12 Nisan 2021 Pazartesi Saat:
00:59
02-03-2021
  

Kısaca Ahkâm İlminin Tarihçesi

Eğer ilim şehrinin kapısı Hz. Ali’nin (a.s) sorunları çözmekteki kabiliyeti olmasaydı bir kısım insanlar ya dinsiz olurdu veya..

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

23 yıl boyunca Peygamberin insanlar için bildirdiği ahkâmın, zamanın yetersizliği ve günlerin az oluşundan dolayı tam anlamıyla açıklaması yapılamamıştır. İnsanlardan birçoğu Hz. Peygamberi görüyordu ve onun davranış ve amellerinden ahkâmın nasıl uygulanacağını müşahede ediyorlardı veya Hz. Nebi’ye müracaat ederek ahkâmı araştırıyorlardı. Hatta bazı Müslümanların böylesi bir derdi ve tasası dahi olmamış ve sanki Hz. Peygamber'e yanlarında olmalarına rağmen tek bir sual dahi etmemişlerdi. Fahr-i Kâinat Efendimizinden sonra ise büyük bir karışıklığı fark ettiler. Çünkü Allah Resulü’nün halifeleri birçok konuda dinin emirleri ve ahkâmı hakkında bilgiye sahip değillerdi. Eğer ilim şehrinin kapısı Hz. Ali’nin (a.s) sorunları çözmekteki kabiliyeti olmasaydı bir kısım insanlar ya dinsiz olurdu veya ilahi hükümlerle ilgili uygulamalar halk arasında yanlış yerleşirdi.

 

Bu nokta herkes tarafından bilinmektedir ki dinin hükümlerini herkesten daha iyi o dinin sahibi bilir ve emirlerin doğru anlaşılması için de ona müracaat etmek gerekir. Bu ahkâm ilmi imamların (a.s) taşıdığı diğer ilimlerle beraber bir imamdan diğer bir imama intikal etmiştir. Bu hususta birçok rivayet göze çarpmaktadır. Bu rivayetlerden bir tanesi şöyledir:

 

İmam Cevad (a.s) henüz on yaşlarındayken, Abbasî Halifesi Me’mun Hz. Cevad’ın (a.s) ilmi şahsiyetini küçük düşürmek amacıyla zamanın en üstün âlimlerinin katılımıyla bir toplantı düzenledi. Basiretsiz Me’mun, imamet makamının ve imamın ilminin yaşla alakası olduğunu zannediyordu. O Hz. İsa’nın (as) doğduğu gün Allah’ın kudret ve izniyle beşiğinde konuştuğuna ve kendisini kitap ve şeriat sahibi olarak tanıttığına inanmıyordu. Toplantı başladığı sırada Me’mun İmam Cevad (a.s) için iki yastıklı güzel bir tahtın kendi tahtının yanına getirilmesini emretti. Dönemin yüksek kadısı Yahya b. Eksem de onların karşısına oturdu. Toplantıda bulunan insanlar da makamlarına göre ayrılmış yerlerine oturdular. Yahya soru sormak için izin istedi; İhramlı bir kimsenin hayvan avlayıp öldürmesi hakkındaki görüşünüz nedir?

 

İmam Cevad (a.s) buyurdu: “Bu soru çok yönlü ve hatalıdır? Sorunuz hangi durum içindir? Bu şahıs avı Mescidu’l Harem sınırları dışında mı öldürmüş yoksa haremde mi? İhram halinde iken avlanmanın haram olduğunu biliyor muydu yoksa bilmiyor muydu? Bilerek mi öldürmüş yoksa yanlışlıkla mı? Öldürülen canlı küçük müydü yoksa büyük müydü? İlk defa mı bunu yapıyor yoksa tekrar mı? Avı uçan hayvanlardan mıydı yoksa uçmayan hayvanlardan mı? Bu işi yapmaktan artık çekinmiyor mu, yoksa pişman mı? Gece mi avlanmış, gündüz mü? Umre ihramında mıydı, Hac ihramında mı?Bunların her birinin kendine özgü hükümleri vardır.”

 

Yahya b. Eksem şaşırıp kaldı. Çaresizliği, yüzünden okunuyordu. Dili tutuldu. Bir iki laf geveledi ağzında; ama meclistekiler, onun içine düştüğü durumu çok açık biçimde görüyorlardı. Daha sonra İmam Cevad (a.s) her bir durumla ilgili hükümleri açıkladı.[1]

 

 

 

 


[1] Biharu’l Envar, c.103, s.271, Müsned-i Fatime’den nakille

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler