21 Kasım 2019 Perşembe Saat:
06:26
15-05-2019
  

Kötü Huyları Islah Etmek

Ne zaman birisi Peygamber’in yanında yalan söylese, O gülümser ve şöyle buyururdu: O bir şey söylüyor.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Ahlâkî eğitimin vazifelerinden biri de bazı öğrencilerin müptela olduğu ahlâkî yanlış davranışlar ve kötü sıfatlarla savaşmaktır. Bu bölümde Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’in (a.s) siyerinde yer alan, yanlış ahlâkî sıfat ve davranışlarla savaşırken kullandıkları yöntemleri anlatmaya çalışacağız. Bu yöntemler sırasıyla şöyledir: Görmezden gelmek, uyarmak, toplumsal baskı, tehdit, ilişkinin kesilmesi ve tenbih.

 

a) Görmezden Gelmek

 

Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’in (a.s) siyerinde kötü bir ahlâkî davranışla karşılaşıldığında ilk yapılan, özellikle kişi ilk defa böyle bir davranış göstermişse, onu görmezden gelmektir. Emiru’l-Muminin’den (a.s) şöyle rivayet ediliyor:

 

“Ne zaman birisi Peygamber’in (s.a.a) yanında yalan söylese, O gülümser ve şöyle buyururdu: “O bir şey söylüyor.”[1]

 

Bu sünnetten Peygamber’in (s.a.a) bazı yalancılıkları görmezden geldiği ve bir tepki göstermediği anlaşılıyor. Masumlar’ın (a.s) bu yanlışları görmezden gelmesinin iki delili olabilir: İlki, yanlışı yapan ahlâkî değerlerle aşina değildir. Diğeri, bazı durumlarda göz yummak, yanlışı açıklamaktan daha etkili olabilir ve kişiyi onu tekrarlamaktan alıkoyabilir. Çünkü açıklamak, öğrenci ve öğretmen arasındaki hayâ perdesini yırtmakta ve onun yanlışından dönme fırsatını elinden almaktadır. Ayrıca yanlışı yapanı bu tür davranışlar gösterme konusunda küstahlaştırmaktadır. Bu sebeple Hâce Nâsiruddîn Tûsî çocukların ahlâkî sapmalarını nasıl karşılamak gerektiği konusunda şöyle diyor: “Kabahat işlerse açığa çıkarmayınız, gaflet olarak sayınız ki cesaretle yapmasın ve eğer gizlerse üstünü örtünüz.”[2]

 

b) Uyarmak

 

Ahlâka uygun olmayan davranışların ıslahında ikinci adım uyarmaktır. Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’in (a.s) siyerinde kaydedilmiş ahlâkî uyarıların örnekleri çoktur. Biz burada onlardan bazılarını nakledeceğiz. İmam Bâkır (a.s) ve İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurmuşlardır:

 

“Ebuzer, Peygamber (s.a.a) zamanında bir adamı annesinin siyah derili olmasından dolayı kınayarak dedi ki: “Ey siyahzade.” Peygamber (s.a.a) Ebuzer’e şöyle buyurdu: “Onu annesi yüzünden (siyah derili olduğu için) kınıyor musun?” İmam (a.s) buyuruyor: Ebuzer Peygamber (s.a.a) kendisinden razı olana kadar yüzünü gözünü (pişmanlığının göstergesi olarak) toprağa sürttü.”[3]

 

Bu siyer, Peygamber’in (s.a.a) kötü hareketi Ebuzer gibi bir şahsiyet yapmış olsa dahi kötü gördüğünü ve yapılmasını yasakladığını gösteriyor. İmam Sâdık (a.s) şöyle buyuruyor:

 

“Uzun sakalları olan bir adam Peygamber’le (s.a.a) karşılaştı. Peygamber (s.a.a) “Sakal kendisini kısaltabilseydi ne olurdu?” buyurdu. Bu söz adamın kulağına gitti ve sakalını ne çok kısa, ne çok uzun, tam olması gerektiği gibi kesti ve Peygamber’in (s.a.a) yanına geldi. Peygamber (s.a.a) onu görünce şöyle buyurdu: “Sakalınızı bu şekilde düzeltin.”[4]

 

Bu siyerde Peygamber (s.a.a), sakalını çok uzatmış birisini uyardı ve bu uyarı dikkate alındı. Peygamber’den (s.a.a) diğer bir siyer şöyledir:

 

“Peygamber (s.a.a) ne zaman birisinin yanlış sözler söylediğini duysa “Falanca neden şöyle söylemiş” diye buyurmazdı, “Neden bazıları şöyle söylüyorlar?” diye buyururdu.”[5]

 

Bu siyere göre Peygamber (s.a.a) yanlış konuşmalara tepki vererek uyarıda bulunuyordu ama bu uyarı bazen doğrudan değil, kinaye ve işaret yoluyla oluyordu. Çünkü doğrudan ve isim zikrederek yapılan uyarılar, hataya düşenin saygınlığını kaybetmesine sebep olur. Bu da uyarının eğitici etkisine engel olur. Bununla birlikte bazı durumlarda özel olarak uyarıda bulunuyordu. Ebu Kehmes şöyle diyor:

 

“Medine’deydim ve ev sahibinin kendisinden hoşlandığım güzel bir kenizi vardı. Bir gece geç vakitte eve döndüm. Kapıyı çaldım ve keniz bana kapıyı açtı. Ben kenizin sinesini sıktım. Ertesi gün İmam Sâdık’ın (a.s) yanına gittim. Bana şöyle buyurdu: “Dün akşam yaptığın işten dolayı Allah’ın dergâhında tövbe et.”[6]

 

Bu siyerlere dayanarak Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’in (a.s) yanlış ahlâkî davranışlara düşenleri doğrudan veya dolaylı olarak uyardıklarını ve o amelleri tekrarlamalarını engellediklerini söyleyebiliriz.

 

c) Mükâfat Sözü Vermek

 

Masumlar (a.s) bazen yanlış yapanı ıslah etmek için bir daha o işi yapmayacağına dair söz vermesi karşılığında ona bir söz veriyorlardı. Ebu Basir’in komşusunun hikâyesi bu türdendir. Ebu Basir’in bir komşusu vardı. Haram yoldan bir servet edinmişti. Sürekli günah toplantıları düzenliyordu. Buna itiraz edip kendisini uyaran Ebu Basir’den, durumunu İmam Sâdık’a (a.s) anlatmasını, bunları bırakabilmesi için bir çıkar yol göstermesini istemişti. İmam Ebu Basir’e şöyle buyurmuştu:

 

“Komşuna söyle o işleri bıraksın, ben de onun cennetine kefil olayım.”[7]

 

Bu siyer esasınca İmam Sâdık (a.s) o şahsın yanlış ahlâkî davranışları terk etmesi sözü karşılığında ona cennet sözü veriyor ve bu metot işe yarıyor. Adam önceki vaziyetinden tövbe ediyor. Belki bu yöntemin etkili olmasının sırrı şudur; insanlar bedensel olarak birbirlerinden farklı oldukları gibi ruhsal ve isteklendirme açısından da birbirlerinden farklıdırlar. Bazıları görmezden gelmeye tepki verir, bazıları uyarıya, bazıları da kuvvetli teşvikler karşısında tepki verir. Bahsi geçen şahıs, sadece kuvvetli bir teşvik karşısında teslim olan kimselerdendir. Bu yüzden İmam (a.s) bu siyerde ona önceki kötü davranışlarını terk etmesi halinde Allah’ın onu cennetine sokacağı sözünü vermiştir. Bu da onda etkili olmuş ve davranışlarını ıslah etmiştir.

 

d) Sert Davranma

 

Bazen daha önce söylediğimiz yöntemlerin hiç biri kişiye tesir etmez. Bu durumda onun davranışını ıslah etmek için Masumlar (a.s) sert yöntemleri kullanmışlardır. Şu Nebevî siyere teveccüh ediniz:

 

“Bir adam Bahreyn’den, elinde altın bir yüzük, üzerinde de ipek cüppeyle Peygamber’in (s.a.a) yanına geldi ve selam verdi. Ama Peygamber (s.a.a) onun selamını cevaplamadı. Adam rahatsız olarak evine gitti ve olayı hanımına anlattı. Hanımı “Peygamber (s.a.a) ipek cüppeni ve altın yüzüğünü görmüştür. Bu ikisini çıkar ve Peygamber’in (s.a.a) yanına git” dedi. Adam böyle yaparak Peygamber’in (s.a.a) yanına gitti ve Peygamber (s.a.a) selamına cevap verdi.”[8]

 

Bu siyerde Peygamber (s.a.a), ahlâkî değerleri ciddiye almayan bir kimseyi sert bir şekilde karşılıyor ve selamını almıyor. Bu davranış, önceki yöntemlerle kıyaslandığında daha fazla sertlik içermektedir.

 

İshak bin Ammar şöyle söylüyor:

 

İmam Sâdık’ın (a.s) yanına gittim ve O yüzüme kızgın bir çehreyle baktı. “Sizin bana bakışınızı değiştiren şey nedir?” dedim. Buyurdu: “Senin davranışlarını iman kardeşlerine karşı değiştiren sebepten. İshak, duydum ki ihtiyaç sahibi Şiaları kovması için evine bir nöbetçi koymuşsun.” Dedim ki: “Fedan olayım, ünlenmekten korkuyorum.” İmam (a.s) şöyle buyurdu: “İlâhî belalardan korkmuyor musun?”[9]

 

Bu siyere göre İmam Sâdık (a.s) İshak bin Ammar’a yüzünü ekşitiyor. Önceki durumlarla kıyaslayacak olursak bu, daha da sert bir tepkidir. İmam’ın (a.s) bu davranışı, İshak’ın yaptığının, Peygamber’in (s.a.a) yanına gelen Bahreynli adamın yaptığından daha kötü ve çirkin olduğunu gösteriyor.

 

Diğer bir siyerde İmam Sâdık (a.s) şöyle buyuruyor:

 

Bir adam Peygamber’in (s.a.a) yanına geldi ve ben falancanın oğlu falancayım diyerek ceddini ta dokuzuncu nesle kadar saydı. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Bil ki sen de onların onuncususun cehennemde.”[10]

 

Burada Resulullah (s.a.a) kâfir ecdadıyla övünen –ki ahlâkî açıdan beğenilmeyen bir davranıştır- biriyle karşılaşıyor ve hakaret düzeyinde bir cevap veriyor. Bu davranış, Peygamber (s.a.a) açısından kâfir ecdat ile övünmenin çok çirkin ve beğenilmeyen bir amel olduğunu gösteriyor.

 

Bazen Masumlar (a.s), çirkin bir davranış gösteren bir kimseye küsüyorlar ve onunla konuşmuyorlardı. İmam Bâkır (a.s) şöyle buyuruyor:

 

“Babam oğluyla beraber yürüyen bir kişiyi gördü. Oğlan yürürken babasının koluna yaslanıyordu. Babam oğlanın bu hareketinden hiç hoşlanmadığı için ölene kadar onunla konuşmadı.”[11]

 

e) Toplumsal Baskı Oluşturmak

 

Bazen önceki yöntemlerden hiçbiri kişinin davranışını düzeltmesini sağlayamamaktadır. O zaman ne yapmak gerekir? Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’in (a.s) siyerinde böyle durumlarda toplumsal baskı yöntemi kullanılmıştır. İnsan sosyal bir varlık olduğundan ve genellikle toplumun dışında ve toplum olmadan yaşamına devam edemediğinden, yanlış davranış gösterenlerin bazı davranışlarının düzeltilmesinde toplumsal baskıdan faydalanılabilir. İmam Bâkır (a.s) şöyle buyuruyor:

 

“Bir adam Peygamber’in (s.a.a) yanına geldi ve komşusunun eziyetinden şikâyet etti. Peygamber (s.a.a) ona “Sabret” diye buyurdu. İkinci kez Peygamber’in (s.a.a) huzuruna geldi ve Peygamber (s.a.a) yine “Sabret” diye buyurdu. Üçüncü kez gelip Peygamber’e (s.a.a) şikâyette bulununca Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Cuma günü insanlar Cuma namazına giderken sen eşyalarını sokağa dök ki namaza gidenler görsünler. Eğer sana ne oldu diye sorarlarsa de ki komşum bana eziyet ediyor.” Adam bunu yaptı ve eziyet eden komşusu gelerek “Eşyalarını evine geri götür. Allah’a andolsun ki artık sana eziyet etmeyeceğim” dedi.[12]

 

Peygamber (s.a.a) bu siyerde toplumsal baskı unsurlarından birini, yani başkalarını muhtelif yanlış davranışlardan haberdar etme yöntemini kullanmıştır.

 

Toplumsal baskı şekillerinden biri de ilişkiyi kesmektir. Masumlar (a.s) bazen başkalarının yanlış davranışlarını düzeltebilmek için bu yöntemi kullanıyorlardı. İmam Sâdık’ın (a.s) ayakkabı çarşısında kölesine zinazade yakıştırmasını yaptığı için arkadaşıyla ilişkisini kesmesi bu yönteme bir örnektir.

 

 

 

[1]     Kufî; el-Caferiyyât, s. 169.

[2]     Tûsî; Ahlâk-ı Nâsırî, s. 224.

[3]     Muhaddis Nuri; Mustedreku’l-Vesâil, C. 9, s. 112.

[4]     Kuleynî; Kâfî, C. 6, s. 488.

[5]     Sicistanî; Sünen-i Ebi Davud, C. 2, s. 434.

[6]     Hürrü’l-Âmilî; Vesâilu’ş-Şia, C. 20, s. 196.

[7]     Bu siyer “İman kaynaklı sebeplerin uyandırılması” konusunda nakledildi.

[8]     Sâlihî; Subulu’l-Huda ve’l-İrşad, C. 7, s. 148.

[9]     Kuleynî; Kâfî, C. 2, s. 181.

[10]    Kuleynî; Kâfî, C. 2, s. 329.

[11]    a.g.e., s. 39.

[12]    Kuleynî; Kâfî, C. 2, s. 668.

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler
Flag Counter