22 Ağustos 2017 Salı Saat:
18:36
09-08-2017
  

Kılıcı Çekenle Muhatap Olmayın (mı)?

Hakka davetin ucunda sıkıntı, zorluk ve sürgün varsa neden kendimizi tehlikeye atalım?

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 
Üstad Muhsin Kıraati
 
 
 
Rahat yaşama düşkün ve korkak olan veya Kurân'ı yanlış anlayan bazıları, marufu emretme sorumluluğundan sıyrılabilmek için bahane aramakta ve meselâ;
 
"Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın" mealindeki ayetin, hakka davet yolunda mallarını ve canlarını tehlikeye atanları da kapsadığını iddia etmekte ve şöyle demektedirler:
 
"Hakka davetin ucunda sıkıntı, zorluk ve sürgün varsa neden kendimizi tehlikeye atalım?"
 
Kur'ân, "Kendinizi ölüme atmayın." demiyor mu?
 
Hadiste, "Kılıcı çekenle muhatap olmayın" buyrulmuyor mu? 
 
Cevap
 
Evet, bu ayet ve hadislerin arkasına sığınarak hakka davet sorumluluğundan kaçmak isteyenler şunu bilmelidir ki:
 
Bakara Suresi'nin 190'dan, 195'e kadarki 5 ayet, savaş hakkındadır ve her ayette bir prensipten söz edilmektedir:
 
190. ayet, "Allah yolunda savaşın." buyurarak savaş prensibini belirlemektedir.
 
191. ayet, "Kâfirlerle nerede karşılaşırsanız savaşın." buyruğunu ileterek bu savaşın şiddetini ve dozunu anlatmaktadır.
 
Bunu izleyen ayet, söz konusu savaşın amacının süresini beyan etmektedir:
 
"Yeryüzünden fitne kalkıncaya kadar savaşın."
 
Ardından gelen ayet, misilleme konusunu incelemekte ve;
 
"Kâfirler Mekke'nin kutsallığını çiğner ve orada size saldıracak olursa, o kutsal belde de siz de onlara karşı misillemede bulunun" buyurmaktadır.
 
Görüldüğü gibi, ardada gelen bu ayetlerin her biri, savaşla ilgili bir hükmü ve prensibi beyan etmekte ve ardından savaşın mâlî destekle mümkün olabileceğini hatırlatarak; 
 
"Ey Müslümanlar, savaş için gerekli bütçeyi temin edin ve infakta bulunun!" demektedir. Bütün bunları söyledikten sonra "kendi elinizle kendinizi ölüme atmayın." buyurmakta, ve;
 
"Eğer mücahitleri desteklemez ve İslâm ordusuna malî yardımda bulunmazsanız onlar yenilecek ve bu durumda düşman sizin malınıza ve canınıza kastedebilecektir." demektedir.
 
İslâm inancında Allah'ın dinini savunma ve fesatla kötülüğü engelleme yolunda malını ve canını tehlikeye atanlar, yüce Allah'la en kârlı ticareti yapan kimseler olarak tanımlanır. Bu gibileri, mallarını ve canlarını verir; ama Allah'ın dininin dirilmesini ve İslâm ümmetinin bilinçlenip uyanmasını sağlarlar. Bu alışverişte bulunanlar zarar değil, fevkalade kâr etmiş olurlar. Nitekim Kur'ân-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:
 
"Sizleri pek çetin bir azaptan kurtaracak bir alışverişi söyleyeyim mi: Allah'a iman edin ve O'nun yolunda canınızı ve malınızı feda edin! Malınız ve canınızla yaptığınız bu cihadın sizin için daha hayırlı olduğunu bilin. Siz malınızla canınızı Allah yolunda verince, Allah da sizin bütün günahlarınızı bağışlar ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki kalıcı ve güzel konaklara yerleştirir; büyük mutluluk ve kurtuluş işte budur!" (1)
 
Bu ayet, Allah yolunda mal ve canla cihat etmenin en hayırlı alışveriş, azaptan kurtaracak bir ticaret ve büyük bir saadet ve kurtuluş olduğunu haber vermektedir.
 
Evet, mal ve canın yüce İslâm dinine feda edilmesi onların boşa gitmesi değil, yüceler yücesi Rabb'ul-Âlemin'le alışverişte bulunmaktır. Kur'ân'da da buyrulduğu üzere:
 
"Kimileri vardır ki, canlarını vererek Allah'ın rızasını kazanırlar." (2)
 
İslâm tarihine şöyle bir göz atılacak olursa Hucr b. Adiyy, Ruşeyd Hacerî, Meysem Temmar, Ebuzer Gıfarî, Ammar Yâsir ve Malik Eşter gibi nice büyük ve yiğit Müslümanların sırf Allah rızası için gerçekleri mevcut iktidarın yüzüne haykırdıkları ve bu nedenle can verdikleri görülecektir.
 
Ehlibeyt İmamları (a.s) bu yiğit insanları övgüyle anmışlardır. Sahabenin nadide simalarından olan Ebuzer, dönemin halifesi Osman'ı, bazı icraatlarından dolayı eleştirince, Osman tarafından sürgün edilmiş, hatta uğurlanması yasaklanmış; ama ilim şehrinin kapısı ve Allah'ın Aslanı İmam Ali yanına Hz. Resulullah'ın (s.a.a) iki çiçeği Hasaneyn'i de (Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin) alarak bu yiğit sahabeyi uğurlamaya gitmiş, Ebuzer'i överek onunla iftihar edilmesi gerektiğini söylemiştir. (3)
 
İmam Hasan (a.s) Muaviye'nin dayattığı barış antlaşmasında, yegane suçu zalim iktidara marufu emredip onları münkerden sakındırmak olan ve bu yüzden tutuklanıp idama mahkum edilen Hucr b. Adiyy'in serbest bırakılmasını şart koşmuştur. Marufu emretme ve münkerden sakındırma yolunda can veren şehitlerin, Ehlibeyt İmamları (a.s) tarafından özel bir sevgi ve övgüyle anıldıkları bilinmektedir. Ehlibeyt'in masum imamları, canını boş yere veren kimseleri övmemiştir; onların övdüğü kimseler, insanlık onuru uğruna şehit düşenlerdir. Kur'ân'ın haklarında,
 
"...Allah, cihat edenleri oturanlardan üstün kılmıştır." buyurduğu kimselerdir onlar.
 
Ayeti Yanlış Anlayanlar
 
Konstantiniye (İstanbul) fethedilmeden yıllar önce İslâm ordusu bu şehri kuşatmış, Roma ordusuyla İslâm ordusu karşı karşıya gelmişti. Bu sırada İslâm savaşçılarından biri, ani bir kararla düşmanın tam kalbine dalıp tek başına savaşmaya başladı. Kur'ân ayetlerinin çoğunu yanlış anlamış olan bazı Müslümanlar, onun bu hareketini görünce Kur'ân'daki bir ayeti kastederek "Kendisini ölüme attı." dediler.
 
Medine'de Hz. Resulullah'a (s.a.a) ev sahipliği yapıp onu ağırlama şerefine nâil olan ünlü sahabe Ebu Eyyub el-Ensarî onların ayeti yanlış yorumladığını görünce hemen müdahale edip;
 
"Ayeti neden yanlış yorumluyorsunuz? Bu ayetin nüzul sebebinden haberiniz olmadığı hâlde neden yorumda bulunuyorsunuz?" diye haykırdı ve şöyle devam etti:
 
"Bazı Müslümanlar kendi aralarında, 'Eğer malımızı infak etmeseydik şimdi en büyük zenginlerden biri de biz olacaktık.' diye fısıldaşınca bu ayet nazil oldu ve 'infakta bulunun ve kendinizi ölümün kucağına atmayın." buyruldu. Yani eğer infak etmezseniz sonunuz gelir, denildi.
 
Evet beyler, dindarlığın bir bedeli vardır, İslâm'ın küfre galip gelmesi, masraflı bir iştir ve bütçe ister!
 
Bu masrafı yapmamış ve gerekli meblağı harcamamış olsaydınız şimdi daha zengin olacak değildiniz asla !
 
Görüldüğü gibi bu ayetin cihat ayetleriyle birlikte gündeme getirilmiş olmasının nedeni
münkere karşı kıyamı reddetmek değil; bilâkis, İslâm yolunda cihat edenlere mâlî yardım ve destekte bulunulmasını sağlamaktır.
 
Evet, "Kendinizi tehlikeye atmayın" mealindeki ayetin arkasına sığınarak "tehlikeli durumlarda hakkı söylemekten ve hakikati savunmaktan vazgeçer, uzlaşır ve böylece kan dökülmesini önleriz." diyenlere şunu sormak gerekir:
 
* Hz. Resulullah (s.a.a) ile onun Ehlibeyt İmamları'ndan Hz. Ali'nin (a.s) Hz. Hasan'ın (a.s) ve Hz. Hüseyin'in (a.s) katıldığı savaşları inkâr edebilir misiniz?
 
* Bu savaşlarda Müslümanların hayatı tehlikede değil miydi yoksa?!
 
* Hz. Ali (a.s) neden Sıffin Savaşı'nda Ammar b. Yasir'le Uveys-i Karanî şehit olmadan önce barış yapmadı?
 
* Peki yüce İslâm uğruna can vermek intiharla eşanlamlı mıdır?
 
* Bu durumda cihadın ne manası kalır?!
 
 
Kaynaklar
 
1- Saff, 10–12.
2- Bakara, 207
3- İmam Ali, Hasan ve Hüseyin hazretlerinin Ebuzer'i uğurlarken söyledikleri için bk. Nehc'ül-Belâğa, 130.
hutbe.
 
 
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler