25 Mayıs 2018 Cuma Saat:
16:02

Muhtar Bile Olamazsın!

16-05-2016 14:57



Tayyip Erdoğan’ın söz ve davranışlarında ilginç bir çaba gözlemliyorum.

Gezi sürecindeki sözlerinin, tavırlarının, 17/25 Aralık sürecindeki ses kayıtlarının neden olduğu kişisel bir itibar kaybı var.
‘Düzgün insan’ olduğuna inanmamızı istiyor

Erdoğan, itibar kaybını, cumhurbaşkanlığı makamının itibarıyla, bu makamın verdiği güçle örtmeye çalışıyor. Kendine saygısı olan, değerlere inanan, insani hasletlere önem veren herhangi bir insanın asla kabul edemeyeceği söz ve eylemlerini unutturmaya çalışıyor. Kendisiyle alakalı bütün tartışmaların esasında siyasi bir tartışma olduğu, politik farklılıklardan kaynaklandığı izlenimi yaratmak için her yolu deniyor.

Son zamanlarda giderek artan şatafata düşkünlüğü, 6 bin kişilik miting gibi gösterişli düğün yapması, makamıyla saygınlık kazanmış bir düzine insanın nikah şahidi yapılması, Batılı devlet başkanlarıyla yaptığı görüşmelerdeki abartılı pozlar, kavga edip tasfiye ettiği eski yol arkadaşlarını etrafında tutma çabası, kendisine övgü dizen popüler kimselere abartılı ilgi… Tüm bunların, bir anlamda kaybettiği kişisel itibarını güçle geri kazanmaya dönük çabalar olduğunu düşünüyorum.

Halktan aldığı destekle sahip olduğu gücün onu akladığına, ‘düzgün insan’ yaptığına inanmamızı istiyor.

Mesela kendisini protesto eden bir çiftçiye söylediği “Ananı da al git” cümlesindeki sefaleti, evladını kaybeden bir anneyi miting meydanında yuhalatan vicdansızlığını, yolsuzluk iddialarının olduğu ses kayıtlarında çıkan “Oğlum paraları sıfırladın mı?” veyahut oğluna söylediği “O işadamının getirdiği para az, sakın alma, nasıl olsa kucağımıza oturacak” cümlesindeki ahlaki problemi, Soma’da yaralı vatandaşa tokat atacak kadar gaddarlığı, yine Soma’da yaralı vatandaşı tekmeleyen danışmanını el üstünde tutmasındaki pervasızlığı, “Barış sürecinin seçimde çok zararını gördük” diyerek binlerce insanın canına mal olan çatışmaları yeniden çare gören çıkarcılığı, 14 yıldır ülkeyi yönetmesine rağmen ülkeyi felakete götüren her olayın sorumluluğunu başkasının üzerine yıkan kurnazlığı, bir gün ak dediğine ertesi gün kara demesindeki o ilkesizliği…

Tüm bu söz ve davranışların ortaya çıkardığı insan profilinin, halktan çok oy aldığı için muteber insan sayılabileceğine inanmamızı istiyor. Gücü elinde tutanın kişiliğine, ahlakına, karakterine, vicdanına, ilkeli olup olmadığına, hülasa nasıl bir insan olduğuna değil, aldığı oya ve o oyla sahip olduğu güce bakarak ona saygı duymamızı bekliyor. Bu bakış açısını yerleştirmek için her şeyi yapıyor.

Halbuki insana yakışan bir makamdan değer kazanmak değil o makama değer katmaktır. Kalıcı olan budur. Muteber insan bulunduğu makama duyulan saygıyı sömüren, azaltan değil, o makama fazladan değer katandır.
Erdoğan’ın farkında olmadığı gerçek

Diğer taraftan Erdoğan’ın farkında olmadığı bir gerçek var.

Nasıl bir insan olduğumuzu sevenlerin, el üstünde tutanların, taraftarların sözlerine bakarak anlayamayız.

Esas olan ‘rakip’in, muhaliflerin, yabancıların ne söylediği, bizi nasıl gördüğüdür. Ötekinin övgüsü, dostun ise eleştirisi makbuldür.

Mesela Hz. Muhammed, muarızları, düşmanları, “Tamam farklı bir inanca sahibiz. Bizim kurulu düzenimizi yıkıyor. Atalarımızın dinini yok etmeye çalışıyor ama çok dürüst, kimsenin hakkını yemeyen biri” dedikleri için ’emin’ sıfatını aldı.

Ya da ‘Bilge Kral’ Aliya İzzetbegoviç’e düşmanları “Biz şahidiz ki savaşta hiç bir adaletsizlik yapmadı” dedikleri için Aliya’yı adaletli biri olarak hatırlıyoruz.

Tarihteki yerimizi yandaşların değil, yabancıların, ötekilerin sözleri belirler.

Velhasıl Erdoğan’a karşı olmadaki esas mesele sadece politik görüş farklılığı değil, söz ve davranışlarında insani değerlerin eksikliğidir. Bu tür değerleri eksik kimselerle arkadaş olmak, onlarla aynı ortamı paylaşmak bile büyük bir kişilik sorunu.

Bu değerlere kıymet atfetmeyen biri tarafından yönetilmek, geleceğimizi, çocuklarımızın geleceğini ona teslim etmek zorunda kalmanın ne demek olduğunu varın siz düşünün.
Yüzde 90 oy alsanız bile…

Yukarıda saydığım söz ve davranışlar ortada. Tüm bunlara rağmen yüzde 50 değil, yüzde 90 oy alsanız bile bu durum nasıl bir insan olduğunuz gerçeğini değiştirmez.

Bu nedenle eğer bu ülkede ahlak, kişilik, vicdan, karakter, dürüstlük gibi değerler yer etmiş olsaydı, toplum buna göre tavır belirleseydi bırakın başbakan, cumhurbaşkanı, başkan olmayı muhtar bile olamazdınız.

Bu sadece Erdoğan için değil, kim olursa olsun böyledir.


LEVENT GÜLTEKİN

[email protected]

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !