21 Eylül 2019 Cumartesi Saat:
06:00
19-06-2019
  

Kur'anda Uhud Savaşı

Eğer Uhud olayını bilmek istiyorsanız Al-i İmran suresinin yüz yirminci ayetinden sonrasını okuyun...

Facebook da Paylaş


 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

İbn Anf demiştir ki: Eğer Uhud olayını bilmek istiyorsanız Al-i İmran suresinin yüz yirminci ayetinden sonrasını okuyun o zaman sanki bizimle beraber Uhud'da imiş gibi olursunuz . İbn İshak da: Al-i İmran suresinin altmış ayeti Uhud savaşı ile ilgilidir, diyor 120 nci ayette müminleri, müşriklerin şamatasına karşı ruhsal gönden hazırlamak amacıyla şöyle buyruluyor:

“Size bir iyilik dokunsa (bu), onları tasalandırır; size bir kötülük dokunsa, ona sevinirler: Eğer sabreder  Allah'tan korkarsınız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez”

Sonraki ayette Peygambere, yakınlarının arasından ayrılıp müminleri savaş sahnesine hazırladığı gün hatırlatılmaktadır:

“Hani sen, erkenden ailenden ayrılmıştın, (Uhud'da) müminleri savaş üslerine yerleştiriyordun, Allah'da işitendi bilendi”

122 nci ayette savaşa katılmak kastı taşımayan iki gruptan söz edilmektedir. Müfessirler bunların Harise oğulları ile Seleme oğulları olduklarını söylemişlerdir. Ancak ayetteki “Allah onların dostudur” tabirinden anlaşılıyor ki onlar, diğer müminlerle savaşa katılacak kadar Allah dostu idiler. Ayetin sonunda: “O halde müminler Allah'a tevekkül etmelidirler” buyrulmaktadır.

Burada, şöyle bir soru yöneltiliyor. Allah neden Uhud'da Müminlere yardım etmedi? Bu sorunun yanıtında Allah gaybi yardımların koşullarını Bedir savaşından bir anımsatma yaparak açıklıyor:

“Allah Bedir'de güçsüz olduğunuz için size yardım etti, o halde Allah'tan korkun ki, şükreden olabilesiniz. O zaman ki (sen ey Peygamber) Müminlere dedin: Allah size yardım etmek için üç bin Melek gönderirse, size yeterli olacak mıdır? Evet, eğer direnip sakınanlardan olursanız. Düşmanlar saldırıya geçince Allah belirli beş bin Melekle size yardım eder ve Allah bunu sırf sizin rahatlamanız ve sevinmeniz için yaptı. Yardım ancak bilgili ve güçlü Allah'dandır”.

Yukarıdaki ayetlerin zahirinden anlaşılmaktadır ki, Peygamber Uhud'dan önce ashabına, eğer direnip sabır gösterirseniz Allah Bedir'de gönderdiği yardımdan daha fazla yardım gönderir buyurmuştur. Ama İlahi yardım almamın temel koşullarından biri direniş göstermektir . Vakıdi diyor ki: Uhud günüden direnmeyip kaçtıkları için bir Melek bile onlara yardıma gelmedi .

Sonraki birkaç ayet Uhud'la ilgili değil. 139 ncu ayette tekrar Uhud'da cereyan eden olaylara dönmektedir. Ama önce tarih boyunca, Peygamberleri yalancılıkla suçlayan kavimlerin ortadan kaldırıldığına ve gelişen olaylarda Allah'tan sakınanlar için yararlı öğütler bulunduğuna işaret etmekte, sonra (140. ayette) Müslümanların Uhud'da yedikleri darbeyle ilgili olarak şöyle buyuruyor:

“Eğer size bir yara dokunduysa, o topluluğa da benzeri bir yara dokunmuştur. O günler... Onları biz insanlar arasında çevirip dururuz. Allah inananları ortaya çıkarmak sizden şahitler edinmek için (zamanı kâh lehinize, kâh aleyhinize çevirmektedir) Allah, zalimleri sevmez”

Bedir'e katılmamış olan Müslümanların çoğusu, bu ayet nazil olduktan sonra, şehit olma arzusu taşıyordu . Uhud savaşından kaçanların çoğusunun bahanesi Peygamberin öldürüldüğü haberi idi. Bununla ilgili olarak da 144 ncü ayette şöyle buyruluyor:

“Muhammed, sadece bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse, Allah'a hiçbir ziyan veremez. Allah, Şükredenleri mükafatlandıracaktır”.

İmanı zayıf olan münafıkların çoğusu, insanların boşuna öldükleri görüşünü savunuyorlardı. Bu konuda da şöyle buyrulmuştur:

“Allah'ın izni olmadan hiçbir kişi ölmez. (ölüm), belirli bir süreye göre yazılmıştır....”

“Nice Peygamber var ki, Kendileriyle birlikte bir çok erenler çarpıştılar; Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zayıflık göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever”

152 nci ayette Allah; verdiği zafer sözü, buna karşı Müslümanların sahneyi terk edip sonuçta yenilgiye uğramalarıyla ilgili buyurmaktadır:

“Kendi izniyle onları öldürdüğünüz sürece Allah, size (yardım) vâdini doğruladı; nihayet siz korktunuz, Allah size sevdiğiniz (galibiyet)i gösterdikten sonra (verilen) emir hakkında birbirinizle çekişip isyan ettiniz: Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi denemek için onlardan geri çevirdi, yenilgiye uğrattı. Buna rağmen sizi bağışladı. Allah mü'minlere karşı çok lütufkardır”

Bu ayet, bazı sahabelerin ahiret bazılarının ise dünya peşinde olduklarını açıkça dile getirmektedir. Bu ruhiye ve Medine'de yaygın olan nifakçılık, bütün sahabeleri adil göstermeye çalışan görüşü temelden sarsmaktadır. İlginçtir ki bu ayet bazılarını oldukça şaşırtmıştır ki şu sözleri dile getirmişlerdir: Ben Peygamber sahabelerinden birinin bile dünya nalı peşinde olamayacağını zannediyordum .

Müslümanların kaçışına şu ayette işaret edilmektedir: “Elçi arkanızdan sizi çağırırken siz boyuna uzaklaşıyor hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allah, size gam üstüne gam verdi ki, ne elinizden gidene, ne de başınıza gelene üzülmeyesiniz. Allah yaptıklarınızı duymaktadır.

Bu iki üzüntüyle ilgili ortaya atılan görüşler bir yana ayet Müslümanların kayıplarına, uğradıkları Musibetlere ve aldıkları yaralara işaret etmektedir. Belki de amaç, kaçıştan sonra her an üzüntü üstüne üzüntü yaşandığıdır. Ele geçirdikleri zaferi kaybettiler, bir çok insan şehit oldu, Peygamberin öldürüldüğü haberi yayıldı ve ....

Şimdi sözü sürdürüyor: “Sonra o üzüntünün ardından (Allah) size bir güven ve uyku indirdi ki, bir kısmınızı bürüyor du, bir takımı da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah'a karşı cahiliyye zannı gibi haksız bir zanda bulunuyorlar; Bu işten bize bir şey var mı? (Biz mi Medine dışına çıkmayı önerdik. Bizim yüzümüzden mi böyle oldu)? Diyorlardı. De ki: Bütün iş, Allah'a aittir. Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyorlar. Diyorlar ki: Bu işten bize bir fayda olsaydı, (iş bizim sözümüze kalsaydı) burada öldürülmezdik. De ki: Evleriniz de dahil olsaydınız, yine üzerine öldürülme (si) yazılmış olanlar, mutlaka (vurulup) yatacakları yeri boylardı. Allah göğüslerinizdekini denemek kalplerinizdekini açığa çıkarmak için (dir ki bunları başınıza getirdi.) Allah göğüslerin içinde olanı bilir”.

Bu husus 156 nci ayette de vurgulanmıştır. 155 nci ayette kaçanlar hakkında şöyle buyuruyor:

“İki topluluğun karşılaştığı gün, içinden yüz çevirip gidenleri, yaptıkları bazı işlerden dolayı şeytan, (yoldan) kaydırmak istemişti. Ama yine de Allah, onları affetti. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, halimdir”.

Allah, savaştan kaçarak büyük günah işleyenlerin günahını affetti  ve Elçisine buyurdu ki:

“Allah'ın rahmeti sebebiyledir ki sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır giderlerdi öyleyse onlar (ın kıyıların) dan geç onlar için mağfiret dile. (yapacağın) iş (ler) hakkında onlara danış, karar verince de artık Allah'a dayan; çünkü Allah kendine dayanıp güvenenleri sever”.

Ayette geçen “onlarla meşveret” kuşkusuz ki onların kalbini kazanmak içindir. Bu nedenle devamında ki, “Sen kastettiğin de” sözüyle Peygamberin kararının esas olduğu vurgulanmıştır. Bununla birlikte bilinmelidir ki, Peygamberin şehirden, çıkıp çıkmamayı ashabına danışmasının bu yenilgi ile alakası yoktur. Uğranılan sonuç bazı sahabelerin nefsi isteklerine uymaları sonucu idi.

Allah,165 nci ayette de buyuruyor:

“Başınıza bir belâ gelince siz, onun iki katını (Bedir'de) onların başlarına getirmiş olduğumuz halde yine Bu nereden başımıza geldi? Dediniz, De ki: o (bela), kendinizdendir, şüphesiz Allah, her şeye kadirdir”.

Elbette her şey sonuçta Allah'ın izniyle gerçekleşmektedir. Yani Allah gaybi yardımlarını göndererek bu olayları önleyebilirdi. Ama Allah maddi dünya için koyduğu kurallara aykırı olarak çok daha önemli bir gerekçe olmadıkça hareket etmez. Burada, müminlerle münafıklar içindekileri ortaya koymalıydılar, birbirinden ayrılıp belli olmalıydılar. Bu nedenle 166, 167 ve 168. ayetlerde buyurulmaktadır ki:

“İki topluluğun karşılaştığı gün, sizin başınıza gelen, ancak Allah'ın izniyle olmuştur ki, (o), inananları bilsin (deneyip ortaya çıkarsın).”

“Ve ikiyüzlülük yapanları bilsin (ortaya çıkarsın). Onlara: Allah yolunda savaşın, yada savunun, dendiği halde: Eğer savaş (olacağını) bilseydik, sizinle gelirdik, dediler. Onlar, o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlar. Halbuki Allah, içlerinde sakladıkları şeyi çok iyi bilmektedir.”

“(Savaştan geri kalıp) Oturarak kardeşleri için, bizim sözümüzü tutsalardı, öldürülmezlerdi, diyenlere söyle: Eğer doğru iseniz, o halde ölümü kendinizden savınız.”

Bu ayetler münafıklar ve özelliklede Abdullah b. Übeyy grubu hakkındadır.

Bilindiği üzere peygamber Uhud savaşından hemen sonra, ordusunu yeniden toparlamak ve müşrikleri tehdit etmek amacıyla harekete geçti. “Hamra'ül-Esed” bölgesine kadar da geldi. Orada müşriklerin çekip gittiklerini ve bir daha geri dönmeyecekleri haberini alınca geri dönmüştür. 172. ayet onların hakkında şöyle buyurmaktadır.

“O (mümin) ler ki yaralandıkları halde yine Allah'ın ve elçisinin çağrısına uydular: Onlardan güzel davrananlar ve (günahlardan) korunanlar için pek büyük ecir vardır.”

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler