11 Aralık 2017 Pazartesi Saat:
05:59

Maşuk-u Muntazar

05-12-2017 08:36




Cumalar yetimdir gizliliğinde, sözler ıslak. Gün, hüznüne baka baka kararır; gece olur adı. Müsebbibi gamındır, boynu bükük kalmış semaların. Mırıldanır tenzih ile başlayan bütün zikirleri,  yıkılmamak için Arş'ı ayakta tutan dört direk.

İsmin, söz kitabının övülmüş mucizesidir; cismin, Musevvir'in sanatının en güzel tefsiri. Bir gelsen; sahibi olduğun zaman durur, hayat durur, dil tutulur. Cemreler aynı anda düşerdi, sıddık yüreklere. Başlarını keserdi, Yusuf'u görüp de ellerini kesenler. Birkaç dakika geçmesini beklemez; anında can verirdi Hemmam. Tanrısal kokunu çalan gül, aşıklar elinde sevgilide kelebekler uçuşturan hediyedir. Aşkının intizarında, namı mü’tekiftir bu yolun yolcusunun. Ve mübteladır; şehadetle başlayıp, yine şehadetle biten dualara. Şadlığın zirvesinde; Burak’sız yükselir aşkınla miraca.

Gönüller aram olur zikrinde. Islak ıslak ferec diye kalkar eller, dergah-ı Hakka. Kabul olmaz ameller, me'mum olmadan sana. Tevessülünün arzusunda; bağışlanmayı ümid etmektir aşk. Ve mikat yerinde kefenini giyip, sana mahrem olmaktır. Arafat’ta arefe duasını okurken sen; güneşin altında yanmak, ama günahları da topyekün cayır cayır yakmaktır. Ve Münadi’nin “Bağışlandın, pür-i pak bir hayat ve ikinci bir şans sana”  nidasını işitip, ismet havuzunda yıkanmak.

Bela  çölündeki  zulmün  cefasıyla zehirlenmiştir, uzundan da uzun ömrün. Gözlerinden dökülen kanlar, kefen olur kuru çölde üryan bırakılıp, defnedilmeyene. Dilini,  damağını  kurutur; aşkın  en saf halinin  mersiyeleri ve arşı titretir her gece gündüz. Mezar-ı şerifin  başında, hazin sesini işitse, lal olur; tınısında yürekleri titreten Ney. Kendini sorgusuz verenlerin,  başına  gelenler en  sahih haliyle duyulur.  Varsa eğer  tesellisi, bil ki; bize Tevvabin olmak haramdır. Likaullah'a varana dek yoluna serilen; kanına boyanmış bir perçemdir can, en kırmızısından.

Nefse karşı yapılmış, en kanlısından bir devrimdir, intizar. İblisin iğfal ettiği nefisleri, fikirleri; yargısız infaz eder inayetin. Hedefini sevda yerinden vurur, ilahi bir ok. İtaatinle kemale erer din. Helale haram desen haramdır! Vechullah'sın, neden diye sorulmaz ve söz konulmaz, senin sözünün üstüne. Delil, burhan istemez, buyruğuna itaat vacibdir, kitabın en orta yerinden. Yaratılan en kamil duygudur, senin sevdan. Hayırlısından bir evlat gibi dört dörtlük yetiştirilip; emrine amade olan. Beşeri, Arz'dan alıp, Arş-ı A'la'ya uçuran. Nur cemalinin gölgesinde, kesseler acımaz itaatinin şevkinde. Kaçar adım hicret eder, velayetinin aydınlığına; karanlıklardan yürekler. Uhud gibi güvenle yaslarlar, yarenlerin sırtlarını sana. Nisbet-i Kayyumiyetin teminatıdır, varlığın.

Gaybında ulumaları kesilmeden artan keferenin, münafığın sesi; kör bıçaktan daha acizdir ve ürkütmez bekleyenlerini. Zuhurunda kaçacak delik ararlar, necaset libasını giyinenler. Gelmiş geçmiş cümle enbiyanın umudu; daha önce hiç görülmemiş ve durmak bilmeyen baran-ı rahmet'tir gelişin. Binlerce yılın mustazaflarının, yüreklerindeki yangını söndürecek olan. Can suyudur, Halik'in cansız bedenlere üflediği. Tevhidi inkılab'ın dirildiği, İblis'in Fatiha'sız telkinsiz gömüldüğü ve kazandığı nar'da yanmaya başladığı andır.

Varlığın, Allah'ın kudret nurunun tecellisidir. Mesih yolun bekler ve en masum müşterisidir, aşk pazarının. Cümle nebi servet-i ilmlerinin varisi bilirler seni. Gelip de bina etmeni gözlerler, Emir'in adalet hükümetini. Turab yolun gözler, Ademoğlu'na rızk olup, açlığı bitirmek hevesinde. İklimler en ayazından bitmek bilmeyen kış. Zuhur ateşinde ısınır, intizarında lev'i garama tutulur muntezir yürekler.

Ey Adem! Hıfzedersin kendini bütün tehlikelerden, ancak ve ancak bulutlar ardındaki güneşin arkasında secde edersen. Nurunda düşmanlarının gözlerinin feri söner, bırak zarar vermeyi, bakamazlar bile sana. Öldür bedenini ve bırak kendini onun yangınına. Ateşinde yanmadıkça, mutahhar olamazsın bu necis dünyada. Onun Ahmedi sıcaklığıyla, alev alev yanarsın; iki gider bir olur sevda.

Sen varken abestir, aşka dair hissedilen herşey. Hiçbir ayrılığın adı hasret değildir, sen Gayb'dayken. Ezelden ebede bütün aşık olduğunu sananlar, sana aşık olanın ayağının altında toz olabilmek için pervane. Senin dizinin üstünde, her nefesi gelişine adanmış; hem senin, hem de Yaradan'ın razı olduğu canlar. Hamdolsun, bunu bahşeden Kerem'e. Devlet-i aşka muntezirlerin adı, nöker-i Veli ve maşuk-u Muntazar yazılsın. Bir değil, bin kere de ölsek senin yolunda, dillerdeki şiirin son  mısrası; “Şarab küpünün kulbu sağolsun”. Hiçbir dilde, hiç bir kelime yoktur ki; böyle gelen hoşbahtlığın meali olsun.

Oy gelmek için, sadık divanelerin intizarında olan. Ana, baba, kardeş, evlat, can ve nefes. Rabbin lütfu ne varsa gelişine adanmıştır. Şah-ı Şüheda'nın  ”Zillet bizden uzaktır!” sedası, Lebbeyk'tir dudaklarda. Biz geldik, sen de gel...


 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Yazarın Diğer Yazıları