10 Aralık 2019 Salı Saat:
21:48

Mazlum ve Muktadir..!

22-07-2019 16:27


 

 

 

 

 

 

  

 

Mazlum

 

Dünya Müslüman ve Mustazaflar lideri İmam Hamenei’nin İran İslam Cumhuriyeti ve muvahhit İran halkı için buyurduğu bu iki hayati cümle Mazlum ve Muktadir büyük bir anlam ifade etmelidir ki, İmam Ali’yi (as) örnek göstermektedir. Çünkü bu iki sıfat o yüce şahsiyete has özelliktir. Hz. Resulüllah’tan (saa) sonra İmamın hayatı bu iki kavram içinde geçmiştir. Dost bilinen Müslümanlar düşmanla beraber İmamın tüm haklarını elinden alıp yanlızlaştırarak mazlum bırakmıştır.

 

İmam Hamenei neden tüm Ehl-i beyt imamları değil de sadece İmam Ali (as) üzerinden mesaj vermeye çalışmıştır. Diğer imamlar mazlum değil midir? Elbette bütün imamlar mazlumdur. Ama İmam Ali (as) istisna bir mazlumiyet yaşamıştır.

 

Genel anlamda Ehl-i beyt imamlarının dostları da düşmanları da kendilerini net belli ettirerek tanınıyordu, ama imam Ali’nin (as) düşmanından çok dost görüneni vardı, gerçek dost ve düşman kimdir belli değildi, çünkü tüm renkler birbirine karışmıştı, İmam Ali’nin (as) mazlumiyeti bundandı.

 

İmam Ali (as) gerçek dost görünenler tarafından yanlız ve mazlum bırakıldı, o kadar yanlız ve mazlumdu ki, gerçek dost bildiği kuyuya derdini söyler, kuyu taşları İmamın mazlumiyetine imamla beraber ağlıyordu, dost görünenler İmamı anlayamıyordu, manfaatları gereği düşmanla aynı kareleri paylaşıyordu, (hatta zalim ve tağutla aynı kareyi paylaşmalarını vahdet diye nerdeyse İmama bile yutturmaya çalışıyorlardı) hem İmamın arkasında saf tutup namaz kılıyor, hem düşmanın yağlı sofrasından kalkmıyorlardı, İmam Ali’ye (as) dost görünen vefasız ve ihanet şebekesi müslümanlar O’nu mazlum bırakmaktan hiç haya etmediler, böyle bir cahil ihanet şebekesinin vefasızlığından dolayı, imam derdini kuyunun taşlarıyla paylaşıp ağlıyordu.

 

İmam Ali (as) mazlum ve Muktadir bir şahsiyetti. Ehl-i beyt dostları başta İran İslam Cumhuriyeti ve onurlu İran halkı tıpkı İmamları olan Hz. Ali (as) gibi, yılmaz, iradeli, sabırlı, güçlü, pes etmeyen, dik duruşlu, doğruluktan sapmayan, adaletli, basiretli, ferasetli, akıllı, şuurlu, tefekkür ve düşünce ehli, korku bilmeyen, mazlumdan yana, zalime düşman, kanaatkar, şükreden, paylaşımcı, müslümanın derdiyle dertlenen, kafire, münafıka ve fasıka nefret eden, Şeytanı ve tağutu titreten, Allah’a, Kur’an’a, Resulüllah’a ve Ehl-i Beyt’e olan aşkıyla tüm firavun anlayışının uykularını kaçıran, İlahi ve Kur’an-i özelliğinden asla taviz vermeyen velayet yolcularıdır. Tarih boyu dost görünümlü vefasız ve ihanet çetelerinin içinde onurluca yaşamaya çalışan, ama zamanın firavun zalimleri tarafından sürekli baskı yapılarak ezmek istedikleri Mazlum bir toplumdur.

 

İmam Hamanei bu açıklamasıyla aslında dünyanın her yerinde türlü saldırılara ve haksızlığa maruz kalan Ehl-i beyt dostları ve dünya mustazafların mazlumiyetina vurgu yapıyordu. Bu mazlumiyetin ana merkezinde ise İran İslam Cumhuriyeti ve Muvahhit İran halkı vardır. Yani İmam Ali’yi (as) yanlız ve mazlum bırakan dış mihraklı düşman değildi, onu mazlum bırakan dost görünen cahil ve ahmak müslümanlardı. Bugün Ehl-i beyt dostları ve dünya mustazaflarına, özellikle de İran İslam Cumhuriyeti ve onurlu halkına sözde dost görünüp ama büyük Şeytan Abd, uluslararası Siyonist çetesi ve küresel Emperyalist düşmanla stratejik işbirliği yaparak uşaklık edenler, zulüm saltanatlarının korunması için inek gibi sağılan yobaz ve mürteci Arap krallları, ne acıdır ki Firavun anlayışına sahip zalim, facir ve fasık yöneticileri onaylayan bazı zavallı halklar, İmam Ali (as) döneminde ki dost görünen müslümanlar gibidirler.

 

Evet, İran İslam Cumhuriyeti, muvahhit İran halkı, Ehl-i Beyt dostları ve dünya mustazafları İmam Ali (as) gibi mazlum, bir o kadar da Muktadirdir.

 

Washington da büyük Şeytan ABD başkanın daha hapşırmaya hazırlandığın da, İslam ülkelerinin başında ki satılmış tasmalı kukla yöneticiler oturdukları koltuk da neredeyse nezle oluyorlarken, ambargonun A’sı daha ağızdan çıkarken, İran’a ambargoyu yürürlüğe koyan, ama medyada sahte ve yalan nutuklarla halkını kandırıp, ağababalarının aldıkları ambargoya katılmadıklarını beyan eden ihanet şebekesi sözde dost görünen yalancı müslümanlar.

 

Bugün İran İslam Cumhuriyetini, onun etrafında birleşen direniş cephesini, Ehl-i beyt dostlarını ve dünya mustazaflarını hedef göstererek tekfirci terör akımlarca kadın, erkek, yaşlı, genç, çocuk, müslüman ve gayri müslüman demeden İslam coğrafıyasında, özellikle Suriye, Filistin, Yemen, Afganistan, Irak ve Arakan da katliam yaptırıp binlerce mazlum insanın kanını dökenlerin tasmalısı olan sahte müslümanalar.

 

Velayet ve muvahhit Hizbullahi erleri, Hamas ve İslami cihadı terörist ilan etmeye çalışan, küresel terörist büyük Şeytan Abd, uluslararası Siyonist çetesi, tekfirci Vahhabi Al-i Suud ve diğer tasmalılara tepki koyan bir müslüman ülkesi oldu mu? Dünyayı kuşatan zalim ve adaletsiz küresel terörist çeteler, ellerinde ki tüm imkanlarla bir avuç hak ve mazluma saldırırken, insan görünümünde ki yaratıkların bir çoğunun gözleri kör, kulakları sağır, tutum ve davranışlarıyla dilsiz şeytan olan hokkabaz müslümanalar değil midir? Müslüman kardeşini mazlum bırakan müslümandan başkası kim olabilir?

 

Muktadir

 

İmam Humeyni (ra) ‘’Amerika hiç bir halt edemez’’ sözü sadece askeri ve siyasi içeriye sahip bir söz değildir. Bu sözün ‘’İrfani ve Manevi’’ anlamı da vardır. Ama biz bunu genel anlamda kullanılan mana ile değerlendirmeye çalışalım. Abd süper bir güç, bütün dünyayı zorla kontrölü altın da tutmaya çalışan ‘’zamanın firavunu’’ Emperyal bir güçtür. en azından dünya öyle kabul ederek ona itaat ediyor. Ama velayete aşık ve bağlı erlerin nezdinde zerre kadar bir değeri olmayan Ankebut gibi içi boş bir zavallıdan başka birşey değildir.

 

İran İslam Cumhuriyeti İmam Humeyni (ra) önderliğin de halk kıyamıyla ikibin beşyüz yıllık imperetorluğu devirmiş ve sıfırdan kurulan yeni bir devlettir. Ama kırk yıldır siyasi, askeri, ekonomi, kültürel, sosyal, ahlaki, mezhep ve etnik köken fitneleriyle sürekli en acımasızca saldırılara maruz kalan, özellikle ekonomik ambargo uygulanan bir ülke durumundadır. Dışarıdan Abd ve Emperyal güçler içerden ise münafıklar ile yıkılmak istenilen ama bir türlü yıkılamayan bir devlet, çünkü Kur’an ve sünneti nebevi anayasasına dayalı ‘’Velayet’i Fakih’’ sistemiyle yönetilen İlahi bir devlettir. Baş düşman büyük Şeytan Abd, uluslararası Siyonist çete, batı Emperyalizmi ve bölge avaneleri kırk yıldır hiç boş durmadılar, dünya literatüründen diskalifiye etmek için her şeyi yaptılar, ama birtürlü istediklerini yapıp arzularını yerine getiremediler. İran’ı mazlum bıraktılar ama muktadir bir otoriteye dönüştürdüler.

 

Büyük şeytan Abd dışişleri bakanı eli kanlı cinayet ve işkence şebekesinin başı Pompeu şu ifadeleri kullanıyor: ‘’Eğer İran devleti halkına ekmek yedirmek istiyorsa bizim dünyaya sunduğumuz ve her devletin kabul ettiği oniki maddeyi İran kabul etmelidir.’’ Yani şunu diyor bütün dünyanın ekmeyini biz veriyoruz, tıpkı Firavun’un dediği gibi ‘ben sizin İlahınızım’ , bana iman edip biat etmeyene ekmek yoktur. Yani demek istiyor ki, zillet, alçak ve haysiyyetsiz pırangasına vurulup onursuzca yaşamalısınız. İran İslam Cumhuriyeti halkıyla kırk yıl önce kendi yolunu seçerek, Kerbela’dan aldığı dersle bütün dünyaya bu mesajla haykırmıştır. Ben zilleti, alçaklığı, haysiyyetsizliği asla kabul etmem, şerefsizlik pırangasına vurulmam ve onursuzca yaşamam; aç kalsam da, tecrit edilsem de, mazlum kalsam da, muktadir bir tutum ile dik duruşla yaşamaya devam edeceğim. ’’Zillet bizden uzaktır’’ sloganıyla ilahi bir sedd çekmiştir.

 

Hz. Resulüllah’ın (saa) vefatından sonra İmam Ali’nin (as) başına nelerin geldiğini ve nelere maruz bırakıldığını, dost görünen münafık ile dışarıdan saldıran düşmanın, velayeti ve imameti İmam Ali’nin (as) elinden almak için ne gibi hilelere baş vurduğu tarihte aşıkardır. İmam’ın mazlumiyeti öyle had safhaya ulaşmıştır ki, bırakın İmam Ali’ye (as) selam vermeyi, İmam’ın selamını bile almıyorlardı, evet İmam mazlum kalmıştı ama öyle büyük bir muktadir güce sahipti ki, diskalifiye edeceklerini sananlar zamanla kendileri imamın ve onurlu duruşunun karşısında diskalifiye oldular. İmam Ali’nin (as) otuz yıllık hayat serüveni bugün İran İslam Cumhuriyeti üzerinden yeniden oynanmaya çalışılıyor. ‘’Mazlum ve Muktadir’’ izzet ve onurlu duruş demektir. Gelecek nesiller için tarih bir şeyleri yeniden kaleme almış yazıyor, bu mazlumiyet ve onurlu muktadir duruş aslında zuhurun temellerini sağlam sütunlarla oluşturup evrensel İlahi adalet devletinin gerçekleşmesinin özetini yansıtıyor.

 

İran İslam Cumhuriyetinin mazlumuyetine rağmen, kırk yıllık onurlu Muktadir duruşunun karşısında, dünya müstekbiri ve Firavunu büyük Şeytan Abd, Uluslararası Siyonist çete ve onların aveneleri çakalların düştükleri acizlik ve çaresizlik durumu, son çırpınışlarının yansıması olarak görmekteyiz.

 

Kırk yıldır her türlü baskı ve saldırıyı ahlaksızca gerçekleştiriyorlar, vicdansızca en ağır ambargoyu uyguluyorlar, zaman zaman terör saldırılarıyla bilim adamlarını şehid ediyorlar, ülke içinde münafıkları kışkırtarak rejimi yıkmak için her türlü fitne ateşini yakıyorlar ama her seferinde kendi kazdıkları kuyuya kendileri düşüyor.

 

Bu muktadir ve onurlu duruşun karşısın da o kadar aciz, çaresiz ve rezil bir duruma düşüyorlar ki, Firavun Abd’nin dışişleri bakanı Ponpeu ülke ülke dolaşıp İslam cumhuriyetine karşı uluslararası bir cephe oluşturabilir miyiz ve İran’ı diskalifiye edebilirmiyiz diye adeta ülkelere yalvarıp duruyor. Hatta bunun makaddimesi olarak bir kaç konfrans tertipleyerek yandaş toplamaya çalışsa da onlar için ne acıdır ki hiç başarılı olamadılar.

 

İran’ın Muktadir ve onurlu duruşunun karşısında geçmişten günümüze kadar olan bir kısım olaylara sebep olan büyük Şeytan ve avenelerinin düştükleri acizlik ve rezillik ve uğradıkları hezimetlere kısa bir göz atalım.

 

- 1980 yılların başın da üniverste gençliği Tahran da Abd casusluk yuvası olan büyük elçiliği ele geçirerek tüm çalışanlarını rehin alınması

 

-Abd’nin rehineleri kurtarma operasyonun da Tebes çölün de kum fırtınası sonucu uçak ve helikopterin çarpışmasıyla onlarca askeri personelin ölmesi

 

- Irak Baas rejimini Saddam Hüseyin önderliğinde İran’a saldırıp 8 yıl bilfiil aynı cephede İran’a karşı savaşmış sonunda elde edilmeyen başarı ve Saddamla beraber büyük Şeytanın hezimetiyle sonuçlanan ve kayıp edilen bir savaş. (amaç İranı işgal edip rejimi yoketmekti)

 

- 2006 yılın da Hizbullahı yok etmek için Siyonist işgal rejimini Lübnan’a saldırtarak 33 günlük savaş neticesin de büyük Şeytan Abd‘nin ve batı Emperyalizminin gayri meşru çocuğu İşgalcı Siyonist ve destekçi avenelerinin rezil hezimetleri, İran ile Hizbullah’ın onurlu zaferiyle sonuçlanan bir savaş

 

2008 yılın da 2006 savaşında Hizbullah’tan alınan hezimeti unutturmak için, daha küçük ve zayıf gördüğü hamas ve islami Cihad hareketini sözde yoketmek için Gazzeye saldırısı ve 28 gün süren çatışmanın ardından yine Allah’ın izniyle bozguna uğrayarak onlarca siyonist asker leşini bırakıp kaçmaları

 

BOP projesi çerçevesi içinde büyük (Siyonist) İsrail imperetorluğunu kurmak için direniş cephesinin ön kalesi Suriye’yi yıkmak ve Cumhurbaşkanı Beşşar Esad’ı yok etmek için Büyük Şeytan Abd, uluslararası Siyonist çete, Emperyalist ve bölge avaneleriyle elele vererek 2011 yılında Işid, el-Kaide, ÖSO, el-Nusra gibi küresel terörist akımlarla başlattıkları yıkım operasiyona karşı, İran’ın Suriye’ye verdiği destek sonucunda uğradıkları büyük bir hezimet.

 

- Büyük Şeytan Abd’nin görünmez, vurulmaz ve yakalanmaz dediği QR 170 İHA’sını tere yağından kıl çeker gibi yere indirmesi ve bütün teknolojik özelliklerine ulaşması

 

- Büyük Şeytan Abd’nin özel eğitilmiş deniz piyade komandoları başka ülkelerin subay ve askerlerinin başına poşet geçirerek korku salarken, İran İslam Cumhuriyetinin yiğit evlatları Devrim muhafızları (Pasdaran) Abd’nin sözde yenilmez ve heybetinden korkulan subay deniz piyadeleri komandolarını körfezde diz çöktürdü, rehin alarak dünyayı başlarına yıktı, hayatı onlara daretti, sorumlu komutan, subay korkudan kameralar karşısında titrek sesle ağlayarak biz hata ettik özür dileriz, bizi affedin diye yalvardı, büyük Şeytan askerlerini kurtarmak adına dostlarına arabulucu olmaları için adeta yalvardı.

 

Bir kaç gün bundan önce Trump’ın çıkışı asarım keserim naraları atttığı bir zaman da, bir sabah dünyayı şoke eden haberler yayınlanmaya başladı, İRAN ABD’nin davasa, radara yakalanmayan casus İHA’sını düşürdü. Abd bunu önce kabul etmese de sonra itiraf etmek zorun da kaldı evet İran vurmuştur dedi. Abd için olayın vehametinin ne kadar büyük olduğu daha sonra ortaya çıktı, aynı İHA ile beraber 35 üst subayı taşıyan ikinci bir uçak daha vardı, İranlı general biz onu vurup askerleri yok etmedik, bu İHA’yı vurarak düşmana bir mesaj vermek istedik. Bu İHA’nın fiyatı 222 milyon dolar, yani iki F35 savaş uçağına eşdeğer.

 

Sözde üç iran hedefini vurmak için karşı saldırı emri vermiş ( yıllardır dünyanın çeşitli coğrafyalarında mazlum ve savunmasız insanların kanını içen ve hatta Amerikayı mazlumların kanının üzerine inşa eden ve her gün de Yemen’de, Suriye’de, Afganistan’da, Pakistan’da ve bir çok yerde mazlum insanları katleden büyük Şeytan Abd’nin) insancıl başkan sayın Trump 150 İran askerinin öleceğine gönlü razı olmadığından hareketten 10 dk önce saldırıyı durdurma emri vermiş, vay sevsinler insancıl tavrını.

 

Büyük Şeytanın İran İslam Cumhuriyetine karşı hem askeri hem siyasi alanlarda aldığı bunca hezimete karşı ne gibi bir başarılı eylemi olmuştur? 1988 yılın da İran İslam Cumhuriyeti sivil havacılık uçağı IRAN AIR’i 274 yolcu 16 mürattabatıyla toplam 290 savunmasız masum insanı körfezde füzeyle düşürerek işlediği bütün cinayet ve katliamlar gibi büyük bir katliam yaparak siyah defterine bir yenisini daha eklemiştir. Büyük şeytanın kırk yılda İran’a karşı elde ettiği en büyük başarısı budur. Bunlar dillerinde asmaktan kesmekten başka hiç birşeyi olamayan korkak vahşi yaratıklardır. Biz de iyi bir ata sözü vardır. ‘’Isıran köpek dişini göstermez, dişini gösteren köpek korkudan altını ıslatan köpektir’’ derler.

 

Müstekbir çakalların kendi itirafları ‘’İran İslam cumhuriyetine yarattığımız bunca kaosların karşısın da nasıl kırk yıldır böyle ayakta durdu, bırakın ayakta durmayı kendini geliştirip nasıl uluslararsı bir güç haline geldi hala aklımız ermiyor” diyorlar. Tevhide dayalı Velayet anlayışının yer yüzünde yegane temsilcisi Velayet’i Fakih sisteminin ne olduğunu düşman anlayamadığından hayretlere düşmesi gayet doğal değil midir? İran’ın bir önceki Cumhurbaşkanı sayın Ahmedinejat aynen şöyle diyordu: “İran İslam Cumhuriyeti bütün sıkıntılara rağmen bir süper güç olma yolunda ilerlemektedir”.

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !