29 Ekim 2020 Perşembe Saat:
21:35
15-10-2020
  

Kâşifû'l Gıtâ Peygamberimizi Anlatıyor

Şeyh Cafer Kaşifu’l-Gita’nın meşhur “Keşfu’l-Gita” adlı eserinin önsözü...

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Allah’ın hükümlerini insanlara iblağ etmek, onlara haram ve helalleri bildirmek için gönderilen peygamberi tanımak bütün insanlara farzdır. Peygamber, insanlarla Allah arasındaki vasıta ve onları Allah’a itaat sayesinde nihaî hedefe ulaştıracak kişidir. Çünkü insanları iyiliğe yönlendirmek ve çirkinlikten uzaklaştırmak âlemlerin Rabbine farzdır.

 

Bize gönderilen ve itaati farz kılınan elçi ise, peygamberlerin en üstünü ve melekût âleminde zuhuru peygamberlere müjdelenen resullerin en yücesidir. Bütün nurların yaratılış sebebi, âlemlerin Rabbinin habibi olan seçkin kulu Hz. Muhammed’dir (s.a.a). Cebbar olan Allah’ın, hesaplayanların hesaplayıp bitirmekten ve kalemlerin yazıp dökmekten aciz olduğu apaçık nişane ve mucizeler sahibi Hz. Muhammed’i (s.a.a) seçiminden dolayı Allah’a hamd ediyorum.

       

Şu mucizeleri gibi: Ayı ikiye ayırması, bulutun başının üzerinde gezip gölge yapması, hurma ağacının inlemesi, kumların tespih etmesi, ölülerle konuşması, hayvanlarla konuşması, kuru ağacın meyve vermesi, hemencecik kuru yere ağaç dikmesi, gözü çıkan ceylanın kıssası, parmakları arasından su çıkması, emriyle ağacın kendisine gelmesi, etin ona zehirli olduğunu haber vermesi, düşmanın kendisinden korkmasıyla zafer elde etmesi ve insanların ondan iki aylık mesafeden korkması, gözlerinin uyuması ama kalbinin uyumaması, geçtiği her ağaç ve taşın kendisine secde etmesi, yerin onun idrar ve dışkısını yutması, onu arkasından görmenin önünden görmek gibi olması, Ümmü Ma’bid’in koyununun sütünü artırması, az bir yemekle kalabalık bir gruba yemek yedirmesi, uzak bir yere yöneldiğinde hemencecik oraya varması, göze üfürerek göz hastalığını iyileştirmesi, Ebu Leheb ile aslanın kıssası, su istediği zaman yağmur yağması ve Surake hakkında dua edince Surake’nin atının ayaklarının yere gömülmesi ve sonra onu affederek dua etmesi ve atının ayaklarının kurtulması, gayptan haber vermesi, örneğin tertemiz Ehl-i Beyt’inden teker teker haber vermesi, Kerbela vakıası ve diğer yerlerde onların başlarına gelecek olayları bildirmesi, Ammar b. Yasir’in öldürüleceğini ve onu azgın bir grubun katledeceğini bildirmesi; Cemel vakıası, Aişe’nin Ali’ye karşı isyan edeceğini ve Hev’ab köpeklerinin ona ürüyeceklerini bildirmesi, Sıffin Savaşı’ndan haber vermesi; Akabe ve Sakife’deki insanlardan, Usame’nin ordusundan ayrılanları, Nehrivan halkını, Abbasoğulları’nı vs. önceden haber vermesi ve doğmadan seneler önce kendisi hakkında haberler verilmesi… vb. gibi.

 

Ve yine doğum anında Kisra Sarayının sarsılması ve onun on dört sütununun yere yıkılması, Save gölünün kuruması, bin sene boyu hiç sönmeyen Fars ateşinin sönmesi, Efendimizin doğum anında Yahudi ve Hıristiyan din adamlarının telaşlanması ve bazılarının onu görüp mübarek bedenindeki peygamberlik mührünü tanıması ve Yahudilerin ondan korkup sakınması, annesinin gökyüzünden tebrik edilmesi ve hamilelik anında görülen diğer kerametler.

 

Ve mucize olarak, asırlar boyu Arap edebiyatçılarının itiraf ettiği ve bütün fesahat ve belagat sahiplerinin ikrar ettiği gibi “Allah’ın Kitabı” yeter.

 

Onun yüce ahlâkı ve büyük sabrı, geniş ahlâkı, tevazusu, suçluları affetmesi, fakirlere karşı merhamet ve şefkat göstermesi, zayıflara yardımcı olması, sıkıntılara tahammül etmesi, dünyanın kendisine yönelmesine rağmen ona karşı meyilsiz oluşu, yücelik ve şecaatten büyük pay alışı, gündüzlerini aç geçirip kimi zaman açlıktan karnına taş bağlaması, kendisine yapılan daveti kabul edişi, köleler gibi yemek yiyişi, insanlar arasında onlardan biri gibi oluşu, ayakları şişinceye kadar kölelerin yanında yer alışı ve bunun gibi yazılmakla bitmeyecek güzellikler ve sayılıp bitmeyecek özellikler bakıp da gören herkes için yeter. Basiret sahipleri için bunlar apaçık bir hüccet ve delil konumundadırlar.

 

Peygamberin masumiyetini delille tanımak gerekiyor. Bu konuda şunu söylemek yeter ki, eğer peygamberin hata ve yanlış yapması söz konusu olursa, bu durumda artık onun verdiği haberlere güvenilmez, verdiği vaat (güzel vadeler) ve vaitlere (korkuttuğu cezalar) itimat olunmaz. Böyle olunca da peygamberliğin bir yararı olmaz.

 

İman; onun soyunu, eşlerini, evlatlarını, ömrünü ve doğum yerini bilmek gibi normal bilgilere bağlı değil. Fakat yine de bu konuda daha fazla bilgi istenecek olursa, şunları söyleyebiliriz:

 

Şanı yüce Peygamberimiz ismi Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib’dir. Annesi Âmine bint-i Veheb bin Abdumenaf’tır.

 

Künyesi Ebu’l-Kasım ve lakabı ise Mustafa’dır. Rebiyülevvel ayının on yedisinde cuma günü Mekke’de Ebutalib Deresi’nde dünyaya gelmiştir. Şia uleması bu konuda icma etmişlerdir. Fakat bazıları Efendimizin Rebiyülevvel ayının on ikisinde dünyaya geldiğini söylemişlerdir. Ehl-i Sünnet’in de görüşü budur. Her iki görüşe göre Fil Yılı’nda şafak atarken dünyaya gelmiştir.

 

Fahr-i Kâinat Efendimizin evlendiği ilk kadın Hatice bint-i Hûveylid’dir. Efendimiz Hz. Hatice ile evlenirken yirmi beş yaşında idi. Hz. Hatice’nin vefatından sonra Sude bint-i Zem’at ile evlendi. Sonra da Aişe ile evlenmiştir.

 

Efendimizin sekiz çocuğu olmuştur. Biset’ten önce Kasım, Rûkiye, Zeyneb ve Ümmü Kûlsum Hz. Hatice’den olmuştur. Bazı Ehl-i Beyt âlimleri Rûkiye ve Zeyneb’in Efendimizin eşi Hatice’nin kız kardeşi Halenin kızları olduğunu ve Efendimizin onları gerçekte kendisine evlatlık edindiğini söylemişlerdir. Bu konuda Ehl-i Beyt İmamlarından birçok rivayet nakledilmiştir. Biset’ten sonra ise Tayyib, Tahir ve Fatıma (s.a) dünyaya gelmişlerdir. Efendimizin Biset’ten sonra Hz. Fatıma’dan (s.a) başka bir çocuğu olmadığı, Tayyib ve Tahir’in ise bisetten önce dünyaya geldikleri de rivayet edilmiştir. Efendimizin yine İbrahim isminde başka bir oğlu daha olmuştur.

 

Receb ayının yirmi yedinci gününde Efendimize kırk yaşındayken vahiy gelmiş ve böylece risalet yükünü üstlenmiştir. Hicret’in on birinci yılında, safer ayının yirmi sekizinde altmış üç yaşında ise Medine’de zehirlenerek şehit edilmiş ve vefat ettiği odasına defnedilmiştir.

 

Babası Abdullah vefat ettiğinde, Efendimiz iki aylıktı. Keşfu’l-Gumme kitabında ise, Efendimiz iki yaşını dört ay geçtiği zaman babasının vefat ettiği kaydedilmektedir. Annesi Efendimize hamile iken babasının vefat ettiği ya da yedi aylık iken vefat ettiği de nakledilmiştir. Annesini ise dört yaşında, Keşfu’l-Gumme’ye göre ise iki yaşında kaybetmiştir.

 

Efendimiz; torunu İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s) anlattığı gibi kırmızıya çalan beyaz tenli, gözlerinin karası iri idi, kaşları birbirine yakındı ama bitişik değildi, elinde altın varmış gibi parmakları -çalışmaktan- sertleşmişti. İri omuzlu idi. Bir tarafa döndüğü zaman kendisini öyle bırakırdı ki tüm vücuduyla dönerdi. Dört bir yanı düzgündü. Boynu gümüş gibi parlıyordu; yürürken sanki yokuştan aşağı iniyormuş gibi teenni ve vakarla yürürdü. Allah Resulü gibisini ne ondan önce ve ne de sonra kimse görmemiştir.1

 

 

 

---------------

1 - Keşfu’l-Gita, Şeyh Cafer Kaşifu’l-Gita, c.1, s.4–5.

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler