15 Kasım 2018 Perşembe Saat:
12:59
20-03-2018
  

Mekke, Araplar ve Paganizm

Kureyşliler, Kâbe'nin yanına yerleştirdikleri putlarını misk-i amberle ıtırlandırıp güzel kokmalarını sağlıyor, onların önünde secdeye kapanıyor, sonra da onların etrafında dönüp lebbeyk diyorlardı!

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Mekke Şehrinin Ortaya Çıkışı

 

Mekke şehrinin ilk ortaya çıkışı, Hz. İbrahim (a.s) dönemine rastlar; Rabbinin emriyle eşi Hacer ve kundaktaki yavrusu İsmail'i Suriye'den alıp o sırada susuz kurak, ıssız ve tamamen çorak olan bu çöle bırakır.[1] Allah'ın takdiriyle, Hacer'le İsmail'in (a.s) hayatta kalması için yerden Zemzem suyu kaynayıp çıkar,[2] bu sırada güneydeki kuraklık ve kıtlık nedeniyle kuzeye göç eden Curhum kabilesi oradan geçerken onları görür ve Zemzem'in aktığı bu mıntıkaya yerleşir.[3] Hz. İsmail (a.s) büyüdüğünde Curhumlu bir kızla evlenir.[4] Hz. İbrahim (a.s) orada oğlu İsmail'in (a.s) yardımıyla Kâbe'yi inşa etmekle görevlendirilir.[5] Kâbe'nin inşasıyla birlikte Mekke şehrinin ilk temeli atılmış oldu ve Hz. İsmail'in (a.s) nesli zamanla çoğalarak Mekke'ye yerleşti.

 

İbrahim Dininin (Hanifliğin) Kalıntıları

 

Mekke Arapları Hz. İsmail'in (a.s) soyundan gelen Adnanoğulları'n-dandı ve bu adı, bu boyun büyüğü ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) 20. göbekten ceddi olan Adnan'dan alıyorlardı. Hicaz, Necd ve Tehame'de yaşayan Adnanoğulları[6] yıllardır Hz. İbrahim'in (a.s) şeriatı üzere yaşamaktaydı, Yakubî şöyle yazar:

 

Kureyşliler ve Adnanoğulları boyunun çoğu, Hz. İbrahim'in dininin bazı hükümlerine uymaktaydılar; Kâbe'yi ziyaret ediyor, haccediyorlardı, misafirperver insanlardı, haram aylara saygı gösteriyor, kötü şeyler yapmıyorlardı, akrabalarıyla bağlarını kesmiyor, zulmetmeyi kötü biliyor ve kötülükte bulunanları cezalandırıyorlardı.[7]

 

Allah'a inanma, anne ve kız kardeşle evliliği haram sayma, hac ve umre menasikleriyle, kurban kesme, gusül alma,[8] sünnet olma, ölüleri kefenleyip gömme[9] gibi Hz. İbrahim'den (a.s) yadigâr kalan dinî hükümler Adnanoğulları arasında geçerliliğini hâlâ koruyordu ve İslâm'ın zuhuruna kadar da bu hükümlere uymuşlardı. Vücut temizliği ve fazla tüylerden arınma gibi on maddelik temizlik sünnetlerini de yerine getiriyorlardı.[10] Yine Hz. İbrahim'in (a.s) sünnetlerinden olan 4 haram aya saygı gösteriyor[11] ve herhangi bir nedenden dolayı bu aylarda bir savaş çıkacak veya kan dökülecek olursa onu "Feccar" yani "haksız yere çıkmış günah bir olay" olarak adlandırıyorlardı.[12] Bu da gösteriyor ki tevhit dini bölgenin en eski ve köklü diniydi, putperestlik daha sonraları Araplar arasına girmiş ve tektanrıcılık inancından sapmalarına yol açmıştır.

 

Araplar Arasında Putperestlik ve Paganizm'in Ortaya Çıkışı

 

Çeşitli belge ve karineler Araplar arasında Paganizm'in ortaya çıkışının iki faktörden kaynaklandığını göstermektedir:

 

1- Mekke'nin bir zamanlar en nüfuzlu adamı ve Kâbe'nin de mütevellisi olan Huzaa kabilesinin reisi "Amr İbn Luhayy"[13] Şam'a yaptığı bir yolculukta burada puta tapan bir grup Amalikaboyuna[14] mensup adam gördü. Neden bu putlara tapındıklarını sorunca "Bunlar bize yağmur yağdırıyor, yardımcı oluyor." dediler. Onlardan bir put da kendisine vermelerini istedi, "Hubel"adını verdikleri bir putu ona verdiler. Amr, Hubel'i Mekke'ye götürüp Kâbe'ye yerleştirdi ve halkı bu puta tapınmaya davet etti.[15]

 

Ayrıca "Isaf"[16]ve "Naile"adlı iki putu daha Kâbe'nin yanına koyup halkı bunlara tapındırdı,[17] böylece Mekke'de putperestliğin temelini atmış oldu. Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor:

 

Amr İbn Luhayy, İsmail'in dinini değiştirip putperestliğin temelini atan ilk kişidir, ben onu cehennem ateşinde gördüm.[18]

 

2- Hz. İsmail'in (a.s) nesli giderek çoğalıp da geçim derdiyle Mekke dışındaki bölgelere gitmek zorunda kalınca Mekke ve Kâbe'ye besledikleri sevgiden dolayı Mekke'den bir taş parçası alıp yanlarında götürüyor, oturdukları veya konakladıkları yerlerde bu taşı yere koyup (Kâbe'de tavaf ettikleri gibi) bu taşın etrafında dönüp âdeta hasret ve saygıyla onu tavaf ediyorlardı. Giderek bu uygulamanın asıl nedeni unutuldu ve böylece bu taşların her biri birer puta dönüştü ve herkes beğendiği her taşa tapmaya başladı. Böylece Adnanoğulları boyu asıl dinlerini unutarak İbrahim (a.s) ile İsmail'in (a.s) dinini tahrif edip putperestliğe yöneldiler.[19]

 

Yukarıda saydığımız bu iki faktör, putperestliğin bu bölgede başlama nedenleriydi sadece, ama bunun devamı birçok faktöre daha dayanıyordu aslında: Cehalet, insanoğlunun tanrısının bile elle tutulur, gözle görülür olmasını isteyen somuta düşkünlüğü,[20] kabileler arasındaki rekabet ve her kabilenin kendi putuna sahip olmak istemesi, kabilenin cahil ve bilgisiz kalmasını ve böylece kolayca emir dinlemesini isteyen kabile şeflerinin mevki-makam düşkünlüğü ve nihayet geçmiştekilerin her yaptığının hiç sorgulanmadan körü körüne taklidi gibi faktörler putperestliğin yayılmasına yardımcı oldu ve giderek putperestliğin çeşitli türleri ve putlara dua ve adakta bulunmak, onları arabulucu etmek, onlardan yardım istemek gibi merasimler iyice yaygınlık kazanıp normalleşir oldu.[21] İş öyle bir hâl aldı ki putların sayısı hızla arttı, artık evlerde bile put vardı ve insanlar bir yolculuğa çıkmadan önce ona dokunarak teberrük ediyor, kendilerine uğur getirmesini diliyorlardı.[22] Mekke fethedildiği sırada bu şehirdeki putların sayısı 360'a ulaşmıştı.[23]

 

Putperestler Allah'a İnanıyor muydu?

 

Putperestler "Allah"ı inkâr etmiyor, Kur'ân'da da buyrulduğu gibi O'nu yerin, göklerin ve bütün varlık âleminin yaratıcısı biliyorlardı,[24] ama kendilerinin sapmasına neden olan iki büyük hata işlemekteydiler:

 

1- Allah ve sıfatları hakkında batıl inançları da vardı, O'nunla ilgili müphem ve müşrik bir zihniyete sahiplerdi. Mesela Allah'ın eşi ve çocukları olduğuna inanıyor, melekleri Allah'ın kızları kabul ediyorlardı! İnsan ve diğer canlılar gibi Allah'ı da maddî ve fizikî bir varlık sanıyor, O'nun da üreyerek çoğaldığını düşünüyorlardı. Onların bu batıl inancı Kur'ân'da sert bir dille kınanmakta ve reddedilmektedir:

 

Onlar, Rahman Yaratıcı'nın kulları olan melekleri dişi sandılar; melekler yaratılırken onlar da mı oradaydılar (da, onların cinsiyetini bildiklerini iddia ediyorlar?) Onların bu (batıl) şahadeti dosyalarına yazılacak ve bundan hesaba çekileceklerdir.[25]

 

Ahirete inanmayanlar melekleri kız isimleriyle isimlendiriyorlar.[26]

 

Ve müşrikler "Rahman Allah kendisine evlat edindi." dediler; hayır, O evlât edinmekten münezzehtir. Melekler değerli kullardır ancak.[27]

 

Cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa onları da O yaratmıştır. Bir de, hiçbir bilgiye dayanmaksızın O'na oğullar ve kızlar yakıştırıp uydurdular. O ise, nitelendiregeldikleri şeylerden yüce ve uzaktır. Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl çocuğu olabilir? O'nun bir eşi, zevcesi yoktur. O, her şeyi yaratmıştır; O, her şeyi bilendir.[28]

 

Elbette bizim Rabbimizin şanı yücedir; O ne bir eş edinmiştir, ne de çocuk.[29]

 

Yüce Allah Kur'ân'da birçok ayette müşrikleri kınamakta ve onların kötü bildikleri kız çocuğunu Allah'a, oğlan çocuğunu ise kendilerine layık gördüklerini bildirmektedir:

 

…Kızlar Allah'ındır da, erkek çocuklar sizin mi?...[30]

 

Şimdi sen onlara sor: Kızlar senin Rabbinin de, erkek çocuklar onların mı? Yoksa, biz melekleri yaratırken onlar orada mıydılar ki meleklerin dişi olduğunu söylüyorlar?[31]

Lat'ı, Uzza'yı ve onların üçüncüsü olan Menat'ı gördünüz mü? (herhangi bir güçleri var mı?) Erkek evlat sizin, dişi de O'nun mu? Eğer böyleyse, bu çarpık bir paylaşma. Bunlar sizinle atalarınızın onlara verdikleri isimlerdir sadece!...[32]

 

Yani O, yarattıklarından kızları kendine edindi ve erkekleri size mi ayırıp bıraktı?[33]

 

Onlar Allah ile cinler arasında bir soy bağı (akrabalık) kurdular, oysa cinler kendilerinin ilâhi mahkemeye çıkarılacaklarını bilirler… Allah, onların nitelendirmekte olduklarından yüce ve münezzehtir.[34]

 

Bir tefsire göre onların cinle Allah arasında kurdukları hayali akrabalık bağı, evlilikti ve melekler de bu evliliğin semeresiydiler.[35]

 

2- Putların küçük tanrılar olduğunu, Allah'la kulları arasında aracılık yaptığını söylüyorlardı, böylece onlara tapınmanın Allah'ı memnun edeceği zannındaydılar, oysa ibadet Allah'a mahsustu sadece.

 

Diğer taraftan her ne kadar putları kâinatın yaratıcısı olarak görmeseler de onları bir çeşit ilâh ve yaratma gücüne sahip rabler telakki ediyor, kâinatın idaresinde ve insanoğlunun kaderinde etkileri olduğuna inanıyor, bu nedenle de sıkıntılarının ve sorunlarının giderilmesi için onlardan yardım talep ediyorlardı! Oysa İslâm inancında Yüce Allah kâinatın yegane yaratıcısı olduğu gibi onun idare ve yönetimi de tamamen Allah'ın elindedir[36] ki buna "fiillerinde tevhid" denmektedir; putlar ise iradesiz ve cansız yaratıklardan başka bir şey değildir. Kur'ân, onların bu konudaki batıl zanlarını reddederek kınamakta ve şöyle buyurmaktadır:

 

Allah'ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek, yararı da dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve "Bunlar Allah katında şefaatçilerimizdir." derler. De ki "Siz Allah'a yerlerde ve göklerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzak ve yücedir."[37]

 

Bilin ki halis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler şöyle derler: "Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Hiç şüphesiz Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kâfir olan kimseyi hidayete eriştirmez![38]

 

Kendilerine güç (izzet) sağlasınlar diye, Allah'tan başka ilâhlar edindiler.[39]

 

Yardım görürler umuduyla onlar, Allah'tan başka ilâhlar edindiler.[40]

 

Putperestler ibadet ve kâinatın idaresinde putları Allah'ın ortağı saydıklarından Kur'ân onları "müşrik" olarak tanımlamaktadır.

 

Dinî Durumda Karmaşa

 

Kısacası İslâm'ın zuhuru sırasında putperestler bir yığın teşrifatlar ve batıl törenler türeterek hanifliği büsbütün tahrif edip bozmuşlardı, bu nedenle de dinî vaziyetlerine tam bir kargaşa, düzensizlik ve anarşi hakimdi. Bir taraftan puta tapıyor ve putperestliğin batıl tören ve törelerine sıkı sıkıya bağlı kalıyor; bir taraftan da Hz. İbrahim'in (a.s) dininden miras kalan hac, umre ve kurban kesme gibi birkaç ibadeti bile noksan, tahrif edilmiş ve hurafelerle karıştırılmış olarak uyguluyor, hanifliği şirke bulaştırıyorlardı. Hatta Kâbe'ye gösterdikleri saygıya rağmen onun yanı sıra başka mabetler de yaptırmışlardı ve onları da tıpkı Kâbe gibi tavaf ediyor, onlara hediyeler sunuyor ve onların kenarında kurban kesiyorlardı.[41] Kâbe yanında durup kıldıkları sözde namaz, ıslık çalmak ve alkıştan ibaretti![42] Kureyş kabilesi hac sırasında ihrama girip telbiye getirirken Allah'ın adıyla birlikte putlarının adlarını da söylüyor, onlara da "lebbeyk" diyorlardı![43] Tevhidin en mükemmel tezahürü olan İbrahimî hac, böylelikle tamamen şirke bulaştırılmıştı. İki büyük kabile olan "Evs" ile "Hazrec" hac amellerini tamamladıktan sonra saçlarını Mina'da kesecekleri yerde kendi şehirlerine (Yesrib) dönerken, Yesrib'le Mekke arasında bir yerde deniz sahilinde bulunan "Menat"putuna[44] gidip onun ayakları önünde traş oluyorlardı![45]

 

Müşrikler bazen çırılçıplak olarak Kâbe'yi tavaf ediyor, kadınlı erkekli onca kalabalık iğrenç bir müptezel sahne oluşturuyordu.[46]

 

Kureyşliler, Kâbe'nin yanına yerleştirdikleri putlarını misk-i amberle ıtırlandırıp güzel kokmalarını sağlıyor, onların önünde secdeye kapanıyor, sonra da onların etrafında dönüp lebbeyk diyorlardı![47] Görünüşte haram aylara büyük saygı duyuyorlardı, ama yine de işlerine geldiğinde rahatça savaş başlatıp kan dökebilmek için bu ayların sadece adını ve yerlerini değiştiriyor, haram ayları istedikleri gibi erteliyorlardı.[48]

 



[1]- İbrahim, 37.

[2]- İbn Hişam, Siretu'n-Nebeviyye, Kahire, Mustafa el-Babî el-Halebî Matbaası. hicri 1355, c.1, s.55 ve 116. Ezrakî, Tarihu Mekke, Rüşdi el-Salih Mülhis incelemesi ile, Kum, Menşurat-ı Raziyy. H.Ş. 1369, c.1, s.55. Yakubi Tarihi, Necef, Mektebetu'l-Hay-dariyye basımı, hicrî 1348, c.1, s.18. İbn Raste, el-A'laku'n-Nefise, çev: Hüseyin Kara-çanlu, Tahran, Emir-i Kebir Yay. H.Ş. 1365, s.51.

[3]- Ezrakî, Tarihu Mekke, s.57. Mesudî, Murucu'z-Zeheb, Beyrut, Daru'l-Endülüs, 1. bas. 1965, c.2, s.20.

[4]- Yakubî Tarihi, c.1, s.19 ve 193. Ezrakî, Tarihu Mekke, s.57.

[5]- Bakara, 127.

[6]- Bir tefsire göre Hac Suresinin 78. ayetinde geçen "atanız İbrahim" tabirinde bu mana yatmaktadır, bk.Tabersî, Mecmau'l-Beyan, c.7, s.97.

[7]- Yakubî Tarihi, c.1, s.224.

[8]- Meclisî, Biharu'l-Envar, Tahran, Daru'l-Kutubi'l-İslâmiye, c.15, s.170. Hişam Kelbî, el-Esnam, s.6.

[9]- Şeyh Hürr-i Amulî, Vesailu'ş-Şia, Beyrut, Dar-u İhyai't-Turas el-Arabî, 4. bas. c.1, Kitabu't-Tahare, Ebvabu'l-Cenabet, hadis 14, s.465. Tabersî, İhticac, Necef, Murta-zeviyye Basımevi, hicri 1350, s.189.

[10]- Şehristanî, el-Milel-u ve'n-Nihel, Kum, Menşurat-ı Raziyy basımı, c.2, s.257.

[11]- Tabatabaî, el-Mizan, Beyrut basımı, Muessesetu'l-A'lami li'i-Matbuat, c.9, s.272.

[12]- Şehristanî, el-Milel-u ve'n-Nihel, s.255. Yakubî Tarihi, c.2, s.12.

[13]- Ezrâkî, Tarihu Mekke, c.1, s.88, 100, 101. Mahmud Alusî, Büluğu'l-Erib, Kahire 3.baskı Daru'l-Kutubu'l-Hadise, c.2, s.200. Ali b. Burhanuddin Halebî, Siretu'l-Hale-biyye, Beyrut bas. Daru'l-Ma'rife, c.1, s.16.

[14]- İmalike, Hz. Nuh'un (a.s) oğullarından bir soy olup ataları İmlak (veya İmlik) dolayısıyla bu adı almışlardır. bk. İbn Hişam, Siretu'n-Nebeviyye, c.1, s.8 ve 79. İbn Kesir, el-Bidayet-u ve'n-Nihaye, c.2, s.188. Ali b. Burhanuddin el-Halebî, Siretu'l-Hale-bî, c.1, s.17.

[15]- Alusî, Buluğu'l-Erib, c.2, s.201. Şehristanî, el-Milelu ve'n-Nihel, s.243. Ali b. Burhaneddin el-Halebî, Siretu'l-Halebî, s.17. Yakubî Tarihi, c.2, s.224. Şehabuddin el-Ebşehi, el-Mustatraf, Beyrut, c.2, s.88. Mesudî, Murucu'z-Zeheb, Beyrut, Endülüs Yay. 1. bas. c.2, s.29. Hişam Kelbî, el-Esnam, çev: Seyyid Muhammed Rıza Celalî Nainî, H.Ş.1348, s.6. Muhammed b. Habib, el-Munammak Fi Ahbar-ı Kureyş, Hurşid Ahmed Faruk İncelemesi, Beyrut, Âlemu'l-Kutub Yay. 1. bas. hicrî 1405, s.328. Bazı kaynaklarda onun Hubel'i Irak'tan getirdiği kayıtlıdır. bk. Ezrekî, Ahbaru Mekke, c.1, s.117. İbn Hişam, Siretu'n-Nebeviyye, c.1, s.79. İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.2, s.188. Ancak bir rivayete göre Hubel putunun taşı Arafat ile Meş'ar arasında yer alan Ma'zumin bölgesinden getirilmişti. Bu nedenle Hz. Resulullah (s.a.a) oradan geçerken bu puta karşı nefretini dile getiriyordu. bk. Muhammed b. Hasan Hürr-i Amulî, Vesailü'ş-Şia, Beyrut, c.10. Hac Kitabı, Ma'zumin Arasında Tekbirin Müstehap Olması Babı, s.36, hadis 1.

[16]- İsaf kelimesi, hem (Esaf şeklinde) hemzenin fetheli hâli ve hem de (İsaf şeklinde) kesreli hâliyle kaydedilmiştir. bk. İbn Hişam, Siretu'n-Nebeviyye, c.1, s.84 dipnotunda.

[17]- Ezrekî, Ahbaru Mekke, c.1, s.88. Şehristanî, el-Milelu ve'n-Nihel, c.2, s.243 ve 247.

[18]- İbn Hişam Siretu'n-Nebeviyye, s.79. Ali b. Burhanuddin el-Halebî, Siretu'l-Halebî, s.17. İbn Abdulbirr, el-İsti'abel-İsabe'nin haşiyesinde, c.1, s.120. Eksem b. Cevn-i Huzaî'nin biyografisi. İbn Esir, Usdu'l-Gabe, Tahran, c.4, s.390. Şeyh Muhammed Taki Tusterî, el-Evail, 1.bas., s.217. Ebu'l-Fida İsmail b. Kesir, Siretu'n-Nebeviyye, Kahire, hicrî 1384, c.1, s.65. Ezrekî Ahbaru Mekke, s.116.

[19]- Alusî, Buluğu'l-Erib, c.2, s.200. el-Mustatraf, c.2, s.88. Ebu'l-Fida İsmail b. Kesir, Siretu'n-Nebeviyye, c.1, s.62. el-Bidaye ve'n-Nihaye, Beyrut bas. c.2, s.188. İbn Hişam, Siretu'n-Nebeviyye, c.1, s.79. Tabatabaî, el-Mizan, c.10, s.286.

[20]- Tabatabaî, el-Mizan, c.1, s.282.

[21]- En'am, 136, 138, 139. Maide, 3, 90,103. Hişam Kelbi, el-Esnam, s.28.

[22]- Hişam Kelbi, el-Esnam, s.32.

[23]- Şeyh Tusî, el-Emali, Kum, Daru's-Sakafe, 1. bas., hicri 1414, s.336. Alusî, Bülu-ğu'l-Erib, c.2, s.211. Ezrekî, Ahbaru Mekke, c.1, s.121. Siretu'l-Halebiyye, c.3, s.30. el-Mi-zan, c.26, s.271'de İmam Rıza'dan (a.s) nakledilen bir rivayet esasınca.

[24]- "Eğer onlardan gökleri ve yeri kimin yarattığını sorarsan, kesinlikle Allah diye-ceklerdir."Lokman, 25; Zümer, 38; Zuhruf, 9. "Eğer onlardan kendilerini kimin yarattağını soracak olursan Allah diyeceklerdir."Zuhruf, 87. "Deki gökten ve yerden size rızık veren kimdir? Veya kulakları ve gözleri yaratan ve onların sahibi olan kimdir? Ölüyü diriden, diriyi de ölüden çıkaran kimdir? Alemlerin işlerini düzüp koşan kimdir? Hemen Allah diyeceklerdir."Yunus, 31.

[25]- Zuhruf, 19.

[26]- Necm, 27.

[27]- Enbiya, 26.

[28]- En'am, 100, 101.

[29]- Cin, 3.

[30]- Tur, 39.

[31]- Saffat, 149, 150.

[32]- Necm, 19 ve 23. Lat, Uzza ve Menat Arapların melek zannettikleri üç putun adıdır. Çünkü bu isimlerin üçü de müennes (dişi) adıdır. bk. Tefsir-i Numune, c.22, s.518.

[33]- Zuhruf, 16.

[34]- Saffat, 158-159.

[35]- Suyutî, ed'Durru'l-Mensur, c.7, s.133. İbn Kesir Tefsiri c.4, s.23. Tabersî, Mec-mau'l-Beyan, c.8, s.460.

[36]- İsra, 111. Âl-i İmran, 26.

[37]- Yunus, 18.

[38]- Zümer, 3.

[39]- Meryem, 3.

[40]- Yâsin, 74.

[41]- Ebu'l-Fida İsmail b. Kesir, Siretu'n-Nebeviyye, Kahire, hicrî 1384, c.1, s.7. İbn Hişam, es-Siretu'n-Nebeviyye, Kahire, H. 1355, c.1, s.85.

[42]- Enfal, 35.

[43]- İbn Hişam, es-Siretu'n-Nebeviyye, s.80. İbn Kesir Siretu'n-Nebeviyye, s.63. Şeh-ristanî, el-Milel ve'n-Nihel, c.2, s.247. İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.2, s.88.

[44]- Hişam Kelbî, el-Esnam, çev. Seyyid Muhammed Rıza Celalî Nainî, h.ş.1348, s.13. İbn Hişam, es-Siretu'n-Nebeviyye, c.1, s.88. Alusî, Büluğu'l-Erib, c.2, s.202.

[45]- Hişam Kelbi, el-Esnam, s.14.

[46]- Ezrekî, Ahbar-u Mekke, c.1, s.178 ve 182. Alusî Büluğu'l-Erib, c.1, s.244. Sahih-i Müslim, Nevevî'nin Şerhi, c.18, Kitabu't-Tefsir, s.162.

[47]- Tabatabaî, el-Mizan, c.14, s.414.

[48]- Tevbe, 37. Ezrekî, Ahbaru Mekke, c.1, s.183. İbn Hişam, Siretu'n-Nebeviyye, 1/45.

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler