04 Ağustos 2020 Salı Saat:
16:28
13-12-2019
  

Kur'an'daki İlahi Sünnetler

Allah, Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz, diye yazmıştır...

Facebook da Paylaş


 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü
 

 

Resullerin Gönderilişi Sünneti



Her ümmet veya toplum arasında bir peygamber görevlendirmesi, İlahi sünnettir; bu peygamber aracılığıyla, onları hak dine ve doğru yola hidayet etmeği, dalalet ve sapıklıktan kurtarmayı irade etmiştir. Sonuçta bir grup Hakk'ın davetini kabul ederek hidayet olur, bir grup ise sapıklık yolunu seçerek doğru yoldan uzaklaşır. Bu gelişme bütün ümmetler ve bütün toplumlar için geçerli olup; belli bir topluma mahsus değildir. Bu sünnetin uygulanışı, Allah'ın kulları üzerindeki hüccetini ve delilini tamamlaması içindir; bu sünnet esas alınarak: "Yeryüzü hiç bir zaman hüccetsiz olmaz" denilmektedir. Allah'ın emriyle daima halkı hakka doğru hidayet edecek, onları sapıklıklardan kurtaracak hidayet edici bir peygamber veya diğer bir masum vardır.


Bu ilahi sünnete rağmen ümmetler ve toplumlar içinde daima hakka uymayan, tuğyan ve taşkınlık eden kişiler ve gruplar olagelmiştir. Bu olgu, insanın davranışlarında bir tür özgürlük ve ihtiyara (erkinliğe) sahip olduğunu, Allah’ın kullarını ihtiyar ve özgürlükten mahrum bırakmadığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu ise gerçekte Allah'ın kullarına bahşettiği bir nevi lütuf ve inayetidir. Resuller göndermesi ve taşkınlık eden toplumları yok edip cezalandırmadan önce hüccetini tamamlaması ve delillerini göstermesi O'nun bitmez tükenmez lütuflarındandır.


"...Her toplumun bir yol göstericisi vardır." (Rad/7)


"Bizim helak ettiğimiz her ülkenin mutlaka uyarıcıları vardı." (Şura/207)


İlahi Hidayet ve İlahi Dalalet Sünneti


Yol veya hedefi insanlara göstermek anlamına gelen hidayet, ilahi sünnetlerden olup Allah'ın kullarına yönelik sınırsız ihsan, lütuf ve iyiliklerinin işaretidir. Allah’ın hidayeti genel anlamda bütün varlıkları kapsamına alır. Hâlbuki özel anlamda hidayet, bütün insanları değil de bilakis, sadece kulları içine alır.


Hidayetin karşısında dalalet yer almaktadır. Dalalet, insanın kemale ve yüceliğe erişmesi için Allah’ın kendisi için belirlemiş olduğu yol ve hedeften başka bir yol ve hedefe doğru yönelmesi anlamındadır. Bu başka yol, gerçekte insanın nefsin ve şeytanın isteklerine uyarak, hidayete sırt çevirmesinden ibarettir.


Hidayet ve dalaletin her birinin birtakım bölüm ve dereceleri vardır ve bu konuyla ilgili Kur'an-ı Kerim'de yer alan ayetler ve müfessirlerin görüşleri dikkate alınacak olursa her biri hakkında çeşitli sınıflandırmalara gidilmiş, dereceleri beyan edilmiş olduğu görülür.


Kur'an ayetlerinde açıklanan hidayet vesileleri şunlardan ibarettir: Kur'an-ı Kerim, Peygamberler, İlahi ayetler, İlahi imtihanlar, geçmiş ümmetlerin yaşayış şekli, örneklemeler ve kalp gözünün açıklığı.


İlahi hidayet ve dalaletin her biri, insan hayatında önemli değişikliklere sebep olur ve bu etkilenme fert ve toplumun mutluluk ve mutsuzluğunda kendini gösterir.


Hakkın Batıla Zaferi Sünneti



Allah, hakkın batıla galip gelmesi ve batılın yok olup ortadan kaybolmasını irade etmiştir ve bu irade ilahi bir sünnettir. Allah, bitmez-tükenmez ve sınırsız ihsanları itibariyle yaratıklarının, kullarının tümünü merhametiyle lütuflandırır, onlardan maddi nimetlerini esirgemez. Ancak kullar nimetleri görmezlikten gelerek nankörlük edip, nimeti nıkmete (ilahi cezaya), hayrı şerre çevirerek batılın temsilciliğine koyuldukları durumda, ilahi sünnetler uygulanacak ve hak batıla galip gelecektir. Kâfir ve zalim ümmet ve toplumların helak olması, mümin ve muttaki toplum ve ümmetlerin zafere ulaşmaları bu sünnetin açık bir delilidir:


"Allah, 'elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz' yazmıştır..." (Mücadele/21)


Tarih boyunca geçici de olsa bazen hak ve hak yanlıları azınlıkta kalır ve batıl hakka galip gelir. Allah Kur'an-ı Kerim'de bu sünnetle ilgili olarak şöyle buyurur:


"O günler; öyle günler ki, onları biz insanlar arasında çevirip dururuz"


Ancak bu durum hiç bir şekilde hakkın gerçekten yenilgisi ve batılın zaferi anlamına gelmez. Çünkü ilahi sünnet bunun aksini ifade ediyor. Hakla batılı karşı karşıya getirmesi de ilahi bir yasadır ve Allah daima nihaî zaferi hakka nasip eder. İlginç olan şu ki, hakla batılın çatışması aniden başlar, hakkın zaferinden, batılın ortadan kaybolmasından artık umutların kesildiği bir sırada ilahi sünnet tahakkuk eder, hakla batıl arasında kızışan mücadelede aniden hakkı muzaffer kılar ve batılı yok eder:


"Eğer size (Uhud'da) bir yara dokundu ise, o topluluğa da (Bedir'de) ağır bir yara dokunmuştu. O günler, öyle günler ki onları insanlar arasında nöbetle döndürür dururuz (kâh bir kavme, kâh ötekine galibiyet veririz; bazen bir topluma iyi veya kötü günler gösteririz, bazen de ötekine). Bu, Allah inananları ortaya çıkarması (başka insanlar için) sizden şahitler edinmesi için dir (zamanı kâh lehinize, kâh aleyhinize çevirmekte). Allah, zalimleri sevmez.


Ve (yine bu) inanları (günahlardan) temizlemesi ve kâfirleri yok etmesi içindir.” (Al-i İmrân/140,141)


Allah, müminleri yeryüzünün mirasçıları kılacağını çeşitli ayetlerde vaat etmiştir:


"Allah sizden, inanıp iyi işler yapanlara vaat etti ki; onlardan önce gelip geçenleri nasıl yeryüzüne sahip ve hâkim kıldıysa onları da mutlaka yeryüzüne sahip ve hâkim kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine sağlamlaştıracak ve korkularının ardından kendilerini (tam) bir güvene erdirecektir. Onlar hep bana kulluk ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Ama kim bundan sonra da inkâr ederse işte onlar, yoldan çıkanlardır." (Nur/55)


Bu ilahi vaat İmam Mehdi'nin (a.s) zuhuruyla gerçekleşecek ve salih amel işleyenler yeryüzünün hilafetine erişeceklerdir.


Cezalandırma Sünneti


Toplumsal sünnetlere ilişkin incelenebilecek ayrı bir ilahi sünnet de, kâfirler, zalimler ve fesatçıların, ayrı bir ifadeyle İslam'ın ilerlemesine karşı engel oluşturan, hakkın zaferine karşı çıkan tüm çevrelerin cezalandırılıp yok edilmesi sünnetidir.


Bu çerçevenin kapsamına giren kişilerin suçları şunlar olabilir:


Enbiya'yı yalanlamak, halka zulmetmek, kendine zulmetmek, küfürde (inkârda) israf ve aşırılık, toplumda fesat çıkarma, insafsızlığa dayalı toplumsal ilişkiler, taşkınlık, yeniden dirilmeyi yalanlamak, ahirette sevap ve ceza verileceğini yalanlamak, Allah'a isyan ve taşkınlık, ilahi nasihat ve öğütleri unutmak veya zulüm, küfür ve şirkin başka görüntüleri.


Bu sünneti açıklayan ayetler aşağıda belirtildiği üzere dört bölümde incelenebilir.


Birinci grup: Bu gruptaki ayetler genel olup zalim ve kâfir toplumların helak olmasına dair ilahi sünnetleri ifade ederler. Örnek olarak:


"Zulmeden nice şehirleri ve ülkeleri, zulmettiklerinden dolayı kırıp geçirdik, helak ettik ve onlardan sonra başka bir topluluk yarattık" (Enbiya/11)


"Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince: Biz onları yavaş-yavaş hiç anlamayacakları yerlerden helâkete yaklaştırır dururuz." (Araf/182)


Bu ayette başka bir ilahi sünnet daha beyan edilmekte. Bu, derece artırma sünnetidir. Allah, kâfirlere nimetlerini bir biri ardı sıra vererek nimetlerin lezzetinden Allah'ı zikretmekten gaflete düşmelerini irade eder ve onları böylece imtihana tabi tutar. Allah'ı zikretmekten gaflete düşme, Allah'ı unutma durumu onların kalp huzuru ve rahatlığını kaybetmelerine, içten içe mustarip olmalarına, kaygılanmalarına ve sonunda çetin bir azaba yakalanmalarına sebep olur.


İkinci grup: İlahi peygamberleri yalanlayan, onlarla mücadeleye girişen kavim ve toplumların helak olacaklarını açıklayan ayetlerdir:


"Nice şehirler var ki halkı, rablerinin ve onun peygamberlerinin emirlerine karşı gelmiştir de onları, çetin bir surette hesaba çekmişizdir ve onları helak ederek azaplandırmışızdır."


"... Fakat kendilerine uyarıcı gelince bunun onlara Hak'tan uzaklaşmaktan başka bir katkısı olmadı."

 

Yeryüzünde büyüklük taslamaklarını ve kötü tuzaklar kurmalarını artırdı. Kötü tuzak, ancak sahibini sarıp kuşatır..." (Fatır/42,43)


Üçüncü grup: Bu gruptaki ayetler belli başlı kavimlerin helakiyle ilgili konuları beyan etmektedir. Bu bölümde bu kavimlerin uğradıkları keder ve acı sonuçlar söz konusu edilmektedir ki onlar şunlardan ibarettir: Âd, Semud, İrem, Firavun, Lut, Beni İsrail.


Dördüncü grup: Bu gruptaki ayetler, enbiya ve ilahi dinlere muhalif olan kişi ve grupların durumlarını ve onların helak edilişlerini anlatır:


" Biz bir ülkeyi helâk etmek istediğimiz zaman onun varlıklılarına emrederiz. Orada bozgunluluk yaparlar (kötü arzularının peşinde koşarlar) böylece o ülkeye (azap edeceğimiz hakkındaki) söz hak olur, biz de orayı darmadağın ederiz. (İsrâ/16)


Mühlet Verme Sünneti


Küfür ve şirk toplumlarının cezalandırılması ve yok edilmesiyle ilgili ilahi sünnetlerden biri onlara belli bir süre tanıma ve o süre bitiminden sonra onları helak etme konusudur. Ayrı bir ifadeyle, cezalandırmaya dair ilahî sünnet, zulüm, küfür ve şirkin toplumlarda yayılmasından hemen sonra gerçekleşmez. Allah, kendi iradesiyle onlara bir süre tanır, onları bu süre içerisinde imtihan eder, hücceti onlara tamamlar ve bu arada onlar dünya hayatlarında maddi nimetlerden yararlanmada aşırılık yaparlar ve bir nevi azaba duçar olurlar. Bu sünnet gerçekte ilahi lütuf ve ihsanların bir alametidir.


"Ama çok bağışlayan, esirgeyen Rab’in, eğer onları, yaptıklarıyla hemen cezalandıracak olsaydı, onlar için azabı çabuklaştırırdı. Fakat onlar için vaat edilen bir zaman vardır ki, ondan (kaçıp) sığınacak bir yer bulamayacaklardır." (Kehf/58)


"Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince yavaş-yavaş hiç bilmeyecekleri yerlerden helâkete yaklaştıracağız. Onlara mühlet veriyorum, çünkü benim tuzağım çetindir." (Araf/182,183)


İmtihan ve Deneme Sünneti


Öteki ilahi sünnetlerle tam bir ilişki içerisinde olan ve beşer hayatının önemli bir bölümünü oluşturan ilahi sünnetlerden biri de imtihandır. Allah, kullarını çeşitli merhalelerde imtihana çeker. Bu sünnet de öteki ilahi sünnetler gibi bütün insanlar için geçerli olup kâfir ve müşrik toplumlar hakkında olduğu gibi, müvehhid ve mümin toplumlar üzerinde de uygulanır. Mümin, faziletlerinin (erdemlerinin) rezaletlerinden arınması, kâfir ise amel ve davranışlarının aydınlığa çıkması için denemeye tutulur. Böylece kutlu kişiler saadet ve mutluluğa kavuşur, şaki (günahtan çekinmeyen bedbaht) kişiler ise mutsuzluğa duçar olurlar. Müminlerin safında yer alan münafıklar da sınanarak amelleri ortaya çıkarılır ve kendilerine aşikâr edilir ve sonuçta öteki ilahi sünnetler uygulamaya konulmuş olur; hakkın batıla zaferi, müşriklerin helaki, ortadan kaldırılmaları vb.


İşaret edildiği üzere bu sünnet, bireylerin davranış ve hareketlerinin ortaya çıkması, kendilerine aydınlanması için uygulanır ve sonuçta Allah işledikleri amellerine göre onlara mükafat ve ceza verir:


"O hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek (ihlasınızı ölçmek) için ölümü ve hayâtı yarattı..." (Mülk/2)


İmtihan sünneti genel olması itibariyle bütün toplumsal gruplar ve fertleri kapsamına alır. Buna göre, Allah’ın velileri bile bundan müstesna değildir. Kur'an-ı Kerim'de bu hususla ilgili çok sayıda ayet mevcuttur. Bu ayetler, kâfir ve Müslüman kavimlerin yanı sıra Hz. İbrahim (a.s), Hz. Davud (a.s) ve Hz. Süleyman'ın (a.s) da imtihana tabi tutulduklarını beyan etmektedir.


İmtihan vesile ve yolları oldukça çoktur. İnsanlar bazen ilahi nimetlerle sınanırken bazen de Allah tarafından sıkıntıya sokularak ve cezalandırılarak denenirler. Kur'an ayetlerine göre imtihan vesile ve sebepleri şöylece sıralanabilir:


Yeryüzündeki ziynetler, ilahî kitaptaki hükümler, bela, sıkıntı ve musibetler, rahatlık, hoşnutsuzluk, halkın ihtilafları konusunda hakemlik, dünyevi makamlara görünüşte de olsa erişmek, Rabbin fazl ve keremi, mucizeler ve olağanüstü olaylar, tağutun sultasından kurtulma, iyilikler ve kötülükler, fısk ve fücur ve itaatsizlik, resullerin gönderilişi, fitne çıkarma, azabın geciktirilmesi ve kâfirlere mühlet tanınması, haramlar, yenilgi ve galibiyet, ihtilafın ortaya çıkması, korku, açlık, mal ve nüfus azlığı, mal ve can, maddi nimet ve vehimler, şeytanın telkin ve sapıtmaları, evlatlar, ahit ve yemin, küfürle imanın savaşı, çeşitli halk grupları ve aralarındaki mertebe ve derece farklılığı.


İbret Olma Sünneti


Geçmiş toplumların durumu ve uğradıkları kaderi beyan etmenin hedeflerinden biri günümüz ve gelecek toplumlarına ibret olmaktır. Bu da, ilahi bir sünnettir. Allah, sünnetlerini açıklarken her asrın halkının ondan öğüt almasını irade etmekte ve böylece onlara hüccetini tamamlamaktadır.


"Onlardan önce nice nesiller helak etmişiz ki, onların tutuşu bunlardan daha kuvvetliydi memleketleri yerle bir etmişlerdi, her tarafı ellerine geçirmişlerdi. Fakat (azabımızdan) kaçacak yer mi var? Şüphe yok ki, bunda kalbi olan yahut şahit olarak (görerek) kulak veren kimse için ibret ve öğüt var elbette" (Kaf/36-37)


Kur'an-ı Kerim'de çok sayıda ayet, insanları yeryüzünde gezip dolaşmaya, geçmiş toplumların başına gelenleri, durumlarını incelemeye ve müşahede etmeye davet etmekle ve böylece ibret dersi almalarını, hakkı batıldan ayırt ederek kendilerine gelmelerini, batıla yönelmekten kaçınmalarını, hatırlatmaktadır.

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler