15 Kasım 2019 Cuma Saat:
18:32

Masumiyetin Dokunulmazlığı

30-08-2019 22:42


 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

Perdelenmiş gözlerime gelir misin ey Yar? Kerbela burada, bakışlarımın düştüğü yerde. Her bir damla gözyaşında ayrı bir sahne gizli. Yalvar gözlerine şimdi. Ağlasın Hüseyin’e (a.s.) şehit olduğu gibi korkusuz ve özgürce. Şehadete giydirdiği taç gibi cenneti müjdelercesine…

 

Ah gözler ne kadar az şahit olmuştur asırlarca süren bir mesaja. Tüm zaman ve mekânlara insanlık vicdanının feryadıydı işte Kerbela.  Geçmişin karanlığını bir kıyam ile geleceğe aydınlık olarak taşıyan, akıl ve nefsin karşı karşıya saf tutuşunu, aşk ve nefretin amansız savaşını tarihin boynuna bir gerdanlık gibi asmıştı o sahra.

 

Adalet Hüseyin’di, Yezid ise baştan ayağa zulmü giyinmişti. Zannediyordu ki Masumiyetin dokunulmazlığına bu kin ve nefreti ile leke sürebilecekti. Oysa güzellik Zeyneb’in sözünde arşı titretmişti: “m ara eytu illa cemila”

 

Tek bir söz ile Hüseyin’in mesajı asırlara işlendi. Bu nakşı Allah kendisi bizzat işledi. Bu Aşk divanını Hüseyin’in kan mürekkebiyle Hak yazdı. Ve o Hakk’ın yazdıkları dışında her şey batıldı.

 

Hüseyin’im… Susuzluğunun esiriyim. Boğazımı yakan o serin suyun ateşindeyim. Her şeyi anlayıp idrak eden aklım, gömleğinin bedeninden süzülüşüne akıl sır erdiremiyor. Dilim lal olsun, ne kadar anlatırsam anlatayım hep az geliyor. Gönlüm senindir, haneme gelir misin ey Yar?

 

Ey Hüseyin! Ey aşkı kanıyla yazan yüce nur… Ben buraya asırlar önce Hz. Zeyneb’in sözünü asırlar sonrasından söylemeye geldim, “m ara eytu illa cemila”

 

Senin adınla tanıştığında âlem kan rengine büründü, oysa adın ne güzeldi. Kıyılamayan, bakmaya doyulmayan, çehresinde cenneti barındırandı. Cennet sanki senin suretinin tecellisiydi. Eğer öyle olmasaydı Abbas neden tasua günü herkes cenneti senin iki parmağının arasından izlerken, sana bakmayı tercih etti? Evet, evet, güzellik seninleydi. Bu yüzden Zeyneb dedi: “m ara eytu illa cemila”

 

Kızgın çöl toprağına feryadım, ben asırlar sonrasından sesleniyorum. Çok yalvardım asırlar ötesinden, muharreme üç kala, Hüseyin çıktığında yola. Ey Hüseyin gitme Kerbela ’ya, yıkılsın dünya ama sen gitme oraya. Kopsun kıyamet, sussun bütün âlem ama sen gitme oraya, varma Kerbela ‘ya, ağa ne olur gitme o belalı sahraya…

 

İşte gözyaşlarım, işte iki denizin buluşması, işte aşk ve belanın tufanı. İşte burası Kerbela… Hani Hüseyin düşmüştü ya toprağa, parçalanmıştı gömleği burada, Zeyneb yalvarıyordu Ey Zehra’nın canı ne olur dön son bir kez bak bana, işte bunun adıydı “m ara eytu illa cemila”

 

Ve işte kırk yılın sancısını taşıyan kırk gecenin kırkındayım şimdi. Kanlı gömleğin gözlerimin önünde, her gün yeniden esir oldu Zeyneb’in. Yeniden yetim kaldı yetimlerin. Yeniden kesildi yolları fıratın. Yeniden oklandı 6 aylık minik evladın. Rubap boş beşiğin başında, Rugayye…

 

Ahh.. Rugayye, babasının başında, ona Kevser olan. Kerbela ‘da yüreğini, altın bir tepsinin başında ruhunu teslim eden masumiyetin dokunulmazlığının simgesi. 

 

Asırlar sonrasından, bütün acıların beşiğinden sesleniyorum, ben Hüseyin’i tanımaya başladığımdan, Zeyneb’in adını duyduğumdan, masumiyetin dokunulmazlığını üstadımın dersinden okuduğumdan bu yana diyorum: “m ara eytu illa cemila” ben güzellikten başka bir şey görmedim burada…

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Flag Counter