18 Eylül 2019 Çarşamba Saat:
00:09
30-01-2019
  

Kur’ân Okumak; Allah'ın Sözlerini Dinlemek

"Allah, kelamı kulları için tecelli etmiştir ancak onlar onu görmüyorlar."

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

 

“Kur’an’ı tane tane oku”.[1]

 

İma Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: Yani Kur’an’ı açık bir şekilde oku, şiir okur gibi aceleyle değil, kum tanelerinin serpilmesi gibi belirsiz bir üslupla değil. Kur’anla, katılaşmış kalplerinizi dövün ve surenin bitmesi için sabırsızlanmayın.

 

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

 

"Bu Kur’an’ı, bir dağın üstüne indirseydik elbette görürdün ki dağ, Allah korkusundan eğilip çatlamış ve paramparça olmuş”.[2]

 

Kendimize dönüp bir baktığımızda Kur’ân okuyup da kalpleri etkilenmeyen insanlar görüyoruz. Bu durumda “sonra kalpleriniz katılaştı”[3]ayetinin birer örneğiyiz ve Yüce Allah bu özelliklere sahip bir topluluk için şöyle buyurmuştur:

 

“Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha katıdır.”[4]

 

İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Kur’ân, hüzünle indirildi öyleyse onu hüzünlü bir ahenkle okuyun.

 

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Kur’ân okuyun ve ağlayın, ağlayamıyor iseniz ağlar gibi yapın.

 

Misbâhu’ş-Şerîa kitabında İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Kur’ân okuyup da Kur’ân’a gerekli saygıyı göstermeyen kişi, Kur’ân okuyup da kalbi yumuşamayan kişi, Kur’ân okuyup da kalbinde bir hüzün veya korku hissetmeyen kişi, Allah’ın yüceliğine saygısızlık yapmıştır ve çok büyük bir hüsrana düşmüştür.

 

Öyleyse Kur’ân okuyan kişi üç şeye ihtiyaç duyar; huşu dolu bir kalp, diğer işlerden bağlantısını kesen bir vücut ve sessiz sakin bir yer.

 

Mümin kulun kalbi huşu ve korku ile Allah’ın karşısında durduğu zaman şeytan bu kalpten olabildiğince uzak duracaktır; bu şahsın vücudu diğer işlerle uğraşmadığında ise kalbi Kur’ân okumak için gerekli hazırlığa ulaşabilecektir. Bunun sonucunda onu Kur’ân’ın nurundan uzaklaştıracak engellerden kurtulacaktır. Bu iki aşamadan sonra insanlardan uzak sessiz sakin bir mekânda oturduğunda bütün ruhu ve varlığıyla Allah’la konuşma fırsatını yakalayacaktır ve salih kulların Allah’la konuşurken tattıkları derin hazzı tatma fırsatını yakalayacaktır. İşte bu anlarda Allah’ın bu kullarına olan lütuflarıyla yakından tanışabilir ve onlara bahşettiği hediyelerin ne olduğunu anlayabilir.

 

Mümin kul bu kadehi bir defa yudumladığında artık hiçbir halini bu halin bir anıyla bile değiştirmeyecektir, hiçbir anını bu anıyla değiştirmeyecektir. Zira bu halde hiçbir aracı olmadan rabbiyle konuşma hazzını tadacaktır.

 

Rabbinin kitabını nasıl okuduğuna, onun emirleri ve yasaklarına ne kadar uyduğuna, onun sınırlarına ne kadar riayet ettiğine bir bak. Bu, eşsiz benzersiz bir kitaptır.

 

“Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah’tan indirilmiştir”.[5]

 

Kur’an’ı tane tane oku, ayetlerin içeriğine dikkat et, Kur’ân’daki örnekler ve nasihatler üzerinde düşün ve ne dediğini anlayıp da Kur’ânın sınırlarını ayaklarının altına alan kişilerden olmaktan sakın.

 

Ebu Hamid’in bu konuda söylediklerinin kısaltılmışı şudur: Kur’ân okuyan kişi birkaç ön hazırlığı kendi içinde gerçekleştirmelidir.

 

Okuduğu bu sözlerin yüceliği ve eşsiz değerini düşünmelidir.

 

Allah’ın, bu sözlerinin insanların anlaması için yüce arşından indirmiştir. Onlar için yaptığı büyük lütuf düşünmelidir.

 

Konuşan makamın, yani Allah’ın yüceliğini düşünmelidir.

 

Kur’ân okuyan şahıs her şeyden önce okuduğu bu sözlerin kime ait olduğunu, bu sözlerin bir insana ait olmadığını, Kur’ân okumanın değerini ve önemini düşünmelidir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

 

“Ona, temiz olanlardan başkaları dokunamaz.”[6]

 

Temiz olmayan ellerin Kur’ân’a dokunmasına müsaade edilmediği gibi temiz olmayan kalplerin de Kur’ân’ın içeriğine ulaşmasına müsaade edilmemiştir. Ancak Allah’ın yücelik nuruyla aydınlanıp şeref kazanan kalpler bu içeriğe dokunabilir. Gerekli temizliğe sahip olmayan ellerin Kur’an’a dokunmasına müsaade edilmediği gibi, gerekli temizliğe sahip olmayan kalplerin de Kur’ân’ın içeriğine yaklaşmasına müsaade edilmemiştir. Kur’ân okuyan şahıs bu gerçekleri göz önünde bulundurmalıdır.

 

Kalbin Allah’a yönelmesi ve dünya ile olan bağını olabildiğince azaltması.

 

Bu ise ancak Allah’ın yüceliğini fark etmekle mümkün olabilir. Okuduğu sözcüklerin gerçek anlamını ve yüceliğini bilerek okuyan kişi, bu kitaptaki müjdelerle kalbini sevinçle dolduran şahıs, nasıl gaflet halinde bu kitabı okuyabilir ki? Kur’ân okuyan şahıs, gerekli manevi makama sahip ise bu kitaptaki cevherler onun gözünü doldurmak için yeterlidir. Dolayısıyla Kur’ân okuduğu halde başka şeyler düşünmesi olanaksızdır.

 

Kur’an ayetleri üzerinde düşünmek.

 

Bu ise kalbin başka şeylere yönelmesinin ötesinde bir şeydir. Kalbini başka şeylere yönelmekten alıkoyan şahıs yalnızca Kur’ân dinlemekle yetinip Kur’ân üzerinde düşünmeyebilir. Oysa Kur’ân okumanın asıl amacı Kur’ân üzerinde düşünmektir.

 

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

 

“Ne diye Kur’an’ı, bir iyice düşünüp taşınmazlar, yoksa gönüllerinde kilitler mi var?”[7]

 

Bu sebeple Kur’ân’ı tane tane okumak sünnet olarak kabul edilmiştir. Zira Kur’ân’ı tane tane okuyan şahıs ayetlerin anlamında düşünme fırsatına sahiptir.

 

Hz Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: Düşünceden yoksun bir ibadet veya Kur’ân tilavetinde yarar yoktur.

 

Öyleyse ancak tekrarlamak suretiyle ayetlerin anlamı üzerinde düşünebiliyorsan bunu yapmalısın.

 

Her ayetin anlatmak istediği kendine özgü kavramı elde etmek.

 

Zira Kur’ân-ı Kerim’de Allah’ın sıfatları, fiilleri, peygamberlerinin öyküleri, peygamberlere direnenlerin durumu, Allah’ın emirleri ve sakındırmaları, cennet ve cehennemin özellikleri farklı ayetlerde anlatılmıştır.

 

Kur’an ayetlerinin anlaşılmasını insanlar için imkânsız kılan manevi engellerden kurtulmak.

 

İnsanların çoğu şeytanın kalplerine örtmüş olduğu engeller sebebiyle Kur’ân’ı anlayamıyorlar ve bu sebeple Kur’ân’daki değerli cevherlerden yoksun kalmışlardır.

 

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Şeytanlar Ademoğlunun kalplerini çevrelemiş olmasaydı hiç kuşkusuz insanlar melekût âlemini görebilirlerdi. Kur’ân ayetlerinin anlamı melekût âleminin bir parçasıdır. Zira duyularla değil de ancak basiret gözüyle görülebilir.

 

Kur’ân’ın anlaşılır olmasının önünü alan engeller dört maddede sıralanabilir:

 

1- Bütün çabanın harfleri doğru eda etmek yönünde harcanması.

 

Bu yönde yoğunlaşan şahıs, bütün dikkatini doğru bir Arapça okumak yönünde sarf ettiği için Kur’ân’ın anlamına yönelemez. Bu, şeytanın bir tuzağıdır.

 

2- Belirli bir görüşün taklit üzere benimsenmesi.

 

Bu durumdaki bir şahıs, kendi düşüncesini bir kenara bırakarak duyduğu bir görüşe taassupla sarıldığı için Kur’ân’daki kavramlara düşünce ile yaklaşamaz.

 

3- Israrla bir günahın tekrarlanması ve dünyevi heveslerin peşinden gidilmesi.

 

Kuşkusuz her bir günah, aynanın üzerini kapatan kara bir leke gibidir ve insanın akıl ve gönlünü karartıp Kur’ân’daki yüce kavramlara ulaşmasını engellemektedir.

 

4- Belirli bir meal veya tefsir okuyup da başka meal ve tefsirleri yanlış olmakla suçlayarak ancak bu açıklamanın doğru olabileceğini düşünmek.

 

Kuşkusuz Kur’ân ayetleri birden fazla batın ve anlama sahip olabilir.

 

Kur’an ayetlerindeki bütün hitapları kendi üzerine almak.

 

Bu bakışla Kur’ân okuyan şahıs, Kur’an’daki bir emir veya sakındırmayla karşılaştığında Allah’ın bizzat ona hitap ettiğini düşünerek bu emir ve sakındırmanın gereğini yerine getirecektir. Kur’ân’daki bir ilahi vaat ile karşılaştığında, Kur’ân’daki bir benzetme ve örnekle karşılaştığında, bir nasihat ve öğütle karşılaştığında bunları dikkate alacaktır ve gereğini günlük hayatında uygulamaya çalışacaktır.

 

Kur’ân ayetlerindeki ifadelerin değişmesiyle kişinin halden hale girmesi.

 

Yani rahmet ayetiyle karşılaştığında sevinmesi ve azap ayetiyle karşılaştığında hüzün ve korkuya kapılması.

 

Yücelmek

 

Yani Kur’ân ayetlerini kendi sesinden değil de bizzat Allah’tan duyarcasına okuyarak Kur’an’a kapılmak.

 

Kur’an okumak üç sıralı aşamaya sahiptir:

 

Birinci ve en düşük aşama: Kur’ân okuyan şahıs kendini Allah’ın huzurunda görerek Allah’ın ona baktığını ve söylediklerini duyduğunu düşünerek Kur’ân okuması.

 

Bu bilinçle Kur’ân okuyan şahıs ister istemez dua ve yalvarma halinde olacaktır.

 

İkinci aşama: Kur’ân okurken kalbiyle Allah’ın lutfu ihsanı ve nimetleri aracılığıyla onunla konuştuğunu gördüğü aşamadır.

 

Bu aşamadaki bir kul, hayâ ile Allah’ın yüceliğini anıp onun sözlerine dikkatle bakacaktır.

 

Üçüncü aşama: Sözlere bakıp konuşanı ve kelimelere bakıp bu kelimelerin kaynağındaki sıfatları görme aşaması.

 

Bu aşamadaki şahıs, artık kendine, kıraatine veya kendine ulaşan nimetlere bakmaz. Aksine konuşan kişiden başkasını görmüyormuşçasına tüm dikkatini konuşan makama verir. İşte bu aşama mukarreb kulların mertebesidir. Önceki aşama ise eshâbu’l-yemin mertebesidir. Birinci aşama ise gafil kulların mertebesidir.

 

İmam Cafer-i Sadık (a.s) bu üçüncü aşamaya değinerek şöyle buyurmuştur: Allah, kelamı kulları için tecelli etmiştir ancak onlar onu görmüyorlar.

 

Uzaklaşmak

 

Yani kendine, kendi gücü ve yeteneklerine memnuniyet gözüyle bakmaktan uzak durmak. Allah’ın salih kullarına hitaben buyurmuş olduğu müjde içerikli ayetlerini okuduğunda kendini bu kişilerden biri olarak görmek yerine, Allah’ın salih ve doğru kullarına bakmalıdır. Bu insanlardan biri olmayı arzulayıp bunun için dua etmelidir. Gazap içerikli ve isyankâr kulları kınayan ayetleri okuduğunda ise kendini bu ayetin muhataplarından biri olarak görmelidir.

 

Hz Ali (a.s) gerçek takva sahibi olan kulların özelliklerini anlattığı “Hammam” adlı hutbesinde şöyle buyurmuştur: Azap içerikli bir ayete vardıklarında ise kalp kulaklarını sonuna kadar açıp cehennemin korkunç sesini kulaklarında hissederler.

 

Kur’ân okurken kendisini kusurlu bir kul olarak gören kişinin bu bakış tarzı Allah’a daha da yaklaşmasına vesile olur ve zamanla bu kul Allah’ın müjdeleyici ayetleriyle karşılaştığında kendi gözleriyle cenneti görüyormuşçasına sevince boğulur. Azap içerikli bir ayetle karşılaştığında ise cehennem ve türlü azaplarını görüyormuşçasına korku ve hüzün yaşar. Aynı şekilde diğer türlü ayetlerde de farklı duygulara bürünür.



[1]     Muzzemmil, 4.

[2]     Haşir, 21.

[3]     Bakara, 74.

[4]     Bakara, 74.

[5]     Fussilet, 42.

[6]     Vakia, 79.

[7]     Muhammed, 24.

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler