25 Mayıs 2017 Perşembe Saat:
00:26
01-12-2016
  

Mübahele Gününde İmam Hasan (a.s)

Necran Hıristiyanlarının bazı ileri gelen din adamları Peygamberimize (s.a.a) gelerek onunla Hz. İsa (a.s) hakkında tartışmaya giriştiler.

Facebook da Paylaş


 

Ehlader Araştırma Bölümü



Necran Hıristiyanlarının bazı ileri gelen din adamları Peygamberimize (s.a.a) gelerek onunla Hz. İsa (a.s) hakkında tartışmaya giriştiler. Peygamberimiz (s.a.a) kendilerine kesin de-liller sunduğu hâlde adamlar gerçeği kabul etmediler. Bunun üzerine her iki taraf yüce Allah'ın huzurunda mübahale yapmaya, yani Allah'ın ebedî lânetinin ve yakın vadeli azabının yalancı tarafın üzerine olmasını dilemeye karar verdiler. İslâm risaletinin tarihinde çok önemli yeri olan bu olayı Kuran-ı Kerim şöyle kayda geçirdi:


"Şüphesiz, Allah katında İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra da ona: "Ol!" dedi, o da oluverdi. Gerçek, Rabbinden gelendir. Öyleyse kuşkuya kapılanlardan olma. Artık kim sana gelen ilimden sonra, onun hakkında seninle tartışmaya kalkarsa, de ki: "Gelin, biz kendi oğullarımızı, siz kendi oğullarınızı; biz kendi kadınlarımızı, siz kendi kadınlarınızı; biz kendimizi ve siz kendinizi çağıralım; sonra da dua edelim de, Allah'ın lânetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım." [1]


Necranlı Hıristiyanlar evlerine dönünce Seyyid, Akıb ve Ehtem adlarındaki reisleri: "Eğer Muhammed, kavmini öne sürerek bizim ile mübahale ederse, onunla mübahale ederiz. Çünkü bu durumda o, peygamber değildir. Fakat eğer sadece Ehlibeyt'ini öne sürerek bizim ile mübahele etmek isterse, onunla mübahele etmeyiz. Çünkü o ancak doğru söylediği bir konuda Ehlibeyt'ini ileri sürer." dediler.


Peygamberimiz (s.a.a) Ali'yi, Fatıma'yı ve Hasan ile Hüseyin'i (üzerlerine selâm olsun) yanına alarak Necranlı Hıristiyan heyetinin karşısına çıktı. Necranlı Hıristiyanlar Peygamberimizin (s.a.a) beraberindekilerin kimler olduğunu sordular. Kendilerine: "Bu adam amcasının oğlu, vasisi ve damadı Ali b. Ebu Talip; bu kadın kızı Fatıma, bu gençler de çocukları Hasan ve Hüseyin'dir." cevabı verildi. Bunun üzerine adamlar,

Peygamberimize (s.a.a): "Senin kararına razıyız, bizi mübaheleden muaf tut." diyerek kararlaştırılan buluşma yerinden ayrıldılar. Peygamberimiz (s.a.a) de cizye vermeleri karşılığında, onlarla barış yaptı. Arkasından adamlar beldelerine döndüler. [2]


Ayette geçen "oğullarımız" ifadesi ile Hasan'ın ve Hüseyin'in kastedildiği hususunda bütün tefsir bilginleri görüş birliğindedirler. [3]


Nitekim Zımahşerî: "Bu ayet, Ashab-ı Kisa'nın üstünlüğü konusunda daha güçlüsü düşünülemeyecek derecede sağ-lam bir delildir." demiştir. [4]


Mübahele olayından bir dizi sonuç çıkarmamız mümkündür. Bu sonuçların başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:
 


 


Canlı Örnek
 


Mübahele olayında, İmam Hasan ile İmam Hüseyin'in (üzerlerine selâm olsun) ortaya çıkarılması rasgele bir uygulama değildi. Tersine, önemli anlamlar, mesajlar ve ipuçları ile bağlantılı bir tercih idi. Peygamberimiz (s.a.a) kendisini ve ilâhî risaletin sağladığı olgunluğun zirvesinde saydığı bu kişileri feda etmek üzere ortaya sürerken, bu kişilerin kendisine en yakın kimseler olduğu da göz önünde bulundurulduğunda, -Allah korusun- davasında yalancı çıkması mümkün değildi. Nitekim onunla mübaheleye gelen Hıristiyan reisleri de bunu mülahaza edip kabul ettiler. Ayrıca bu olay, Peygamberimizin (s.a.a) bütün gücü ile çalıştığını, kendi ilâhî risaleti alanındaki yetkinliğini ve benimsenmesine çağırdığı davaya beslediği güveni de kanıtlar.



Risaletin Hizmetinde



İmam Hasan ile kardeşi İmam Hüseyin'in (üzerlerine se-lâm olsun), çocukluk yaşlarında İslâm'ın ideal ve somut örnekleri olarak sayılmaları, açık kanıtların ortaya koyduğu sağlıklı inanç sistemi ile ilgili bir bilinçtir. Öyle açık kanıtlar ki, bunlar Ehlibeyt İmamlarının çocukluk yaşlarında ilâhî emaneti yüklenmeye ehil olduklarını, İslâm ümmetini hâkimane ve bilinçli şekilde yönetecek bir seviyede olduklarını kesin bir biçimde pekiştirir.


Nitekim tarih bu gerçeği, İmam Cevad (a.s) ile İmam Mehdi (a.f) hakkında fiilen tescil etmiştir. Bilindiği gibi ilâhî irade bu iki İmam'ın çocukluk yıllarında önderlik sorumluluğunu üstlenmelerini diledi. Bu durum, yüce Allah'ın dininin taşıyıcıları ve kullarının gözetleyicileri olmalarını murat ettiği şahsiyetler için garip bir olay değildir.
İşte Meryem oğlu İsa (a.s)!... Kur'ân-ı Kerim ondan şöyle söz ediyor:


"Bunun üzerine Meryem eli ile oğlunu göstererek onunla konuşmalarını önerdi. Onlar da: "Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz?" dediler. O sırada beşikteki çocuk dile gelerek: "Ben Allah'ın kuluyum. O, bana kitap vererek beni peygamber yaptı." dedi." [5]


Yahya Peygamber'in (a.s) durumu da böyle. Nitekim yüce Allah onun hakkında şöyle diyor:


"Allah ona: "Ey Yahya, tüm gücünle bu kitaba sarıl." dedi. Ona daha çocukken hikmet verdik." [6]

İmam Hasan ile İmam Hüseyin (a.s), çocukluk yıllarında insanî olgunluk ve kemal alanında öylesine yüksek bir düzeyde idiler ki, bu kemal düzeyi onları ilâhî inayete muhatap edecek bütün özelliklere sahip kılmış ve İslâm'ın, Peygamberimizin (s.a.a) diliyle kendilerine bağışladığı karakteristik niteliklerin çoğuna lâyık hâle getirmişti. Bu karakteristik nitelikler onları büyük sorumlulukları taşımaya muktedir yapmıştı. Bu mübahelede hazır bulunanlar davada ortak olduklarına göre Hz. Ali, Hz. Fatıma, İmam Hasan ve İmam Hüseyin güdülen davanın katılımcıları ve bu davayı ispat etmek için düzenlenen mübaheleye yönelik çağrının ortakları idiler.


Bu olay, yüce Allah'ın sadece Peygamber'inin Ehlibeyt'ine özgü kıldığı menkıbelerin en faziletlilerinden biridir.[7]


Nitekim İslâm âlimleri bu mübahele olayından, İmam Ha-san ile İmam Hüseyin'in faziletli oldukları sonucunu çıkarmışlardır. Bu âlimlerden biri olan İbn Ebu Allan ki Mutezile mezhebinin imamlarından biridir bu konuda şöyle diyor:


"Bu olay, Hasan ile Hüseyin'in mübahele için ortaya çıkarıldıkları sırada mükellef sayıldıklarına delâlet eder. Çünkü mübahele ancak buluğ çağında olan kişiler ile yapılır." [8]


Bu İmamların Rıdvan Biati'ne iştirak ettirilmeleri, ayrıca Hz. Fatıma (a.s) ile birinci halife Ebu Bekir arasındaki Fedek hurmalığı ile ilgili davada şahitliklerine başvurulması, bunların yanı sıra Peygamberimizin (s.a.a) çeşitli vesilelerle onlar hakkında söylediği sözler ve takındığı tavırlar da bu gerçeği teyit eder.


Bütün bunlar, Peygamberimizin (s.a.a) insanları psikolojik yönden eğitmek için murat ettiği yöntemin unsurlarını oluşturmak ve Ehlibeyt İmamlarının hayatlarının herhangi bir bölümünde ilâhî risalet görevini üstlenmelerinin mümkün olduğunu insanlara anlatmak yönünde cereyan etmekteydi.


 
Karşılaşılması Gerekli Olan Siyasetler



Peygamberimizin (s.a.a), Ehlibeyt'ini bu mübaheleye iştirak ettirmesinin arkasında bir dizi siyasal ve eğitimsel amaçlar saklı idi ki, bunların birkaçını şöyle sıralayabiliriz:


a) Müslüman kadının en yüce örneği kabul edilen Hz. Fatıma'yı böylesine hayatî bir dinî konuda ortaya çıkarmak, kokuşmuş cahiliye döneminden kalan anlayışı silme yolunda önemli adımlardan biri idi. O kokuşmuş anlayış ki, kadına hiçbir kayda değer önem atfetmeye yanaşmıyordu. Önem vermek şöyle dursun, o dönemin Arapları kadını kötülük ve belâ kaynağı, utanç ve hıyanet sebebi olarak görüyorlardı.[9] Bu yüzden kadını bu davada ortak ve davanın ispatında katkı sahibi olarak görmek şurada dursun, onu hassas, kritik, hatta bu mesele gibi mukaddes bir konuya katılmış görmeyi hiç kimse düşünemezdi.


b) Peygamberimiz (s.a.a), İmam Hasan ile İmam Hüseyin'i bu mübahaleye kendi oğulları sıfatı ile ortaya çıkarmıştı. Aslında onlar kızı Fatıma'nın (a.s) oğulları idi. Bu tercihin büyük bir anlamı ve derin bir esprisi vardı. Çünkü bu olayı anlatan ayette, İmam Hasan ile İmam Hüseyin'in Peygamberimizin (s.a.a) kızının oğulları olmalarına rağmen Peygamberimizin kendi oğulları diye anılabileceklerine dair delâlet vardır. Çünkü Peygamberimiz (s.a.a) karşı tarafa oğullarını çağıracağına söz verdi ve sonra İmam Hasan ve İmam Hüseyin'le birlikte mübaheleye geldi. [10]


Peygamberimizin (s.a.a) bu adımı az önce değindiğimiz gerekçenin yanı sıra bir başka cahiliye anlayışını ortadan kaldırmayı hedef edinmişti. Bu anlayışa göre gerçek oğulları kızların oğulları değil, oğulların oğulları idi.


Peygamberimizin (s.a.a) bu cahiliye zihniyetini düzeltmek için attığı bütün bu adımlara rağmen bazılarının bu zihniyete hâlâ bağlı kaldıklarını görüyoruz. Bu bağlılık şu ayetin tefsirine dayandırılan bazı fıkhî görüşlerde ortaya çıkıyor:


"Mirasınızın bölüştürülmesi sırasında Allah size erkeklere, kızlarınkinin (kadınların) iki katı kadar pay vermenizi emreder..." [11]


Sözünü ettiğimiz zihniyetin bağlıları mirası oğullardan türeyen vârislere mahsus sayarak kızlardan türeyenleri bu haktan mahrum kabul etmişlerdir. Oysaki yukarıdaki ayette bunun aksine işaret vardır.[12]


Ehlibeyt karşıtı akım, tarih boyunca bu uğurda bütün güçlerini seferber eden hükümdarların desteğini yanında bulduğu hâlde gerçeği karartma ve tarihi çarpıtma konusunda başarıya ulaşması yolunda karşısına dikilen aşılmaz bir engel ile yüz yüze gelmekten kurtulamamıştır. Bu engel Kuran'da, mütevatir hadislerde ve çok sayıda sahabînin bildiği, gördüğü, işittiği sayısız uygulamalarda ifadesini bulan ve arkasından İslâm ümmetine intikal eden güçlü delillere ve büyük gerekçelere sahip bir Ehlibeyt'in mevcudiyetidir.

 

Kaynaklar

[1]- Âl-i İmrân, 59–61
[2]- bk. Tefsiru'l-Kummî, 1/104; Kureşî, 1/88–91. Hz. Peygamber'in mübaheleye Aba Ehli'ni götürdüğünü (ayrıntılı ve özetle) birçok hafız ve müfessir zikretmiştir. bk. el-Hayatu's-Siyasiyye Li'l-İmami'l-Hasan, 18-19; el-Mizan Fî Tefsiri'l-Kur'ân, 3/368, A'lemî basımı.
[3]- Mecmau'l-Beyan, 2/452; et-Tibyan, 2/485; Tefsir-i Razî, 8/80; Ha-kaiku't-Te'vil, 114. Son eserde şöyle denir: "Âlimler ittifak etmişlerdir ki..."
[4]- el-Keşşaf tefsiri, 1/370; es-Savaiku'l-Muhrika, 153, mezkûr tefsirden naklen; el-İrşad, Şeyh Müfid, 99; el-Mizan tefsiri, 3/238
[5]- Meryem, 29–30
[6]- Meryem, 12
[7]- el-Mizan tefsiri, 3/224; Delailu's-Sıdk, c.3, bölüm: 1, s.84
[8]- Ebu Hayyan, el-Bahru'l-Muhit adlı eserde Mübahele Ayeti'nin tefsirinde ondan nakletmiştir.
[9]- es-Sahih Min Sireti'n-Nebiyyi'l-A'zam (s.a.a), 1/45–47
[10]- Tefsir-i Razî, 8/81; Fethu'l-Kadir, 1/347; Tefsir-i Taberî'nin hamişinde basılı Tefsir-i Nişaburî, 3/214; et-Tibyan tefsiri, 2/485, Ebu Be-kir Razî'den (bu, Fahr-i Razî değildir)naklen; Mecmau'l-Beyan, 2/452; el-Gadir, 7/122, Mecmau'l-Beyan ve Tefsir-i Kurtubî, 4/104'ten naklen.
[11]- Nisâ, 11
[12]- el-Hayatu's-Siyasiyye Li'l-İmami'l-Hasan, 27–28

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler