20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
15:34
22-06-2017
  

Kibir ve Bencilliğin Tedavisi

İnsan (bu dünya hayatında) tam anlamıyla kendi nefsine hâkim olmasa da ömrünü kendi nefsini tanımak için harcasa bile buna değer.

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Musa Güneş

 

Tekâmül yolunda en büyük engel ve en kötü hastalık insanın kendisini üstün, temiz, kusursuz ve pürüzsüz görmesidir. Enaniyet/Bencillik ve tekebbür, yani insanın kendisini başkalarından daha üstün görmesi çok büyük ve kötü bir nefsanî hastalıktır.
 
Tekebbürü yok etmenin birinci adımı insanın kendisini muhtaç, fakir, eliboş ve hiçbir şeye sahip olmayan miskin biri olarak görmesidir. Yani insan sahip olduğu güç, servet, ilim ve bütün olumlu meziyetlerine rağmen kendisini Allah’ın karşısında gerçekten -laf olsun diye değil- muhtaç, eli boş, küçük ve hakir görmelidir, sahip olduğu her şeyin gerçekten kendisine ait olmadığına, sahibi olmadığı bir şeyle de başkalarına üstünlük taslayamayacağına kendisini inandırmalıdır. Elbette bu makama ulaşmak kolay değildir, çaba gerekir. 
 
Kendi zamanının ariflerinden ve evliyadan sayılan Merhum Hace Mirza Cevad Ağa Melikî Tebrizî, Necef’e ilk gittiği zaman normal bir talebeyken, büyüklerden ve eşraftanmış gibi davranır ve yanında sürekli bir hizmetçi bulundururmuş. Babası, Tebriz’in zenginlerinden olduğu için maddî durumu da gayet iyiymiş. Pahalı elbiseler giyer, omuzuna da şal türü kaliteli bir parça atarmış...
 
İlahî lütuf onu zamanın büyük arifi; tevhit, ahlak ve irfan üstadı Molla Hüseyin Gulî Hemedanî’nin kapısına götürür. Molla Hüseyin Gulî Hamedanî, Necef’te taklit mercii idi, kalp ve mana ehli olanların kıblesi olarak bilinirdi. Mirza Cevad Melikî Tebrizî her zamanki gibi eşraf ve zengin çocuklar edasıyla derse katılır. Zenginler edasıyla medresedeki sınıfa girerken Molla Hüseyin Gulî Hemedanî minberden onun içeriye girdiğini görür görmez bağırarak, “Hemen o kapının ağzında (ayakkabıların yanında) otur.” der. Hace Mirza Cevad Melikî Tebrizî de hemen orada oturur; ama üstadın oraya oturtması kendisine çok dokunur, bunu kendisine hakaret görür. Buna rağmen o büyük zatın derslerine katılmaya devam eder. Bir müddet sonra Molla Hüseyin Gulî Hemenadî dersten sonra Mirza Cevad’ı çağırır ve kendisinden bir şey yapmasını ister. İstediği şeyi yapmak ise eşraf ve zenginlerin yapacağı, kendilerine yakıştıracakları türden bir şey değilmiş. Mirza Cevad dışarı çıkar ve işi yanındaki hizmetçisine yaptırır. Üstadının istediği şeyi getirince üstad, “Ben senin yapmanı istemiştim, hizmetçinin değil.” diyerek tekrar Mirza cevad'ı azarlar. Ve böylece Molla Hüseyin Gulî Hamedanî farklı yönetmlerle talebesindeki bu kötü huyu tedavi ederek onu zamanın kalp ve mana ehli büyük ariflerinden birine dönüştürür, irfan ve maneviyatta üstün mertebeler elde etmesini sağlar. İmam Humeynî'nin de ahlak ve irfan üstadlarından biridir aynı zamanda Mirza Cevad Melikî. Onun gecelerdeki ibadeti ve teheccüt namazlarındaki ağlayışları meşhurdur.
 
İşte arif insanlar birini eğitmek istediklerinde öncelikle onun nefsini ayaklar altına almasını, gurur ve kibri yenmesini sağlarlardı. Bencilliği, kendini beğenmeyi yok edeceği şekilde eğitirlerdi onu. İnsanı, şirke sürükleyen kibirden, bir makam ve mevkie sahip olduğu duygusundan kurtarıp sırat-ı müstakime yönelterek kemal makamlarına ulaştırırlardı.
 
Mirza Cevad Ağa Melikî Tebrizî şöyle buyurmuştur: “İnsan (bu dünya hayatında) tam anlamıyla kendi nefsine hâkim olmasa da ömrünü kendi nefsini tanımak için harcasa bile buna değer.”‌
 
Allah'ım! Bize nefsimizi/kendimizi tanıt, çünkü Sen nefsimizi bize tanıtmazsan ne Seni tanırız, ne Resulünü, ne de Velini... İlahî âmin.
 
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler