22 Ekim 2018 Pazartesi Saat:
20:23
09-08-2018
  

Kuran'a Dair Sorular

İlk inen ayetler Alak Suresi'nin ilk beş ayeti ise neden Fatiha'ya "Fatihatu'l-Kitab" unvanı verilmiştir?

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

Üstat Muhammed Hadi Marifet

 

Kur'ân-ı Kerim'in aşamalı nüzulü yirmi yıl sürmüştür. Kur'ân'ın inişi bisetten üç yıl sonra olup Peygamber'in hayatının son yılına kadar devam etmiştir. Ebu Cafer Muhammed b. Kuleynî (öl. 326) bu hususta şöyle bir hadis nakletmektedir:

 

"Hafs b. Ğıyas, İmam Sâdık'a (a.s) sordu; Kur'ân'ın nüzulü yirmi yıl sürmüşse neden Allah:

 

"شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْاٰنُ

"Ramazan ayı ki onda Kur'ân nazil olmuştur." diye buyurmaktadır?"

 

Muhammed b. Mesud Ayyaşî Semerkandî, İbrahim b. Ömer Senanî'den naklediyor ki:

 

"İmam Sâdık'a (a.s) sordum; Kur'ân yirmi yıl içinde nazil olduysa nasıl Ramazan ayında inmiştir?"

 

Ali b. İbrahim Kummî diyor ki:

 

"İmam Sâdık'a (a.s) soruldu: "Kur'ân yirmi yıl içinde nazil olmuşsa nasıl Ramazan ayında inmiş olabilir?"

 

Rivayetlere göre İmam şöyle buyurdular:


"Evet! Kur'ân Ramazan ayında nazil oldu ve sonra bu nüzul yirmi sene devam etti."


İbn Babeveyh Saduk, Allame Meclisî, Seyyid Abdullah Şubber bu görüşü benimsemişlerdir.


Tabiinin büyüklerinden ve Medine'nin seçkin yedi fakihinden biri olan Said b. Museyyeb (öl. H. 95) diyor ki:

 

"Peygamber kırk üç yaşındayken Kur'ân kendisine nazil oldu."

 

Vahidî Nişaburî, tabiinin fakihlerinden olan Amir b. Şerahil Şa'bî'den şöyle nakletmektedir:

 

"Kur'ân'ın nüzul müddeti yaklaşık yirmi senedir." İmam Ahmed b. Hanbel de ondan şöyle nakletmektedir: "Peygamberlik Peygamber'e kırk yaşında geldi. Peygamberliğin gelişinden üç sene sonra Kur'ân yirmi yıl boyunca nazil oldu."

 

İbn Kesir diye bilinen Ebu Vefa ise şöyle diyor: "Bu rivayetin senedi tamamen doğru ve sahihtir."

 

Ebu Cafer Taberî, İkrime'den şöyle rivayet ediyor: "İbn Abbas dedi ki: "Kur'ân'ın nüzulü başından sonuna kadar yirmi sene sürmüştür."


Ebu'l-Fida İsmail İbn Kesir Dimışkî, Muhammed b. İsmail Buharî'den, o da İbn Abbas'tan, o da Aişe'den şöyle bir hadis nakletmektedir: "Kur'ân on sene Mekke'de ve on sene de Medine'de nazil oldu." Ayrıca Ebu Ubeyd Kasım b. Selâm da Kur'ân'ın yirmi yılda nazil olduğuna ilişkin rivayeti nakledip, rivayetin sonunda şöyle diyor: "Bu rivayetin senedi sahihtir."


Bu konu hakkında karşımıza üç soru çıkmaktadır.


– Peygamberlik Recep ayının 27'sinde ve Alak Suresi'nin beş ayetiyle başlamışsa, nasıl oluyorda Kur'ân'ın nüzulü veya nüzulünün başlangıcı Kadir gecesinde gerçekleşiyor?


– Kur'ân farklı zaman ve münasebetlerle 20 yıl içinde aşamalı bir şekilde nazil olmuştur. Dolayısıyla nasıl Kadir gecesinde nazil olmuş olabilir?


– Hangi ayetler veya sure ilk olarak Peygamber'e nazil olmuştur? Eğer ilk sure veya ayetler Alak Suresi'nin ilk beş ayeti ise neden Fatiha Suresi'ne kitabın açıcısı anlamında gelen "Fatihatu'l-Kitab" unvanı verilmiştir?


Birinci ve üçüncü soruların cevabı açıktır. Zira Kur'ân'ın nüzulü peygamberlikten üç sene sonra gerçekleşti. Peygamberliğin ilk üç yılında İslâmî tebliğ gizli yapılıyordu, henüz İslâm için bir kitap nazil olmamıştı. Bu durum فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ  (Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir) ayeti nazil oluncaya kadar devam etti. Bu ayetin nazil olmasıyla Peygamber davetini açıkça yapmakla mükellef kılınmış oldu. Böylece Kur'ân'ın nüzulü de başladı. Peki, Fatiha Suresi'ne neden "Fatihatu'l-Kitab" denilmektedir? Eğer bu isimlendirme Peygamber'in hayatında yapılmışsa sebebi nedir?


Bunun nedeni Peygamber'e bir bütün olarak inen ilk sure olmasıdır. Bazı rivayetlere göre Cebrail, Peygamberliğin ilk gününde namaz ve abdesti Peygamber'e öğretti. "Namaz ancak Fatiha ile olur" rivayeti gereğince bir bütün olarak inen ilk sure Fatiha'dır.


Kur'ân'ın Kadir gecesinde nazil oluşu ile tedricî nüzulün başlangıcı arasındaki çelişki ile ilgili ikinci soru üzerinde çok tartışılmış ve farklı görüşler öne sürülmüştür. Bu görüşler kısaca şunlardır:


Birinci Görüş:

 

Kur'ân'ın nüzulünün başlangıcı Kadir gecesidir. Zira شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْاٰنُ (Ramazan ayı ki onda Kur'ân nazil olmuştur) ayetinin zahirinden anlaşılan budur. Âlimlerin çoğu bu görüşü kabul etmektedir.


Bu ayetin nüzulü sırasında yaşayanların çoğu bu ayette geçen Kur'ân kelimesini tüm Kur'ân olarak yorumlamışlardır. Bu görüşe göre mezkûr ayet-i kerime Kur'ân'ın başlangıcını kastetmektedir. Bundan dolayı müfessirlerin çoğu bu ayeti bilinen veçhiyle beyan etmişlerdir. (Yani Kur'ân'ın nüzulü bu ayet ile başlamıştır.)


Rivayetin zahirine göre hareket edenler ise mezkûr görüşü paylaşmıyorlar. Çünkü Kur'ân'ın tefsiri ile ilgili rivayetlerin taabbudî (koşulsuz kabullenme) zorunluluğu yoktur. Zira taabbud amel ile ilgilidir. Akide ve idrak ile ilgili değildir. Bilhassa rivayet lafzın zahirine muhalif ve tevile ihtiyaç duyuyorsa bu durumda taabbud asla söz konusu olamaz. Öte yandan Kur'ân-ı Kerim'in sahip olduğu özellikler, farklı ibare ve kavramları ve farklı münasebetlerden dolayı nazil olan ayetlerin yapısı göz önünde bulundurulursa, bir gecede nazil olduğu düşünülemez. Ancak bahsedilen nüzulün tevilini yapabiliriz. Örneğin Kur'ân ilk kadir gecesine oranla uzak gelecek sayılan geçmişten bahsediyor:


وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّٰـهُ بِبَدْرٍ وَأَنْـتُمْ أَذِلَّةٌ


"Andolsun, siz son derece güçsüz iken Allah size Bedir'de yardım etmişti."


لَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّٰـهُ فِي مَوَاطِنَ كَثِيرَةٍ وَيَوْمَ حُنَيْنٍ إِذْ أَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنْكُمْ شَيْئًا وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُمْ مُدْبِرِينَ. ثُمَّ أَنْزَلَ اللّٰـهُ سَكِينَتَهُ عَلٰي رَسُولِهِ وَعَلَي الْمُؤْمِنِينَ وَأَنزَلَ جُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا


"Andolsun Allah, birçok yerde ve Huneyn savaşı gününde size yardım etmiştir. Hani, çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat (bu çokluk) size hiçbir yarar sağlamamış, yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Nihayet gerisingeriye dönüp kaçmıştınız. Sonra Allah, Resulü ile müminler üzerine kendi katından güven duygusu ve huzur indirdi."


إِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّٰـهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللّٰـهَ مَعَنَا فَأَنْزَلَ اللّٰـهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُوا السُّفْلٰي وَكَلِمَةُ اللّٰـهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّٰـهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ


"Eğer siz ona (Peygamber'e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkâr edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke'den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, "Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir" diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah'ın sözü ise en yücedir. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir."


عَفَا اللّٰـهُ عَنْكَ لِمَ أَذِنْتَ لَهُمْ حَتّٰي يَتَـبَـيَّنَ لَكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَتَعْلَمَ الْكَاذِبِينَ


"Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin?"


فَرِحَ الْمُخَلَّـفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ خِلَافَ رَسُولِ اللّٰـهِ وَكَرِهُوا أَنْ يُجَاهِدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللّٰـهِ وَقَالُوا لَا تَنْفِرُوا فِي الْحَرِّ


"Allah'ın Resulüne karşı gelerek (sefere çıkmayıp) geri bırakılanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat etmek hoşlarına gitmedi ve "Bu sıcakta sefere çıkmayın" dediler."


وَجَاء الْمُعَذِّرُونَ مِنَ الْأَعْرَابِ لِـيُؤْذَنَ لَهُمْ وَقَعَدَ الَّذِينَ كَذَبُوا اللّٰـهَ وَرَسُولَهُ


"Bedevîlerden mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah'a ve Resulüne yalan söyleyenler ise (mazeret bile belirtmeden) oturup kaldılar."


وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًا بَـيْنَ الْمُؤْمِنِينَ وَإِرْصَادًا لِمَنْ حَارَبَ اللّٰـهَ وَرَسُولَهُ مِنْ قَبْلُ


"Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü'minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resulüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır."


مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللّٰـهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُمْ مَن قَضٰي نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلًا


"Mü'minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah'a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir."


قَدْ سَمِعَ اللّٰـهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَي اللّٰـهِ وَاللّٰـهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا


"Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi."


Geçmişten haber veren bu tür ayetler Kur'ân'da çoktur. Eğer Kur'ân tümüyle Kadir gecesinde nazil olmuş olsaydı, yukarıdaki ayetler için zaman açısından geçmiş zaman yerine gelecek zaman kipinin kullanılmış olması gerekirdi. Aksi takdirde söz, doğruyu veya hakikatı olduğu şekilde yansıtamaz.


Bahsi geçen delillerin yanı sıra, Kur'ân'da nasıh-mensuh, mutlak-mukayyet, genel-özel, açık-kapalı ayetler oldukça fazladır. Hâlbuki nasıh olan ayetin zaman açısından mensuhtan sonra gelmesi gerekir.


Diğer mukayyet ve şartlı ya da müphem ve açıklayıcı ayetler için de aynı durum söz konusudur. Bu tür ayetler arasında bir fasılanın bulunması pek tabii bir şeydir. Dolayısıyla Kur'ân-ı Kerim'in tümünün bir defada inmiş olması mümkün ve makul değildir. شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْاٰنُ (Ramazan Kur'ân'ın kendisinde indirildiği ayıdır) ayet-i kerimesi ile benzer ayetler geçmişten haber vermektedirler. Anlatım tarzı gelecekten haber veren mezkûr ayetleri kapsamayacak bir niteliktedir. Öyle ise bu ayetler, kendilerinin dışındaki bir şeyden haber vermektedirler. O da Kur'ân'ın nüzulünün başlangıcıdır. Bu ayetler Kur'ân'ın bir parçasıdır ve eğer bu ayetler kadir gecesinde nazil olmuşsa, tüm Kur'ân'dan haber vermekle birlikte kendilerinden de haber vermektedirler.

 

Dolayısıyla bu ayetlerin Kadir gecesinde nazil olmaları ve ayetin de şöyle demesi gerekir: الذی ينزل veya انّا ننزّله böylelikle geçmiş zaman yerine şimdiki zamandan haber vermiş olurlardı. Lakin bu ayetler kendileri dışındaki ayetlerden haber vermektedir. Dolayısıyla kadir gecesinde nazil olmasından kastın nüzulün başlangıcı olduğunu ve Kur'ân'ın bir defada bu gecede nazil olmadığını söylememiz gerekir.


Şeyh Saduk'a göre Kur'ân'ın iki ayrı nüzul şekli vardır. Kur'ân ilk olarak bir defada bütün olarak Resulullah'ın kalbine inmiş ve daha sonra ayet ayet tedricî olarak tekrar nazil olmuştur. Şeyh Müfid, Şeyh Saduk'un bu görüşü hakkında ki beşinci görüştür, diyor ki: "Şeyh Saduk'un iddiasının ilmî değeri yoktur ve kendisine itibar edilmeyen haber-i vahiddir. Haber-i vahide inanmak zor olduğu gibi, bunlarla amel etmek de zorunlu değildir."

 

Ayrıca Kur'ân'ın nüzulüne sebep teşkil eden ve esbab-ı nüzul olarak bilinen hadiseler ve vakıalar zaman seyri içerisinde şekillenmiş ve Kur'ân'ın tedricî olarak nazil olmasına sebebiyet teşkil etmiştir. Tabi ki bu hadiseler Kur'ân'ın ifade yapısında ve beyan tarzında farklılıkların meydana gelmesine de neden olmaktadırlar. Esbab-ı nüzul denilen husus, Kur'ân'ın bir defa da nazil olduğunu dile getiren haber-i vahidin zahirî anlamının kabulünü zorlaştırmakta ve bunun aksi olan tedricî nüzule onay niteliği taşımaktadır. Zira Kur'ân bu hadiseleri dile getirmekte, bunlarla ilgili hükümleri belirtmekte ve tavrını sergilemektedir. Eğer Kur'ân bu hadiselerin vukuundan önce nazil olmuşsa hiçbir mana ve değer arz etmez. Ancak hadise ile ilgili ayet, hadisenin vuku bulmasından sonra nazil olmakla bir mana ve mefhum ihtiva eder. Örneğin Kur'ân münafıkların sözlerinden bahsetmektedir. Münafıklar şöyle diyorlar:


وَقَالُوا قُلُوبُنَا غُلْفٌ بَلْ لَعَنَهُمُ اللّٰـهُ بِكُفْرِهِمْ فَقَلِيلًا مَا يُؤْمِنُونَ


"Kalplerimiz örtülüdür, dediler. Öyle değil. İnkârları sebebiyle Allah onları lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler."


Müşriklerin sözleri hakkında da şöyle buyurmaktadır:


وَقَالُوا لَوْ شَآءَ الرَّحْمٰنُ مَا عَبَدْنَاهُمْ مَا لَهُم بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍ


"Eğer Rahman dileseydi, biz onlara kulluk etmezdik, dediler. Bu konuda hiçbir bilgileri yoktur."


Bu ayetlerin bahsettikleri vakalar geçmiş ile ilgilidir. Vuku bulmadan önce bu ayetlerin nazil olması düşünülemez. Geçmişteki vakalar ile ilgili bu tür haberler Kur'ân'da çoktur. Bu hususta Seyyid Murtaza Âlemu'l-Huda şöyle diyor:


"Eğer Şeyh Ebu Cafer Saduk Kur'ân'ın tümünün bir defada nazil olduğuna dair görüşünü, haber-i vahid niteliği taşıyan rivayetlere dayandırıyorsa, şunu söylememiz gerekir; bu rivayetler ilmî açıdan fazla bir değer taşımamaktadır ve bunların yakine neden olması düşünülemez. Ayrıca bu iddianın aksini ispatlayan ve Kur'ân'ın muhtelif münasebetlere binaen nazil olduğunu söyleyen rivayetler oldukça fazladır. Malum olduğu veçhiyle bazı ayetler Mekke'de, bazıları da Medine'de nazil olmuştur. Bazen bir hadise vuku bulduğunda Peygamber hadise ile ilgili ilâhî hükmü beyan etmek için bir veya birkaç ayetin nazil olmasını bekliyordu. Bu tür ayetler Kur'ân'da oldukça çoktur. Ayrıca Kur'ân'ın kendisi, tedricen nüzulüne apaçık bir şekilde delalet etmektedir."


وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ الْقُرْاٰنُ جُمْلَةً وَاحِدَةً كَذٰلِكَ لِـنُـثَـبِّتَ بِهِ فُؤَادَكَ وَرَتَّـلْنَاهُ تَرْتِيلًا

 

"İnkâr edenler, "Kur'ân ona bir defada toptan indirilseydi ya!" dediler. Biz, Kur'ân'la senin kalbini pekiştirmek için onu böyle kısım kısım indirdik ve onu ağır ağır okuduk."


Bu ve benzeri ayetler Kur'ân-ı Kerim'in tedricen; vuku bulan hadise ve olaylara binaen parça parça indiğini açıkça göstermektedir.


İkinci Görüş:

 

Kur'ân'ın nüzulü hususunda her yılın Kadir gecesinde o yılın ihtiyacı olacak derecede Kur'ân Peygamber'e iniyor ve yıl boyunca gelişen hadise ve olaylara binaen tedricen bir kez daha nazil oluyordu. Bu görüşe göre ayette bahsi geçen Ramazan ayı ve Kadir gecesi belli bir Ramazan ayı ve Kadir gecesi değildir. Kur'ân'ın nüzulünün devam ettiği tüm yılların Ramazan ayları ve Kadir geceleri kastedilmektedir. Yani bir ay ve bir gece değil. Bu görüş Abdulmelik b. Abdülaziz b. Cüreyc'e (öl. H. 150) isnat edilmektedir. Diğer bazı âlimler de bu görüşü paylaşmışlardır. Bu görüş, bahsi geçen ilgili Kur'ân ayetlerinin zahiri ile tezat arz etmektedir. Kur'ân'ın bir gecede nazil olduğunu savunan görüşün problemlerinin tümü, bu görüş için de geçerlidir.


Üçüncü Görüş:

 

Bu görüşe göre "Ramazan, Kur'ân'ın kendisinde indirildiği aydır." ayetinden maksat, Kur'ân o ayın fazileti ve yüce makamı hakkında nazil olmuştur. Sufyan b. Uyeyne diyor ki: "Ramazan, Kur'ân'ın kendisinde indirildiği aydır, ayetinden kasıt, Kur'ân'ın onun fazileti ve yüce makamı hakkında nazil olmasıdır." Dahhak b. Muzahim diyor ki: "Bu ayetten kasıt, Ramazanın orucu hakkında Kur'ân'ın nazil olmasıdır." Diğer bazı âlimler de bu görüşü benimsemişlerdir. Öne sürülen bu görüşün Bakara Suresi'nin 185. ayeti ile yani شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْاٰنُ (Ramazan, Kur'ân'ın kendisinde indirildiği aydır) ayeti ile uyum arz etmesi mümkündür. Ancak bu yorum konu ile ilgili Kadir ve Duhan surelerinde gelen ayetlerle bağdaşmamaktadır.


Dördüncü Görüş:

 

Kur'ân'ın birçok ayeti Ramazan ayında nazil olmuştur. Seyyid Kutup gibi bazı âlimler bu ihtimale yer vermişlerdir. Fakat bu görüşün doğruluğunu onaylayacak hiçbir delil yoktur. Öte yandan bu yorum sadece Bakara Suresi'ndeki ayet ile ilgilidir ve Kur'ân'ın Kadir gecesinde nazil olduğunu söyleyen Duhan ve Kadir surelerindeki ilgili ayetlerle bağdaşmamaktadır.


Buna göre, zikredilen son üç görüş kabul edilemez. Ama birinci ve beşinci görüş ilmî değere haiz ve kabul edilebilir niteliktedirler.


Beşinci Görüş:

 

Bazı âlimler Kur'ân-ı Kerim'in iki defada nazil olduğuna inanmaktadırlar. Bir defa tümüyle nazil olmuştur. İkinci defa ise aşamalı olarak peygamberlik dönemi boyunca Peygamber'e nazil olmuştur. Bu görüşü savunanlar Kur'ân'ın bir bütün olarak Kadir gecesinde Peygamber'e nazil olduğunu, ikinci defa ise aşamalı bir şekilde nazil olduğuna inanıyorlar. Muhaddislere göre bu görüş en makul ve en geçerli görüştür. Bu düşünceye kaynak teşkil eden hadis, nüzul hadisesini tüm tafsilatıyla anlatan meşhur rivayettir. Bazı insanlar bu hadisin zahirini delil olarak kabul etmişlerdir. Bazıları da bu hadisi tevil ederek kabul etmişlerdir. Celaluddin Suyutî bu hususta diyor: "Nüzul ile ilgili en meşhur ve doğru rivayet budur. Bunu teyid eden başka birçok rivayet de vardır." İbn Abbas'tan nakledilen bir rivayette deniliyor ki: "Kur'ân, Kadir gecesinde bir bütün olarak dünya semasına nazil oldu ve Beytu'l-İzzet'e konuldu. Daha sonra yirmi yıl boyunca bölüm bölüm Peygamber'e nazil oldu."


Bu konudaki Ehlisünnet rivayetlerine göre Kur'ân topluca bir defada Arş-ı Âlâ'dan ilk sema olan dünya semasına indirilmiş ve oradan Beytu'l-İzzet denilen bir mekâna konulmuştur. Bu husustaki Şia rivayetlerine göre ise; Kur'ân Arş-ı Âlâ'dan dördüncü semaya indirildi ve orada ise Beytu'l-Mamur denilen yere konuldu. Şeyh Saduk bu hususu Şia'nın akidesi olarak zikretmektedir. Konu hakkındaki rivayet şudur:


"Kur'ân-ı Kerim Ramazan ayında bir bütün olarak dördüncü semada bulunan Beytu'l-Mamur'a indi. Daha sonra Beytu'l-Mamur'dan yirmi sene boyunca Peygamber'e nazil oldu. Yüce Allah Peygamberine ilmini bir defada verdi."


Zahir ehli olan insanlar bu rivayetin zahiri ile amel edip, bunu olduğu şekilde kabul etmişlerdir. Lakin zahir ile yetinmeyen birçok araştırmacı aşağıdaki çekincelere binaen bu meşhur rivayeti tevil etmeyi tercih etmişlerdir.

 

Kur'ân-ı Kerim'in Arş-ı Âlâ'dan dördüncü veya birinci semaya indirilip Beytu'l-Mamur veya Beytu'l-İzzet'te korunmasının hikmet ve maslahatı ne olabilir? Bu mekân naklinde ne gibi bir hikmet vardır? Buna ilave olarak bu nüzulün insanlara ve Peygamber'e ne gibi bir faydası olabilir ki Allah ondan azamet ve görkem ile bahsetmektedir? Kur'ân, okunmaya değer, maddî ve manevî sorunları çözen ayet ve sureler mecmuasıdır. Acaba Kur'ân'ın bir bütün olarak Kadir gecesinde birinci veya dördüncü semaya indirilmesi insanlar için bir fazilet midir?


Fahr-ı Razi bu gibi soruların cevabında diyor ki: "Belki de işin kolaylığı nazarı itibare alınmıştır. Yani ihtiyaç duyulduğu anda Cebrail en yakın mesafeden gerekli olan ayetleri kolaylıkla Peygamber'e ulaştırabilecekti." Fakat bu cevap, Fahr-ı Razi'nin ilmî makamına yakışır bir cevap değildir. Zira yüceler âlemi olan tabiat ötesi âlemde yakınlık ve uzaklık söz konusu değildir."


Kur'ân-ı Kerim'in bir bütün olarak ve aşamalı bir şekilde nazil olması hakkında ilmî otoritelerin bazı yorum ve değerlendirmeleri vardır. Bu değerlendirmelerin çoğu mevzubahis olan hadisin tevili niteliğindedir. Burada bu yorum ve değerlendirmelerin bazılarına değineceğiz.


1- Kur'ân-ı Kerim'in tümüyle Kadir gecesinde Peygamber'e nazil olmasından kasıt, Peygamber'in bu gecede Kur'ân'ın tüm içeriği hakkında bilgilendirilmiş olmasıdır. Şeyh Saduk'un sözlerinde böyle bir yoruma rastlamaktayız. O, bu hususta diyor ki: "Muhakkak ki Allah, Peygamberine ilmin tümünü birden vermiştir." Yani Kur'ân kelime ve ibareleri ile o gece nazil olmamıştır. Sadece Peygamber Kur'ân hakkında genel anlamda bilgilendirilmiştir.


2- Feyz-i Kaşanî ise Beytu'l-Mamur'un Peygamber'in kalbi olduğunu söylüyor. Zira Peygamber'in kalbi Allah'ın mamur evidir ve maddî âlemin dördüncü semasında bulunmaktadır. Peygamber, cemadat (cansız nesneler), nebatat (bitkiler) ve hayvanat mertebelerini geride bırakarak dördüncü mertebe sayılan insanlık makamının zirvesine ulaşmıştır. Böylece Kur'ân yirmi yıl boyunca onun yüce kalbinden ve şerif dilinden Cebrail'in nazil ettiği oranda insanlığa akmıştır. Bu yorum da soruna çözüm getirecek niteliğe haiz değildir. Zira böyle bir yorum iki nüzule delalet etmemekte ve sadece genel anlamda genel bir bilgilendirmeden bahsetmektedir.


3- Ebu Abdullah Zencanî diyor ki: "Kur'ân'ın yüce hedef ve gayelerini ihtiva eden ve genel boyutlara haiz olan Kur'ân'ın ruhu, o gece (Kadir gecesi) Peygamber'in kalbine tecelli etti."


نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ. عَلٰي قَلْبِكَ

 

"Onu Ruhu'l-Emin (Cebrail) senin kalbine indirmiştir."


Muteakiben senelerce aşamalı olarak Peygamber'in dilinden insanlığa aktı.


وَقُرْاٰنًا فَرَقْنَاهُ لِتَقْرَأَهُ عَلَي النَّاسِ عَلٰي مُكْثٍ وَنَزَّلْنَاهُ تَنْزِيلًا

 

Biz Kur'ân'ı, insanlara dura dura okuyasın diye ayet ayet ayırdık ve onu peygambere indirdik."


4- Allame Tabatabaî aynı yorumu daha ince bir ifade ile dillendirmiştir. O, bu hususta şöyle diyor: "Aslında Kur'ân, zahirî varlığının perdesi arkasında saklı bulunan ve normal idrak ve bakıştan uzak olan, başka bir hakikat ve varlığa sahiptir. Kur'ân kendi batınî vücudunda her türlü ayrılık ve parçalanmadan ıraktır. Ne cüz'ü, ne suresi ve ne de ayeti bulunmaktadır. O parçaları birbiriyle bütünleşmiş hakikî ve güçlü bir birliğe haiz, yüce makamda karar kılmış ve herkesin ulaşmasından uzak ve ıraktır."


الۤرۤ كِتَابٌ أُحْكِمَتْ اٰيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ

 

"Elif. Lâm. Ra. (Bu sana indirilen), hikmet sahibi (ve) her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da açıklanmış bir kitaptır."


وَإِنَّهُ فِي أُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِيٌّ حَكِيمٌ

 

Şüphesiz o, katımızdaki ana kitapta (Levh-i Mahfuz'da) mevcuttur, çok yücedir, hikmetlerle doludur.


إِنَّهُ لَقُرْاٰنٌ كَرِيمٌ. فِي كِتَابٍ مَكْنُونٍ. لَا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ

 

"Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur'ân'dır. Ona, ancak tertemiz kılınmışlar dokunabilir."


وَلَقَدْ جِئْنَاهُمْ بِكِتَابٍ فَصَّلْنَاهُ عَلٰي عِلْمٍ

 

"Andolsun biz onlara, bilerek açıkladığımız bir kitabı, getirdik."


Bu ayetlerden kasıt şudur; Kur'ân-ı Kerim'in iki varlığı vardır. Bu varlıklardan biri lafız, cümle ve ibarelerde şekillenen zahirî varlığıdır. Diğeri de asıl makamında bulunan manevî varlığıdır. Buna binaen Kur'ân-ı Kerim Kadir gecesi, tek bir hakikat olarak o asıl ve batınî varlığıyla bir bütün olarak Peygamber'in kalbine nazil oldu. Daha sonra aşamalı olarak, zahirî ve ayrıntılı varlığıyla muhtelif münasebetlere binaen ve farklı zaman dilimlerinde peygamberlik süresi boyunca nazil oldu.


Bu tür teviller, bir tür incelik ve zarafete haizdirler. Bu teviller, gerekli kılıcı faktör ve ispat edici belge bulunduğu takdirde oldukça münasip olabilirler. Öte yandan Kur'ân ayetlerinin zahiri, insanların elinde mevcut bulunan Kur'ân'a işaret etmekte ve insanların gözünden uzak ve gizli olan bir başka Kur'ân veya hakikatten bahsetmemektedir.


Yüce Allah, Ramazan ayının yüceliği ve Kadir gecesinin azametine dikkatleri çekmek için Kur'ân-ı Kerim'in inişini bu ayda müyesser kılmıştır. İnsanlar bu hususu idrak etmelidirler. Ayrıca halkın bildiği ve tanıdığı Kur'ân hakkında konuşmak gerek. Bununla birlikte her iki mertebesi de insanlardan hatta peygamberlerden de uzak olan batınî Kur'ân'ın Kadir gecesinde yüksek makamdan aşağı bir makama yani Peygamber'in kalbine nazil olduğuna dair yorumların insanlara ne faydası vardır. Kur'ân bu konuyu azametli bir şekilde beyan etmiştir.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler