23 Eylül 2018 Pazar Saat:
21:26

Kim Unutturabilir?!

20-09-2016 08:55


Kim Unutturabilir?!

 

            O dönemde Allah Resulü'nün Veda Haccı ile tekrar gündeme taşıdığı ve Veda Hutbesi ile İslam'ı kusursuzlaştıracak bir konu olan "Vefatından sonra Halefi kim olacak?" sorusunu hiçbir şüphe bırakmadan cevapladığı bilinmektedir.

            O günden bugüne değin asırlar geçmiştir. Gadir-i Hum kah unutulmaya yüz tutmuş, kah ülkelerin dini bayramları olarak zamanda yer bulmuştur. Ülkemizde de son senelerde tekrar dirilmeye başlayan Gadir-i Hum Bayramı, kim bilir belki İmam Zaman'ın zuhuruna değin canlı kalacak belki de yine hasır altı edilip, köz  halinde harlamayı bekleyecek.

            Allah Teala, Gadir-i Hum hadisesinin iyice duyulup, yayılması konusunda özel bir inayet buyurmuş ve sonunda bu olay ravilerin dillerinde nesilden nesile eksilip-eklenmeden aktarılarak İslam dininin hamisi olan Ali'nin İmamlığı ve iktidarı müminlere her çağda ulaşmıştır.

            İşte bu yüzden, Hz. Nebi'nin Hac dönüşü toplanan insanların kalabalığı bu tebliğin yerine getirilmesi adına oldukça isabetli olmuş ve Hz. Resûl de Allah'tan gelen bu emri yerine getirmek için acele etmiştir.

            Çeşitli İslam beldelerinden gelen Müslümanlar son kez de olsa Resulullah'ın etrafında toplanmaya başlamış ve bu gruplardan daha önce ayrılanlar tekrar geriye çağrılmış ve geride kalanların da gelmesi beklenmiştir. Bu hadis böylece orada bulunan herkesin kulağına çarpmış[1] ve Hz. Nebi'nin emri ile orada olanlar bu konunun duyulması için olmayanlara haber vermekle yükümlendirilmiş ve sonuçta orada bulunan tüm bu insanlar birer ravi oluvermişlerdi. Bu da yüz bini aşkın bir ravi kitlesi demek oluyordu.

            Ne var ki Allah Teala bununla yetinmemiş ve ayetlerle de bu konuyu ölümsüzleştirmiştir. Bu şekilde Gadir-i Hum, sabah-akşam yeni nesil Müslümanlar tarafından tilavet edilmiş ve her asırda yaşayan insanlar için olayın tekrar tekrar hatırlanması ve onların hidayet ve kemal yolunda ilerlenmesi ve dini konuda kendilerine önderlik edecek insanın tanıtılması sağlanmıştır.

            Gadir hadisesinin iyice duyulup, yayılması konusunda Yüce İslam Peygamberi de özel bir inayet ve çaba göstermiştir; Hz. Nebi, o seneki Hac vazifesine katılması için birçok gruba ve kabileye haber vermiş, mümkün olduğunca insanlara ulaşma gayretinde bulunmuştur. Çünkü bu yolculuğun sonunda İlahi bir emrin ve büyük bir haberin[2] kendisine iletilip, duyurması gerektiğini biliyordu.

            Bu öyle büyük bir haber olmalıydı ki; dinin kalesi, en sağlam haline bürünmeli ve onun bunca zaman bünyesinde barındırdığı tüm kanunlar tekmil olmalıydı. Artık bu toplumun bireyleri ellerinde olan bu değerli formülle doğudan batıya her yere hükmedebilirlerdi. Elbette basiretli davranıp, ellerinde olan bu değerli hazinenin kıymetini bilselerdi.[3]

            Ehl-i Beyt İmamları bu doğrultuda kendilerinin selefi olan Hz. Ali'nin önderliği konusunda hiç aralıksız bu konuyu her daim canlı tutmuş ve bunun için bir çok deliller sunmuşlardır. Aynı şekilde Müminlerin Emiri Ali de, Hz. Nebi'den sonra yaşadığı o değerli ömürleri boyunca halkla yaptığı toplantılarda özellikle de Gadir-i Hum'da Veda Hutbesini işitip, hali hazırda hayatta olan sahabelerden bu içtimai toplantılarda defaatle konunun doğruluğu hakkında tasdik almıştır.

            Aslında tüm bunların hepsi; Gadir-i Hum gibi oldukça önemli bir konunun üzerinden geçecek olan yüzyılların yorgunluğu ile unutulup gitmemesi ve ilk günkü canlılığını koruması içindi. Bu yüzden, Ehl-i Beyt İmamları kendi taraftarlarına Gadir Günü'nü bayram olarak geçirmeleri, birbirlerini tebrik etmeleri ve o günü mutluluk içinde geçirmeleri yönünde emir verilmiş ve bu şekilde her sene bu heyecan tekrar tekrar yaşanmış oluyordu.

            İmamiye Şiileri bunu bir gelenek haline getirerek her sene Necef'te Hz. Ali türbesinde bu etkinliği uzak-yakın dünyanın birçok yerinden gelen ziyaretçiler, İslam dünyasının önde gelen isimleri ile kutlamaktadırlar.

            Ama eğer sıra hadis, tefsir, tarih ve kelam konularında kaleme alınmış Şii kaynak kitaplarına gelirse; işte o zaman bu konun ne denli mühim olduğu ve bu yazılı metinlerde konunun ne şekilde çok yer tuttuğu bariz bir şekilde müşahede edilecektir.

            Bu konuda Ehl-i Sünnet'in geneli de kaynak kitaplarında bu meseleye ilişkin birçok hadis ve rivayeti getirmiş, onun sıhhat ve muteber olduğuna dair[4] eserler kaleme almıştır. Ama bir kısım art niyetli ve içlerinde Ehl-i Beyt'e karşı kin olan taassup dolu ruhlar; bu cereyan eden olayı ya kelime oyunlarına çevirerek ya da görmezlikten gelerek tahrif etmeye çalışmışlardır. Onların bu görüşü özünde Ehl-i Sünnet'in değil bilakis kendi şahsi görüşleridir.

 

 


[1]Nesai'nin Zeyd bin Erkam'dan naklettiği bir rivayette şunlar geçmektedir: Ebu'l-Latif şöyle sordu: "Acaba bu hadisi Allah Resulü'nden bizzat mı duydun?" o da cevap verdi: "(Evet) ve Peygamber'in hutbe verdiği o yerde onu iki gözüyle gören ve o hadisi iki kulağıyla işitenlerin dışında kimse yoktu." Hasais:21, s.96. h.79; es-Sünen-i Kübra 5: s.130, h.8464.

Bu hadisin sıhhat ve doğruluğu konusunda Zehebi de onay vermektedir. Tarih-i İbn-i Kesir, 5:208 şöyle geçmektedir: "Resulullah olabildiğince yüksek sesle sözlerini söylüyordu."

İbn-i Cezvi "Menakib" adlı eserde şöyle yazmıştır: "İçerisinde Sahabelerin, Bedevi Arapların ve Mekke ve Medine çevresinde yaşayan yüz yirmi bin kişi Allah Resulüne eşlik etmiş, hepsi Veda Haccına katılmış ve bütün o söylenen sözleri işitmişlerdir."  

[2]"نبأ عظیم" Nebe-i Azîm

[3]Müsned-i Ahmed, 1:109, h.861, Zeyd b. Yeşi'i Ali'den o da Peygamber'den şöyle nakletmektedir: "Eğer Ali'yi kendinize yönetici yaparsanız -ki bunu öyle görmüyorum- onu (Hadi) doğru yolu gösteren, icraatlarında doğruyu izleyen ve sizi (Mehdi) hidayet yoluna sevk eden olarak bulursunuz."

Tarih-i Hatib-i Bağdadi, 11:47, h.5728,  Hüzeyfe'ye atfedilen, başı tahrif olup bozulmuş ve eklemeler yapılmış bir hadiste Allah Resulü'nden şöyle nakledildiği yazmaktadır: "Eğer Ali'yi kendinize yönetici yaparsanız -ki biliyorum bunu asla yapmayacaksınız- onu Hadi ve Mehdi olarak sizi doğru yola iletirken bulursunuz."

[4]Ahmed İbn-i Hanbel 40 kanaldan, İbn-i Cerir-i Taberi 70 kanaldan, Cezeri 80 kanaldan, İbn-i Ukde 105 kanaldan, Ebu Said Sicistani 120 kanaldan, Kadı Ebu Bekir el-Cuabi 125 kanaldan rivayet etmiştir. 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !