19 Ekim 2018 Cuma Saat:
18:46
23-02-2018
  

Kur’an ve Hadisler Işığında Ehl-i Beyt (Kırk Hadis)

Musa Aydın Hoca'dan Kur’an ve Hadisler Işığında Ehl-i Beyt

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

Musa AYDIN

 

A) EHLİBEYT’İN KUR’ANÎ SİMASI

 

Kur’an Hz. Adem’in yaratılışını gündeme getirirken Halifetullahlık makamından bahseder. (Bakara, 30). Halifetullah (Allah’ın halifesi) olabilmek, O’nu yeryüzünde temsil edebilmek, onun adına ve ondan vekâletle velayet hakkına ve tasarrufuna sahip olabilmek için, bir insandaki bütün kemallerin kuvveden fiile ulaşması, yani insan-ı kâmil olması gerekir. Yaratılışın hedefine ulaşması için bütün zaman dilimlerinde bu özelliğe sahip en az bir kişinin yeryüzünde bulunması gerekir. Zira Kur’an açık bir şekilde yeryüzünde olan her şeyi insan için yarattığını ve onu yeryüzünde kendi halifesi kılmak istediğini beyan ediyor. (Bakara, 29-30)  İşte bu yüzden en azından bir kişinin her zamanda bütün kemallerin zirvesine ulaşması gerekir ki yaratılışın asıl hedefi gerçekleşmiş olsun. Geçmiş ümmetlerde peygamberler ve vasileri bu konuma sahiplerdi. İslam ümmetinde ise bize göre Resulullah (s.a.a) ve Ehlibeyti’nin her biri kendi zamanındaki en kâmil, en üstün, en faziletli insanlardır. Dolayısıyla onların her biri, bulundukları zamanda yakinen halifetullah diyebileceğimiz en layık şahsiyetlerdir.

 

 Bu söylediğimiz bazılarına peşin bir hüküm ve kuru bir iddia gibi gelebilir. Böyle olmadığını göstermek için başka ayetlerle bu gerçeği delillendirmek, güçlendirmek ve netleştirmek istiyoruz.

 

Fatır sûresinin 31. ayetinde şöyle buyurmaktadır Rabbimiz:

 

وَالَّـذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِعِبَادِه۪ لَخَب۪يرٌ بَص۪يرٌ

 

“Sana vahyettiğimiz kitap, gerçektir, önceki kitapları doğrulamaktadır. Allah, kullarından hakkıyla haberdardır ve onları iyice görendir.”

 

Sonra 32. ayette şöyle devam ediyor:

 

ثُمَّ اَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذ۪ينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَاۚ فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ۚ وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۚ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَب۪يرُۜ.

 

“Sonra kitabı, kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık; derken o kullardan nefsine zulmeden var ve onlardan orta halli olanlar var ve onlardan, bütün hayırlarda herkesten ileri giden-önde koşanlar var Allah’ın izniyle; işte bu, pek büyük bir (İlahi) lütuftur.”

 

Bu ayette bahsedilen seçilmiş kullar kimlerdir acaba? Bunu da yine Kur’an’dan öğrenelim. Âl-i İmran sûresinin 33-34. ayetlerinde şöyle buyuruyor:


اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰٓى اٰدَمَ وَنُوحاً وَاٰلَ اِبْرٰه۪يمَ وَاٰلَ عِمْرٰنَ عَلَى الْعَالَم۪ينَۙ*  ذُرِّيَّةً بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌۚ.

 

“Şüphe yok ki Allah, Âdem'i, Nûh'u, İbrahîm soyunu ve İmrân soyunu seçti, âlemlere üstün etti. * Onlar birbirinden gelmiş birer nesildir. Allah her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla bilendir.”

 

Bu ümmete kadar devam eden seçilmiş nesil, Hz. İbrahim’in (a.s) soyudur. Bu ise Resulullah ve onun Ehlibeyti’nde kendini göstermiştir. Demek ki Kur’an’ın gerçek mirasçıları, yani Kur’an’ı hakkıyla ve eksiksiz anlayan ve yaşayan onlardır.

 

Daha sonra kulları üçe ayırmaktadır: Nefsine zulmedenler, orta halli olanlar ve bütün hayırlarda Allah’ın izniyle herkesten önde olanlar. Şimdi soralım: Kur’an’ın hakiki ve kâmil mirasçıları bu üçüncü gruptan başkası olabilir mi? Elbette hayır. Çıkan net sonuç şudur: Bu ümmette seçilmiş nesil, dolayısıyla Kitabullah’ın gerçek mirasçıları ve bütün hayırlarda önde olanlar Resulullah’ın (s.a.a) Ehlibeyti’dir.

 

Benzer bir açıklama Vakıa sûresinin başlarında geçmektedir. Orada da kulları üçe ayırarak şöyle buyurmaktadır:

 

وَكُنْتُمْ اَزْوَاجًا ثَلٰثَةً

فَاَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَا اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ

وَاَصْحَابُ الْمَشْپَمَةِ مَا اَصْحَابُ الْمَشْپَمَةِ

وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ

اُولٰئِكَ الْمُقَرَّبُونَ

 

“Ve siz üç sınıf olduğunuz zaman: * Uğurlular; uğurluların durumu ne güzel! * Uğursuzlar; uğursuzların durumu ne kötü! * Bir de önde gidenler, önde gidenler. (veya önde gidenlerin önde gidenleri.)* İşte onlar, (Allah'a) yakınlaştırılmış olanlardırlar.”(Vakıa, 7-11)

 

Görüldüğü gibi tıpkı Fâtır sûresindeki gibi insanlar üçe ayrılıyor ve üçüncü grup (her konuda, bütün hayırlarda) herkesten önde olan ve dolayısıyla Allah’a herkesten daha yakın olan mukarrep kimselerdir. Yine tarihten ve İslami şahsiyetlerin hal tercümelerinden haberdar olan insaf ve izan sahibi herkes, bu konuda da Resulullah’ın (s.a.a) Ehlibeyti’nden daha layık birisinin olmadığını itiraf eder.

 

İlginçtir, Vâkıa sûresindeki bu açıklamaların ardından şöyle bir cümle daha geçmektedir:

 

ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّلٖينَ

وَقَلٖيلٌ مِنَ الْاٰخِرٖينَ

 

“Öncekilerdenbirçoğu ve sonrakilerden birazı böyleydi.”(Vâkıa, 13-14)

 

Öncekilerden maksat geçmiş ümmetler, sonrakilerden maksat ise İslam ümmetidir. Nitekim ahir zaman ümmeti İslam ümmetine denmektedir.

 

Peki, neden öncekilerden bu özelliğe sahip olan çok, ama sonrakilerden azdır. Zira geçmiş ümmetler için 124 bin peygamber gelip geçtiğini biliyoruz. Ayrıca onların birçoğunun vasisi de bulunmaktadır.  Ama bu ümmette böyle değil. Eğer bu ayette geçen “sonrakiler” tabirindebütün İslam ümmeti kastedilmiş olsaydı, az bir grup tabiri anlamsız olurdu. Zira binlerce, milyonlarca Müslüman vardır. Eğer sahabe ve diğer önemli şahsiyetler kastedilirse, yine aynı durum söz konusu olur. Nitekim aynı sûrenin 38. ayetinde “Ashabu’l-Yemin”den, yani orta halli olan uğurlulardan bahsederken şöyle buyurmaktadır:

 

ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّلٖينَ

وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِرٖينَ

 

 

“Hem öncekilerin hem de sonrakilerin birçoğu böyleydi.”(Vakıa, 39-40)

 

Dolayısıyla orta halliler hem önceki ümmette, hem de bu ümmette çoktur. Bütün hayırlarda önde olanlar ve Allah’a en yakın olanlar ise bu ümmette azdır!

 

 

Bir de Vâkıasûresinin sonlarında yer alan şu ayetleri görelim:

 

اِنَّهُ لَقُرْاٰنٌ كَرٖيمٌ

فٖى كِتَابٍ مَكْنُونٍ

لَا يَمَسُّهُ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَ

 

“Kuşkusuz bu kitap, değerli Kur'an'dır. * Saklı bir kitaptadır. * Tertemiz kılınmış olanlardan başkası ona dokunamaz.”(Vakıa, 77-79)

 

Hakikatleri Levh-i Mahfuz’da saklı olan Kur’an’ın bu hakikatlerine ancak mutahhar (tertemiz) olanlar dokunabilir; yani idrak edebilir. Mutahharlar (tertemizler) kimlerdir acaba? Önceki verdiğimiz ayetler buna da yeteri kadar ışık tutmaktadır aslında.Evet, onların seçilmişlerden, bütün hayırlarda önde olanlardan, Allah’a en yakın olanlardan başkası olduğunu düşünmek bile abestir.Kaldı ki Rabbimiz sadece bunlarla yetinmemiş ve olayı daha da netleştirmiştir ki kimsenin en ufak bir şek ve şüphesi kalmasın. Burada ancak mutahharlar “aslı saklı olan Kur’an’ın hakikatlerine dokunabilir-ulaşabilir” buyururken, Ahzap sûresinin 33. ayetinde “mutahharlar ancak Ehlibeyt’tir” buyurmakta ve bu kavramla mutahharları somutlaştırmakta, sınırlandırmaktadır.

 

اِنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْه۪يراً

 

“Ey Ehlibeyt, Allah ancak sizden her türlü fenalığı-kötülüğü uzaklaştırmayı ve sizi tertemiz kılmayı irade etmiştir.”(Ahzap, 33)

 

Bu açıklamaların ışığında aşağıdaki ayeti de dikkatle okumanızı tavsiye ederiz. Acaba bu ayette bahsedilenler, yukarıda özellikleri geçenlerden başkası olabilir mi?

 

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقٖينَ

 

“Ey İman edenler, Allah’tan sakının ve sadıklarla-doğrularla birlikte olun.”(Tevbe, 119)

 

Sadıkların, ya da en sadıklarında yine yukarıda bahsedilen özelliklere sahip olan kimselerden başkası olmadığı açıktır. Evet, sürekli kendileriyle birlikte olmamız, yani izlerinden ve özlerinden ayrılmamamız emredilen “Sadıklar”, bütün hayırlarda önde olanlar, Allah’a en yakın olanlar, mutahharlar, yani Resulullah (s.a.a) ve Ehlibeyti’nden başkası olamaz.

 

Aynı açıklamalar ışığında bir de şu ayete bakalım:

 

فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَۙ

 

 “Bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.”(Nahl, 43, Enbiya, 7)

 

Ayette geçen “zikir” kelimesinin manası hakkında dört ihtimal verilmiştir:

 

a) Bilgi-ilim

 

 Dolayısıyla zikir ehli, bilgi sahibi ve ilim ehli kimselerdir bu tefsire göre.  Gerçi zikir kelimesi mezkur anlamda Kur’an’ın hiçbir yerinde kullanılmamıştır.

 

b) Kur’an

 

Bu ihtimale göre zikir ehli, Kur’an ehli olan kimseler anlamına gelmektedir.

 

c) Allah’ı zikretmek-anmak.

 

Bu görüşe göre zikir ehli, yani Allah’ı zikredip anan kimselerdir.

 

d) Resulullah

 

 Talak sûresinin 10. Ve 11. ayetlerinde Resulullah’tan zikir diye bahsetmektedir. Dolayısıyla zikrin ehli, Yani Resulullah’ın ehli, yani Ehlibeyt’tir..

 

Bu dört mananın hepsini kabul etsek bile, yine bunlarında hepsinde Resulullah’ın(s.a.a) Ehlibeyti en mükemmel fertleridir “ZİKİR EHLİ”nin!

 

Çünkü eğer zikirden maksadın bilgi ve ilim olduğunu kabul etsek bile, hemen bütün tarihlerin de şahitliği üzere onlar zamanlarının en âlimi olan, muasır âlimlere hocalık yapan, ama kimsenin talebeliğinde bulunmayan yüce şahsiyetlerdir.

 

Eğer zikirden kasıt Kur’an ise, yine Kur’an’ı miras alan, Kur’an’ın hakikatlerini idrak etmeye layık, mutahhar (tertemiz)  olan onlar değil miydi?

 

Eğer maksat Resulullah ise, zaten onun ehli Ehlibeyti onlardan başkası değildir.

Eğer maksat Allah’ı zikretmek ve O’nu anmaksa, Ehlibeyt zamanlarının en büyük zakirleriydi. Allah’ı yad eden, O’nu unutmayan kimse, her şeyini onun rıza ve hoşnutluğu doğrultusunda tanzim eder. Adeta O’nda fani olur. Ol dediği yerde olur, olma dediği yerde olmaz. Evet, en büyük zakir, en çok aşık olandır. Vebu ümmetin içinde”Hakk’ın en büyük aşıkları” Resulullah ve Ehlibeyti’nden başkası değildir.Onlar her şeylerini maşukun uğruna adamış ve feda etmişlerdi.

 

İlmin, irfanın membaı, kaynağı onlardır. Dolayısıyla bilmediklerimizi onlara soracağız. Yolumuzu yordamımızı, istikametimizi onlarla belirleyeceğiz. Bundan dolayıdır ki Resul-i Kibriya (s.a.a) Kur’an ve Ehlibeyt’i bize emanet etmiş ve onlara sarılmamızı emretmiş, sarıldığımız takdirde asla dalalete düşmeyeceğimizi garantilemiştir.

 

Şimdi en başta söylediğimiz Kur’ani kavram, yani “Halifetullah” sıfatına, yine Kur’an’dan sıraladığımız bu sıfatlara sahip olan kimselerden daha layık kim olabilir?

Bu ayetleri böyle okuduktan sonra meveddet ayetine geldiğimizde manzara netleşiyor ve her şey yerli yerine oturuyor artık. Anlıyoruz ki neden Allah-u Teâla bizzat Resul’üne ümmetten risaletine karşılık olarak bir tek Ehlibeyt’in meveddet ve muhabbetini istemesini emrediyor! Hikmet sahibi Rabbimizin hikmet sahibi Resulü kanalıyla istediği bu karşılığın hikmeti-nedeni ortaya çıkmış oluyor. Çünkü onlar sırf Resul’ün torunları, çocukları oldukları için değil, bütün hayırlarda önde oldukları için seçilmişlerdir; bütün hayırlarda önde oldukları için Allah’a en yakın olanlardır;mutahhar olanlar onlardır; dolayısıyla Kur’an’ın mirasçıları, Kur’an’ın hakikatlerini olduğu gibi idrak edenler de onlardır…Ve hep önde gittikleri için arkada kalanlar elbette onları izlemeli,onları örnek ve önder edinmelidir. Bu da muhabbet olmadan olmaz; muhabbet de marifet olmadan olmaz.

 

Evet, şimdi Resulullah’ın (s.a.a) risaletinin karşılığından bahseden birbirine benzer ve birbirinin tamamlayıcısı olan üç ayeti bir arada dikkate alıp değerlendirmeye çalışalım:

 

قُلْ مَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِلَّا مَنْ شَٓاءَ اَنْ يَتَّخِذَ اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلاً

 

De ki: "Buna (elçiliğe) karşılık sizden, Rabbine doğru bir yol tutmak isteyen kimseler dışında bir ücret istemem."(Furkan, 57)

 

قُلْ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْراً اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبٰىۜ وَمَنْ يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَزِدْ لَهُ ف۪يهَا حُسْناًۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ شَكُورٌ

 

“(Ey Resulüm!) Deki ben buna (risaletime ve emeklerime) karşılık) yakınlarıma (Ehlibeyt'ime) amele yansıyan bir sevgiden başka bir ücret-karşılık istemem. İyilik yapana, yaptığı işteki iyiliğini artırırız. Kuşkusuz, Allah bağışlayandır ve şükrün karşılığını verendir (iyiliklere karşı kadirşinastır ve az amele bol mükâfat verendir).”(Şura, 23)

 

قُلْ مَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ

 

De ki: "Sizden herhangi bir ücret-karşılık istemişsem o sizin içindir. Benim ücretim ancak Allah'a aittir. O her şeye hakkıyla şahittir."(Sebe, 47)

 

Birinci ayette geçen yoldan maksadın Ehlibeyt'in sevgisi olduğu ikinci ayetten (Şûra 23) anlaşılmaktadır. Böylece bu yolu izleyen, yani bu muhabbete ermiş insanların kendileri o muhabbetle bütünleştikleri için Peygamber'in risaletinin ücreti sayılırlar. Bazı meallerde ise, "bir amel" kelimesi takdir edildiği varsayımıyla şöyle tercüme edilmiştir: "…bir yol tutmak isteyen kimselerin ameli dışında…" Buna göre de yine amelden maksat, Ehlibeyt'in muhabbetidir.Ve bilahare son ayeti (Sebe, 47)  de dikkate aldığımızda çıkan sonuç şudur: Ehlibeyt’in amele yansıyan sevgisi, yani onların takibine vesile olan sevgi, insanı Rabb’e doğru götüren bir yoldur ve Resulullah (s.a.a) Allah’ın emriyle bunu risaletinin ve emeklerinin karşılığı olarak ümmetten istemektedir. Ancak bunun bile asıl kazananı sevenlerin kendisidir. Yani Ehlibeyt’in meveddeti Resul’e bir şey kazandırmaz veya (haşa) onların düşmanlığı ve onlardan amelde uzaklaşmak Resul’e bir şey kaybettirmez. Kazanan da kaybeden de onların kendisidir.

 

Aslında bu ayetlerin her birinin Resulullah’ın Ehlibeyti’ne yönelik tefsir ve tatbiki hakkında Ehlibeyt kaynaklarında birçok hadis nakledilmiştir ki biz bunları nakletmekten vazgeçtik. Zira birileri, farklı saiklerle bunları kabul etmeyebilir. Ama insaf ve izan sahibi bir kimsenin bu ayetleri bir arada ve önyargılardan uzak bir şekilde değerlendirip üzerinde tefekkür ve tedebbür ettiğinde bizim vardığımız sonuca varması kaçınılmazdır diye düşünüyoruz.

 

Evet, onlar hakkındaki bu Kur’ani referanslara vakıf olan, bir de Resulullah’ın (s.a.a) onlar hakkında buyurduğu ve çeşitli İslami kaynaklarda nakledilen hadislerden haberdar olan bir kimsenin onları sevmemesi, hayırlarda onları izlememesi, onları kendine örnek ve önder edinmemesi mümkün değildir.

 

B) EHLİBEYT HAKKINDA KIRK HADİS

 

* Ehlibeyt’in İslam’daki Yeri, Rolü ve Kimler Olduğu

 

1--"Sekaleyn Hadisi" diye meşhur olan hadisinde Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:

 

اِنّی تارِکٌ فیکُمُ الثِّقْلَینِ ما اِنْ تَمَسَّکْتُمْ بِهِما لَنْ تَضِلُوا بَعْدی اَحَدَهُما اَعْظَمُ مِنَ الآخِرِ کتابَ اللهِ مُمْدُودٌ مِن السَّماء اِلَی الْاَرْضِ وَ عِتْرَتی اَهْلَ بَیْتی وَ لَنْ یَفْتَرِقا حَتّی یَرِدا عَلیّ الْحَوضِ فَانْظُرُوا کَیْفَ تُخَلِّفُونی فیهِما.

 

"Şüphesiz ben sizin aranızda iki ağır ve değerli emanet bırakıyorum ki eğer onlara sarılırsanız hiçbir zaman sapıklığa düşmezsiniz. Onlardan biri diğerinden daha büyük olan Allah'ın kitabı Kur’an'dır ki gökten yere uzanan bir ip misalidir. Diğeri ise benim itretim olan Ehlibeyt'imdir. Bu ikisi Kevser havuzu başında bana varıncaya kadar hiçbir zaman bir birlerinden ayrılmazlar. Bakın benden sonra bu emanetlere nasıl davranacaksınız?!"[1]

 

2- Ebu Said HudrîÜmm-ü Seleme annemizden şöyle nakletmiştir:

 

لما نزلت هذه الآية * إنما يريد الله ليذهب عنكم الرجس أهل البيت ويطهركم تطهيرا * دعا رسول الله (صلى الله عليه وآله عليا وفاطمة وحسنا وحسينا، فجلل عليهم كساء خيبريا، فقال: اللهم هؤلاء أهل بيتي،اللهم أذهب عنهم الرجس وطهرهم تطهيرا. قالت أم سلمة: ألست منهم؟ قال: أنت إلى خير.

 

“Kur’an’daki‘Ey Ehlibeyt, Allah ancak sizden her türlü fenalığı-kötülüğü uzaklaştırmayı ve sizi tertemiz kılmayı irade etmiştir.’ (Ahzap, 33) ayeti nazil olduğunda Allah Resulü (s.a.a) Ali’yi, Fatıma’yı, Hasan ve Hüseyin’i çağırdı ve onların üzerini Hayberi bir aba ile örttü ve şöyle dua etti: ‘Allah’ım! Bunlar benim Ehlibeytim’dir. Allah’ım! her türlü fenalığı-kötülüğü onlardan uzaklaştır ve onları tertemiz kıl. ’Ümmü Seleme Resulullah’a ‘Ben onlardan değil miyim?’ deyince ‘Sen hayır üzeresin.’ buyurdu.”[2]

 

3- Câbir b. Abdullah-i Ensâri’den şöyle nakledilmiştir:

 

جابر بن عبد الله الأنصاري: كنت عند النبي (صلى الله عليه وآله) في بيت أم سلمة، فأنزل الله هذه الآية: * (إنما يريد الله ليذهب عنكم الرجس أهل البيت ويطهركم تطهيرا) *، فدعا النبي (صلى الله عليه وآله) بالحسن والحسين وفاطمة وأجلسهم بين يديه، فدعا عليا فأجلسه خلف ظهره، وقال: اللهم هؤلاء أهل بيتي، فأذهب عنهم الرجس وطهرهم تطهيرا. فقالت أم سلمة: وأنا معهم يا رسول الله؟ فقال لها: إنك على خير.

فقلت: يا رسول الله، لقد أكرم الله هذه العترة الطاهرة والذرية المباركة بذهاب الرجس عنهم. قال: يا جابر لأنهم عترتي من لحمي ودمي، فأخي سيد الأوصياء، وابني خير الأسباط، وابنتي سيدة النسوان، ومنا المهدي.

 

“Ben Ümm-ü Seleme’nin evinde Resulullah’ın (s.a.a) yanındaydım. O sırada Allah-u Teala şu ayeti nazil kıldı: ‘Ey Ehlibeyt, Allah ancak sizden her türlü fenalığı-kötülüğü uzaklaştırmayı ve sizi tertemiz kılmayı irade etmiştir.’ (Ahzap, 33)

 

Bunun üzerine Peygamber (s.a.a) Hasan’ı, Hüseyin’i ve Fatıma’yı çağırıp önüne oturttu. Sonra Ali’yi çağırarak arkasına oturttu ve şöyle dua etti: ‘Allah’ım! Bunlar benim Ehlibeytim’dir. O halde her türlü fenalığı-kötülüğü onlardan uzaklaştır ve onları tertemiz kıl.’Ümm-ü Seleme ‘Ben de onlardan mıyım ya Resulallah?’ diye sorunca ona şöyle buyurdu: ‘Sen hayır üzeresin.” Câbir der ki: Ben ‘Ya Resulallah! Hiç şüphesiz Allah, bu tertemiz itrete ve mübarek zürriyete her kötülük ve fenalığı onlardan uzaklaştırarak büyük bir ikramda bulunmuştur!’ dediğimde şöyle buyurdu: “Ey Cabir! Elbette öyledir; zira hiç kuşkusuz onlar benim itretimdir; benim etim ve kanımdandırlar! Kardeşim (Ali) vasilerin efendisidir. İki yavrum (Hasan ve Hüseyin), Peygamber torunlarının en hayırlılarıdırlar. Kızım Fatıma ise kadınların efendisidir ve (gelecek olan) Mehdi bizdendir!”[3]

 

4- İsa b. Abdullah b. Mâlik, Ömer b. Hattâp’tan şöyle nakletmiştir:

 

سمعت رسول الله (صلى الله عليه وآله (يقول: أيهاالناس، إني فرط لكم وإنكم واردون علي الحوض، حوضا عرضه ما بين صنعاء إلى بصرى، فيه قدحان عدد النجوم من فضة، وإني سائلكم حين تردون علي عن الثقلين، فانظروا كيف تخلفوني فيهما، السبب الأكبر كتاب الله طرفه بيد الله وطرفه بأيديكم، فاستمسكوا به ولا تبدلوا، وعترتي أهل بيتي، فإنه قد نبأني اللطيف الخبير أنهما لن يفترقا حتى يردا علي الحوض. فقلت: يا رسول الله، من عترتك؟ قال: أهل بيتي من ولد علي وفاطمة، وتسعة من صلب الحسين، أئمة أبرار، هم عترتي من لحمي ودمي 

 

Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu duydum: “Ey insanlar! Ben sizden önce öbür dünyaya gideceğim. Sizler (Kevser) havuzu başında bana geleceksiniz; öyle bir havuz ki San’a ve Busrâ arası kadar geniş olacaktır! O havuzun başında yıldızların sayısı kadar gümüş kâseler olacaktır. Siz bana geldiğinizde ben size iki ağır ve paha biçilmez emanetleri(mi) soracağım. Bakın benden sonra onlara nasıl davranacaksınız. O iki (emanetten) büyük olan sebep Allah’ın Kitabı (Kur’an)’dır. Onun bir ucu sizin, diğer ucu ise Allah’ın elindedir; ona sarılın ve değiştirmeyin. Diğeri ise benim itretim olan Ehlibeytim’dir. Latif ve her şeyden haberdar olan Rabbim bana, bu ikisinin Kevser havuzu başında bana varıncaya kadar birbirinden ayrılmayacağını haber verdi.” Ben dedim ki: ‘Ya Resulallah! Senin itretin kimdir?’ Şöyle buyurdu:  “Ali ve Fatıma’nın evlatlarından olan Ehlibeytim ve Hüseyin’in neslinden gelen dokuz iyilik ehli İmamlar. İşte onlar benim etimden ve kanımdan olan itretimdirler.”[4]

 

5- Musa b. Abd-i Rabbih Şöyle nakletmiştir:

 

موسى بن عبد ربه: سمعت الحسين بن علي (عليهما السلام(يقول في مسجد النبي (صلى الله عليه وآله -(وذلك في حياة أبيهعلي (عليه السلام : -(سمعت رسول الله (صلى الله عليه وآله (يقول: ألا إن أهل بيتي أمان لكم، فأحبوهم لحبي، وتمسكوا بهم لن تضلوا. قيل: فمن أهل بيتك يا نبي الله؟ قال:علي وسبطاي، وتسعة من ولد الحسين أئمة أمناء معصومون، ألا إنهم أهل بيتي وعترتي من لحمي ودمي.

 

 “Hüseyin bin Ali’nin (a.s) babası Hz. Ali (a.s) hayattayken Resulullah’ın (s.a.a) mescidinde şöyle buyurduğunu duydum: “Ben Resulullah’tan (s.a.a) duydum, şöyle buyuruyordu: “Bilin ki benim Ehlibeyt’im, sizin için güven vesilesidir. Benim sevgim için onları sevin; onlara sarılın ki asla yolunuzu kaybetmeyesiniz.” ‘Ey Allah’ın peygamberi! Senin Ehlibeytin kimdir?’ diye sorduklarında şöyle buyurdu: “Ali ve iki torunum (Hasan ve Hüseyin) ve Hüseyin’in evlatlarından olan dokuz emin ve masum imamlar! Bilin ki hiç kuşkusuz onlar benim Ehlibeytim ve etimden, kanımdan olan itretimdirler.”[5]

 

6- İmam Hasan Mücteba (a.s) babası Hz. Ali (a.s) şehid olduğunda okuduğu hutbede Allah’a hamdu senadan sonra şöyle buyurmuştur:

 

 فحمد الله وأثنى عليه، ثم قال -: أنا ابن البشير وأنا ابن النذير، وأنا ابن الداعي إلى الله بإذنه، وأنا ابن السراج المنير، وأنا من أهل البيت الذي كان جبريل ينزل إلينا ويصعد من عندنا، وأنا من أهل البيت الذي أذهب الله عنهم الرجس وطهرهم تطهيرا.

 

“Ben müjdeleyici ve korkutucunun oğluyum. Ben Allah’ın izniyle (insanları) Allah’a davet edenin oğluyum. Ben nur veren kandilin (Resulullah’ın) oğluyum. Ben o Ehlibeyt’tenim ki Cebrail (a.s) bize iner ve bizim yanımızdan semaya yükselirdi! Ben o Ehlibeyt’tenim ki Allah onlardan her türlü fenalık ve kötülüğü uzaklaştırmış ve onları tertemiz kılmıştır.”[6]

 

 

* Ehlibeyti Tanımak

 

7- Hz. Emirü’l-Mu’minin Ali (a.s):

 

أسعد الناس من عرف فضلنا، وتقرب إلى الله بنا، وأخلص حبنا، وعمل بما إليه ندبنا، وانتهى عما عنه نهينا، فذاك منا، وهو في دار المقامة معنا 

 

“İnsanların en saadetlisi, bizim faziletimizi tanıyan-kabul eden, Allah’a bizimle yakınlaşmaya çalışan, bizi içtenlikle seven, bizim davet ettiğimiz şeye amel eden ve sakındırdığımız şeyden sakınan kimsedir. İşte böyle birisi bizdendir ve ebediyet yurdunda bizimle birlikte olacaktır.”[7]

 

8- Hz. Resulullah (s.a.a):

 

من من الله عليه بمعرفة أهل بيتي وولايتهم فقد جمع الله له الخير كله

 

“Allah bir kimseye, Ehlibeytim’i tanımayı ve onların velayetini kabul etmeyi lütfederse,  bütün hayırları onun için bir araya toplamıştır demektir!”[8]

 

9- Hz. Resulullah (s.a.a):

 

 معرفة آل محمد براءة من النار، وحب آل محمد جوازعلى الصراط، والولاية لآل محمد أمان من العذاب.

 

"Muhammed'in Ehlibeyt'ini tanımak, (cehennem) ateşinden kurtulmak demektir; Muhammed'in Ehlibeyt'ini sevmek, sırat köprüsünden geçmek demektir ve Muhammed'in Ehlibeyt'inin velayetini kabul etmek azaptan emniyette olmak demektir."[9]

10- Selman-ı Fârisi’den şöyle nakledilmiştir:

 

سلمان الفارسي:دخلت على رسول الله (صلى الله عليه وآله (يوما، فلما نظر إلي قال: يا سلمان، إن الله عز وجل لم يبعث نبيا ولا رسولا إلا جعل له اثني عشر نقيبا... قلت: يا رسول الله، بأبي أنت وأمي، ما لمن عرف هؤلاء؟ فقال: يا سلمان، من عرفهم حق معرفتهم واقتدى بهم، فوالي وليهم وتبرأ من عدوهم فهو والله منا، يرد حيث نرد، ويسكن حيث نسكن .

 

“Bir gün Resulullah’ın (s.a.a) yanına gittim. Beni gördüğünde şöyle buyurdu: ‘Ey Selman! Allah Azze ve Celle, seçtiği her peygamber ve elçiyle birlikte onun için on iki nakip (vasi) de belirlemiştir…’ Dedim ki: ‘Ya Resulallah! Babam-anam sana feda olsun, onları tanıyan-kabul edenlerin mükafatı ne olacaktır?’ Şöyle buyurdu: ‘Ey Selman! Kim onları hakkıyla tanır ve onlara uyarsa, onların dostuyla dost olur, düşmanlarından teberri ederse, işte o vallahi bizimle birlikte olacaktır. Bizim gittiğimiz yere gidecek, bizim yerleştiğimiz yere yerleşecektir!”[10]

 

11- Sâlim Şöyle der:

سألت أبا جعفر (عليه السلام (عن قول الله عز وجل: * (ثم أورثنا الكتاب الذين اصطفينا من عبادنا فمنهم ظالم لنفسه ومنهم مقتصد ومنهم سابق بالخيرات بإذن الله) * (5) قال: السابق بالخيرات الإمام، والمقتصد العارف للإمام، والظالم لنفسه الذي لايعرف الإمام.

 

“İmam Muhammed Bâkır’a (a.s) Allah Azze ve Celle’nin“Sonra kitabı, kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık; derken o kullardan nefsine zulmeden var ve onlardan orta halli olanlar var ve onlardan, bütün hayırlarda herkesten ileri giden-öne geçenler var Allah’ın izniyle; işte bu, pek büyük bir (İlahi) lütuftur.”(Fâtır, 33-34) buyruğunun açıklamasını sordum. Şöyle buyurdu: “Bütün hayırlarda öne geçen (Ehlibeyt’ten olan) İmam’dır; orta halli olan İmam’ı tanıyan-kabul edendir; nefsine zulmeden ise İmam’ı tanımayan-kabul etmeyendir.”[11]

 

12- Ebuzer Gıfârî Hz. Resulullah’tan (s.a.a) şöyle duyduğunu nakleder (bu hadis “Sefine” -gemi- hadisi diye meşhurdur):

 

ألا إن مثل أهل بيتي فيكم مثل سفينة نوح من قومه، من ركبها نجا، ومن تخلف عنها غرق

 

"Şunu bilin ki hiç şüphesiz benim Ehlibeyt'im sizin aranızda Nuh'un kavmi arasındaki gemisine benzer; ona binen kurtulur; ondan geri kalan boğulur-helak olur."[12]

 

13- Hz. Emirü’l-Mu’minin Ali’den (a.s) şöyle nakledilmiştir:

 

 إن الحسن والحسين سبطا هذه الأمة، وهما من محمد كمكان العينينمنالرأس، وأما أنا فكمكان اليدين من البدن، وأما فاطمة فكمكان القلب من الجسد. مثلنا مثل سفينة نوح، من ركبها نجا، ومن تخلف عنها غرق.

 

“Kuşkusuz Hasan ve Hüseyin, bu ümmetin iki peygamber torunudur. Onların Hz. Muhammed’e nispeti iki gözün başa nispeti gibidir. Benim ona nispetim, bedendeki kollar gibidir. Fatıma’ya gelince onun yeri bedendeki kalp gibidir. Bizim misalimiz, Nuh’un gemisinin misalidir. O gemiye binen kurtulur, binmeyen boğup helak olur.”[13]

 

14- Ebu Said Hudrî’den şöyle nakledilmiştir:

 

أبو سعيد الخدري: صلى بنا رسول الله (صلى الله عليه وآله) الصلاة الأولى، ثم أقبل بوجهه الكريم علينا فقال: معاشر أصحابي، إن مثل أهل بيتي فيكم مثل سفينة نوح وباب حطة في بني إسرائيل، فتمسكوا بأهل بيتي بعدي والأئمة الراشدين من ذريتي، فإنكم لن تضلوا أبدا.فقيل: يا رسول الله، كم الأئمة بعدك؟ فقال: اثنا عشر من أهل بيتي - أو قال: من عترتي -

 

“Resulullah (s.a.a) bizimle günün ilk namazını kıldı sonra Kerim yüzünü bize dönerek şöyle buyurdu: ‘Ey ashabım! Benim Ehlibeytim sizin aranızda Nuh’un gemisi ve Beni İsrail arasındaki “Hıtta” kapısı gibidir. O halde benden sonra Ehlibeytim’e ve zürriyetimden olan Raşit İmamlar’a sarılın; bunu yaparsanız hiçbir zaman yolunuzu şaşmazsınız. ‘Ey Allah’ın Resulü! Senden sonra kaç imam olacaktır?’ diye sorulduğunda, şöyle buyurdu: ‘Ehlibeytim’den -veya itretimden- olan on iki kişi.”[14]

 

15- Hz. Resulullah (s.a.a):

 

النجوم أمان لأهل الأرض من الغرق، وأهل بيتي أمان لأمتي من الاختلاف، فإذا خالفتها قبيلة من العرب، اختلفوا فصاروا حزب إبليس

 

"Yıldızlar (denizlerde yolunu kaybedenlerin) boğulmaktan korunmalarına vesiledir; benim Ehlibeyt'im ise ümmetimin ihtilaftan korunmalarına vesiledir. Bu yüzden Arap'tan bir kabile onlarla muhalefet ederse, ihtilafa düşer ve şeytanın hizbinde yer alırlar."[15]

 

16- Hz. Resulullah (s.a.a):

 

اجعلوا أهل بيتي منكم مكان الرأس من الجسد ومكان العينين من الرأس، فإن الجسد لا يهتد إلا بالرأس ولا يهتدي الرأس إلا بالعينين

 

"Benim Ehlibeyt'imi kendi aranızda, vücuttaki baş ve baştaki iki göz yerine koyun. (Tabiatı ile) başsız bir beden düşünülemeyeceği gibi, baş da gözler olmadan yolunu bulamaz."[16]

 

17- Hz. Resulullah (s.a.a):

 

نحن أهل بيت طهرهم الله، من شجرة النبوة، وموضع الرسالة، ومختلف الملائكة، وبيت الرحمة، ومعدن العلم

 

“Biz Allah’ın tertemiz kıldığı, nübüvvet ağacından olan, risaletin yer aldığı, meleklerin sürekli gelip gittiği, rahmet evi ve ilim madeni olan bir evin ehliyiz-Ehlibeyti’yiz.”[17]

 

 

18- Hz. Emirü’l-Mu’minin Ali (a.s):

 

إن الله تبارك وتعالى طهرنا وعصمنا، وجعلنا شهداء على خلقه، وحجته في أرضه، وجعلنا مع القرآن، وجعل القرآن معنا، لا نفارقه ولا يفارقنا.

 

“Kuşkusuz Allah Tebâreke ve Teâla bizi tertemiz kıldı, bizi korudu ve mahlukatının şahitleri ve yeryüzündeki hücceti kıldı. Bizi Kur’an’la, Kuranı da bizimle birlikte kıldı; biz ondan asla ayrılmayız, o da bizden.”[18]

 

19- İmam Cafer Sâdık (a.s):

 

الإمام الصادق (عليه السلام –(في هذه الآية: )يا أيها الذين آمنوا أطيعوا الله وأطيعوا الرسول وأولي الأمر منكم) -: وأولوا الأمر هم الأئمة من أهل البيت (عليهم السلام.(

 

İmam Cafer Sâdık (a.s) “Allah’a itaat edin, Resul’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin.” ayetinin tefsirinde şöyle buyurmuştur: “Emir sahipleri, Ehlibeyt’ten olan imamlardır.”[19]

 

 

20- Hz. Resulullah (s.a.a) Hz. Ali’ye (a.s) hitaben şöyle buyurmaktadır:

 

يا علي، أنا وأنت وابناك الحسن والحسين وتسعة من ولد الحسين أركان الدين ودعائم الاسلام، من تبعنا نجا، ومن تخلف عنا فإلى النار.

 

“Ya Ali! Ben ve sen, iki oğlun Hasan ve Hüseyin ve Hüseyin’in evlatlarından olan on bir imam, dinin rükünleri ve İslam’ın direkleriyiz. Kim bize tabi olursa kurtulur, kim de bizden yüz çevirirse yolu cehennem ateşine çıkar.”[20]

 

 

 21- Hz. Resulullah (s.a.a):

 

نحن أهل بيت لا يقاس بنا أحد

 

“Hiçbir kimse biz Ehlibeyt ile kıyaslanmaz!”[21]

 

 

* Ehlibeyt’in İlmi

 

 

22- Hz. Emirü’l-Mu’minin Ali (a.s):

 

ألا إن العلم الذي هبط به آدم وجميع ما فضلت به النبيون إلى خاتم النبيين في عترة خاتم النبيين والمرسلين محمد (صلى الله عليه وآله(، فأين يتاه بكم وأين تذهبون؟!

 

 “Şunu iyice bilin ki Adem’in kendisiyle birlikte indirdiği ilim ve Hâtemü’l-Enbiyâ’ya kadar bütün peygamberlerin üstün kılındığı ilim ve faziletlerin hepsi peygamberlerin ve elçilerim Hâtemi Hz. Muhammmed’in (Allah ona ve Ehlibeyti’ne salat etsin) Ehlibeyti’ne ulaşmıştır.”[22]

 

23- İmam Cafer Sâdık (a.s):

 

حديثي حديث أبي، وحديث أبي حديث جدي، وحديث جدي حديث الحسين، وحديث الحسين حديث الحسن، وحديث الحسن حديث أمير المؤمنين (عليهم السلام)، وحديث أمير المؤمنين حديث رسول الله (صلى الله عليه وآله)، وحديث رسول الله قول الله عز وجل

 

“Benim hadisim, babamın hadisidir; babmın hadisi, dedemin hadisidir; dedemin hadisi, Hz. Hüseyin’in hadisidir; Hz. Hüseyin’in hadisi, Hz. Hasan’ın hadisidir; Hz. Hasan’ın hadisi, Emirü’l-Mu’minin’in hadisidir (Allah’ın selamı hepsinin üzerine olsun); Emirü’l-Mu’minin’in hadisi Resulullah’ın hadisidir (Allah ona ve Ehlibeyti’ne salat etsin); Resulullah’ın (s.a.a) hadisi ise Allah Azze ve Celle’nin sözüdür.”[23]

 

 

24- Hz. Resulullah (s.a.a):

 

ألا إن أبرار عترتي وأطائب أرومتي أحلم الناس صغارا وأعلم الناس كبارا، فلا تعلموهم فإنهم أعلم منكم، لا يخرجونكم من باب هدى ولا يدخلونكم في باب ضلالة

 

“Şunu bilin ki benim Ehlibeytim’den olan iyiler ve neslimden olan temizler küçükken insanların en ağır başlısı ve büyükken insanların en bilgilisidirler. Bu yüzden onlara bir şey öğretmeye kalkışmayın; zira onlar sizden daha bilgilidirler; onlar sizi hiçbir hidayet kapısından dışarı çıkarmaz ve hiçbir dalalet kapısından içeri sokmazlar.”[24]

 

25- İmam Cafer Sâdık (a.s) yanında bir grup Kufeli’nin de bulundu bir sırada şöyle buyurdu:

 

عجبا للناس، إنهم أخذوا علمهم كله عن رسول الله (صلى الله عليه وآله) فعملوا به واهتدوا، ويرون أن أهل بيته لم يأخذوا علمه!ونحن أهل بيته وذريته، في منازلنا نزل الوحي، ومن عندنا خرج العلم إليهم، أفيرون أنهم علموا واهتدوا وجهلنا نحن وضللنا؟! إن هذا محال.

 

“İnsanlar ne kadar da ilginçtirler! Onlar ilimlerinin hepsini Resulullah’tan (s.a.a) alıp amel ettiklerini ve böylece hidayet bulduklarını zannederken, Resulullah’ın Ehlibeyti’nin onun ilmini almadığını iddia ediyorlar. Oysa biz onun Ehlibeyti ve zürriyetiyiz. Bizim evlerimizde vahiy nazil oldu; bizim nezdimizden ilim onlara yayıldı.

Hal bu iken onlar ilim alıp hidayet buldular da biz bilgisiz kalıp yolumuzu şaşırdık, öyle mi!!Böyle bir şey imkansız ve muhaldir!”[25]

 

26- İmam Cafer Sâdık (a.s) Yunus b. Zabyân’a hitaben şöyle buyurdu:

 

يا يونس، إذا أردت العلم الصحيح فخذ عن أهل البيت، فإنا رويناه، وأوتينا شرح الحكمة، وفصل الخطاب، إن الله اصطفانا وآتانا ما لم يؤت أحدا من العالمين.

 

“Ey Yunus! Doğru ilim istiyorsan bunu Ehlibeyt’ten al. Zira bu ilim bize nakledilmiş, hikmetin açıklaması ve son ve kesin söz bize verilmiştir. Allah bizi seçmiş ve alemlerden kimseye vermediğini bize vermiştir!”[26]

 

27- Hz. Emirü’l-Mu’min Ali (a.s):

 

فرض على الأمة طاعة ولاة أمره القوام بدينه، كما فرض عليهم طاعةرسول الله (صلى الله عليه وآله (فقال: (أطيعوا الله وأطيعوا الرسول وأولي الأمر منكم). ثم بين محل ولاة أمره من أهل العلم بتأويل كتابه فقال عز وجل: (ولو ردوه إلى الرسول وإلى أولي الأمر منهم لعلمه الذين يستنبطونه منهم). وعجز كل أحد من الناس عن معرفة تأويل كتابه غيرهم، لأنهم هم الراسخون في العلم، المأمونون على تأويل التنزيل، قال الله تعالى: (وما يعلم تأويله إلا الله والراسخون في العلم).

 

“Allah-u TealaResulullah’ın (s.a.a) itaatini farz kıldığı gibi dinini ayakta tutan “Emir Sahipleri”ne itaat etmeyi de ümmete farz kılmış ve şöyle buyurmuştur: ‘Allah’a itaat edin; Resulullah’a itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de.’(Nisa, 59) Sonra ilim ehli arasında kitabın tevilini bilme açısından “Emir Sahipleri”nin konumunu beyan etmişve şöyle buyurmuştur: “Halbuki onu (ihtilaf ettikleri konuları) kendilerinden olan “Emir Sahipleri”ne götürecek olsalar, içlerinde işlerin gerçeğini anlayan kimseler muhakkak ki onun(n gerçeğini) bilirlerdi.” (Nisa, 83) Onların dışında bütün insanlardan O’nun Kitabının (Kur’an’ın) tevilini bilmekten acizdirler. Zira ilimde derinleşen ve Tenzil’in (Kur’an’ın) tevilinde güvenilir kimseler ancak onlardır. Allah-u Teala onlar hakkında şöyle buyurmuştur: “Onun (Kur’an’ın) tevilini ancak Allah ve ilimde derinleşenler bilir.” (Âl-i İmran, 7)[27]

 

 

* Ehlibeyt’in Yolu

 

28- Amr b. Hüreys şöyle nakletmektedir:

 

 دخلت على أبي عبد الله (عليه السلام) وهو في منزل أخيه عبد الله بن محمد، فقلت له: جعلت فداك، ما حولك إلى هذا المنزل؟ قال: طلب النزهة، فقلت: جعلت فداك، ألا أقص عليك ديني؟ فقال: بلى، قلت: أدين الله بشهادة أن لا إله إلا الله وحده لا شريك له وأن محمدا عبده ورسوله وأن الساعة آتية لا ريب فيها وأن الله يبعثمن في القبور، وإقام الصلاة وإيتاء الزكاة وصوم شهر رمضان وحج البيت والولاية لعلي أمير المؤمنين بعد رسول الله (صلى الله عليه وآله) والولاية للحسن والحسين والولاية لعلي بن الحسين والولاية لمحمد بن علي ولك من بعده صلوات الله عليهم أجمعين، وأنكم أئمتي عليه أحيا وعليه أموت وأدين الله به، فقال: يا عمرو، هذا والله دين الله ودين آبائي الذي أدين الله به في السر والعلانية.

 

“İmam Cafer Sâdık (a.s) kardeşi Abdullah b. Muhammed’in evindeyken yanına gittim. Ve ‘Canım sana feda olsun, bu eve gelme sebebiniz nedir?’ diye sorduğumda, ‘Gezmeye-hava değişimine geldim.’ buyurdu. Dedim ki ‘Kurbanınız olayım, dinimi size sunmama izin verir misiniz?’ İmam ‘Olur.’ buyurunca şöyle başladım: ‘Allah’ın dini olarak şunlara inanıyorum: Şehadet ediyorum ki Allah’tan başka İlah yoktur; yegânedir, ortağı yoktur. Şüphesiz Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Kıyamet gelmektedir ve bunda hiçbir şüphe yoktur. Şüphesiz Allah kabirlerde olanları yeniden diriltecektir. Yine namaza, zekat vermeye, Ramazan orucuna, Beytullah’ın haccına inanıyorum. Yine Resulullah’tan (s.a.a) sonra Emirü’l-Mu’minin’in velayetine, İmam Hasan ve İmam Hüseyn’in, Ali b. Hüseyin’in, Muhammed b. Ali’nin ve ondan sonra da sizin velayetinize inanıyor ve şehadet ediyorum. (Allah’ın salavatı hepsinin üzerine olsun.) Şüphesiz siz benim imamlarımsınızdır. Ben bu inanç üzere yaşar ve bu inanç üzere ölürüm ve bunu Allah’ın dini olarak kabul ediyorum.’ İmam şöyle buyurdu: ‘Ey Amr! Vallahi bu Allah’ın ve babalarımın dinidir. Ben de gizli ve aşikarda buna inanıyorum.”[28]

 

 

* Ehlibeyt’in Ahlakı

 

29- Hz. Emirü’l-Mu’minin Ali (a.s):

 

إن الله كريم حليم عظيم رحيم، دلنا على أخلاقه وأمرنا بالأخذ بها وحمل الناس عليها، فقد أديناها غير متخلفين، وأرسلناها غير منافقين، وصدقناها غير مكذبين، وقبلناها غير مرتابين.

 

“Hiç kuşkusuz Allah, Kerimdir, hilim, azamet ve merhamet sahibidir. Ahlakını bize öğretmiş ve ona amel etmemizi ve insanları da ona doğru yönlendirmemizi emretmiştir. Biz de hiçbir muhalefet göstermeksizin bu görevi yerine getirdik ve hiçbir nifak göstermeden bu sorumluluktan (yüzümüzün akıyla) kurtulduk; asla yalanlamadan tasdik ettik ve hiçbir şüpheye kapılmadan kabullendik.”[29]

 

30- Hz. Emirü’l-Mu’minin Ali (a.s):

 

إنا أهل بيت أمرنا أن نطعم الطعام، ونؤدي في الناس البائنة، ونصلي إذا نام الناس

 

“Biz öyle bir beytin eviyiz ki insanlara yemek vermeye, insanlar arasında bağışta bulunmaya ve insanlar uyurken namaz kılmaya emredildik.”[30]

 

31- İmam Ali Naki’den (a.s) nakledilen Camia Ziyareti’nde şöyle geçer:

كلامكم نور، وأمركم رشد، ووصيتكم التقوى، وفعلكم الخير، وعادتكم الإحسان، وسجيتكم الكرم، وشأنكم الحق والصدق والرفق

 

“Sizin sözünüz nur, işiniz (insanları) kemale erdirme, vasiyetiniz takva, fiiliniz hayırdır; adetiniz ihsan, karakteriniz kerem ve bağıştır; şanınız hak, doğruluk ve insanlarla müdara etmektir.”[31]

 

32- İmam Ali Rıza (a.s):

 

إن من دينهم [أي الأئمة (عليهم السلام)] الورع،العفة، والصدق والصلاح والاجتهاد، وأداء الأمانة إلى البر والفاجر، وطول السجود، والقيام بالليل، واجتناب المحارم، وانتظار الفرج بالصبر، وحسن الصحبة وحسن الجوار، وبذل المعروف، وكف الأذى، وبسط الوجه، والنصيحة، والرحمة للمؤمنين

 

“Takvalı olmak, iffetli olmak, sadakatli olmak, salah ehli olmak, (din ve ahiret için) çaba göstermek, iyi olsun kötü olsun emaneti sahibine geri döndürmek, uzun secdeler yapmak, gece ibadetine durmak, haramlardan kaçınmak, sabırla ferec (kurtuluş) gününü beklemek, insanlarla iyi arkadaşlık ve iyi komşuluk yapmak, (insanlardan) iyiliği esirgememek ve eziyet etmekten sakınmak, mu’minler için güler yüzlü olmak, onların hayrını istemek ve merhametli davranmakEhlibeyt İmamları’nın dini öğretilerindendir.”[32]

 

 

* Ehlibeyt’in Hakları

 

33- İmam Cafer Sâdık (a.s):

 

إن الله عز وجل أوضح بأئمة الهدى من أهل بيت نبينا عن دينه، وأبلج بهم عن سبيل منهاجه، وفتح بهم عن باطن ينابيع علمه، فمن عرف من أمة محمد (صلى الله عليه وآله(واجب حق إمامه وجد طعم حلاوة إيمانه وعلم فضل طلاوة إسلامه.

 

“Allah Azze ve Celle Peygamber’imizin Ehlibeyti’nden olan Hidayet İmamları’yla dinini izaha kavuşturdu; onlarla yolunu (insanlara) aydınlattı; onlarla ilim pınarlarının iç yüzünü açtı. Şu halde Ümmet-i Muhammed’den (s.a.a) kim İmam’ının farz olan hakkını tanırsa, imanının lezzetini tadar ve İslam’ın güzelliğinin faziletini idrak eder.”[33]

 

 

* Ehlibeyt Sevgisi ve Ehlibeyt Düşmanlığı

 

34-İbn-i Abbas’tan şöyle nakledilmiştir:

 

لما نزلت: (قل لا أسألكم عليه أجرا إلا المودة في القربى(،قالوا: يا رسول الله، من قرابتك هؤلاء الذين وجبت علينا مودتهم؟ قال: علي وفاطمة وابناها (عليهم السلام. (

 

 

De ki: "Sizden herhangi bir ücret-karşılık istemişsem o sizin içindir. Benim ücretim ancak Allah'a aittir. O her şeye hakkıyla şahittir."(Sebe, 47) ayeti nazil olduğunda, dediler ki: “Ya Resulallah! Meveddetleri bize farz olan şu yakınlarınız kimlerdir?” Şöyle buyurdu: “Onlar Ali, Fatıma ve çocuklarıdır (selam olsun onlara).”[34]

 

 35- Hz. Resulullah (s.a.a):

 

من أحب أن يركب سفينة النجاة ويستمسك بالعروة الوثقى ويعتصم بحبل الله المتين فليوال عليا بعدي، وليعاد عدوه، وليأتم بالأئمة الهداة من ولده، فإنهم خلفائي وأوصيائي وحجج الله على الخلق بعدي وسادة أمتي وقادة الأتقياء إلى الجنة، حزبهم حزبي وحزبي حزب الله، وحزب أعدائهم حزب الشيطان

 

"Kim kurtuluş gemisine binmeyi, güvenilir bir kulptan tutmayı ve sağlam bir ipe sarılmayı severse, Ali'yi sevsin; onun düşmanıyla düşman olsun ve onun evladından olan hidayet imamlarına uysun. Zira onlar benim halifelerim, vasilerim ve benden sonra Allah'ın yaratıklarına olan hüccetleri, ümmetimin efendileri ve takvalıları cennete rehberlik eden kimselerdir. Onların hizbi benim hizbim ve benim hizbim Allah'ın hizbidir; onların düşmanlarının hizbi ise Şeytan'ın hizbidir."[35]

 

36- Hz. Resulullah (s.a.a):

 

يا علي، من أحب ولدك فقد أحبك، ومن أحبك فقد أحبني، ومن أحبني فقد أحب الله، ومن أحب الله أدخله الجنة. ومن أبغضهم فقد أبغضك، ومن أبغضك فقد أبغضني، ومن أبغضني فقد أبغض الله، ومن أبغض الله كان حقيقا على الله أن يدخله النار.

 

“Ya Ali! Evlatlarını seven, seni sevmiş olur; seni seven, hiç kuşkusuz beni sevmiş sayılır. Ve kim Allah’ı severse, muhakkak ki Allah kendisini cennete dahil eder. Kim onlara düşmanlık ederse, sana düşmanlık etmiş olur; sana düşmanlık eden şüphesiz bana düşmanlık etmiş sayılır ve kim bana düşmanlık ederse, kuşkusuz Allah’a düşmanlık etmiş olur. Kim de Allah’a düşmanlık ederse, onu cehenneme dahil etmek Allah’ın üzerine bir hak olur.”[36]

 

 

* Resulullah (s.a.a) İle Birlikte Ehlibeyt’e Salavat

 

37- Hz. Resulullah (s.a.a):

 

لا تُصلُّوا عَلَيّالصلاةَ البَتراء، قالوا: وما الصلاةُ البَتراء ؟! قال: تقولون: اللّهمّ صلِّ على محمّدٍ، وتُمسِكون، بل قولوا: اللّهمّ صلِّ على محمّدٍ وعلى آلِ محمّد.

 

“Bana ebter (sonu kesik-sonuçsuz) salavat getirmeyin.” “Ebter salavat nasıl olur?” diye sorduklarında şöyle buyurdu: “Allahummesalli ala Muhammed.” der durursanız, ebter olur. Salavatı şu şekilde getirmelisiniz: Allahummesalli ala Muhammed’in ve Âl-i Muhammed.” (Allah’ım! Muhammed ve Muhammed’in Ehlibeyti’ne salat et.”[37]

 

38- İmam Muhammed Bâkır (a.s):

 

أثقَلُ ما یوضَعُ فی المیزانِ یومَ القیامةِ، الصَّلاةُ علی مُحمَّدٍ وَ(علی) أهلِ بِیتِه.

 

“Kıyamet günü Mizan’a (amel terazisine) konulacak en ağır ve değerli amel, Muhammed (s.a.a) ve Ehlibeyti’ne salat etmektir!”[38]

 

 

* Ehlibeyt Hakkında Guluvv

 

39- Hz. Emirü’l-Mu’minin Ali (a.s):

 

 إياكم والغلو فينا، قولوا: إنا عبيد مربوبون، وقولوا في فضلنا ما شئتم.

 

“Sakın bizim hakkımızda guluvv etmeyin. “Bizim Allah’ın rububiyeti altında olan kullar olduğumuzu” söyleyin; ardından bizim faziletimizde istediğinizi söyleyebilirsiniz (biz buna layığız.)”[39]

 

40- Hz. Emirü’l-Mu’minin Ali (a.s):

 

 إحذروا على شبابكم الغلاة لا يفسدونهم، فإن الغلاة شر خلق الله، يصغرون عظمة الله ويدعون الربوبية لعباد الله. والله، إن الغلاة أشر من اليهود والنصارى والمجوس والذين أشركوا.

 

“Gulatın gençlerinizi bozmasından korkun (onlara karşı dikkatli olun). Hiç kuşkusuz Gulat Allah’ın en kötü yaratıklarıdırlar. Allah’ın azametini küçültüp, Allah’ın kulları hakkında rububiyet iddiasında bulunuyorlar. Vallahi Gulat Yahudilerden, Hıristiyanlardan, ateşperestlerden ve şirk koşanlardan daha kötüdürler!”[40]

 


[1]- Oldukça meşhur olan ve çeşitli nakilleriyle tevatür derecesine varan bu hadis, muhtelif senetlerle birçok sahabiden nakledilmiştir. İbn-i Hacer bu hadisin 27 senetle nakledildiğini söylemektedir. (Es-Sevaik-ulMuhrika, S.226)

 Bu hadisi bazı cüzi farklarla nakleden muteber Sihah ve Sünen kitaplarından sadece bir kaçını vermekle yetiniyoruz: Sahih-i Müslim, Bâb-u Fezâil-i Ali (a.s), c.7, s.122, Sünen-i Tirmizi, c.2, s.308, Müsned-i Ahmed, c.3, s.17, Es-Sünenü’l-Kübrâ, c.2, s.148, Müstedrekü’s-Sahihayn, c.3, s.109, Et-Tabâkatü’l-Kübrâ, s.2, s.194, El-Câmiü’s-Sağîr, c.1, s.104, Mecmeü’z-Zevâid, c.1, s.170, Kenzü’l -Ummâl, c.6, s.309, İhyâü’l-Meyyit (Suyuti), Hadis: 56, Es-Sevâku’l-Muhrika (İbn-i Hacer Mekkî), s.141,143,148...,Sünenü’d-Dârimi, c.2, s.431, (Kitâb-u Fezâili’l-Kur'ân), Usdü’l-Gâbe, c.3, s.92-147, Yenâbi-ülMevedde, s.36-37-38...

Bu hadis-i şerifin yer aldığı çeşitli kaynaklardan ve hadisin değişik nakillerinde anlaşılan şudur ki Allah Resulü (s.a.a) bu hadisi, Gadir-i Hum, Cuhfe, Arafat, Taif dönüşü, ölüm döşeğinde yatarken vb. birçok yer ve münasebetlerde beyan etmişlerdir. Bu ise Resul-i Ekrem'in (s.a.a), bu konuya ve bu ağır ve değerli emanetleri Müslümanlara tanıtmaya ve böylece hücceti herkese tamamlayıp kimseye mazeret bırakmamaya ne kadar önem verdiğini göstermektedir.

[2]- Bu hadis cüzi farklarla birçok Ehl-i Sünnet kaynağında nakledilmiştir; bunlardan bir kaçı şöyledir: (Tefsir-i Taberi, c.12, s.7)Müstedrekü’s-Sahihayn, c.2, 451, Tarih-u Bağdat, c.9, s.126, El-Mu’cemü’l-Kebir -Tabarani-, c.3, s.52, Müsned-u Ahmed b. Hanbel, c.10, s.197, Sünen-i Tirmizi, c.5, s.699, Müsned-u EbiYa’lâ, c.6, s.290, Fezailü’s-Sahâbe, c.2, s.587.

[3]-  Kifâyetü’l-Eser, s.66.

[4]- Kifâyetü’l-Eser, s.91.

[5]-  Kifâyetü’l-Eser, s.91.

[6]-  Müstedrekü’s-Sahihayn -Hâkim Nişâburî-, c.32,  s.188.

[7]-  Ğurerü’l-Hikem, Hadis: 3297.

[8]-  El-Emâli -Şeyh Sadûk-, s.383.

[9]-  Yenâbiü’l-Mevedde, c.1, s.78, Hadis: 16, Ferâidü’s-Simtayn, c.2, s.257.

[10]- Bihârü’l-Envâr, c.53, s.142

[11]- El-Kâfi, c.1, s.214.

[12]- Müstedrekü’s-Sahihayn –Hâkim Nişâbûri-, c.3, s.163, Tarh-u Bağdat, c.12, s.91, Ferâidü’s-Simtayn, c.2, s.242, Kenzü’l-Ummâl, Hadis: 34151 Mecme-üz Zevaid, C.9, S.168, Cami-üs Sağir, C.2, S.533, hadis no: 8162, Hilyet-ül Evliya, C.4, S.306, es-Sevaik-ülMuhrika (ibn-i Hacer) , S.184.

[13]- KitabuSüleym b. Kays, c.2, s.830.

[14]- Kifâyetü’l-Eser, s.33.

[15]- Müstedrekü’s-Sahihayn, c.3, s.162, Es-Sevâik-ülMuhrika, S.150, İhyâü’l-Meyyid (Suyûti), Hadis: 35.

[16]- Mecmeü’z-Zevâid -Haysemi- , c.9, S.172, El-Fusûlü’l-Muhimme -İbn-i SabbâğMâliki-, S.8, Keşfü’l-Ğumme, c.2, s.35, El-Emâli -Şeyh Tûsi-, s.482.

[17]- Ed-Dürrü’l-Mensûr, c., s.606.

[18]- El-Kâfi, c.1, s.191.

[19]- Yenâbiü’l-Mevedde, c.1, s.341.

[20]- El-Emâli -Şeyh Mufid-, s.217, Bişâretü’l-Mustafâ, s.49.

[21]- Yenâbiü’l-Mevedde, c.2, s.114, El-Firdevs, c.4, s.283, Zehâirü’l-Ukbâ, s.17, Ferâidü’s-Simtayn, c.1, s.45.

[22]- El-İrşâd , c.1, s.232.

[23]- El-Kâfi, c.1, s.53.

[24]- Uyûn-u Ahbâri’r-Rıza, c.1, 204.

[25]- El-Kâfi, c.1, s.398.

[26]- El-Kâfi, c.1, s.400.

[27]- Bihârü’l-Envâr, c.69, s.79.

[28]-El-Kâfi, c.2, s.23.

[29]- Bişâretü’l-Mustafa, 29.

[30]- El-Kâfi, c.4, s.50.

[31]- Et-Tehzib, c.6, s.100.

[32]- Tuhefü’l-Ukûl, 416.

[33]- El-Kâfi, c.1, s.203.

[34]- Fezâilü’s-Sahâbe -İbn-i Hanbel-, c.2, s.669, El-Mu’cemü’l-Kebir, c.3, s.47.

[35]- Yenâbiü’l-Mevedde, s.445, Meveddetü’l-Kurbâ, 10. Kurbâ.

[36]- Dürerü’l-Ehâdisi’n-Nebeviyye, s.51.

[37]- Es-Sevâikü’l-Muhrika -İbn-i Hacer Mekkî-, s.87.

[38]- Bihârü’l-Envâr, c.91, s.49.

[39]- El-Hisâl -Şeyh Sadûk-, s.614.

[40]- El-Emâli -Şeyh Tûsi, s.650.

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler