29 Ekim 2020 Perşembe Saat:
20:56

Mümin Dâima Umutlu ve İyimser Olmalı!

27-09-2020 16:47


 

 

 

 

 

 

 

 
 
Hiçbir gelişme hakkında ümitsiz olmamalıyız. 'Olmaz' dememeliyiz. En beklenmedik ve en umulmadık mevzularda bile, eğer Cenâb-ı Rabbü'l Alemin dilerse neler olmaz ki! O dilediğinde, kaskatı taşların içinden bile, nice billûr şelâleler akıtmıyor mu? O dilerse ateşi gülistana çeviriyor. O dilerse, en olmazlar dahî, olur hâle geliyor. Velhâsıl mümin; bedbin/kötümser olmayacak, nikbin/iyimser olacak.
 
Müminlerin iyi günleri ileride; sabır, tedbir, tevekkül ve dua ile ümidinizi kaybetmeyecek ve o iyi günleri göreceğiz inşallah!
 
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz, Hz Yakub’un diliyle;
 
“Allah’ın rahmetinden ümit  kesmeyin. Ancak kafirler topluluğu Allah’ın rahmetinden ümit keser” (Yusuf/87)  buyurmaktadır.
 
İnsanların çoğu istedikleri bir şeyi elde edemeyince, sevdikleri bir şeyi yitirince veya başlarına beklemedikleri bir bela, musibet geldiğinde ümitsizliğe düşerler, kaygı ve karamsarlığa kapılırlar.
 
Nitekim son yıllarda İslam aleminin yaşadığı sıkıntı ve savaşlar, küfür aleminin zulümleri, bazı Arap ülkelerinin Filistin davasına ihaneti, bir türlü oluşturulmayan Müslüman Birliği ve yaşadıkları ekonomik sıkıntılar, özellikle bu son zamanlarda koronavirüs salgını ile işten çıkartılanlar, iş yerini kapatanlar, gelirleri ve kazançları kesilenler başta olmak üzere insanlarımızın geneli arsasında büyük bir telaş, korku ve kaygılara orantılı olarak karamsarlık ve ümitsizlik, depresif bozuklukların yaygınlaştığı  müşahede edilmektedir.
 
Esasen dünya imtihan dünyasıdır. İnsan hayatta bazı zorluklarla karşılaşabilir. Böyle durumlarda ümitsizlik insanı yiyip bitiren bir hastalık haline dönüşür. Hatta, insanı dinden bile çıkarabilir.
 
Çünkü imanın geçerli olmasının şartlarından biri de; “İman, yeis/ümitsizlik halinde olmamaktır”. Mümin Allah’ın rahmetinden ümidini kesmemelidir. 
 
İnsan ümit olmazsa yaşayamaz. Ümitsiz insan mutsuz insandır; kötümser ve karamsardır. Onun için mümin 'havf' (korku) ile 'reca' (ümit) arasında yaşamalıdır denilmiştir.
 
Kur’an-ı Kerim’de şu ayet; “Müminlerin korkarak ve ümit ederek Allah’a ibadet ettiklerini” (Secde/16) ifade eder.
 
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de ümitvar olmanın, imanın gereği olduğunu, Peygamberler vasıtası ile bizlere öğretir, açıklar ve tebliğ eder.
 
Tarih boyunca yaşamış olan bütün peygamberler ve imamlar Allah’ın rahmetinden hiçbir zaman ümit kesmemeyi emretmişler ve ümmetlerine öğretmişlerdir.
 
 
İbrahim Peygamberimiz (a.s)
 
Hz. İbrahim de Allah’ın Kur’an’da övdüğü bir peygamberdir. Ancak ihlasıyla, samimiyetiyle ve Allah’a bağlılığıyla her zaman Müslümanlara önder olmuş bir peygamber olan Hz. İbrahim’i kavmi gereği gibi takdir edememiş, onu yakarak öldürmeye kalkışmıştı. 
 
Bu olayda da Hz. İbrahim Allah’a çok büyük bir sadakat göstermiş, ümidini hiçbir şekilde yitirmeden Allah’ın rahmetine güvenmiş, güzel bir teslimiyetle Allah’a teslim olmuştur.
 
Allah da kendisine hiçbir zarar ve eziyet dokunmadan ateşi ona esenlik kılmış, onu kurtarmıştır. (Enbiya/69) 
 
Hiç ümitsizliğe düşmeden bir ömür boyu Yüce Allah’tan çocuk isteyen Hz. İbrahim’e bir çocuğu olacağının müjdesini vermeye gelen elçiler de ümitvar olmak gerektiğini ifade etmişlerdir.
 
Dediler ki: “Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse ümit kesenlerden olma“. (Hicr/55)
 
 
Musa Peygamberimiz (a.s)
 
İnkar edenler tarafından engellenmeye çalışılan peygamberlerden biri de Hz. Musa’dır. Kavmi düşmanlar karşısında korkuya kapılıp ümitsizliğe sürüklenirken, Hz. Musa asla ümitsizliğe kapılmamış, Allah’ın mutlaka kendileriyle birlikte olduğunu bir an için dahi unutmamıştır. Hz. Musa’nın bu samimiyet ve teslimiyetine karşılık Allah da onlara büyük bir mucizeyle yardım etmiş, denizin yarılmasını ve böylece onlar için bir yol açılmasını sağlamıştır.
 
"İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa’nın adamları: “Gerçekten yakalandık” dediler. 
 
(Musa) "Hayır!" dedi. “Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir.” Bunun üzerine Musa’ya: “Asanla denize vur” diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu." (Şuara/61-63)
 
 
Eyüp Peygamberimiz (a.s)
 
Ağır bir hastalıkla mücadele eden Hz. Eyüp de durumundan dolayı en ufak bir teessür veya ümitsizliğe kapılmamış, derin bir bağlılıkla Allah’a yönelmiş, Allah’tan şifa dilemiştir. Hastalığında hayır görmüş, sabretmiştir. Kuran’da anlatılan bu davranışıyla bütün Müslümanlara güzel bir örnek teşkil eden Hz. Eyüb’ün ümit dolu sabrı ile ilgili ayetler şu şekildedir:
 
“Kulumuz Eyüb’ü de hatırla. Hani o: Herhalde şeytan , bana kahredici bir acı ve azap dokundurdu, diye Rabbine seslenmişti. Ayağını yere vur. İşte yıkanacak ve içecek soğuk su (diye vahyettik)” (Sad/41-44).
 
“Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik” (Enbiya/84).
 
Yakup Peygamberimiz (a.s) Hz. Yusuf’un babası Hz. Yakup da Kur’an’da güzel ahlakıyla, Allah’a olan sadakatiyle övülen, örnek gösterilen bir peygamberdir. Diğer oğullarının Hz. Yusuf üzerine kurdukları hileli plan üzerine Allah’tan ümidini hiç kesmemiş ve bütün samimiyetiyle Allah’a yönelmiş, onun geri gelmesini Allah’tan istemiştir dedi ki:
 
“Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah’a şikayet ediyorum. Ben Allah’tan (bir bilgi olarak) sizin bilmediğinizi de biliyorum. Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden (iyi bir araştırmayla) bir haber getirin ve Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden umut kesmez”. (Yusuf/86-87)
 
 
Hz. Muhammed Peygamberimiz (s.a.a)
 
Kureyş’in Allah Resulünü (s.a.a) öldürme kararı alması üzerine Cebrail (a.s) Peygamber Efendimize (s.a.a) nazil olarak Kureyş’in planını deşifre etti ve Allah’ın emrini iblağ etti. Nitekim Allah-u Teâla şöyle buyurmaktadır:
 
“Hani bir zaman kâfirler seni hapsetmek veya öldürmek yahut (Mekke'den) çıkarmak için düzen tertipliyorlardı. Onlar düzen hazırlarken Allah da düzen hazırlıyordu. Allah, düzen hazırlayanların en iyisidir.” (Enfal/30)
 
Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.a) müşriklerin gelmesinden önce evinden çıkarak Yesrib’e doğru hareket etti.[1] 
 
Allah Resulü (s.a.a) evinden çıkarken müşriklerin gözüne görünmemek için "Önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik; gözlerini de perdeledik; artık onlar görmezler." (Yasin/9) ayetini okudu.[2]
 
Peygamber Efendimiz (s.a.a) Rebiu’l Evvel ayının ilk gecesinde Hz. Ali’ye (a.s) şöyle buyurdular:
 
“Müşrikler bu gece beni öldürmek istiyorlar, benim Sevr Dağı'na gitmem için sen benim yatağımda yatar mısın?” İmam Ali (a.s) şöyle cevap verdi:
 
“Ey Allah’ın Resulü! Acaba ben yatağınıza yatarsam canınız güvende olacak mı?” Allah Resulü (s.a.a) olumlu cevap verince Hz. Ali (a.s) tebessüm ederek Hz. Peygamberin (s.a.a) canı güvende kalacağı için şükür secdesi yerine getirdi. Başını secdeden kaldırdıktan sonra şöyle arz etti:
 
“Gözüm, kulağım ve kalbim size feda olsun, size emir olunanı yerine getirin. Bana yardımcınız olarak her ne isterseniz emredin. Sizin emrettiğiniz gibi yatağa uzanıyorum ve başarı sadece Allah tarafındandır”[3] 
 
Daha sonra Allah Resulü (s.a.a) Hz. Ali’ye (a.s) sarıldı ve her ikisi ağlayarak birbirinden ayrıldılar.[4] 
 
Allah Resulü Hicrete başladı ‘Sevr’ mağazasına vardı. Müşrikler ise mağaranın önüne kadar gelmişlerdi, mağaranın içinden müşriklerin dizlerinden aşağısı görülüyordu. (Hz Musa’nın kavmi ile firavun ordusu karşılaştığı gibi) Müşriklerle karşı karşıya gelmişlerdi. Bunun üzerine, efendimizin yanındaki ikinci kişi telaşlanmış,  kaygılanmış; karamsarlığa ve ümitsizliğe kapılmıştı.
 
Efendimiz’in “Hüzünlenme (ümidini kaybetme) Allah bizimle beraberdir” (Tevbe/40) buyurduğunu Kur’an-ı Kerim haber veriyor.
 
Netice itibarı ile, hayatta ümitsizliğe ve  karamsarlığa  kapılmamak, huzurlu olmak için ümitle yaşamak gerekir. Ümitvar  olmayan, en küçük bir sarsıntıda tökezler, yol kazasına uğrar. 
 
Ümidin kaynağı Allah’a yakinen imandır. Allah’a iman edenler, Allah’tan ümit kesmezler. Şu ayeti hatırlarlar:
 
“Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara/216)
 
Bu yüzden karşılaşılan en olumsuz şartlarda bile ümitleri  sayesinde bir hikmet ararlar.
 
Herhangi bir olumsuzluk söz konusu olduğunda feryat ve figan etmez, şikâyet etmezler. Çünkü ümitsizlik bataklığı nice gayeleri, hayalleri yutar, yok eder. Ümitsizliğe düşen iflah etmez; çalışma azim ve enerjisini ve sinerjisini kaybeder, geleceğe karamsar bakar.
 
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
 
“En büyük bela ümitsizliktir. Ümitsizlik sahibini öldürür. Her ümitsizlik mutsuzluktur.” [5]
 
Ümidini kaybeden, gücünü kaybeder. Çaresizliğe düşer. Yarı felçli bir hasta haline döner.
 
Ancak inananlar, Allah’a ümitle bağlanır, hayal kırıklıklarının, tökezlemelerin geçici olduğuna inanır. Her şartta kendini koyvermez.
 
“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz!” buyruğunu duyan  bir müslüman, adeta ümitsizliği yasaklayan Allah’ın bu buyruğunu kendine düstur edinir.
 
Umutlu ve iyimser olmayı diler ümitsizlikten yüce Allah'a sığınırız.
 
 
 
 
 
 
  
 
 
 
 
 
 
 
Dipnotlar
 
 
[1] Nehc'ül-Belağa, 87. hikmet; Şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 18/239
[2] a. g. e. 77/42/10
[3] a. g. e. 45. hutbe
[4] Bihar, 2/55/30
[5] a. g. e. 2860
 
 
 
 
 
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Yazarın Diğer Yazıları