25 Ocak 2020 Cumartesi Saat:
23:47
28-12-2015
  

Kısaca İmam Cafer Sadık'ın Hayatı

İmam Cafer Sadık (a.s), doğrudan yüzleşme sahnesinden çekilmişti...

Facebook da Paylaş


 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Sadık lakabıyla meşhur olan İmam Cafer b. Muhammed (a.s), hicretin 83. yılında dünyaya geldi ve 148. yılında Abbasi halifesi Mansur’un emriyle zehirletilerek şehit edildi. İmam Cafer b. Muhammed Sadık (a.s), Resulullah'ın (s.a.a.) kendisinden sonraki halifeler olduklarını nass ile bildirdiği masum ve pak Ehlibeyt İmamları'nın altıncısıdır.


İmam (a.s), dedesi İmam Zeynelabidin'in (a.s) ve babası İmam Muhammed Bakır'ın (a.s) himayesinde büyüdü, şer’i ilimleri ve İslâmî irfanı onlardan öğrendi. Dolayısıyla o, atalarıyla birlikte Resulullah'a (s.a.a) kadar uzanan nuranî bir zincirin kesintisiz halkalarını oluşturmaktadır ki, bu zincirde yabancı ya da bilinmeyen tek bir halka yoktur. O, vahiy kaynağından ve ilâhî hikmet membaından besleniyordu.


Temelini tertemiz İmamlar'ın, özellikle İmam Muhammed Bakır ve İmam Cafer Sadık'ın (a.s) attığı Ehlibeyt Mektebi'nin ayırıcı özelliği işte budur. Bu, İslâm'ın orijinalliğini ve berraklığını bizim için koruyan Muhammedî risalet mektebidir.


Böylece İmam Cafer Sadık (a.s), meşru imamlık merkezini atalarından sonra deruhte etti ve kendi çağında ilim ve irfanın doruklarında onca görkemi ve heybetiyle belirginleşti. Şu çağımızda bile âlimler bu doruklara gözlerini hayranlıkla ve saygıyla dikmekten alamıyorlar. Müslümanların geneli ve âlimler, Cafer b. Muhammed'i (a.s) nübüvvetin özü ve yüce Allah'ın kirlerini giderdiği, tertemiz kıldığı Ehlibeyt'in direği olarak görüyordu.


O, vahiy Ehlibeyti'nin Emevî ve Abbasî zulmüne ve zorbalığına karşı öncülük ettiği muhalefetinin meşru sembolüydü. Âlimler onu engin bir deniz, ilim ve irfanda hiç kimsenin rekabet edemediği bir imam ve o çağın insanlarının bildikleri ve bilmedikleri, henüz varlığını dahi duymadıkları bütün ilimlerde, eşsiz bir üstat olarak görüyorlardı.


İmam Cafer Sadık (a.s), yaklaşık dört dönem Emevî yönetimine tanık oldu. Emevîlerin genelde İslâm ümmetine, özelde Resulullah'ın Ehlibeyti'ne ve Şiîlerine karşı işledikleri zulmü, terörü ve katı uygulamaları yaşadı.


İmam Hüseyin'in (a.s) kıyamından sonra, Ehlibeyt'in Müslüman kitleler nezdinde sevilen öncüler ve önderler olarak algılanması doğaldı. Bu yüzden Abbasî grupları Ehlibeyt ismini kullanarak propagandalarını yapıyor, insanları Âl-i Muhammed'i (s.a.a) razı etmeye, Resulullah'ın kızı Fatıma'nın soyunun hilafetini tesis etmeye çağırıyorlardı.


İmam Cafer Sadık (a.s), doğrudan yüzleşme sahnesinden çekilmişti. Bu yüzden Abbasîlerin, Emevî zulmünün, şiddetinin ve terörünün artmasını, buna karşılık ümmetin onlara karşı öfkesinin gittikçe kabarmasını fırsat bilerek iktidara gelmek için kullandıkları sloganların onun üzerinde herhangi bir etkisi olmadı.


Emevî saltanatı hicrî 132 tarihinde yıkıldı ve hilafeti Abbasoğulları devraldı. İmam Cafer Sadık (a.s) kan dökücü E-bu Abbas Seffah'ın dönemini ve Mansur Devanikî döneminin de yaklaşık on yılını gördü.


İmam Cafer Sadık (a.s) açık siyasal mücadeleden çekilmiş, kendini İslâm ümmetinin ilmî, fikrî, akidevî ve ahlâkî olarak yeniden yapılandırılmasına vermişti. Bu, öyle bir yapılandırma idi ki, İslâm toplumunda siyasal ve düşünsel sapmaların sürüp gitmesine rağmen İslâmî çizginin en uzun süreli korunmasını garanti ediyordu.


İmam Cafer Sadık (a.s) zamanında Mutezile, Eşaire, Haricîler, Keysanîler ve Zeydîler gibi İslâmî fırkalar yaygınlık kazanmıştı. Bu gruplar arasında şiddetli bir mücadele yaşanıyordu. Zındıklık akımı da iyice gemi azıya almış, İslâm toplumu bünyesinde gedikler açmayı başarmıştı. İmam Cafer Sadık (a.s) bir yandan dinsizliğe karşı koyarken, bir yandan da sapkın grupların görüşlerinin egemenlik kurmasına karşı amansız bir mücadele veriyordu.


İmam (a.s), Ehlibeyt çizgisinin İslâm ümmeti bünyesinde kök salması sorumluluğunu üstlenen salih cemaati yapılandırma ameliyesine büyük önem veriyordu. Bunun yanında Ehlibeyt çizgisi doğrultusunda bir İslâm mektebi (üniversite çapında) kurmaya, buradan İslâmî ilimlerin çeşitli dallarından yetkin âlimlerin, özellikle kısa ve uzun vadede İslâm ümmetinin sağlıklı bir seyir sürdürmesinin garantisi olan, tağutlara karşı ümmetin evlatlarının yüreklerine devrim tohumlarını eken fıkıh ve şeriat ulemasının mezun olmasına büyük önem veriyordu.


İmam Cafer Sadık (a.s), ümmet bünyesinde devrim ve cihad hattının güçlendirilmesini ihmal etmiyordu.
Amcası Zeyd b. Ali b. Hüseyin'in (a.s), onun ardından saygıdeğer Alevî hanedanından uç veren devrimci ayaklanmaları desteklemesi, bunun en somut göstergesidir. Kuşkusuz İmam Cafer Sadık (a.s) bu mihnetlerden Abbasî zulmüne karşı isyanın yol açtığı mihnetlerden uzak kalmayacaktı. Nitekim Halife Mansur, İmam Sadık'tan (a.s) büyük bir korku duyuyordu.


Ona göre, yönetimine karşı patlak veren isyanların arkasındaki el, onundu. Bu yüzden İmam'ı dört kere Irak'a çağırdı, hayat koşullarını iyice zorlaştırdı ve İmam'ı yargıladı. Hâlbuki İmam'ın (a.s) şanı muhakeme olmaktan çok yüceydi. Bütün bu uygulamaların amacı, İmam'a sürekli bir kontrol ve gözetim altında olduğunu hissettirmekti. Sonunda İmam'ı serbest bıraktı.


Çeşitli kaynaklar, Mansur'un birkaç defa onu öldürmek istediğini, ama her defasında yüce Allah'ın onun bu isteğine engel olduğunu belirtmektedir.


Böylece İmam Cafer Sadık (a.s) hayatının son dönemini (ki bu, Abbasî yönetiminin temellerinin iyice sağlamlaştığı bir dönemdir) baskı ve terör altında geçirdi. Düşmanlık ve ardı arkası kesilmeyen takiplerin yaşandığı puslu bir dönemdi bu. Bütün bunlara rağmen İmam (a.s) büyük bir hikmetle, maharetle, güç ve kararlılıkla risaletini işlevsel kılabildi. İlim ve marifet pınarlarının fışkırmasını sağladı. İslâm ümmetini içeriden onardı. İslâm'ın helâlı ve haramı hususunda güvenilir âlimler ve fakihler yetiştirdi. Ehlibeyt Şiasını yapılandırdı.

 

Çünkü onlar, salih cemaat işlevini görüyorlardı. O salih cemaat ki, yeniden esmeye başlayan cahiliye rüzgârlarının kasırgaya dönüşerek son risaletin atmosferini allak bullak ettiği ve ümmetin önderliği makamına ehil olmayan adamların kurulu verildiği bir dönemden sonra, risaletin amaçlarını gerçekleştirme yolunda Nebevî çizginin devam ettirilmesi sorumluluğu onların omuzlarındaydı.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler