25 Ekim 2020 Pazar Saat:
12:16
15-11-2012
  

Mâh-ı Muharrem

Dinin kalplerden, gönüllerden, bir toplumun bütün yaşamına nüfuz etmeye adım attığı o mübarek ay...

Facebook da Paylaş

 

 



1 Muharrem...

Evet... Yine geldi yeni bir yıl... Hicrî yıldönümü... Dinin kalplerden, gönüllerden, bir toplumun bütün yaşamına nüfuz etmeye adım attığı o mübarek ay...

Yine geldi savaşın yasaklandığı, barışın yeşerdiği barış aylarından Muharrem...

Bu ay; "Haram aylardan biri!";

Gönlümüz sevinç dolu, yüreklerdeki pusula barışı gösteriyor...;

Bize böyle belletti ilâhi öğreti... Barış olmalıydı... Savaşa son verilmeliydi... İnsanlar kucaklaşmalı, her durumda kardeş olduklarını hatırlamalıydılar. Aynen Müminlerin Emîri Ali'nin (a.s) buyurduğu gibi... Ya dinde kardeş... Ya yaratılışta...

Ve nitekim öyle de olmuştu... O şanlı rehber Resûlullâh'ın (s.a.a) bütün sözleri ve amelleri de buna canlı tanıktı...

çyle bir aydı ki Muharrem; o aya Mekkeli müşrikler dahi bir yere kadar hürmet ediyor, o zaman diliminde biraz olsun savaşa ara veriyorlardı...

Pekiii...

Muharrem geldi mi yalnızca sürur mu duyar yürekler? Yeni bir yıla girmenin sevincini mi yaşar kalpler. Barış mı söyler diller? Asla! Asla!

Bu ay bir yönüyle de; "hazan ay"ı, "hüzün ay"ı, "dert ay"ı, "matem ay"ı, "belâ ay"ı olur da dikilir karşımıza...

Ne zamandan beri?

çrnek Mekke İslam Devleti'nin banisi âlem-i melekûta intikal eyledikten kısa zaman sonra ne olduysa bilinir, barış ayı savaş ayına döner...

Henüz peygamberin bedeni bile soğumadan bir uğursuz el değiştirir Muharrem'in içeriğini... Artık "barış ay"ı değildir Muharrem. "Katliam ay"ıdır. Zulüm "ay"ıdır. "Kan ay"ıdır. Kavga, çile, ıstırap... ayıdır.

Resûlullâh'ın iki büyük emanetinden Kur'an dillerde okunur da okunur... Ancak diğer emânetin, Resûlü gören son ferdi, Peygamber torunu Hz. Hüseyin ve bağlıları Muharrem'in bir gününde (On'unda) Kerbelâ'da hunharca katledilir. O gün Âşûrâ'dır... Orası Kerbelâ'dır... Sadece adları Müslüman olan katillerin, satılmışların, alçakların, makam, mevki, mal-mülk tapıcılarının, zer ve zor kullarının İslâm'ın biricik evlâdına kıydıkları yerdir Kerbelâ...

Oradan sağ çıkanlar esir, Ehl-i Beyt dostları, yârenleri dertlidir. Artık tarihin akışı değişmiş, kimse açık oynamaz oyununu. Yüzlerde bin bir maske, dillerde binler yalan, 'Müslüman'ım' diyen hokkabazlar ümmetin varını yoğunu ederler talan.

Peygamberin, zamanındaki vârisini katlettiren Yezit de der; "Elhamdülillâh biz de Müslümansız. Hüseyin ve taraftarları dini istismar ediyorlar. Onlar birer asi ve haindirler. Bana itaat etmeleri farzdır..." gibi hezeyanları... Evet, evet... Bu ve benzeri bahanelerle, yaşayan İslâm'ı öldürmek ister o günün Tâğûtu...

Peki, ulaşır mı hedefine?

O da ne demek?.. Yezit nerede, hedefe ulaşmak nerede? Henüz Peygamber evinin öğrencileri hayatta iken nifak nasıl kalıcı başarı elde edebilir?

Hüseyin gibi erler var olduğu müddetçe İslam yok edilebilir mi?...

Hüseyin (a.s) ve Kerbelâ fedaileri (s.a) Rab'lerine yevm-i mîsak'ta söz verdikleri üzere görevlerini yapar, şehâdet şerbetini yudumlarlar. Onlar ilâhî nimetlere ulaşır, dillerde ve gönüllerde taht kurarlar. Diğerlerine gelince...

İşte böyle... Kâbil ile başlayan zulüm Yezit ile devam eder.

Nemrut'a karşı İbrahim,

Firavun'a karşı Musa,

Ebû Cehil'e karşı Muhammed, nasıl hakkın beka ve ikamesi yolunda her şeylerini ortaya koydularsa, şehitler serdârı Hz. Hüseyin de ceddinin yolunda tüm varlığını hakka adar.

Âşûrâ bir gün ki; Bir yüzü kara, bir yüzü ak gün...

Karadır; O gün işlenenleri dil söylemeye, kulak dinlemeye, kalem yazmaya utanır. Göz izlemeye, ruh hissetmeye dayanamaz.

Karadır; Meleklerin; 'kan dökecek birilerini mi yaratacaksın?' diye insanın yaratılış hikmetiyle ilgili Rabbe yönelttikleri suali haklı çıkaran zulüm, kıyım, cinayet ve aşağılık davranışlar sergilenmiştir o gün.

Hem de aktır; İnsanlık âlemi Allah'ın meleklere hitaben "ben sizin bilmediklerinizi bilirim" kelâmını Hüseyin gibi örneklerle tasdik eder olmuştur.

Aktır; Yeryüzü o gün; hak, adalet, özgürlük, hukuk, barış, insanlık, ahlak, erdem, cesaret, şecaat, fazilet, fedakârlık... Gibi hasletlerin makro düzeyde tecellisine şahit olmuştur.

Kerbelâ artık bir mektep olmuştur özgürlük âşıklarına bundan böyle...

Ey kendisine salât-u selamlarımızın ulaştırıldığı yüce Peygamber!...

şimdilerde ne haldeyiz bilir misin?

Duy sesimizi, işit feryadımızı, gör ümmetin ne hallerde... Bizimle birlikte Rabbin dergâhında dile getir acılarımızı.

Senden sonra yetim kaldık. Kimsesiz kaldık. Elimizden bir tutan olmadı. Gözyaşlarımızı silen olmadı. Ne hallere düştük ne hallere bir bilsen... Kötüler baş oldu, iyiler ayak. Diller lâl oldu, sağırdır kulak. Haklar çiğnendi, batılın bayrağı dikildi İslâm burcuna... Ehl-i nifak artık maskesiz dolaşır oldu. Attı yüzünden nifak perdesini... Yıllar yılı emek vererek büyüttüğün tevhit ağacı meyve vermez oldu. Ne meyvesi ya Resûlallâh... Dalları kurudu, yaprak bile açmaz. Neredeyse ağacı kökünden kurutuyorlardı.

Biliyoruz ya Resûlallâh... Bu din sahipsiz değil. Fidanın koruyucusu elbet Allâh'tır. Onu diktiren şüphesiz koruyacaktır. Rabbimizin ahdi vardır dinini korumaya... Bizim şikâyetimiz bizdendir. Görevimizi bihakkın yerine getir(e)mediğimizi ifade ediyoruz.

Ey kutlu Resûl!

Sanırız yüzyıllar öncesindeki denaet size ulaştırılmış, siz ondan haberdar kılınmışsınızdır. Hakkın savunucularının Kerbelâ sahrasındaki çektiklerinden... Zulmün Kerbelâ'da son bulmadığını da size ulaştırdılar mı? Haber verdiler mi tüm yeryüzünün Kerbelâ'ya döndüğünü... Her günümüzün Âşûrâ olduğunu?

Duy eyy Resûl! Gör eyy âlemlere rahmet kılınan zat (a.s.)

İşte; Lübnan, Afganistan bir Kerbelâ... Orta Asya bir Kerbelâ... Irak bir belâ... Zulümler, zulümler, zulümler... Kan, kan, kan... Savaş, savaş, savaş... çyle ki; Küllü yevmin Âşûrâ, Küllü ardın Kerbelâ...

Ataları İslâm'ın bileğini bükememiş çağdaş Yezitler dört bir yandan saldırıya geçmişler. çmmet mazlum, ümmet garip, ümmet yetim... Hüseyinler arıyor ümmet...

Hüseyin'in yolunda gidenler artık yalnızca göz önünde katledilmiyor. Tarihteki Yezid'in bile aklına gelmedik metotlarla uygulanan cinâyetlere, komplolara kurban ediliyor. Yine Zeynülâbidînler zindanlara tıkılıyor. Yine Rukayyelerin, Zeyneplerin ismeti çiğneniyor, kan ve gözyaşları sel olup akıyor. Yine çoğunluk haktan yana tarafsız, zulme seyirci, sindirilmiş, kandırılmış, korkutulmuş, ezilmiş, horlanmış...

İşte hâlimiz ya Resûlallâh... Dünden bugüne değişen tek şey; takvimin gösterdiği rakamlarla, oyuncuların farklılığı...

Ey Habîballâh!

Âlemlerin Rabbi'nden niyazımız odur ki; senin ve tüm iyilerin hürmetine bizlere katından bir yardımcı, bir kurtarıcı göndersin de kurtuluşa erelim. Dürelim zulmün defterini. Son verelim yalana, talana, haksızlığa, haksız savaş ve kavgalara... Döndürelim Muharrem'i yine "barış ay"ına... Muhammedî İslâm'ı egemen kılalım tüm dünyaya...'

Güzel bir gelecek umuduyla...



Tebyan

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler