18 Ekim 2018 Perşembe Saat:
10:45
07-02-2018
  

Kuran'da Masumiyet

Kuran-ı Kerim, her üç açıdan da Peygamberleri masum (yanılmaz) olarak nitelemektedir.

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü



Peygamberlerin masumluğuna acaba Kuran'dan delil göstermek mümkün müdür?


Merhum Allame Meşhur "El-Mizân" tefsirinde bu konuda şöyle yazıyor: Peygamberlerin sahip oldukları ismet (kusursuzluk) niteliği üç kısma ayrılır:

a)-Vahyi alırken yanılmama

b)-Tebliğ ve elçilik görevini yerine getirirken yanlış yapmam

c)-Günah işlememe (günahlara karşı korunmuş olma).

Günah, kulluğun saygınlığını lekeleyen ve efendiye muhalefet anlamına gelen her türlü kusur demektir.

Kuran-ı Kerim, her üç açıdan da Peygamberleri masum (yanılmaz) olarak nitelemektedir.

Peygamberlerin Allah'tan vahyi alırken, aldıkları bu vahyin içerdiği mesajı insanlara sunarken, Allah adına elçilik görevini yerine getirirken masum, yanılmaz olduklarının kanıtı şu ayeti-i kerimedir:

* "Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanları anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitap indirdi. Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan azgınlık ve kıskançlıkları yüzünden anlaşmazlığa düşenler, o, kitap verilenlerden başkası değildi. Böylece Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izniyle eriştirdi. " (Bakara / 213)

Bu ayeti-i kerimede, açık bir şekilde, yüce Allah'ın peygamberleri müjdeleme ve uyarma görevini yerine getirmek üzere gönderdiği, onlarla birlikte kitap (ki vahiy dediğimiz şey budur) indirdiği vurgulanmaktadır. Asıl misyonları da, inanç sistemine ve pratik yaşayışa ilişkin gerçeği açıklamaktır.

Diğer bir ifadeyle, Peygamberlerin Allah katında üstlendikleri görev, insanları hak nitelikli inanç sistemine ve buna dayalı hak nitelikli hayat biçimine eriştirmektir. Yüce Allah'ın, peygamberleri gönderme hususunda öngördüğü hedef budur. Yine Allah Teâlâ Hz. Musa'nın lisanıyla şöyle buyurmuştur:

*"Benim Rabbim, şaşırmaz ve unutmaz." (Taha / 52)

Buradan açıkça anlaşılıyor ki, Allah yaptığı bir işte, hiç bir tavrında yanılmaz. Bir şeyi dilediği zaman, onu, sonuçta amaca ulaşacak ve yanlışa sapmayacak bir yolla irade eder. Bir hedef için herhangi bir yolun izlenmesini öngördüğü zaman, bu yöntemde asla şaşırmaz. O, kendilerine vahiy indirmek, dinin kapsadığı bilgileri öğretmek suretiyle peygamber göndermiştir. Böyle de olmalıdır. Onları birer elçi olarak görevlendirerek mesajını insanlara duyurmalarını öngörmüştür. Ki, bu kaçınılmaz bir realitedir.

Şu ayeti-i kerime de, peygamberlerin masum olduklarına, hatadan beri olduklarına, vahyi algılama ve tebliğ etme açısından yanılmaz olduklarına delalet etmektedir:

*"O, gaybi bilendir. Kendi gaybını kimseye açık tutmaz. Ancak elçileri içinde razı olduğu kimseler başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyiciler dizer. Öyle ki, onların Rablerinden gelen risaleti tebliğ ettiklerini bilsin. Allah onların nezdinde olanları sarıp-kuşatır ve her şeyi sayı olarak da sayıp tespit etmiştir. " (Cin / 26-28)

Buradan anlıyoruz ki, yüce Allah, elçilerini vahyinin muhatabı olmaya özgü kılar. Sonra gaybi kendilerine göstererek onlara destek olur. Önlerinde ve arkalarında onları denetler. Yanlarında olanı çepeçevre kuşatır. Amaç, vahyi, yok olmaya, şeytanların ve başka art niyetli unsurların girişimleri sonucu değişmeye karşı koruma altına almadır. Böylece Rablerinin mesajını insanlara net biçimde ulaştırmalarını sağlamadır.

Masumiyeti kanıtlamaya ilişkin bu yaklaşımlar, peygamberlerin sadece vahyi algılamaları ve mesajı tebliğ etmeleri açısından masum olduklarını, zihinlerde çağrıştırır niteliktedir. Daha önce vurguladığımız, amelde masumiyeti, tavırda yanılmazlığı çağrıştırmıyorlar. Ancak, bu iki yaklaşımın masumiyete ilişkin kanıtsallığını şu şekilde bütünlemek mümkündür:

Düşünce ve fikir erbabına göre "Fiil de tıpkı söz gibi delil oluşturur, mesaj verir." Buna göre, bir işi yapan kimse, bu fiiliyle yaptığı işi güzel ve caiz gördüğünü anlatır. Bu, "Falan işi güzel ve caiz görüyorum" demesi ile vurgulama bakımından birdir. Eğer, aksini emreden peygamberden günah nitelikli bir davranış sudur etse, onun açısından, bu bir çelişki olur. Çünkü fiili, bu durumda sözü ile çelişir. O zaman da, peygamber birbiriyle çelişen iki şeyin tebliğcisi konumuna düşer. Oysa iki zıt şeyi tebliğ etme, gerçeği tebliğ olarak adlandırılamaz. Çünkü iki zıt şeyi duyuran kimse, hakkı duyurmuş olamaz. Bunun nedeni birbirine zıt olan iki şeyin birbirlerini geçersiz kılacak nitelikte olmalarıdır. Buna göre, peygamberin, ilahi mesajı duyurma açısından masum oluşu, ancak günahtan masum olması ve söz fiil çelişkisinden korunmuş olması ile gerçekleşmiş olur. Bu da, son derece açık bir husustur.

 

devam edecek...

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler