmelerini ister. Kibrin bu derecesi, en kötü derecedir.

 

İkinci derece: Kibir ağacı şahsın kalbine kök salmış fakat dallanıp budaklanmamıştır. Yani şahsın kalbinde kibir vardır ama onu dışarıya vurmaz. Sadece kalbinde saklar, halktan saygı bekler ama halk saygı göstermez ise, saygı göstermediler diye tepki vermez.

 

Üçüncü derece: Kibir şahsın kalbinde vardır. Ama şahıs kibrinin yanı sıra mütevazılık da göstermeye çalışıyor. Bu yalan bir mütevazılıktır. Eğer şahısın mütevazılık göstermedeki amacı kibir denilen kötü hastalıktan kurtulmak ise, bu hareket iyidir ve gereklidir. Yok eğer şahıs kendi büyüklüğünü ispatlamak için mütevazılık yapıyorsa, yani görenler ona bu adam ne kadar alçakgönüllüdür desinler diye yapıyorsa, işte bu mütevazılık değil, riyadır.

 

Kibir’in Alâmetleri (Belirtileri)

 

Bir insanın, kibirli olup olmadığı birkaç yolla anlaşılır:

 

a) Başkalarını küçük görür. Başkalarının yapmış olduğu işi beğenmez. İşlerin en iyisini kendisinin yapabileceğine inanır. Nazarında, başkaları yeteneksiz ve kabiliyetsizdir.

 

b) Kendisini faziletli bilir. Kendisinin ettiği dualar kabul olur ama başkalarının ettiği dualar kabul olmaz. Allah’ın onun gibi bir şahsiyetin duasını geri çevirmeyeceğini sanır. Kendisi gibi hiç kimsenin fakirlere yardım etmediğini düşünür. Çünkü kendisi muhterem bir adamdır!!!

 

Hz. Musa’nın (a.s) zamanında Bel’am-i Bahura isminde bir abid yaşarmış. Bu abid, ibadet sonucu öyle bir makama varmış ki Allah mükâfat olarak onun ettiği tüm duaları kabul edermiş. Bu abidin ünü her yere yayılmış, herkes hastasını onun yanına getiriyormuş. Abid de onlara dua ediyor, Allah da onun duasını kabul ediyormuş. Bir gün Firavun, Hz. Musa’yı yakalamak için bu abidin yanına adamlarını gönderir. Firavun’un adamları abide şöyle derler: “Firavun’un sana selâmı var. Diyor ki: “Onun ettiği dualar kabul oluyor. Musa bizim elimizden kaçmıştır, abid dua ederse Allah Musa’nın önünü keser ve biz de onu yakalarız. Eğer abid dua ederse, ben de ona makam ve servet vereceğim.” Abid dünya makamına aldanarak kendisinden çok daha üstün olan Hz. Musa’ya beddua etmeye karar verir. Beddua etmek için uygun bir yere gitmesi gerekiyordu. Onun için eşeğine biner, ama eşek bir türlü yerinden hareket etmez. Eşeğe birkaç tane vurunca eşek Allah’ın inayetiyle dile gelir ve şöyle der: “Ey Bel’am, senin kime beddua etmeye gittiğinden haberin var mı? O, Allah’ın peygamberidir. Allah, hiç kendi peygamberine belâ verir mi? Bel’am’dan daha akıllı olan bu eşeğin sözlerine dayanamayan Bel’am eşeği döverek öldürür. Evet, insan kendini çok faziletli bilir de bu faziletinden dolayı başkalarını kendisinden daha düşük görürse, demek ki o da Bel’am gibi kendisini kaybetmiş ve kendi konumunu bilmiyor.

 

c) Halkla aynı olmaktan hoşlanmaz. Normal halkın gittiği yere gitmekten rahatsız olur, bunun gittiği yer farklı olmalı. Halkla aynı yürümekten rahatsız olur, her zaman bir adım önde yürüyüp onlardan daha üstün olduğunu kanıtlamak ister. Onlarla aynı seviyede oturmaz, kendisi en başta oturmalı veya onun oturduğu yer farklı olmalı. Yani kendisini diğerlerinden ayrıcı bir özellik olmalı.

 

d) Başkalarının ona hürmet etmesini, saygıda kusur göstermemesini bekler. Bir yere gittiği zaman onun ayağına kalkılmamışsa ve bundan dolayı da o bundan rahatsız oluyorsa veya herhangi bir ikramda ona önce ikram edilmemişse ve bundan dolayı rahatsız olmuşsa, onda kibir var demektir.

 

e) Nasihatten hoşlanmaz. Çünkü her şeyin iyisini kendisi bilir.

 

f) Yanlış yapmışsa da o yanlışın o şekil kabulünü bekler. Eleştiriden hoşlanmaz, o ne derse o şekil kabul edilsin ister.

 

g) Aza tenezzül etmez. Eğer birileri bunu karşılayacaksa, karşılayanların kalabalık olmasını ister. Her zaman çokla muhatap olmak ister.

 

Kibir’in Kısımları

 

1- Allah’a Karşı Kibir: İslâmiyet’i kabul etmiş her toplumda ve bireyde Allah’a karşı kibir, yok denecek kadar azdır. Çünkü herkeste az çok bir Allah inancı vardır. Allah’a karşı kibir, Allah’ı kabullenmemedir. Tarihte bunun birçok örneği vardır. Örneğin Firavun kendisini “rab” diye tanıtıyor, halkı kendisine ibadete çağırıyor ve şöyle diyordu: “Ben sizin en büyük rabbiniz değil miyim?” Bundan dolayı da Hz. Musa’nın davetini kabul etmiyordu. Hz. İbrahim’in zamanında yaşayan Nemrut da Allah’ı kabul etmeyerek Hz. İbrahim’e savaş açmıştı.

 

2- Peygambere Karşı Kibir: Bazen de insanlar peygamberlerin üstünlüğünü kendilerine yediremeyerek onların üstünlüğünü kabul etmezlerdi. Özellikle İslâm’ın ilk döneminde bu çok açık bir şekilde kendisini gösterdi. Ebu Cehil gibileri Peygamber’in (s.a.a) kendileri kadar varlıklı olmadığını öne sürerek, “Allah neden bizden daha fakir ve bizim gibi birini bizlere peygamber yapmış? Biz ondan daha üstünüz.” diyorlardı.

 

3- İnsanlara Karşı Kibir: Zamanımız insanının en çok müptela olduğu, kibrin bu kısmıdır. İnsanlar kendilerini kaybederek başkalarını kendilerinden küçük görürler.

 

Kibir’in İlâcı

 

İnsan biraz düşünürse ne olduğunu, kim olduğunu anlar. Bizim evvelimiz ne idi? Murdar bir su, hem de o murdar su idrar yoluyla gelip idrar yolunda durmuş. Daha sonra dokuz ay annenin adet kanını içtik ve o da bize çok lezzetli geliyordu.

 

Ya sonumuz? Küçük bir yer olan kabir evinde bedenimizi haşerelerin yiyeceği, kemiklerimizin toprağa karışacağı bir son. Bizim evvelimiz ve sonumuz bu iken ne diye başkalarını küçük görelim?

 

Madem ki o kadar büyüğüz; o zaman gözle bile görünmeyen mikroplardan korunalım bakalım. Hastalanmamak elimizde değil. Hastalandığımız zaman da iyileşmek elimizde değil. Bazen öğle bir an geliyor ki, hâlsizlikten, yüzümüze konan bir sineği bile kovamaz duruma geliyoruz. Hani en büyük bizdik! Ne oldu da bir sineği bile kovamıyoruz. İnsan her zaman bir ayarda kalmayacağını bilmelidir.

 

İnsan bazen servetine, malına güvenerek başkalarını küçük görür. Ama bilmez mi ki bu malı, serveti veren Allah bir anda bunların hepsini elinden alır? Tarihte ve çevremizde az mı örneği var? Nice varlık sahipleri vardı ki bir gecede ekmeye muhtaç oldular! Nice ağalar, paşalar vardı da sonradan kendi hizmetçilerine muhtaç oldular!

 

İlminin, zekânın üstünlüğüyle mi övünüyorsun? Hâlbuki nice bilginler, âlimler geldi geçti, sonradan ismini hatırlayamayacak duruma geldi, kafasının hafif bir çarpması ile senelerden beri zahmet çekip öğrendiği ilmini unutuverdi.

 

Ey insanoğlu! Biraz düşün ve ne kadar aciz olduğunu anla. İnsan ol, bende ol, kul ol ve bende olmanın, O Yaratan’a itaat etmenin tadını al. Eğer kendin büyüksen, büyük olanı tanıyamazsın. Hiç olmazsa, zamanın imamından ar eyle. Ki o, her yerde, her zaman hazırdır; belki de yanımızdadır. Onun olduğu yerde boy göstermek Allah’a reva mıdır?

 

Tevazu en güzel ilâçtır. Tevazu insana insanlık katandır. İnsan olup insanı sevmesini bil. Sevginin olduğu yerde insanı küçük görmeye ne hacet?!.

 

Kibirlenmek, Şeytan’ın Âdemoğluna yaptığı iştir. İnsanoğlu tarihinde ilk kibirlenen İblis adındaki şeytandı. Bunu bil ki kibirlenmek, İblis’le aynı safta yer almak demektir.

 

İnsan halkın gözünde büyümek için kibirlenir; ama kibirlendikçe de halkın gözünden düşer ve sevgisini kaybeder. Ama insan tevazu gösterdikçe, gerçekten de kendisini başkasından farklı görmedikçe ve insanlara saygı duyup onları sevdikçe, insanların gözünde daha da büyür ve insanlar ona çok içten duygularla saygı gösterirler.

 

Kibirli insandan rahmet uzaktır. Nasıl ki tepenin üzeri her zaman çorak olur. Çünkü Allah’ın rahmeti olan yağmur yağdığı zaman tepede duramaz ve tepe Allah’ın rahmetinden fazla yararlanamaz, o rahmet akıp aşağıya gider. Ama alçak yerler hem kendine gelen yağmur rahmetini alır, hem de yüksek tepelerin alamadığı rahmeti alır. Kısacası, alçakgönüllülük her zaman kazandırır.

 

 

                                                                          

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler