25 Ekim 2020 Pazar Saat:
18:36
31-03-2020
  

Koronavirüs ve Biz

On4 / Gülistan Programı - 28 Mart 2020

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

  

 

 

Küresel Dünyanın Salgını Da Küresel Olur

 

Deprem, sel, salgın hastalık gibi afetlerin hikmet ve felsefesi nedir? Bunun üzerinde düşünmek gerekir. Bunlar tabiat kuralları içerisinde Allah’ın koymuş olduğu vazgeçilmezlerdir. Bütün bela ve afetler “tabii kurallar” içerisindedir.

Ancak bu tabii kuralların tamamının hem yaratıcısı hem de o kuralların geçiciliğini sağlayan: Rabbül Alemin’dir.

 

Kuran-ı Kerim’de “Bir yaprak bile O’nun izni olmadan yerinden oynayamaz”[1] diye buyurulmuştur. Şimdi biz evlerde hapisken, dünyayı gezen bir virüsün Allah’tan bağımsız olması ve tabii kurallardan bağımsız olması mümkün müdür? Hayır. Bu ve benzeri belalar doğa kurallarının içerisindedir. Ancak bi’iznillahtır (Allah’ın izniyledir).

 

Şu anda küresel dünyanın muzdarip olduğu pandemic de doğa kuralları içerisindedir. Ancak günümüz dünyası “küresel” olduğu için, etkileri de küresel oluyor. Zira iletişim ve ulaşımın çok kolay bir şekilde gerçekleştiği günümüz dünyası, eski dünya gibi değildir. Eskiden herhangi bir salgın hastalık olduğu zaman; yalnızca bir köy veya şehir gibi belli bir bölgeyle sınırlı kalıyordu. Günümüzde ise övündüğümüz “küresel dünya” adeta küresel bir köy haline geldi. Artık insanlar sabah dünyanın bir yerinde akşam ise başka bir yerinde olabiliyor. Dolayısıyla bu kadar kolay bir şekilde ulaşımın sağlandığı bir dünyada salgın hastalıklar da bizim kadar hızlı bir şekilde yer değiştirebiliyor. Bunun neticesinde salgın hastalıklar, küresel dünyada, küresel ölçekte sonuçlar doğurmuş oluyor.

 

Bu gibi salgın hastalıklarla ilgili İbni Sina’nın (Peygamberimiz ve Ehl-i Beyt İmamları’nın hadislerini referans alarak) salgın hastalık zamanlarında evden çıkılmaması ve bu süreçte neler yapılması gerektiğine ilişkin birtakım uyarılarını okuyoruz.

 

Şu anda da böyle bir süreçten geçmekteyiz. Camiler gibi insanların biraraya gelip toplandığı her yerde toplanmaya ara verildi ve programlar iptal edildi. Salgını önlemek pek mümkün değildir. Ancak belli bir sayı ve belli bir alanda tutmak mümkündür. Bu amaçla her ülkenin yetkili mercileri kendi toplumuna birtakım sağlık tedbirleri uyguluyor. Bu tedbirler zaruri hale gelmeden ve bir karar çıkmadan evvel bizler önleyici faktör olarak bu tedbirleri almıştık; camide ibadete ara verdik ve programlarımızı iptal ettik.

 

Bu süreçte tedbirler biraz daha genişletilerek (örneğin sokağa çıkma konusunda) daha sert kararlar alınabilir. Bu gibi kararlar alındığı takdirde yadırganmamalıdır. Toplum olarak mümkün mertebe sosyal mesafeyi koruyarak ve dışarıya çıkmamaya çalışarak bu badireyi de atlatmaya odaklanmalıyız.

 

Sokağa Çıkma Özgürlüğü Ne Kadar Güzelmiş!

 

Sağlığımızı ve bedenimizi düşünerek bütün bu tedbirleri alırken aynı zamanda sokağa çıkma özgürlüğünün ne kadar güzel güzel olduğunun farkına vardık! Parka çoluk çocukla gidebilmek ne kadar güzelmiş! Camiye gidip dostlarımızla cuma namazına katılabilmek, cemaat namazlarında saf tutabilmek ne kadar güzelmiş! İmam Hüseyin’in doğum günü olan bugünde eğer böyle bir tedbir olmasaydı şimdi camilerimiz cıvıl cıvıl; çoluk çocuk, kadın erkek, genç yaşlı herkes birarada bu kutlu viladeti kutluyor olacaktık. Bunları yapamıyor olmanın burukluğu içerisinde, küçücük mikroskobik bir virüsün hayatımızı ne kadar değiştirebildiğini de idrak etmemiz gerekiyor. Normal hayatımızda süregelen hepimizin yaşadığı ama çok da önemsemediğimiz şeylerin değerini anlamamız gerekir. Bundan sonra bu nimetlerin farkında olmamız gerekir.

 

Kuran-ı Kerim’de, Allah-u Teala nankör insanlar için şöyle buyuruyor:

 

“Onlar bir gemiye bindikleri zaman (fırtına korkusuyla), kendisine içten bir inanç ve bağlılıkla Allah’a yakarırlar; fakat onları sağ salim karaya çıkardığında bakarsın ki yine Allah’a ortak koşuyorlar.”[2]

 

Bu virüs aslında Kur’an’ın ifade ettiği o “tehlikeli deniz yolculuğu”dur. Şu anda tüm dünya bu fırtınaya tutulmuştur. Bu arada şuna da dikkat çekmek gerekir, hepimiz aynı gemideyiz. Zengini, fakiri, generali, başkanı vs herkes aynı gemide. Düşünün, şu anda devlet başkanları saraylarından çıkamıyorlar. Bir devletin başkanıdır, ama sarayından dışarıya çıkamıyor. Telekonferanslarla birbirleriyle görüşüyorlar. Sosyal statünüz ne olursa olsun, şu anda herkes aynı konumdadır. Yani boğulma tehlikesi geçiren aynı geminin içindeler. Kimlerin bu hastalığa yakalanıp yakalanmayacağını bilmiyoruz. Hastalığa yakalandıktan sonra kimin kurtulup kurtulmayacağını bilmiyoruz. Böyle bir gemiden kıyıya çıktıktan sonra, yine o eski halimize dönüp bütün bu yaşanan süreci unutanlardan olmama adına kendi iç dünyamıza, gönül/maneviyat dünyamıza birtakım kazanımları da getirmemiz lazım.

 

Konuyla alakalı hadislere baktığım zaman Ehl-i Beyt Mektebi ve âlimleri nezdinde değerli olan Ehl-i Sünnet âlimlerinden Müttaki el-Hindi’nin hepimizin evinde bulunan "Kenzu’l Ummal" kitabında (önemli hadis külliyatlarından biridir) Peygamberimizden naklen bir hadis vardır:[3]

 

“Bir salgın hastalık sürecinde evinde ve şehrinde oturup da dışarı çıkmayan insan bilsin ki, zorluk ve sıkıntı çekebilir. Sabırla bu süreyi geçirirse Allah ona şehit sevabı verecektir.”

 

Müçtehitlerimiz de bu yönde fetva verdi. Eğer bir insan taşıyıcı olduğuna ihtimal verirse, buna rağmen de sosyal mesafeyi korumaz ve başka birine virüs bulaştırıp ölümüne sebep olursa, gayr-i emd (kasıt olmayan) katil hükmüne girer. -Tıpkı trafik kazasında bilinçli olmadan birinin hayatını kaybetmesine sebep olmak gibi- Eğer bilerek bulaştırırsa, tabii ki cinayettir!-

 

Bu nedenledir ki müçtehitlerimiz evlerinizde oturun diyorlar. Her şeyden önce Peygamberimiz salgın hastalık zamanında evlerinizde oturun, şehirleri karantinaya alın, oradan çıkmayın ve orada tabiri caizse kendinizi hapsedin diyor. Evde ya da bulunduğu bir yerde insanın sürekli kalması sıkıcıdır elbette. Bu yüzden Peygamberimiz buna sabrederek, tahammül ederek kalındığında Allah-u Teala’nın şehit sevabı vereceğini buyuruyor. Dolayısıyla bundan dolayı üzülmeyelim, bu da gelip geçecektir. Ders verici nitelikte bir anekdot var. Padişahın biri bilgeye “Bana öyle bir şey söyle ki, üzüntü zamanımda da sevinçli zamanımda da işime yarasın” dedi. Bilge adam şöyle yanıt verdi:

 

“Şu cümleyi unutma: Bu da geçer!”

 

Sevinçli zamanında kibirlenme, geçecek; o sevincin bitecek. Hüzünlü zamanında, zor zamanında üzülme, o da geçecek!

 

Unutmayalım bu dünya fanidir, geçicidir. Dün ne kadar rahattık, özgürdük, gelirimiz, işimiz her şeyimiz tıkırındaydı. Fakat geçti. Şimdi zor dönemdeyiz; bu da geçecek. Rabb’imizden gelecek olan her şeye razı olarak teslim olalım. Tabi Peygamberimizin “Devenin ayağını bağlayın sonra tevekkül edin” diye buyurduğu şekilde tevekkül etmek lazım. Sağlık kurallarına uyma şartıyla, Allah’a tevekkül etmek gerekir.

 

Bahara Baharlik Veren Allah’tır

 

Bizler biliyoruz ki bahar mevsiminde ağaçlar yeşerir. Bunu yeşerten bahar değil, bahara baharlık veren Allah’tır. Aynı şekilde bu virüs ve benzeri belalar da yine doğa kanunlarının içerisindedir. Yırtıcı bir hayvanın diğer bir hayvanla beslenmesi gibi. Tüm bunlara doğanın dengesi içerisinde, kurallarla geçicilik veren ve bunları yaratan Rabbu’l Alemin’dir. Örnek verecek olursak, ülkemizde çift şeritli bir yol düşünün. Sağ tarafı gidiş, sol tarafı geliştir. Böyle bir kural varken ben sol taraftan gidersem, karşıdan gelenlerle kaza yapacağım, bu kaçınılmazdır. Şimdi bunu Allah mı yaptı? Allah’tan bağımsız mıdır? Aynı mantıktır.

 

Bir virüsü düşündüğümüzde de aynıdır. Virüs de bizim gibi dünyadaki varlıklardan birisidir. Mikroskobik canlılar, güneş, ay, yıldızlar vs kainatta var olan varlıklardır. Bu varlıklardan biri de biz insanlarız. Nasıl pozisyon alacağımız ise bize bağlıdır. Allah belli kurallar koymuştur; sağdan gidersen, kurala uyarsın sağlıklı bir şekilde amacına ulaşırsın. Ama kuralları ihlal edip geliş şeridine geçersen, burada kaza yapmak kaçınılmaz olacaktır.

 

İnsanoğlunun Doğaya Müdahalelerinin Sonucu

 

İnsanoğlu dünyayı sadece kendisininmiş gibi düşünüyor. Biz insanlar çok kibirli ve gururludur. Ekosistemdeki başka canlıların hayatına çok müdahale ettik. Kendi hayatımıza, insan doğasına, ozon tabakasına, gıda ve hayvanların genlerine müdahale ettik. Müdahale ettiğimiz şeyler kontrolümüzden çıktı. Şu anda insanoğlu tutarsızca kullandığı dünyanın kontrolünü kaybetmiştir. Dünya intikam alıyor. Deprem, sel gibi doğal afetlerle doğa intikam alıyor. Doğanın bu şekilde intikam alması, kurallardan birisidir. Bu kuralı yaratan Allah’tır.

(Elbette bu konu çok derin bir konudur. Şimdilik kısaca genel hatlarıyla değinilmiştir)

 

 

 

 

 

 

Gülistan Programını İzlemek İçin Aşağıdaki Linki Kullanın

 

http:// https://www.youtube.com/watch?v=AsK3-YHlIzE 

 

 

 


[1]En’am 59

[2]Ankebut 65

[3]Kenzu’l Ummal c.10, s.77

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler