17 Kasım 2018 Cumartesi Saat:
13:14
11-07-2018
  

Kur'an-ı Kerim'in Toplanışı

Kur’an Hz. Resul-i Ekrem'in (s.a.a) zamanında bu haliyle, herhangi bir eksiltme, artırma olmadan ve hiçbir değişikliğe uğramadan toplanmıştır.

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü


Kur'an'ın Resul-i Ekrem (s.a.a)'in zamanında bu haliyle, herhangi bir eksiltme, artırma olmadan ve hiçbir değişikliğe uğramadan toplanmış olduğu gerçeğini ortaya koymak için konuyu üç açıdan incelemek gerekir:

 

1- Peygamber (s.a.a)'in Kur'an'ı Müslümanlara öğretme yolunda göstermiş olduğu çaba, okuma, hıfza, hatmetmeye teşvik etmesi ve buna büyük önem vermesi. Peygamber'in vefatından sonra da Kur'an'a önem verilmiş, hatta Resulullah (s.a.a)'ın vefatından henüz uzun bir müddet geçmeden Kur'an karilerinin yani okuyucularının sayısı onbinleri aşmıştı. Hangi yönden olursa olsun eğer Kur'an'da gerçekten en küçük bir tahrif ya da değiştirme olsaydı, herkes itiraz eder, Selman ve Ebuzer gibileri buna seyirci kalmaz, karşı çıkarlardı.


2- Sahabelerin Kur'an'ı Resulullah (s.a.a)'e sunup, O'nun huzurunda okumaları.

 

3- Delilleri incelediğimizde Sahabelerin daha Resulullah (s.a.a) hayattayken Kur'an'ı hatmetmeye başladıklarını görmekteyiz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a)'ten Kur'an'ı hatmetmeleri için ashabı teşvik edici emirler gelmiştir. Ayrıca tarih kitapları da sahabilerden bazılarının Resulullah (s.a.a)'ın sağlığında Kur'an'ı defalarca hatmettiklerini yazmaktadırlar. Bütün bu deliller, bazı hadislerde rastlanan, "Kur'an yalnızca bir iki şahidin gözetiminde bir araya toplandı" iddiasını kesinlikle reddetmektedirler.



 1- Hz. Peygamber’in (saa) Kur'an'a Verdiği Önem

Emir'ul-Müminin Hz. Ali (a.s) Resulullah (s.a.a)'dan şöyle nakleder:  "Okuduğu Kur'an'ı hıfzeden kimseyi Allah cennete götürür. Ve ona, ateşin farz olduğu on yerde ailesine şefaat etme izni verilir."


Bu konuda birçok hadis naklolunmuştur. Ubade b. Samit'ten şöyle naklolunuyor: "Birisi (Medine'ye) hicret ettiğinde, Peygamber (s.a.a) Kur'an öğretmemiz için onu biz sahabelerden birine teslim ederdi. Resulullah (s.a.a)'ın mescidinde devamlı Kur'an tilavet olunduğu için çok gürültü olurdu. Bu yüzden birbirlerini şaşırtmamaları için Resulullah (s.a.a) Kur'an'ı kısık sesle okumalarını buyurdu."

Başka bir hadiste ise şöyle buyurulmaktadır: "Birisi Medine'ye hicret ettiği zaman Kur'an öğrenmesi için Hz. Peygamber onu birinin yanına verirdi. Resulullah (s.a.a) hayattayken Kur'an hafızları çoğalmıştı. Abdulkays'ın gönderdiği elçiler Peygamber (s.a.a)'in yanına geldiği zaman Resulullah (s.a.a) Kur'an okumaları ve namazı öğrenmeleri için onların her birinin bir Müslümanın yanında kalmasını emretti. Aradan bir Cuma (bir hafta) geçtikten sonra Peygamber (s.a.a) onları (imtihan etmek için) çağırdı; daha çok öğrenmeleri gerektiğini görünce onları başkalarına teslim etti. Aradan bir Cuma geçtikten sonra hepsi Kur'an karisi ve namaz meselelerine vakıf olmuşlardı. Yine tarih kitaplarında Resulullah (s.a.a)'ın, Muaz ve Ebu Musa'yı Yemenlilere Kur'an öğretmeleri için gönderdiği yazılmaktadır. Bir yerde şöyle naklolunmuştur: "Hicretten önce Resulullah (s.a.a) bu iş için Mus'ab b. Umeyr'i Medine'ye göndermişti. Mekke'nin fethinden sonra ise Muaz'ı Mekke'ye gönderdi"


Bunlardan başka Resulullah (s.a.a)'ın sağlığında bir grubun "Kari" diye meşhur olduklarını ve hatta halkın onları kari sıfatıyla çağırdığını görmekteyiz. Resulullah (s.a.a)'ın döneminde, birisi Ebu Derda'ya şöyle demişti: "Ey Kariler! Ne oluyor sizlere; neden bizden daha korkaksınız, bir şey istendiğinde bizden daha cimrisiniz ve bir şey yediğinizde lokmalarınız bizimkinden daha büyüktür?!" Bir başka hadiste ise Hz. Peygamber (s.a.a)'in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Derin hüzün kuyusundan Allah'a sığının." Derin hüzün kuyusunun ne olduğu sorulduğunda Resulullah (s.a.a); "Cehennemin dibinde olan bir vadidir; Cehennem ’in ( kendisi) her gün 400 defa ondan Allah'a sığınır. Allah bu vadiyi riyakâr kariler için hazırlamıştır" dedi. Yine bir nakle göre; "Müslümanlardan kim daha çok Kur'an'ı öğrenir veya toplar veya diğerlerinden daha çok okursa, onun namazda imam olması ve diğerlerine emirlik yapması Resulullah (s.a.a) tarafından kararlaştırılmıştı."

Kur'an'a önem vermek Resulullah (s.a.a)'ın dönemine mahsus değildir. Resulullah (s.a.a)'ın irtihalinden sonra da Kur'an'a çok önem veriliyordu. Ebu Ubeyde şöyle diyor: Halk her sabah İbn-i Mesud'un evine gelir, o da onlardan yerlerine oturmalarını isterdi. Sonra Kur'an okuyanların arasında dolaşır ve "Falanca hangi suredesin" diye sorar, o da cevap verirdi. Emir-ul Mü'minin Ali (as)'da Kur'an öğretiyordu. Ebu Abdurrahman Selemi (ki Asım Kur'an-ı ondan öğrenmiştir.) şöyle diyor: "Ben Kur'an'ın hepsini Ali ibn-i Ebi Talib'in huzurunda okudum" Asım b. Kuleyb diyor ki: Ali (a.s) Kufe mescidinde iken bazılarının sesini işitti. Onların kim olduğunu sorduğunda; "Kur'an okuyup, onu öğrenenlerdir" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Hz. Ali (as) şöyle buyurdu; "Onlar Resulullah (s.a.a)'ın en çok sevdiği insanlardandır." Hz. Ali (a.s) Kur'an okuyanlara (beytul maldan) ikişer bin dinar ayırırdı.

Ve bir başka nakle göre Hz. Ali (as) şöyle buyurmuştur; "Müslüman olarak doğup, Kur'an okuyan herkese beyt-ul maldan yılda 200 dinar ayrılacaktır. İsteyen onu bu dünyada alır, isteyen de ahirette." Ebu Musa Eş'ari, Ömer b. Hattab'ın zamanında Kur'an'ı toplayan Basra karilerini çağırdığında 300 kişi onun yanına geldiler. İbn-u Zenceveyh şöyle diyor: Ömer b. Hattab, Ebu Musa'dan yanında olan karilerin sayısını kendisine söylemesini istedi. O da yanında 300'ün üzerinde kari olduğunu söyledi. Sıffin savaşına yaklaşık 30 bin karinin katıldığı nakledilmiştir. Tabii ki bunların dışında da yine kariler vardı. Hakemiyeti ileri sürenlerin mızraklara taktıkları Kur'an sayısının 500 olduğu söylenmiştir. Mınkari, onların arasındaki Kur’anların bu sayıdan daha çok olduğuna inanarak mızraklara takılan 500 Kur'an'ın büyük Kur'an'lar olduğunu savunuyor. Üçüncü halife Osman'ın hilafetinin sonlarında ya da Hz. Ali’nin (as) hilafetinin sonlarında ölen Ebu Derda her zaman şöyle diyordu: "Yanımdaki Kur'an okuyanları saydığımda onların 1600'ün üzerinde olduğunu gördüm."

Abdurrahman b.Muhammed b. Eş'as kıyam ettiğinde ordusunda öncüler vardı. Bunlara "Öncü kari"ler diyorlardı. Kumeyl b. Ziyad, Said b. Cübeyr, Abdurrahman b. Ebi Leyla vs. de onlardandır.Ebu Hilal-i Askeri şöyle diyor: "Kari ve fakihlerin çoğu kölelerdendi. Onların çoğu İbn-i Eş'as'la birlikte Haccac'ın aleyhine kıyam etmişlerdi." Bütün bu hadisler Müslümanların, Kur'an'ı ezberlemeye ve Kur'an okumaya verdikleri önemi göstermektedirler.

2- Kur'an'ın Resulullah'a (saa) Sunulması

İbn-i Mes'ud'un, Resulullah'a (s.a.a) sunulan en son Mushaf'a şahid olduğu, değişen ve nesholan ayetleri bildiği rivayet edilmiştir. Beğevi "Şerh-is Sünnet"te şöyle diyor: "Zeyd b. Sabit, Kur'an'ın son olarak sunulmasına şahid olanlardandı. Nesholan ayetlerle ve nesholmayanlar belli olmuştu. Zeyd b. Sabit onu yazarak Resulullah (s.a.a)'e gösterdi ve ömrünün sonuna kadar, halkı ona uymaya davet etti. Bunun için, birinci ve ikinci halifeler, Zeyd b. Sabit'e itimat etmiş, üçüncü halife de Mushafları yazma işini ona bırakmıştır.Raqib, Ubeyd b. Kaab'tan şöyle naklediyor: "...Halk onun (Zeyd'in) kıraatini benimsedi. Çünkü o Kur'an-ı Resulullah'a (s.a.a) sunan ve okuyan en son kişi idi." ZerkeşiZehebi'den şöyle naklediyor: "Kur'an-ı Resulullah'a (s.a.a) sunan 7 kişidir; Ali (as), Osman b. Affan, Ubey, İbn-i Mes'ud, Zeyd, Ebu Musa ve Ebu Derda."

Kur'an'ın Peygamber’in (saa) Zamanında Bir Araya Toplandığını Gösteren Deliller

Kur'an-ı Kerim'in Resulullah’ın (s.a.a) hayatında toplandığını ortaya koyan delillerin önemlilerinden bir kısmını burada açıklamaya çalışacağız:

1- Hikmet ve Maslahatı Gözetmek

Kur'an'ın, Peygamber (s.a.a)'in ümmeti için bir delil olduğu, onun davetinin esasını oluşturduğu ve Allah Teala tarafından nazil olan emirlerin bulunduğu bir kitap olduğu gerçeğini göz önüne aldığımızda, Resulullah (s.a.a), eğer Kur'an'ın toplanmasına önem vermeyip ayetleri düzenlemeden bıraksaydı, okunmasını emretmeseydi ve Arapların kıraatlarından caiz olanını, caiz olmayan kıraatlardan ayırmasaydı, şüphesiz bu iş hikmet ve maslahata ters düşerdi. Belhi ve Seyyid b. Tavus'un dediği gibi bu müsamahayı normal bir Müslümanın yapması düşünülemezken, Resulullah (s.a.a)'ın böyle bir şey yaptığı nasıl düşünülebilir. İmam Şerefuddin şöyle diyor: "Peygamber (s.a.a)'i Hatem-ul Enbiya olarak tanıyan ve onu Allah ve Kur'an'a önem verme hususuna Allah'ın kullarına en büyük öğütçü olduğunu, onun ümmetin geleceğini düşünen, ileri görüşlü olduğunu ve hikmetin doruğunu bilen herkes Resulullah (s.a.a)'ın Kur'an'ı dağınık ve birbirinden ayrı olarak bırakıp gitmesinin imkânsız olduğunu itiraf edecektir.")

2- Tarihi Gerçek

Resulullah (s.a.a)'ın vahyi yazan kâtiplerinin olduğundan hiç kimse şüphe edemez. Resulullah (s.a.a), o kâtipleri sırf bu iş için görevlendirmişti. Tarihçiler bu kâtiplerin adlarını yazmış, bazıları onların sayısının 42'ye ulaştığını söylemişlerdir." Not: Baglani "Peygamber (s.a.a)'in zamanında Kur'an'ın toplanışı" adlı eserinde Peygamber (s.a.a)'in Kur'an'a "Kitap" ismini koyduğunu söylemiştir. Tarih kitaplarının dışında birçok hadiste bu gerçeği açıklamıştır. Allah Teâla’nın buyurduğu "Allah'tan gönderilmiş bir elçi tertemiz sahifeleri okumaktadır." (Beyyine-2) ayeti de Kur'an'ın sahifeler üzerinde bir araya toplandığına değinmektedir.

Kur'an'ın yazıldığına dair hadislerden bazılarını aşağıda nakledeceğiz:

Zeyd b. Sabit'ten şöyle naklediliyor: "Ben Resulullah (s.a.a)'e gelen vahiyleri yazardım. O vahyi ağır şartlar altında alırdı... Sonra ben yazmak için bir şey getirirdim. Peygamber söyler ben de yazardım... Vahyi Yazdıktan sonra Peygamber "Oku" diye buyururdu. Eğer bir yanlışlık olduysa, onu kendileri düzeltir, sonra da halka verirlerdi." Bu hadis, Kur'an ayetlerinin yazılışını Peygamber (s.a.a)'in bizzat kendileri yakından takip ederek kontrol altında tuttuğunu ve onlarda yapılan yanlışlıkları düzelttiğini ortaya koymaktadır. Peygamber (s.a.a), ne zaman Vahiynazil  olsaZeyd veya bir başkasını çağırır, onu yazmasını emrederdi. Beurra, Peygamber-i Ekrem (s.a.a)'in kendisine şöyle buyurduğunu nakleder: "Zeydi çağırın, yazım araç gereçleriyle yanıma gelsin. Zeyd geldi ve Peygamber (s.a.a) ona buyurdu ki: Yaz "Müminlerden özrü olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihat edenler eşit değildir." (Nisa-95) Hatta bir çok hadise: "Cebrail (as) daima bunu (ayet yada sureyi) falan yere koyun derdi." İbn-i Abbas şöyle diyor: "Resulullah (s.a.a)'e vahiy inince onu yazması için birini çağırırdı. Sonra da; "Bu ayeti falan sureye yerleştirin, çünkü filan konu orada zikrolunmuştur" diye buyururdu.

Birkaç Nokta

a) Kur'an'ın yazılmasına Mekke'de başlanmıştır. Ömer b. Hattab'ın İslam'ı kabul etmesi esnasında gerçekleşen olay iddiamızı ispatlamaktadır. Olay şöyledir: "Ömer b. Hattab kız kardeşinin evinde Kur'an'ın bir bölümünün yazılı olduğu iki sahife buldu. Bu Kur'an sahifelerini kendine okuması için birisine verdi. O da Kur'an'ı Ömer'e okudu. Bunun üzerine Ömer Müslüman oldu." Askalani ve diğerleri, Mekke'de Kur'an'ı ilk olarak Abdullah b. Saad b. EbiSerh'in yazdığını söylemekteler. İbn-i Kesir, vahyi ilk yazan kişinin Ubey b. Kaab olduğu iddiasının haşiyesinde şöyle diyor: "Hayır, böyle değil, çünkü Ubey b. Kaab, Mekki sureler nazil olduğunda yoktu. Sahabe onları Mekke'de yazmışlardı."


b) Resulullah (s.a.a)'a ilk vahiy nazil olduğunda kalem vesilesiyle okuma ve yazma konusu gerçekleşiyordu. Hatta Kur'an'ın, bir parçanın üzerine yazılı halde nazil olduğu da söylenmiştir. İlk nazil olan ayetler şunlardır: "Oku. Yaratan Rabbin'in adıyla oku. O insanı bir alaktan (kan pıhtısından) yarattı. Oku; Rabbin en büyük kerem sahibidir. Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir." (Alak1-4)


Görüldüğü üzere, Kur'an, burada kaleme işaret etmektedir. Bir başka ayeti Kerime’de ise kaleme ve yazan şeye yemin ettiğini görmekteyiz: "Andolsun kaleme ve yazdıklarına" (Kalem-1)

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler