23 Eylül 2018 Pazar Saat:
21:26

Lübnan Neden ‘Pis Kokuyor’

01-09-2015 13:32



Lübnan’daki ‘pis kokunun’ giderilmesi sistemin işlemesi ile, sistemin işlemesi ise uzlaşma ile mümkün.

Beyrut’ta belediyecilik hizmetlerindeki aksamanın neden olduğu bunalım, güçlü siyasi hedefler öngörse de siyasi değişim yaratabilecek bir nitelikten yoksun gözüküyor.

Lübnan’da yaşanmakta olan sorunun taraflarını muhalefetteki siyasi gruplar ile iktidardaki siyasi gruplar değil; sivil toplum kuruluşlarıyla sistemin bizatihi kendisi oluşturuyor.

Protesto gösterilerinde ‘Pis Kokuyorsun’ sloganını kullanan sivil toplum hareketinin ‘pis koku’dan sadece çöplerin toplanmamasını değil, ülkede sistemleşen yolsuzluğu da kastetmesi ve yeni bir meclis, hükümet ve cumhurbaşkanı istemesi bakımından siyasi hedefler öngördüğü doğru.

Ancak tüm toplumsal kesimlerden destek alıyor olsa da bu hareketin bir siyasi partiye dönüşmesi ya da mevcut siyasi partileri dönüştürerek 8 Mart-14 Mart kutuplaşmasının yarattığı siyasi kilitlenmeyi çözmesi beklenmiyor.

Dolayısıyla da taleplerini siyasal bir kazanıma dönüştürme imkanı olmayan bu hareketin eylemleri, Lübnan’da bir siyasi kriz olarak değil; sadece zahiren ‘haklı’ bir toplumsal tepki olarak görülüyor.

‘Pis Kokuyorsun’ hareketi, ülkedeki hizmet aksaklıklarının siyasi boşluktan kaynaklandığını düşünüyor. Meclis seçimleri yapılmasını, yeni bir hükümet kurulmasını ve cumhurbaşkanının seçilmesini istiyor.

Yolsuzluklar konusunda da hükümeti ve Lübnan’da isimleri yolsuzlukla özdeşleşmiş olan Sa’d Hariri, Nebih Berri ve Velid Canbolat gibi şahısları, hatta Müftü Abdullatif Deryan ile Maruni Patriği Beşara er-Rai gibi dini liderleri hedef alıyor.   

Buna karşılık, Mişel Aun liderliğindeki Ulusal Özgürlük Hareketi dışındaki tüm siyasi partiler bu harekete sadece sözlü destek verirken istisnasız tüm partiler fiilen bu hareketin karşısında yer alıyor.

Mişel Aun ise kendi sloganlarını çaldığını öne sürerek harekete hem sözlü hem de fiili olarak karşı çıkıyor.

YDH’ya konuşan Lübnanlı Akademisyen ve Yazar Dr. Muhammed Nureddin, bu durumu tüm siyasi partilerin mevcut siyasi sistemin bir parçası olması ile açıklıyor.

Ona göre tüm siyasi partiler, taleplerinin gerçekçiliğinden dolayı söz konusu harekete sözlü destek veriyor gözükse de, bu harekete karşı ortak bir bariyer oluşturuyor.

Bütün bunlar, Lübnan’da yaşanan son olayların siyasi grupların çıkar çatışmasından değil, kilitlenmiş olan sistemin ürettiği sorunlara gösterilen tepkiden kaynaklandığını gösteriyor.

Peki bu hareketin kulağa hoş gelen ‘haklı’ taleplerinin gerçekleşme ihtimali var mı? Bu sorunun cevabı aslında tüm siyasi partilerin zahiren desteklemekle birlikte bu harekete neden el birliği ile karşı koyduğuna da açıklık getiriyor.

Kilitlenen sistemi açacak tek anahtar uzlaşma

Lübnan’da hukuksal dayanağını Taif Anlaşması’ndan alan taifeciliğe dayalı bir siyasal sistem bulunduğu biliniyor.

Her taifenin (etnik, dini ve mezhebi kesimin) siyasi alanda temsiline dayanan bu sistemin kilitlenmeden çalışabilmesi için tek bir anahtar kavram var, o da uzlaşma.

En son parlamento seçimini 2009’da yapan Lübnan’da kutuplaşmayı keskinleştiren ve sistemin kilitlenmesine neden olan en temel etken Suriye krizi.

2013’te yapılması gereken seçimler, Suriye krizinin yarattığı güvenlik sorunları sebebiyle 2 yıl 7 ay ertelendi, 25 Mayıs 2104’ten beri de cumhurbaşkanı seçilemiyor.    

Yasa gereği cumhurbaşkanı olmadığında cumhurbaşkanının yetkilerini üstlenen meclis, 2014’ten beri fiilen tatil.

Dolayısıyla adeta zorunluluktan dolayı hala devam eden Temmam Selam hükümeti düştüğünde veya başbakan istifa ettiğinde, başka birine yeni hükümeti kurma görevini verecek ne bir cumhurbaşkanı ne de çalışan bir meclis var.

Cumhurbaşkanı konusunda uzlaşma sağlanmadığı için meclis toplanamıyor; çünkü ‘en güçlü Hıristiyan lider cumhurbaşkanı olmalı’ tezini savunan Hizbullah ve Ulusal Özgürlük Hareketi, meclisin üçte ikilik bir çoğunlukla toplanmasını engelliyor.

8 Mart bloğunda yer almasına rağmen Emel Hareketi bile Mişel Aun’un cumhurbaşkanlığına sıcak bakmadığı için mevcut meclis aritmetiğinden dolayı 14 Martçıların adayı olan Semir Ca’ca’nın cumhurbaşkanı seçilmesi bu şekilde önleniyor.

Cumhurbaşkanlığı konusunda uzlaşma olmayınca, meclis çalışamıyor; meclisin çalışamaması hükümetin denetlenememesine ve alternatifsiz hale gelmesine, bu ise hizmet üretilememesine ve yolsuzlukların artmasına neden oluyor.

‘Pis Kokuyorsun’ hareketinin sorunların ve yolsuzlukların kaynağı olarak sistemin bizatihi kendisini hedef alan talepleri ve sloganları elbette kulağa hoş geliyor.

İşte bu yüzden de yolsuzlukların odağındaki siyasi gruplar bile bu taleplere açıkça cephe alamıyor.

Sistemin kilitlenmesini siyasi ve mali ranta dönüştüren kişi ya da gruplar ile kötü ve kilitlenmiş dahi olsa bir düzeni düzensizliğe tercih eden kişi veya grupları aynı noktada buluşturan Lübnan gerçeği bu.

Lübnan’ın bu gerçekliğini tamamen değiştirmek, ancak 14 yıllık yeni bir iç savaşı ve ikinci bir Taif Anlaşmasını göze almakla mümkün; Beyrut’tan yükselen ‘pis kokuya’ bu yüzden herkes tahammül etmekten yana.

Lübnan’daki ‘pis kokunun’ giderilmesi sistemin işlemesi ile, sistemin işlemesi ise uzlaşma ile mümkün; ancak Lübnanlı tarafları uzlaşmaya götürecek yol, uluslararası tarafların Suriye konusunda uzlaşmasından geçiyor.

 


Alptekin DURSUNOĞLU/ YDH

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !