16 Ağustos 2018 Perşembe Saat:
13:02
07-02-2018
  

Kur'an'da Masumiyet-2

Şu ayetler, peygamberlerin, mutlak olarak masum olduklarını dile getirirler.

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü


Şu ayetler, peygamberlerin, mutlak olarak masum olduklarını dile getirirler:

 "İşte Allah'ın hidayet verdikleri bunlardır; öyleyse sen de onların bu hidayetlerine uy." (Enam / 90) "

Allah kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur. Allah kimi hidayete erdirirse onun için bir saptırıcı yoktur. " (Zümer / 36-37)  

"Allah, kime hidayet verirse, işte hidayet bulan odur." (Kehf / 17)


Burada yüce Allah, hidayete erdirmesi sayesinde hidayet üzere olan kimseler üzerinde saptırıcıların etkilerini geçersiz kılıyor. Dolayısıyla, onlarda sapıklık bulunmaz. Her günah da bir sapıklıktır. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Ey Âdemoğulları, size ant vermedim mi ki: "Şeytana kulluk etmeyin, Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin, doğru yol budur. Ant olsun o, sizden birçok nesli saptırmıştı." (Yasin / 60-62)

Bu ayeti kerimede, görüldüğü gibi, her türlü günah, şeytana yönelik kulluk olarak nitelendirildikten sonra, şeytanın saptırması sonucu gerçekleşmiş sapmalar olarak tanımlanıyor. Buna göre, yüce Allah'ın peygamberleri hidayete erdirdiğini vurgulaması, ardından, kendisinin hidayete erdirdiği kimselerden sapmayı nefyetmesi, sonra her türlü günahı sapma olarak nitelemesi, yüce Allah'ın peygamberleri, kendilerinden günah sudur etmekten beri kıldığını, vahyi algılama ve tebliğ etme noktasında, onları yanılmaz kıldığının somut kanıtıdır.

Çıkardığımız bu sonucu, yüce Allah'ın peygamberleri tanımlamaya ilişkin şu sözleri de pekiştirmektedir:

"İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Âdem'in soyundan Nuh ile birlikte taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail'in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman'ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar. Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namazı zayi ettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır."(Meryem / 58-59)

Bu ayette peygamberler, tevazünün, hakirliğin son zirvesi kullukla vasıflandırılıyor. Daha sonra bunları izleyen kuşaklarsa kötü niteliklerle tanımlanıyorlar. Dolayısıyla, ikinci grubun, birinci grupla aynı niteliklere sahip olmadığı vurgulanıyor. Çünkü ilk grupta yer alan kişiler, övgüye değer, teşekküre layık kimselerdir, ikinci gruptakiler değil. Ayeti kerime ikinci gruptakileri ise, şehvetlere kapılan, ihtiraslarının peşinde koşan ve yakında azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklar olarak tanımlıyor.

Şu halde, ilk grupta yer alan peygamberler, şehvetlerine uyan, dolayısıyla azgınlığın cezasına çarptırılacak kimseler değildirler. Bu niteliğe sahip birinden günah namına bir şeyin söz konusu olmayacağı açıktır. Hatta bunlar, eğer peygamberlikle görevlendirilmeden önce şehvetlerine uyan kimseler olsalardı, bu durumlarını azgınlık izleyecekti, dolayısıyla azgınlığın cezasına çarptırılmış olacaklardı. Çünkü şu ifade, şehvetine uyan herkesi kapsayacak niteliktedir: "Namazı zayi ettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır. "

Bu yaklaşım, peygamberlerin masum olduklarını aklen kanıtlamak isteyenlerin şu değerlendirmelerine de yakındır: Peygamberlerin gönderilmiş olmaları ve onlar aracılığı ile bir takım mucizelerin gerçekleşmiş olması, sözlerinin doğruluğunun kanıtıdır. Bu demektir ki, onlar kesinlikle yalan söylemezler. Ayrıca, ilahi mesajı eksiksiz olarak insanlara duyurabileceklerini, buna layık olduklarını göstermektedir.

Akıl, herhangi bir maksada ve merama aykırı davranışlar ve günahlar işleyen bir insanın, söz konusu maksada ve merama yönelik davet işlevini yerine getirmesini kabul etmez. Böyle bir çelişkiyi onaylamaz. Dolayısıyla peygamberlerin çeşitli mucizeler göstermiş olmaları, onların vahyi alırken, onun içerdiği mesajı insanlara sunarken, kendilerine yöneltilen emir ve yükümlülükleri yerine getirirken her türlü hatadan beri olduklarına ilişkin yaklaşımı onaylayıcı bir olgudur.

Peygamberlerin masum olduklarını ifade eden ayetlerden biri de şudur:

"Biz elçilerin her birisini ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilsin diye gönderdik." (Nisa / 64)

Burada elçinin itaat edilmesi gereken biri olarak görevlendirilişi, peygamber göndermenin amacı olarak sunuluyor ve amaç bununla sınırlandırılıyor. Bu durum zorunlu olarak Resul'ün şahsında itaat edilen söz veya fiil gibi şeylerin tümüne yüce Allah'ın iradesinin taalluk etmesini gerektirir. Çünkü söz ve davranış tebliğ sürecinde başvurulan, sürekli kullanılan araçlardır. Eğer peygamberden vahyi anlama noktasında veya vahyi tebliğ etme aşamasında bir hata gerçekleşirse, bu yüce Allah'ın batılı istediği anlamına gelir ki, yüce Allah haktan başka bir şey istemez.

Eğer yasaklanan sözlü ya da fiili bir günah, peygamber tarafından işlenirse, özü itibariyle Allah'ın iradesi ile ilintili olur, dolayısıyla istenen, sevilen bir itaat konumuna gelir. Böylece yüce Allah, bir tek fiille ilgili olarak hem isteyen hem istemeyen, hem nehiy eden hem emreden, hem seven hem buğzeden olur. Hiç kuşkusuz, ulu Allah çelişik sıfat ve fiillerden münezzehtir, yücedir. Böyle bir değerlendirmenin yanlış ve batıl olduğu ortadadır değildir, hem irade

Bunun bir kanıtı da şu ayeti kerimedir:

"Elçiler, müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderildi. Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah'a karşı delilleri olmasın." (Nisa / 164)

Bu ayetten açıkça anlaşılıyor ki, yüce Allah insanların içinde bulundukları günah ve ilahi emirlere muhalefet etme nitelikli tavırlarına ilişkin mazeretlerini ortadan kaldırmayı diliyor. Mazereti de ancak elçilerin gönderilmiş olması ortadan kaldırır. Bilindiği gibi, elçilerin insanların mazeretlerini ortadan kaldırmaları, kanıtlarını geçersiz kılmaları, ancak bizzat kendilerinde, Allah'ın iradesine ve rızasına uyum olmayan bir söz veya fiilin, hata ya da günahın bulunmaması ile mümkün olabilir. Aksi takdirde, insanların peygamberlerde bulunan herhangi bir kusura veya günaha yapışıp Allah'a karşı bunu bir kanıt olarak sunmaları imkânı doğardı. Bu ise, yüce Allah'ın öngördüğü amaç ile çelişen bir olgudur.

Bunlara ek olarak, Peygamberlerin masumiyetiyle ilgili benzer hususlarda sağlıklı bir tahlil yapabilmek için masumiyetin çerçevesini iyi belirlemek gerekir. İşte bize göre birçok yanlış olan tahlillerin temelinde noktaya iyi dikkat edilmemesi yatıyor. Ehlibeyt mektebi Peygamberler masumdur derken, onların bütün insanlar için geçerli olan herhangi bir haramı ya da farzı ihlal etmemeleri, insanlara ilahi mesajları sunarken hata yapmamaları ve insanların güvenini sarsacak kötü örnek olmamaları gerektiğini kastetmektedir.

Ama bu çerçevenin dışında kalan hususlarda, yani haram ve farz olmayan şeylerde, ilahi mesajların iletilmesinin dışında olan bazı durumlarda nadiren de olsa terk-i evla sadır olabilir.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler