01 Haziran 2020 Pazartesi Saat:
18:24
27-12-2013
  

Lübnan`da El-Kaide`nin şom Varlığı

Kendilerini İslam'ı en iyi şekilde anlayan kesim olarak tanıtan bu selefi ve tekfirci kişiler ve örgütler aslında İslam'a en bağnaz biçimde yaklaşan ve bu semavi dinin barış, sevgi ve bağışlama gibi yönlerine gözleri kör olan kesimdir.

Facebook da Paylaş

 

 

Lübnan'da El-Kaide bağlantılı olduğu belirtilen ve pek adı duyulmayan Abdullah Azam tugayı terör örgütü, İran'ın Beyrut büyükelçiliğine düzenlenen ve 24 kişinin şehit düşmesine ve 146 kişinin yaralanmasına yol açan terör saldırısının sorumluluğunu üstlendi.

 

Hicri şemsi 1384 yılının son aylarında Lübnan'ın medya ve siyaset çevrelerinde acaba Usame Bin Ladin'in liderliğindeki El-Kaide terör örgütünün Lübnan'da her hangi bir kanadı var mı? sorusu tartışılıyordu.

 

Bu soru aslında o yıldan önceki son üç yılda Lübnan'da gerçekleşen siyasi ve güvenlik ve askeri hadiseler ve örneğin Beyrut'ta Mc. Donald mağazalarına düzenlenen saldırılardan sonra El-Kaide'nin adı ile beraber gündeme gelmeye başladı. Beyrut'ta bir askeri kışlaya düzenlenen saldırı, Filistinli mültecilerin Seyda'nın doğusunda mülteci kampında bir bombanın patlaması, Beyrut'un şii Müslümanların yoğunlukta yaşadığı ünlü Zahiye semtinde bazı patlama olayları, Trablus'ta kanlı çatışmalar, 13 mensubu olduğu belirtilen 13 kişinin terör eylemlerine katılma suçundan tutuklanması, tüm bunlar Lübnan'da El-Kaide teşkilatının varlığı ile ilgili şüpheleri daha da güçlendiren gelişmelerdi.

 

Lübnan medyası ve askeri kaynakları tutuklanan 13 zanlının Arabistan, çrdün, Filistin, Yemen ve Suriye uyruklu olduklarını, bu zümrenin Lübnan'da silahlı eylem yapmak ve ülkeyi kaosa sürüklemek istediklerini açıkladı. 13 zanlı dış odaklarla bağlantıları tespit edildikten sonra tutuklandı. Zanlıların bazıları sahte kimlik taşıdığı ve El-Kaide'nin Lübnan'daki lideri Halid Taha ile irtibatı olduğu ortaya çıktı. Halid Taha'nın adı Lübnan'ın öldürülen eski Başbakanı Refik Hariri dosyasında gündeme gelmişti.

 

Hariri suikastından sonraki yıllarda Abdullah Azam gibi tanınmayan ve kendilerini El-Kaide'nin bir kolu niteleyen terör örgütleri sürekli Lübnan ordusunu, şii müslümanları, Hizbullah hareketini, Suriye yönetimini, İran'ın Beyrut büyükelçiliğini, Filistinli grupları ve Dürzileri uyarmaya ve İslam'a dönmelerini söylemeye, aksi takdirde hedef alınacakları tehdidini savurmaya başladı.

 

Kendilerini İslam'ı en iyi şekilde anlayan kesim olarak tanıtan bu selefi ve tekfirci kişiler ve örgütler aslında İslam'a en bağnaz biçimde yaklaşan ve bu semavi dinin barış, sevgi ve bağışlama gibi yönlerine gözleri kör olan kesimdir. Selefi tekfirci örgütlerin fikri durgunluğu en çok irticai Arap rejimleri ve yine siyonist İsrail'in işine yarıyor ve bu yüzden bu zümre söz konusu örgütleri destekliyor ve başta Lübnan'ın huzurunu bozmak üzere bölgesel şom amaçları doğrultusunda kullanıyor.

 

Bu arada Lübnanlı bazı yetkililer ve özellikle ehli sünnet şahsiyetleri Lübnan'da ve hatta dünyanın hiç bir yerinde El-Kaide'nin kanatları bulunmadığını ve sadece bazı İslamî örgütlerin Lübnan'da Filistinlilerin mülteci kamplarında Lübnan yasaları çerçevesinde faaliyet yürüttüğünü belirtiyor.

 

Bu kesime göre Lübnan'da El-Kaide'nin varlığı ile ilgili haberlerin kaynağı Amerika ve korsan İsrail'dir. Ve yine bu kesime göre Lübnan'da bombalı terör eylemleri aslında Lübnan'ı güvensiz hale getirmek isteyen Tel aviv'in işidir ve büyük bir hilekarlık ve propaganda ile işin sorumluluğunu El-Kaide'nin üzerine yıkmaktadır.

 

Lübnanlı bazı ehli sünnet şahsiyetleri ülkelerinde El-Kaide'nin her hangi bir kanadının bulunup bulunmadığı konusunda bölgesel ve küresel boyutta kurulan bir komite çerçevesinde geniş çaplı araştırma yapmak ve özellikle mülteci kamplarında inceleme yapmak ve varsa bu şebekenin amaçları, gerekçeleri ve açık gizli ilişkilerini ortaya çıkarmak gerektiğini savunuyor.

 

Yine Lübnan'da bazı ehli sünnet çevrelerine göre El-Kaide bağlantılı silahlı teröristler ve hamileri Suriye savaşında ağır darbe aldı ve bu yenilgiyi telafi etmek için bölgenin diğer ülkelerinde bombalı eylem düzenleyerek panik ortamı yaratmaya çalışıyor. Bazı Ortadoğu uzmanlar bu çerçevede İran'ın Beyrut büyükelçiliğine düzenlenen terör saldırısının Suriye krizi ile bağlantılı ve El-Kaide'nin uzantısı olan örgütlerin e bölgesel hamilerinin işi olduğunu savunuyor.

 

Biraz önce de anlatıldığı üzere İran'ın Beyrut büyükelçiliğine düzenlenen saldırının sorumluluğunu El-Kaide bağlantılı Abdullah Azam tugayı adlı terör örgütü üstlendi. Gerçi bölgede bazı istihbarat servisleri bu tür örgütlere destek vermeyi kendi çıkarlarına uygun görerek söz konusu terör saldırısının istihbarat çalışmasını yapmış olabilir. Bir çok çevre ise Lübnan'daki siyasi ve güvenlik gelişmeleri, bölge ve bölge dışı aktörlerin ilişkilerine ve Lübnan dışında yaşanan gelişmelere bağlı olduğunu savunuyor.

 

Bundan yaklaşık üç yıl önce Suriye'de krizin patlak vermesi ve ardından dış güçlerin işin içine karışmaya başlamasından sonra bir çokları Suriye krizinin taşarak Lübnan'a doğru sarkacağını söylemeye başladı. Lübnan Suriye'nin komşusudur ve doğal olarak Suriye krizi Lübnan'ı da etkilemektedir. çte yanda Suriye her zaman Lübnan'da belirleyici rol ifa etmiştir. Suriye ordusu Lübnan siyonistlerce işgal edildiği yıllarda uzun yıllar Lübnan'da kaldı ve Lübnan ordusunun yetersizliğini telafi etti ve bu yüzden doğal olarak Suriye'de de ağırlığı hissedildi.

 

Gerçi Refik Hariri suikastından sonra Suriye suçlandı ve böylece Suriye ordusu Lübnan topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Buna karşın Suriye hala Lübnan'da etkili bir unsur sayılır. Nitekim Lübnan'da yıllardır siyasi saflaşmalar da Suriye'ye yakınlık veya uzaklık kriterine göre tanımlanıyor. Lübnan'da 8 Mart hareketi Suriye'ye yakınlığı ve 14 Mart hareketi de Suriye'ye muhalefeti ile biliniyor. Doğal olarak böyle bir ortamda Suriye'deki huzursuzlukların Lübnan'ı da etkileyeceği kaçınılmazdır.

 

Nitekim Suriye ordusu ile muhalifler arasında çatışmaların şiddetlenmesi, Lübnanlı gruplar arasındaki çatlakları da derinleştirdi. Fakat yine de Lübnan'da siyasi yapı, çatlakların belli bir noktadan daha ileri gitmesine mani oldu. Bir başka ifade ile gerçek Lübnanlı siyasi gruplar arasında derin uçurumlar vardır ve hatta Başbakan Tamam Selam aylardır bu ülkede yeni kabineyi kuramadı, ancak buna karşın Lübnanlı önemli siyasi gruplar aralarındaki anlaşmazlığın şiddete dayalı çatışmalara dönüşmesine mani oluyor.

 

Lübnan'da sadece Trablus kentinde Alevilerle Sünniler bir biri ile çatışıyor, ki bu çatışma zaten Suriye krizinden önce de vardı. Fakat şimdi bu çatışmanın Lübnan'da yayılmaya başladığı gözleniyor ve Suriye savaşının uzantısı olarak yorumlanıyor. Son aylarda ise Suriye'de yaşanan en önemli gelişmeler, Beşar Esad güçlerinin silahlı muhaliflere karşı büyük zaferler kazanmasıdır. Silahlı muhaliflerden maksat, aslında Suriye kökenli muhalifler değil, El-Kaide bağlantılı terör örgütleridir. Bu örgütler özellikle son bir yılda Suriye'de Beşar Esad yönetimine karşı savaşın inisiyatifini ele geçirdiği gözleniyor.

 

Bazı tahminlere göre Suriye'de 80 bin kadar El-Kaide teröristi bulunuyor. Bunlar büyük bir çoğunluğu Suriyeli olmayan ve başka ülkelerden gelen teröristlerdir. Bu zümrenin demokrasi ve özgürlük gibi bir derdi de yoktur ve sadece kendi radikal düşüncelerini İslam adına hayata geçirmeye çalışıyor. Gerçekte El-Kaide bağlantılı örgütler birer parazit misali sadece bulundukları ortamı istikrarsızlaştıran ve güvensiz hale getiren örgütlerdir.

 

Suriye'de son üç yılda yaşanan istikrarsızlık ise bu tür örgütlere daha fazla faaliyet alanı yarattı. Yine bazı çevrelere göre bu örgütler bölgede irticai Arap rejimlerce Suriye yönetimini devirmek amacıyla destekleniyor. Her halükarda gerçek şu ki Lübnan'da ve Suriye'de ve genel olarak bölgede terör eylemlerinin devam etmesinden en çok siyonist İsrail nemalanıyor.

 

Eli kanlı rejim gerçek mahiyeti itibarı bölgede İslam ülkelerinde her türlü krizi destekliyor ve ancak bu durumda şom bekasını sürdürebileceğine inanıyor. Bazı gözlemciler İran'ın Beyrut büyükelçiliğine düzenlenen hain terör saldırısının da siyonist rejimin işi olduğunu ve bu saldırı ile İran ve 5+1 grubu arasında devam eden nükleer müzakereleri ve müzakerelerde oluşan olumlu atmosferi etkilemeye çalıştığını belirtiyor.

 

Bazı gözlemcilerse bu saldırının amacını Suriye krizini bölgeye yaymak ve İran'ın bölgesel imajını tahrip etmek olduğunu kaydediyor. şöyle ki, selefi tekfirci örgütler İran'ın müttefiki olan Suriye ve Lübnan gibi ülkeleri güvensizliğe sürükleyerek İran'ın uluslararası itibarını etkilemeye çalışıyor. Ancak muhaliflerin tüm bu terör saldırıları ve komplolarına karşın İran bu tür güvenlik oyunlarına bulaşmıyor ve sürekli barış, huzur ve güvenliğe vurgu yapıyor.

 

irib türkçe

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler