21 Eylül 2018 Cuma Saat:
22:56

NAİB

28-02-2018 08:31


 

 

Leyla herkese su verirken, Mecnun’un kabına vururdu. Mecnun da sevinip, „Gördünüz mü?“, derdi. Ne kadar da seviyor beni! Hepinize su verdi, lakin benim kabıma vurdu“. İşte sen de aşkından naz yaparsın Leyla gibi, bilirim. Sen bakma benim senden uzak durmalarıma, dünya işlerine dalıp seni unutmalarıma. Seni nasıl özlediğimi bir Yaradan bilir, bir sen.

 

Gaybında pak soydan bir Acem gülüne vuruldum ben. Üzerine naib abasını layıkıyla giymiş, sensizliğin mateminde emmamesi esvede çalan birine. Naib-ul asr`a yaraşır halet-i ruhiyede alim, adil ve yalnız; hani ataların gibi. Alnının derin çizgilerinde, senin derdini biriktirmiş. Omuzları ve başı senin bin yılı aşkın mazlumiyetini taşıyacak kadar dik, Elif gibi. Yüzü Tur’a inen nurdan daha aydınlık. O kadar boyanmış ki senin rengine. Ondan başka bir renge kör oluyor gözlerim. Hira gibi sığınak olmuştur muntezirlerine. Yokluğunda aşkı, itaati ve seni öğreniyorum ondan. Bir de „Heyhat Minnezzille“.

 

Aslında zalim olup da, kapitalizmin gücüyle kendilerini mazlum diye satanları, bir bir aşikar etmiştir. Uyuyan ve uyutulan halklara panzehir olmuş ve onlara inkılabın cennette yetişen leziz meyvesini sunmuştur.  Din düşmanlarını kendilerinden iyi tanımış ve herkese de layıkıyla tanıtmıştır. Hiçbir tehdit döndüremez onu Hakk'ın yolundan. İblis'in kendisini de, günümüzdeki en büyük yarenlerini de tir tir titretir dirayetiyle. Emperyalizm ve Siyonizm yüzlerce planlar yapıp, dünyaya hakim olup ve İslam'ı yok etmeye çalışırken; o Rabbinin yardımı ve Ehl-i Beyt'in inayeti ile onların bütün planlarını bozmaktadır, Al-i İmran elli dördü canlı canlı tefsir edercesine. Dilindeki ve gönlündeki Zülfikar ile medeniyet sanılan yılanların başlarını kesmiş; din, mezhep ayırmaksızın, cihan halklarına ve mustazaflarına kalkan, Sefinetu'n Necat'a naib-i veli olmuştur.

 

Yanında ona sadık olmayanlar, olamayanlar, belki de oturduğu koltuğa göz dikenler, kıskananlar vardır. Bilmezler ki; Yaradan yeryüzüne bakıp, bir  onda görmüştür liyakatini; sana naib ve sırdaş olmanın, senin emirlerini, muntezirlerine aktarmanın. Mu'minleri dinde kardeş, diğerlerini ise; yaradılışta eş bilir ve şaşmaz hiç bir zaman adalet terazisi. Mübelliği ve müfessiri olmuştur, Kur'ani velayetin. Senin yolunda defalarca hapse atılmış, işkenceler görmüş, çıkarılmış; ama hiç bir vakit vazgeçmemiştir davasından ve hakkı anlatmaktan. Cismi ve ruhu bir Hayy'a, bir de sana mahpus olmuş, her daim harb etmiştir perçeminin nurunda. Vücudunun bir kısmını şehit vermiş, ölümsüzlük şarabıyla gusül almıştır, hürlerin safında.

 

Gönlünde senin bin yıllık hasretini biriktirmiştir. Sana itaatin artçılarıdır, abidane kalbine can veren. Belki masum değildir, lakin her hareketinde görürsün; ismet pınarından kana kana içtiğini. Olsa olsa dünyaya gözlerini yeni açmış bir yavru kadar günahkardır. Vav gibi iki büklüm olur; bedeninde benzeri görülmemiş zelzeleler görürsün, senin ismini zikrederken. Gözünde daima ab-ı Fırat'ın mahrum bıraktıklarıyla mahrem olmuş bir ıslaklık. Yanakları al elma kıvamında mahcubiyete boyalı. Haya eder, adının senin adının yanında zikredilmesine. Devrin Malik-i Eşter'i başta olmak üzere; çok kıymetli askerler yetiştirmiştir, itaatle ve sadakatle üçyüzonüç'e yaren olacak, kendisi de belki onların komutanı.

 

Bin düşünür, bir söyler, belagat ve fesahat mana bulmuştur dilinde. Az ve öz konuşur. Konuşunca da cennette Davud'un sesini işitirsin sanki. Ağzından tek bir harf duyacak olsan, ya kendini ayetlerin arasında bulursun, acaba dörtyüz emrin hangisini tebliğ edecek diye! Ya da cihat emrini verip, „Allah yolunda savaşın ve zulmün kökünü kazıyın!“, mı buyuracak diye. Suskunluğu hikmettir. Süleyman’ın hazineleri, karşısında dilenci olmuştur, onun gönlünün zenginliğini görünce. Gözlerine baktığında, ufuk çizgisinden uzak bir basiret görürsün. Aynullah olmuştur, ilelebet Halik'in tevekkülünde ve Şerik-i Kur'an'ın emrinde.

 

Yoruldum, diye bir kelime yazmaz lugatinde. Nice civanları utandıran bir zindelik, çalışkanlık ve hareketlilik vardır hayatında. Devrin sultanlarına zühtü anlatırcasına; üç odalı küçük bir evdir ikametgahı. Akşamları on - on buçuk civarı yatmak ister, fakat çoğu zaman gece ikiyi bulur, zihni ümmetin sorunlarına çareler bulmak ve onları özgürleştirebilmenin fikrinde. Cennet sarayları faziletlerine az gelmesine rağmen, o sadece Abdullah ve atasına layık olabilmenin derdinde.

 

Sensizliğin sancılarına merhem arıyorum onun bakışlarında. Rüyalarımı süslüyor, ayın ondördü gibi parlayan Yusufi cemaliyle. O, herkese hediyeler verirken, ben ona bir hediye vermek istiyorum, icaze verirsen. Rabbin lütfu, senin adınla yücelen bu canı, ona teslim etmek, saadettir senin yolunda. Sonra ruh bedene geri dönüyor. Gözü yaşlı bir diriliş, sonrası gece ve sabah namazları. Akabininde kabul olduğundan zerre şüphe etmediğim seher duaları. Sonrası senin yolunda iş-güç, yeme-içme, ibadet ve istirahat. Yatarken de yine münacat ve dualar; kitabın ferec babında ve şad olduğum ıslak rüyalar zuhur tadında.

 

FAHRİ TOY

27/02/2018

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !