09 Aralık 2019 Pazartesi Saat:
02:49
23-10-2017
  

Kur'an'a Göre Yaşam Felsefesi

Bilin ki, dünya hayatı yalnızca bir oyun, tutkulu bir oyalanma, bir süs...

Facebook da Paylaş



 

Ehlader Araştırma Bölümü


Kur'an-ı Kerim'de yer alan ayetlerinin bazıları, asıl hayatın en aşağı bölümü olan dünya hayatını, insanın ideali olamayacağını da belirtmiştir. Çünkü dünya hayatı, kendisinin yüce ve sonsuz bir hayat değil de geçici ve başlangıç olan bir hayat olduğunu vurgulamaktadır.

Bundan dolayı, Kur'an'ı Kerim böyle bir hayatı ifade ederken aldatıcı mal mülk, boş, oyun, eğlence, geçici yarar, süs gibi anlamları içeren kelimelerden istifade etmiştir. Bu konu Kur'an'ın çesitli surelerinde yer almaktadır.

Dünya hayatının çeşitli değerleri ve çekicilikleri bulunmasına aynı zamanda insanın mükemmel bir hayata ulaşması için de araç olmasına karşın, hayatın ana hedefi olması olanaksızdır. Bu bağlamda, böyle bir hayatı, yaşamın yüce hedefi unvanı olarak tanımak serabı su sanmak olacaktır. Ve yolculuğun sonu çukur bir yer ile sonuçlanacaktır.

Hayatın ana hedefini geçici dünya, zevk ve sefa, debdebeli bir yaşam, mal artırmak, nefsin arzularına göre yaşamak, güç kuvvet ele geçirmek olarak sanan kişileri, Kur'an’ı kerim Hadid Suresi'nin 20. ayetinde şöyle uyarmaktadır:

"Bilin ki, dünya hayatı yalnızca bir oyun, tutkulu bir oyalanma, bir süs, kendi aranızda bir övünme, mal ve çocuklar konusunda bir çoğalma tutkusudur. Bir yağmur örneği gibi: onun bitirdiği ekin ekincilerin hoşuna gitmiştir. Sonra kuruyuverir. Bir bakarsın, sapsarı kesilmiş, sonra o bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azap, Allah'tan bir bağışlanma ve bir hoşnutluk vardır. Dünya hayatı aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir."

Böylece gaflet, çalışmak, süslenmek, övünmek ve çoğalmak insan hayatının beş bölümünü oluşturmaktadır. Hayat ilk olarak; gaflet, bilinçsizlik, oyun ve eğlencenin var olduğu çocukluk dönemi ile başlamaktadır. Sonra ergenlik dönemi başlar. Ve oyunun yerini çalışmak alır. İnsan bu dönemde kendisini uğraşacağı ciddi konular peşinde bulur. Sonra aşk, süslenme ve heyecan dolu olan gençlik dönemi başlar. Gençlik dönemi bittikten sonra dördüncü dönem başlamış olur. Bu yeni dönemde insanda mevki, makam ve övünme sevgisi canlanır. Sonunda beşinci döneme ulaşır. Bu dönemde ise mal artırmaya, sayısını çoğaltmaya ve servet biriktirmeye çalışır.

Kur'an-ı Kerim, bir örnekle hayatın başlangıcını ve sonunu insanın gözünde canlandırarak şöyle buyurmaktadır:

"Bir yağmur örneği gibidir. Onun bitirdiği ekin, ekincileri hayretler içinde bırakır. Sonra sapsarı olacak bir şekilde kurur. Sonra parçalanarak saman olur. İşte dünya hayatı böyledir."

Dolayısıyla böyle özelliklere sahip bir yaşam, insan hayatının yüce hedefi olmaya uygun değildir. Böyle bir yaşamdan yalnızca sonsuz bir hayatın tarlası ve ona girmek için hazırlanma yeri olarak yararlanılmalıdır. "Eğer dünya hayatı hedef değilse yüce Allah, onu, niçin yaratmıştır?" sorusu gündeme getirilmektedir. Böyle bir soru karşısında şöyle cevap vermek gerekir:

Hayatın hikmetli yaratıcısı olan Allah, dünyayı, hayatın hedefi olarak değil de insanın yüce hedefi olan sonsuz hayata ulaşması ve hakkın ezelî rahmetinin içinde yer alabilmesi için yaratmıştır. Dünya hayatını hedefimiz olarak kabul edersek, Kur'an-ı kerime göre, kendi seçimimiz ile boş ve anlamsız bir şeye âşık olmuş oluruz. Ancak dünya hayatının geçici faydalarına dalmaz ve gerçek hayat için bir geçit kabul edersek, bir insan için düşünülebilecek en yüce hedef yolunda güzel bir adım atmış oluruz.

Kur'an-ı Kerim başlangıç olan dünya hayatının hedefini, sonsuz ve gerçek hayat olan ahiret hayatına ulaşma şeklinde belirlemektedir. Ona ulaşmak için ise iman ve Salih amel olmak üzere iki önemli olguyu şart koşarak, Nahl suresinin 97. ayetinde şöyle buyurmaktadır:

"Erkek olsun kadın olsun, iman etmiş olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç kuşkusuz biz onlara güzel bir hayat vereceğiz ve onların karşılığını yaptıklarının en güzeliyle muhakkak vereceğiz."

'Güzel bir hayat vereceğiz' cümlesinde yer alan hayat kelimesinin anlamı bir şeyi canlandırmak ve hayatını çoğaltmak şeklindedir.

Dolayısıyla bu cümle şuna delalet etmiş olacaktır:

"Allah, iman ederek salih amel işleyen bir kulu, başkalarına verdiği hayatın dışında yeni bir hayatla diriltecektir. Onun hayatını değiştirmeksizin daha güzel niteliğe sahip bir hayat aşamasını hediye etmiş olacaktır."

Böyle bir insan iyiyi kötüden ayırt etmek, mükemmellik, güç kuvvet, izzet, lezzet ve mutluluğu tam anlamıyla kavrar. Ondaki bu durumun ölçüsünü belirlemek olanaksızdır. Çünkü sonsuz ve mükemmel bir hayattan (cennetten) ayrı olmasına karşın; sonsuz nimetler, üzüntü ve sıkıntıdan uzak lezzetler, güzellikler ve bedbahtlığa karışmamış bir mutluluk içinde olacaktır.

Böyle bir hayatın izleri gerçek bir hayat dışında sonuçlanamaz. Geçici bir yaşam ise onun bir tek kokusuna bile sahip değildir. Yüce Allah bu izleri, yalnızca iman ederek Salih amel işleyen insanların sahip olacağı bir hayat ile sonuçlandıracaktır. Bu hayat gerçek ve yeni bir hayattır.

Kuşkusuz, Kur'an ayetleri, insanın yaratılmasının nedeni için çeşitli hedefler belirlemiştir. Bu hedefleri üç kısıma ayırmak mümkündür:


 
Ön Hedef



Maksat olunan şey; insanın yaşamını sürdürebilmesi ve yolunu özgürce seçebilmesi için gerekli bilginin gerçekleşmesi, toplumsal ve maddesel yapının hazırlanmasıdır. Bunlardan bazılarını yaşam yerlerini yapılandırmak ve ekonomik kalkınmışlığa ulaşmak şeklinde söylemek mümkündür.

Bu konuda Hud suresinin 61. ayetinde şöyle buyrulmaktadır:

"Semud’a kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki; Ey kavmim, Allah'a ibadet edin. Sizin ondan başka ilahınız yoktur. O sizi yerden yarattı. Ve sizden onu imarlandırmanızı istedi."

Yüce Allah'ın, insanı, yeryüzünü yapılandırmaya zorlaması ve onun imarlı bir hale getirilmesini istemesi ana hedefin o olduğu anlamına gelmez. Çünkü burada söz konusu olan hedef ile insanın maddesel hayatını sürdürebilmesi için yeryüzünden gerekli ölçüde yararlanılması amaç edinilmiştir.

Yaşamın sürdürülmesi ise yüce hedefe ulaşmak için bir hazırlık konumundadır. Dolayısıyla insan hayatının akışı yavaş yavaş o hedefe doğru hareket etmeli ve sonunda da ona ulaşmalıdır.



Orta Hedef



Kur'an'ı Kerim'e göre, insan yaşamı için açıklanan orta süreli hedefler olmaksızın ana hedefe ulaşmak olanaksızdır. Kulları imtihan etmek veya Allaha kulluk etmek konularını bu hedeflerden ikisi olarak zikretmek mümkündür.

İmtihan Etmek:

O, amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu imtihan etmek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk-2)

Yüce Allahın imtihan etmek ile vurgulamak istediği bir tür eğitimdir. Yani insanları eğitmek, denemek, temizlemek ve Allaha yakınlaşmaya layık bir hale getirmek için, onları amel meydanına çekmektedir.

Kulluk Etmek:

Zariyat suresinin 56. ayetinde, orta hedeflerden bir başkasının da kulluk etmek olduğu belirtilerek şöyle buyrulmaktadır:

"Ben cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etmeleri için yarattım."

Genellikle ibadet kavramından anlaşılan şeyin, alışkanlık sonucuyla yapılan zikirler ve hareketler olduğu sanılmaktadır. Ya da yalnızca namaz, oruç veya bunlara benzer şeylerin olduğu hesap edilmektedir. Ancak ibadet kelimesinin daha geniş bir anlama sahip olduğu dikkatlerden kaçmamalıdır.

İbadet kavramı için "Allah için yapılan her şeye ibadet denir" şeklinde genel bir tarif yapılmıştır.

Dolayısıyla ibadet etmek; kayıtsız şartsız itaat etmek ve hayatın bütün alanlarında emirlere boyun eğmek demektir. İnsanın gerçek Mabud’dan yani Kemal-i Mutlak’tan başkasını düşünmemesi, onun yolu dışında hiçbir şey için adım atmaması ve onun dışında olan her şeyi hatta kendi nefsini bile unutması demektir.

 

Nihai Hedef


Allaha Yaklaşmak:

Kur'an'ı kerime göre, yaşamın asıl ve son hedefi Allaha yaklaşmaktır. Ve hiçbir hedef ondan daha yüce değildir. Çünkü Allaha yaklaşmak; bütün güzelliklere, mükemmelliklere, lezzetlere ve sonsuz mutluluğa ulaşmak demektir.

Bu yakınlaşma; sonsuz, ebedi, tertemiz ahiret hayatının yiyeceklerini ilahi rahmet içinde tatmak demektir.

Kur'an-ı kerimin ibadet etmeyi yaratılışın hedefi olarak tanıtmasının nedeni, ibadet etmenin insanın Allah ile olan bağlantısını sağlamlaştırmasından dolayıdır. Çünkü ibadet etmek insanın hayatını Allah merkezli bir hale getirmektedir. Böyle bir yaşam ise insanın Allaha yaklaşma nedeni olacaktır.

Bu bağlamda ibadet etmenin kendisi asıl ve son hedef değildir. Çünkü ibadet etmek orta hedeftir. Ve bizi yüce ve mükemmel bir hedefe yani Allaha ulaştırmaktadır.

Kur'an-ı kerim Allaha yakınlaşma araçlarını çocukların ve malların çokluğunda görmemektedir. Allaha yakınlaşma araçlarını, iman etmek ve Salih amel işlemek olarak iki şey üzere açıklamaktadır.

Bu konu Sebe suresinin 37. ayetinde şöyle belirtilmektedir:

"Bizim katımızda sizi yaklaştıracak olan şey ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır. Ancak iman ederek Salih ameller işleyenler başka. İşte onlar; onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükâfat vardır ve onlar yüksek köşklerde güven içindedirler."

Allah'a iman etmek ve salih amel işlemek insan yaşamını Allah eksenli bir hale getirmektedir. Allah eksenli bir yaşam ise baştanbaşa ibadet demektir. Kur'an-ı kerimin bu ayette iman etmeyi ve Salih amel işlemeyi Allaha yakınlaşma nedenleri olarak tanıtmasında olduğu gibi; ibadet etmek de Allaha yakınlaşma ve olgunlaşma nedenidir.

Nahl suresinin 97. ayetinde bu iki şey temiz bir hayata ulaşma araçları olarak tanıtılmıştır. Yine Asr suresinde de bu iki şey insanın büyük hüsrandan kurtuluş nedeni olarak açıklanmıştır.

Dolayısıyla Allah'a iman etmenin ve Salih amel işlemenin verimi olan "Büyük hüsrandan kurtulmayı, temiz bir hayata ulaşmayı ve Allaha yakınlaşmayı insan hayatının en önemli hedefi olarak tanıtmak gerekir" şeklinde bir sonuca varmak mümkündür.

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler