18 Eylül 2019 Çarşamba Saat:
00:11
15-08-2019
  

Melekler Nereden Biliyordu?

Melekler insan yaratılmadan önce insanın bozgunculuk çıkaracağını nereden bilmekteydiler?

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Meleklerin insan yaratılmadan önce insanın bozgunculuk çıkaracağını nereden bildiği hususunda birtakım ihtimaller beyan edilmiştir:

 

1. Levh-i Mahfuz kanalıyla Âdem’in zürriyetinin yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağı ve kan akıtacağını öğrenmişlerdir.

 

2. İlahi haberler yoluyla öğrenmişlerdir.

 

3. Melekler bunu öngörmüştü. Çünkü onlar insanın bir takım doğal çelişkiler taşıyan toprak ve maddeden yaratıldığını bilmekte ve bu yüzden insanın kan akıtacağını ve bozgunculuk çıkaracağını öngörmekteydiler.

 

4. Bazı müfessirler de meleklerin başka âlemlerde veya bu âlemde bulunan Hz. Âdem’den önceki insanları gözlemleyerek bu öngörüde bulunduklarına inanmaktadır.

 

Bu tefsirler birbirleriyle pek çelişmemektedir. Yani bu hususların tümünün geçerli olması muhtemeldir.

 

“Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz demişlerdi.” Ama Allah burada onlara açıklaması sonraki merhalelerde aşikâr olan üstü kapalı bir cevap verdi: “Ben sizin bilmediğinizi bilirim!”[1]

 

Bu âyetlerden anlaşıldığı üzere melekler insanın bozgunculuk çıkaracağını, kan akıtacağını ve yıkım yaratacağını sezmişlerdi. Ama bunu nereden anlamışlardı?[2]Bu konuda bir takım ihtimaller öne sürülmüştür:

 

1. Yüce Allah daha önce insanın geleceğini meleklere özetle açıklamıştı ve bu, iki şekilde beyan edilmişti:

 

a) Melekler Levh-i Mahfuz kanalıyla Âdem’in zürriyetinin yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağını ve kan akıtacağını öğrenmişlerdi. Bu yüzden şaşkınlık içinde yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve kan akıtacak birini mi yaratacaksın diye sormuşlardı.[3]

 

b) İlahi haberler yoluyla bunu öğrenmişlerdi. Yani Yüce Allah meleklere, Âdem’in çocuklarının bozgunculuk çıkaracak ve kan akıtacak kimseler olduğunu bildirmişti. Allah Âdem’i yaratınca da melekler Allah’ın bahsettiği, zürriyetinin bozgunculuk çıkaracağı kimse bu mudur, değil midir diye öğrenmek için sordular.[4]

 

2. Bir gurup, meleklerin bu konuyu “Allah’ın ben yeryüzünde bir halife yaratacağım“ sözünden anladığı kanısındadır. Melekler, sınırlı imkânlar taşıyan yeryüzünde egemenlik kurmanın Âdem neslinde bir takım çelişkileri beraberinde getireceğini ve bu çelişkilerin de çekişmelere ve nihayetinde bozgunculuk ve kan akıtmaya dönüşeceğini anladılar.[5]Gerçekte toprak ve maddeden yaratılmış insan ve onların doğal çelişkilerinden hareketle, bulunmuş oldukları öngörü sayesinde insanın bozgunculuğunu ve kan akıtacağını sezmişlerdi.[6]Başka bir ifadeyle melekler bu konuyu yeryüzü kelimesinden çıkarıp anlamışlardı. Zira onlar insanın topraktan yaratıldığını ve maddenin sınırlılığı nedeniyle doğal olarak çelişki ve çekişmelerin merkezi olacağını bilmekteydiler. Netice itibarıyla sınırlı maddî dünyanın, her zaman daha fazlasını isteyen insan doğasını doyurması imkânsızdır. Hatta tüm dünyayı bir ferde verseler dahi yine doymaz. Bu durum yeterli bir sorumluluk hissi ile beraber olmazsa bozgunculuk ve kan akmasına sebep olur.[7]

 

Allâme Tabatabâî şöyle buyuruyor: Melekler şunu bilmekteydiler: Yeryüzü insanı maddî olduğundan gazap ve şehvet yetilerinden teşkil olmuştur ve yeryüzü çelişkili ve sınırlı bir mahal olması sebebiyle de orada çelişkiler çok olacaktır. Unsurları yok olmaya yüz tutacak, düzen ve ıslah bozguna uğratılacak ve yok olma durumunda kalacaktır. Orada yaşamak toplumsal yaşam şekli dışında gerçekleşmeyecektir. Toplumsal yaşam olmadan beka mümkün olmayacaktır. Bu tür bir yaşamın neticede bozgunculuk ve kan akıtmayla sonuçlanacağı malumdur.[8]

 

3. Bazı müfessirler de meleklerin başka âlemlerde veya bu âlemde[9]bulunan Hz. Âdem’den önceki insanları gözlemleyerek bu öngörüde bulunduklarına inanmaktadır. Yani meleklerin öngörüsü, Âdem’in yeryüzündeki ilk mahlûk olmamasından kaynaklanıyordu. Bilakis ondan önce çekişen ve kan akıtan başka varlıklar bulunmaktaydı ve onların kötü sabıkaları, meleklerin Âdem nesline karşı kötü zanda bulunmasına neden olmuştur!

 

Bu tefsirler birbirleriyle pek çelişmemektedir. Yani bu hususların tümünün meleklerin bu konuya odaklanmasına sebep olmuş olması muhtemeldir. Gerçekte de onların belirttiği bu husus bir hakikatti ve bu yüzden Yüce Allah cevap verirken asla onları inkâr etmedi, sadece bu hakikatin yanında insan ve onun makamı hakkında daha önemli hakikatlerin olduğuna ve meleklerin bundan haberi bulunmadığına işaret etti! Onlar eğer hedef kulluk ise biz bunun en kâmil örnekleriyiz, sürekli ibadet etmekteyiz ve herkesten daha çok hilafete layığız diye düşünmekteydiler. Oysaki şehvet, gazap ve değişik isteklerin kendi varlıklarında olmamasından ötürü kendilerinin ibadetleri ile temayül ve şehvetler tarafından kuşatılmış ve şeytanın her taraftan vesvese verdiği insanın ibadet ve kulluğu arasında büyük bir fark olduğundan gafildiler. Tufana maruz kalmış bu varlığın itaat ve boyun eğmesi nerede, sakin sahile ulaşmış ve yükü hafif olanların ibadeti nerede?! Onlar bu Âdem’in neslinden Hz. Muhammed (s.a.a), İbrahim (a.s), Nuh (a.s), Musa (a.s) ve İsa (a.s) gibi peygamberlerin ve de Ehl-i Beyt imamları (a.s) gibi salih kulların ve yine canlarını feda eden şehitlerin ve tüm varlıklarını âşıkane bir şekilde Allah yolunda takdim edenlerin de varlık sahnesine ayak basacaklarını nereden bilebilirlerdi? Onlardan bazılarının bir saatlik düşünmesi meleklerin yıllarca ibadet etmesine eşittir.[10]

 

 

 


[1]     “قالُوا أَ تَجْعَلُ فِیها مَنْ یُفْسِدُ فِیها وَ یَسْفِکُ الدِّماءَ

[2]     Mekarim Şirazî, Nâsır, Tefsir-i Numûne, c. 1, s. 173, Daru’l-Kutubi’l-İsmailiye, Tahran, 1. Baskı, h.ş. 1374.

[3]     Tabersî, Fazl b. Hasan, Tercüme-i Cevamiu’l-Cami’, c. 1, s. 62, Tahkik: Ayetullah Vaizzade Horasanî, Bonyad-ı Pejuheşhay-ı İslamî Astan-ı Kuds-i Rezevî, 2. baskı, h.ş. 1377.

[4]     Bkz. a.g.e., Tefsir-i Nur, c. 1, s. 87.

[5]     Caferî, Yakub, Kevser, c. 1, s. 122, 133.

[6]     Tefsir-i Nur, c. 1, s. 87.

[7]     Tefsir-i Numûne, c. 1, s. 173-175. Müterciman, Tefsir-i Hidayet, c. 1, s. 136, Bonyad-ı Peşuheşhay-ı İslamî Astan-ı Kuds Rezevî, Meşhed, 1. Baskı, h.ş. 1377.

[8]     Tabatabâî, Muhammed Hüseyin, Tercüme-i el-Mizan, c. 1, s. 177, Tercüme-i Tefsir-i el-Mizan, Mütercim: Musevî Hemedanî, Seyyid Muhammed Bâkır, Defter-i İntişarat-ı İslamî Camia-ı Müderrisin Havza-ı İlmiye-i Kum, Kum, 5. baskı, h.ş. 1374.

[9]     Tefsir-i Nur, c. 1, s. 87.

[10]    Tefsir-i Numûne, c. 1, s. 173-175.

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler