20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
18:57
08-11-2017
  

Kur'an'da Tahrif Konusu

'Tahrif' kelimesinin sözlük anlamı; bir şeyin asıl mana ve şeklinin değiştirilmesinden ibarettir.

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 Dr. İbrahimiyan 

 

“Tahrif” kelimesinin sözlük anlamı, bir şeyin asıl mana ve şeklinin değiştirilmesinden ibarettir.
 

Tahrif kelimesi, farklı açılardan bakılarak farklı boyutlarda kullanılmıştır ve bunların bazısı Kur'an'da gerçekleşmiş ve diğer bazısı ise kesinlikle Kur'an'da vuku bulmamıştır.

 

1-Manada tahrif:
 

Kur'an'ın lafız ve sözlerini, Kur'an'ın amaçlamadığı manalarda kullanmak. Bu anlamıyla tahrif, Kur'an'da gerçekleşmiştir.
 

Bazı Yahudiler, Allah'ın buyruklarını gerçek anlamları dışında kullanmışlardır ve Kur'an-ı Kerim bu hususta şöyle buyurmaktadır:
 

“Yahûdi olanlardan, sözleri yerlerinden alıp değiştirenler de var ve (‘İşittik ve itaat ettik.' demeleri gerekirken) işittik de isyan ettik derler, işit, işit-meyesice ve dillerini eğip bükerek ve dini kınayarak bizi de gözet derler. İşittik ve itaat ettik, bizi de dinle ve bize de bak deselerdi onlar için daha hayırlı, daha doğru olurdu, fakat Allah, küfürleri yüzünden onları rahmetinden uzaklaştırdı, pek azından başkası imana gelmez onların.” [1]
 

Bu alandaki bir diğer ayet şöyle buyurmaktadır:
 

“Ahitlerini bozdukları, verdikleri sözden döndükleri için lânet ettik onlara ve kalplerini katılaştırdık. Onlar, sözlerin yerini değiştirirler, kendilerine verilen öğütten bir hisse de almazlar. Pek azı müstesna daima hainliklerini duyarsın, gene de bağışla onları, geç suçlarından. Şüphe yok ki Allah, iyilik edenleri sever.” [2]

 

2-Harf ve harekelerde (=kelime seslerinde) tahrif:
 

Kur'an'ın manası değişmeyecek şekilde kelimelerin harf veya harekelerinin (=kelime seslerinin) değişmesi türünden olan tahrif, Kur'an'a zarar vermez ve bu türden tahrifin Kur'an'da gerçekleşmiş olması da mümkündür

 

3-Kur'an'ın kelimelerinde tahrif:
 

Kur'an'ın hakikatine zarar vermeksizin bir veya birden çok kelimelerin Kur'an'dan azaltılması veya bazı kelimelerin Kur'an'a eklenmesinden ibaret olan bu tahrif türünün Kur'an'da gerçekleşmiş olma olasılığı müntefi değildir.

 

4-Kur'an'a ayet veya ayetler ekleme yönünde tahrif:
 

Bu anlamıyla tahrif, kesinlikle Kur'an-ı Kerim hakkında söz konusu değildir ve bütün Müslümanlar bu hususta ittifak etmişlerdir. Tahrifin bu türünün gerçekleşemeyeceğinin nedeni,

Kur'an'ın benzerini kimsenin getiremeyeceği gerçeğidir.
 

Kur'an-ı Kerim bu hususta şöyle buyurmaktadır:

 

“De ki: İnsanlar ve cinler, bu Kur'ân'ın bir benzerini meydana getirmek için bir araya gelseler bir benzerini meydana koyamazlar, hattâ bir kısmı bir kısmına yardım etse bile.” [3]
 

Aynı konu hakkındaki bir diğer ayet şöyledir:
 

“Kulumuza indiregeldiğimiz Kur'ân'da şüpheniz varsa ona benzer bir sûre getirin, doğrucuysanız Allah'tan başka tanıklarınızı da çağırın.” [4]
 

Yine aynı hususta Kur'an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:
 

“Bu Kur'ân, Allah'tan başkasına izâfe edilemez, ancak önceki kitapları gerçeklemede, onlardaki şeyleri açıklayıp ayan-beyan bildirmededir, hiçbir şüphe yoktur ki o, âlemlerin Rabbi Allah tarafından indirilmiştir. Yoksa onu Peygamber uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer öyle diyorsanız ve gerçekseniz Allah'tan başka gücünüz yettiği kim varsa yardıma çağırın da hep berâber onun bir sûresine benzer bir sûre meydana getirin.” [5]

 

5-Bir veya bir kaç ayetin Kur'an'dan azaltılması yönünde tahrif:

 

Sayıları çok azınlıkta olan bazı din bilginleri, tahrifin bu türünü kabul etmiş ve bazı ayetlerin Kur'an-ı Kerim'den düştüğüne inanmışlardır. Cumhur anlamında İslam alimleri, tahrifin bu türünü de reddetmiş ve Kur'an-ı Kerim hakkında böyle bir tahrifin vuku bulmadığına vurgu yapmışlardır.
 

Allame Muhammed Hüseyin Tabatabaî, Hicr sûresinin 9. ayetini tefsir ederken, Kur'an-ı Kerim'de tahrifin gerçekleşmediği yönündeki delilleri şöyle sıralamıştır:
 

1-Kur'an-ı Kerim'de tahrifin gerçekleşmediğine dair delilimizin özeti şöyledir: Eğer Kur'an'da tahrif gerçekleşmiş olsa, bu durumda özellikleri (ihtilafı ortadan kaldırma, hidayet etme, mücize olma, nur ve zikir olma, diğer semavî kitaplara üstünlüğü...) korunmuş olmayacaktır. Oysa ki bugün de Kur'an'ın, en güzel haliyle bütün bu özelliklere sahip olduğunu görmekte ve burdan da, Kur'an'ın vasıf ve özelliklerini yok edecek her hangi bir tahrifin gerçekleşmediğini anlamaktayız.
   

Bugün elimizde mevcut olan Kur'an, yüce Allah Resulüne (s.a.a) nazil olan Kur'an'ın özüdür. Buna binaen, Kur'an'dan bir şeyin eksildiği veya kelimelerin harekelerinde (=seslerinde) bir değişiklik olduğu veyahut da ayetlerin tertibinde değişiklik yapıldığı var sayılsa bile, bu değişiklik, önceden de değindiğimiz Kur'an'ın özellik ve vasıflarını bir zerre miktarında dahi etkilemeyecek türden olmuştur. Yani Kur'an-ı Kerim'in mücize olduğunu, anlaşmazlıkları çözümleyiciliğini, hidayet ediciliğini, nur ve zikir olduğunu, diğer semavî kitaplara üstünlüğünü ortadan kaldırmayacak türdendir.
 

2-“Fitnelerin ortaya çıktığı durumlarda ve sorunları çözümlemek için Kur'an'a sığının!” içerikli hadisler, Kur'an'da tahrif olmadığını gösteren bir başka delildir.
 

3-Kur'an'ın tahrif olmadığını kanıtlayan bir başka delil, “Sakaleyn hadisidir”. Yüce Allah Resulü (s.a.a) bu hadisinde şöyle buyurmuştur:
 

“Şüphe yok ki ben, aranızda iki değerli şey (ağırlık) bırakıyorum; Allah'ın kitabı ve ıtretim; Ehl-i beytim. Bu ikisine tutunacak olsanız, benden sonra asla dalalete düşmezsiniz.”
 

4-Yüce Allah Resulünden (s.a.a) ve Ehl-i beyt imamlarından (Allah'ın selamı onlara olsun) rivayet edilen ve hadislerinin Kur'an'a sunulmasını emreden hadisler, Kur'an'ın tahrif edilmediğini kanıtlayan bir başka delildir. Eğer Allah'ın kitabında tahrif gerçekleşmiş olsaydı, bu hadisler anlamını yitirmiş olacaktı.
 

5-Kur'an'da tahrifin olmadığını gösteren bir diğer delil ise şöyledir: Farz namazlarda Fatiha sûresinden sonra her hangi tam bir sûrenin okunması buyurulmuştur. Eğer Kur'an tahrif edilmiş olsa, namazlar sorunla karşılaşmış olacaktır.
 

6-Kur'an-ı Kerim'in tahrif edilmediğini kanıtlayan ayetler.

 

Bu husustaki bir ayet şöyle buyurmaktadır:

 

“Şüphe yok ki Kur'ân'ı biz indirdik ve şüphe yok ki onu mutlaka koruyacağız.” [6]

 

Aynı konu hakkındaki bir diğer ayet şöyledir:

 

“Kur'ân, kendisine tebliğ edildikten sonra kâfir olanlar; ve hem de şüphe yok ki bu Kur'ân, eşsiz ve üstün bir kitaptır ki. Ne önceden onun hükümlerini iptâl eden bir kitap gelmiştir, ne de ondan sonra gelir ve bâtıl, ona zarar veremez; hüküm ve hikmet sâhibinden, hamde lâyık mâbut tarafından indirilmiştir.” [7]
 

7-Kur'an'ın hatta bir ayetinin bile düşmüş olması, bütün Kur'an'ı hüccet ve kanıt olmaktan çıkaracaktır. Çünkü düşen ayetin, bütün Kur'an'ı nesheden (=hükmünü ortadan kaldıran) ve kanıtlığını ortadan kaldıran ayet olma olasılığı vardır.
Kur'an'dan bazı şeylerin düşmesi, bazı kelimelerinin değişmesi ve tertibinin karışması hususunda Kur'an'ın tahrif olduğuna inananların delilleri ise şöyledir:

 

1-Bir çok rivayetlerden anlaşılmaktadır ki yüce Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Benim ümmetim de İsrâil oğullarının yaptığını yapacaktır ve onlardan biri de semavî kitabın tahrifidir.”
 

Yüce Allah Resulünün (s.a.a) bu husustaki bir diğer buyruğu şöyledir:
 

“Canım elinde olan Allah'a andolsun ki, kesinlikle sizden önceki ümmetlerin geleneklerine adım adım uyacak ve bu hususta hiç hata yapmayacaksınız; İsrâil oğullarının geleneği de sizinkinden farklı olmayacaktır.” [8]
 

Bu delil farklı yönlerden eleştiriye açıktır:
 

a-Öncelikle belirtilmesi gerekir ki bu hadisler, farklı şahıslar kanalıyla değil ve sadece bir kişi tarafından rivayet edilmiştir ve bundan dolayı da güvenilir hadisler kategorisinde değildir.
 

b-Ayrıca bu hadisi kabul eden kimse, Kur'an'da, ekleme anlamında tahrifin de gerçekleştiğini kabul etmek zorundadır. Çünkü İsrâil oğulları arasındaki Tevrat tahrif edilmiş ve gerçek Tevrat'ta olmayan şeyler de ona eklenmişti.
 

c-İsrâil oğulları arasında buzağıya tapmak, kırk yıllık averelik dönemi, Firavun'un boğulması, Hz. Süleyman'ın (a.s) saltanatı, Hz. İsa'nın (a.s) gök alemine çekilmesi, Hz. Musa'nın (a.s) vasii olan Hz. Harun'un (a.s) Musa (a.s) hayattayken ölümü ve dokuz mücize gibi olaylar gerçekleşmiştir ki bunlar, Hz. Muhammed'in (s.a.a) ümmeti arasında vuku bulmamıştır.
 

d-Bu hadislerin senetleri sağlam ve güvenilir var sayılacak olsa bile, bu hadisler, İslam ümmetinin semavî kitabında tahrifin gerçekleşeceğine kanıt olamaz. Çünkü bu hadislerin dikkat çekmek ve vurgulamak istediği şey, İslam ümmeti ile Yahudiler arasındaki bazı benzerliklerdir. Semavî kitabın tahrifi bağlamındaki benzerlik ise, mana yönünde vuku bulan tahrif neticesinde ihtilaf ve bölünmenin ortaya çıkmesıdır.

 

2-Kur'an'ın tahrif edildiği hususunda kanıt olarak ileri sürülen bir diğer delil, Şia ve Ehl-i sünnet kanalıyla rivayet edilen bir hadistir. Bu hadisin bildirdiğine göre yüce Peygamberimizin (s.a.a) dünyadan göçüşünden sonra İmam Ali (a.s), Kur'an'ı bir araya toplmak için evine kapanır, Kur'an'ı topladıktan sonra insanlara verir, insanlar bunu kabul etmez ve Zeyd b.

Sabit'in topladığı Kur'an'la yetinirler.

 

Bu delil de farklı açılardan eleştirilebilir:
 

a-İmam Ali (a.s), Kur'an'ın tefsir ve yorumu noktasında topladığı Kur'an'a bazı eklemelerde bulunmuştu ve bu eklemeler kesinlikle Kur'an'ın bir parçası değildi ve sadece Kur'an'ı açıklama amacına dönüktü.
 

b-İmam Ali (a.s) bir araya topladığı Kur'an'da, dinin ne temel inançlarına ve ne de ibadetlerine yeni bir şey eklememişti. O Kur'an'ın, Zeyd b. Sabit'in topladığı Kur'an'la farkı, belki de sûrelerin veya ayetlerin sıralamasında olmuştur. Eğer bunun dışında bir fark olsaydı, İmam Ali'nin (a.s) kendisi onu duyurur ve kolaylıkla da ondan vazgeçmezdi.

 

3-Kur'an'ın tahrif edildiğine dair Ehl-i beyt İmamlarından (Allah'ın selamı onların üzerine olsun) rivayet edilen hadisler, bu alandaki bir başka delil olarak öne sürülmüştür.

 

Bu delil de öncekilerden farklı değildir ve bir kaç yönden eleştirilebilir:
 

a-Bu hadislerin çoğunun senedi zayıftır.
 

b-Kur'an'ın tahrif olması durumunda hadisler de itibarını kaybetmiş olur. Çünkü hadislerin hüccet/delil oluşu, Kur'an'ın hüccet oluşuna bağlıdır. Kur'an tahrif olmuşsa, artık hüccet değildir; hüccet olmadığı durumda ise hadisler hücciyetini kaybedecektir ve sonuçta da, kanıt olma özelliğini yitiren hadisler, Kur'an'ın tahrif olduğunu artık kanıtlayamayacaktır.
 

c-Senetlerinin sağlam olduğu farz edilse bile, bu hadislerin anlatmak istediği, bazı ayet veya sûrelerin Kur'an'a eklendiği veyahut da Kur'an'dan eksiltildiği değildir; bilakis Kur'an'ın mana (kelime ve ayetlerin, Kur'an'ın amaçlamadığı manalarda kullanılması) yönünden tahrif edildiğidir.
 

4-Kur'an-ı Kerim yüce Peygamberimizden (s.a.a) sonra toplanmış, ayet ve sûreleri tertiplenmiş ve sûrelere isimler verilmiştir. Bunlar yapıldığına göre pekala Kur'an da tahrif edilmiştir.
Kur'an hafızlarından yetmiş kişinin “Maune kuyusu” olayında ve dört yüz hafızın da “Yemame savaşında” öldürüldüğünü gören halife Ebu Bekir, “Bu durum böyle devam ederse Kur'an hafızları öldürülecek ve sonuçta Kur'an da yok olacaktır.” diye düşündü. İşte buradan hareketle Ömer b. Hattab, Kur'an'ı bir araya toplaması ve kitap haline getirmesi için Zeyd b. Sabit'i görevlendirdi.

 

Tahrifin vuku bulduğunu savunanların öne sürdüğü bu delilin eleştirisi:

 

Bu iddia tümüyle gerçek dışıdır. Çünkü Kur'an-ı Kerim'in ayet ve sûrelerinin tertibi, yüce Peygamberimizin (s.a.a) zamanında ve bizzat kendi emriyle belirlenmiştir. Ancak bu, deri ve tahta gibi şeylerin üzerine yazılmış ve belli bir kitap halinde derlenmemişti. Yüce Peygamberimizin (s.a.a) rıhletinden sonra ve halife Ebu Bekir'in döneminde Kur'an-ı Kerim, hem Ali b. Ebutalib (a.s) ve hem de Zeyd b. Sabit tarafından ayrıca derlenmişti. Bu iki derleme arasında da değişiklik yoktu.

 

Halife Osman döneminde yapılan derlemenin nedeni ise, Şam ve Irak halkları arasında ortaya çıkan kiraat farklılıklarından ibaretti. Bunun üzerine halife, kiraat farklılıklarını ortadan kaldırmak için bütün Kur'an nüshalarını toplatarak hepsini yaktı ve sadece bir kiraat tarzını yaygınlaştırdı.
 

Müslümanlar, Kur'an'ın özü hakkında görüş birliği etmişlerdir, ama Kur'an'ın kiraatinde farklılıklar vardır.
 

Bazı Ehl-i sünnet din bilginleri, yedi farklı kiraatin tümünün yüce Peygamberimizden (s.a.a) nakledildiğine ve kullanılmasının da doğru olduğuna inanmaktadırlar. Şianın bu husustaki meşhur görüşü ise şudur: Kiraat şekillerinin tümünün yüce Peygamberimizden (s.a.a) nakledildiğine dair sağlam bir kanıt mevcut değildir ve hatta bu kiraatlerin bazısı, Kur'an karîsinin kendi çıkarsamasıdır.

 

Meşhur Kur'an karîleri yedi kişidir:

 

Abdullah Amir Dimişkî
 

İbn-i Kesir-i Mekkî
 

Asım-i Kûfî
 

Ebu Amr-i Basrî
 

Hamza-i Kûfî
 

Nafi-i Medenî
 

Kesaî Kûfî

 

Bazıları da bu yedi kişiye aşağıdaki üç karîyi de eklemişlerdir:
 

Halef b. Hişam
 

Yakub İshak
 

Yezid b. Ka'ka'
 

Bugün yaygın ve okunmakta olan kiraat şekli, İmam Ali'den (a.s) rivayet edilen Asım'ın kiraatidir.
 

Bütün kiraat şekillerinin kabul edilmeyişinin nedenleri:
 

1-Karîlerden kiraat şeklini nakleden ravilerin çoğu zayıf ve itimat edilemeyecek insanlardır.
 

2-Kiraat şekillerinin bir çoğunun kaynağı belirsizdir.
 

3-Eğer kiraat türlerinin tümü doğru olsaydı, bu durumda karîler, birbirlerinin kiraat şeklinden sakınmamalıydılar.
 

Buna binaen, Kur'an-ı Kerim'den bir şer'i hüküm çıkarsanmak istendiğinde kabul edilen kiraat şeklinden yararlanmak gerekir. Namazda sakıncalı ve zayıf kiraat türlerini kullanmak câiz değildir ve namazdaki kiraat şekli mutlaka Peygamberimizden (s.a.a) veya Ehl-i beytinden (Allah'ın selamı onlara olsun) nakledilmiş olmalıdır. Ayrıca namazda okunan ayet ve sûreler de kiraat farklılığı olmayan ayet ve sûrelerden seçilmelidir.
 

Bu haftaki ders konusunun sonucu şöyle özetlenebilir: Kur'an-ı Kerim'de tahrif vuku bulmamıştır ve hatta Kur'an'ın ayet ve sûrelerinin tertibi, yüce Peygamberimizin (s.a.a) emriyle gerçekleşmiştir. Yüce Peygamberimiz (s.a.a), bugün Müslümanların elinde olan Kur'an'ın ayet ve sûrelerinin tertibini, vahiy yoluyla aldığı emirle gerçekleştirmiştir.
 

Sadece Kur'an'ın kendisi değil, ayet ve sûrelerinin tertibi de ve hatta yazılış şekli bile tahriften korunmuştur. Çünkü Allah Resulünün (s.a.a) buyruğu doğrultusunda yazılmıştır.

Kur'an-ı Kerim'deki bazı kelimelerin yazılışı, meşhur yazım şekliyle uyuşmasa bile, Peygamberimizin (s.a.a) emri üzerine öyle yazılmıştır. 

 

 

---------------------------------------

[1] Nisâ, 46

[2] Mâide, 13

[3] İsrâ, 88

[4] Bakara, 23

[5] Yunus, 37-38

[6] Hicr, 9

[7] Fussilet, 41-42

[8] Bihar'ul Envar, c: 13, s: 180

[9] Bakara, 207

[10] Bakara, 265

[11] Tahrim, 1

[12] Mâide, 11

[13] Rûm, 50

[14] Âl-i İmran, 35

[15] İsrâ, 11

[16] Mâide, 15

[17] Neml, 81

[18] Rûm, 53

[19] Bakara, 245

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler